7. Hukuk Dairesi 2024/3833 E. , 2025/2673 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1182 E., 2024/1383 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/52 E., 2024/66 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin 27112 ada 1 parselde bulunan taşınmazda hisse sahibi olduğunu, taşınmazın hissedarlarından bir kısmının hisselerini davalıya sattığını, müvekkilinin davaya konu satışlardan ... 17. noterliğinin 03.11.2022 tarihli ihtarnamesi ile haberdar olduğunu, haricen öğrendiklerine göre taşınmazdan hisse satın alan davalının müvekkilinin yasal ön alım hakkını kullanmasını engellemek adına satın aldıkları hisselerin tapu değerlerini rayiç bedelin oldukça üzerinde gösterdiklerini, bu nedenle öncelikle muvazaa iddialarının değerlendirilerek taşınmaz üzerinde keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmak suretiyle satın alınan hisselerin satış tarihindeki rayiç değerlerinin tespiti gerektiğini ileri sürerek; davalı adına kayıtlı bulunan satışa konu hisselerin satış tarihindeki rayiç değerleri ile tapu harç ve masraflarının ödenmesi karşılığında davalı adına kayıtlı tapu hisselerinin iptali ile müvekkili adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP Davalı vekili; müvekkilinin davaya konu taşınmazı toplamda 15 farklı satış işlemi kapsamında 3.096.000,00 TL bedelle satın aldığını, yine bahse konu satış işlemleri için 61.920,00 TL harç masrafı yaptığını, taşınmazın satış bedeli ve satış masrafları depo edildiği takdirde davayı kabul ettiklerini belirtmiş, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı yanın üzerine bırakılmasına karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; tapu iptali ve tescil davasının kabulü ile 27112 ada, 1 parselde bulunan davalıya ait hisselerin iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, 3.229.292,50 TL'nin nemalandırılmış hali ile birlikte karar kesinleştiğinde davalıya ödenmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; davalının kabul beyanı bulunmadığını, bu nedenle harcın ve vekalet ücretinin doğru belirlenmediğini, davalının "taşınmazla ilgili tapu müdürlüğü nezdindeki satış bedeli ve satış masrafı bir an evvel depo edildiği takdirde, davalı müvekkilin davayı kabul edeceklerini sayın Mahkemenizin bilgilerine sunarız" şeklindeki beyanının kabul beyanı olarak nitelendirilemeyeceğini, bedeldeki muvazaa iddialarının incelenmediğini, tanık beyanlarının dikkate alınmadığını, muvazaa iddiaları dikkate alınmaksızın dosya kapsamında salt taşınmaz satış senetleri üzerinden yapılan hesaplama ve bu hesaplama doğrultusunda kurulan hükmün hatalı olduğunu, satış senetlerinde alıcı ve satıcının katlanması gereken tapu harcının tamamının davacı müvekkiline yüklenmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, ön alım hakkından kaynaklanan tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir. 2. Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesinde; Türk Medeni Kanunu'nun 732. maddesi; "Paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması hâlinde, diğer paydaşlar önalım hakkını kullanabilirler” hükmünü içermektedir. Madde gerekçesinde ise: "Maddede paylı mülkiyette herhangi bir paydaşın kendi payını ister tamamen ister kısmen bir başkasına satması hâlinde, diğer paydaşların önalım haklarını kullanabilecekleri öngörülmüştür. Bu suretle, önalım hakkının, bir payın üçüncü kişiye tamamen veya kısmen satılması durumunda da kullanılabileceği vurgulanmıştır" ifadelerine yer verilmiştir. Yasal ön alım hakkı, paylı mülkiyete konu bir taşınmazın paydaşlarından birinin payını üçüncü kişiye satması hâlinde diğer paydaşlara aynı şartlarla bu payın alıcısı olabilme yetkisini veren yenilik doğuran bir haktır. Payın tamamının veya bir kısmının satılması arasında bir fark yoktur. Kişiye değil paya bağlı bir haktır ve kim paydaş olursa bu hakka sahiptir. Ön alım hakkı kullanılınca paydaş payını yasal ön alım hakkını kullanan diğer paydaşa devretme yükümlülüğü altına girmektedir. Böylece ön alım hakkı taşınmaz mülkiyetinin dolaylı sınırlama biçimlerinden birisidir. Bu hak kullanılmadığı sürece ortada bir kısıtlama olmayıp, ön alım hakkının kullanılmasıyla birlikte ortaya çıkar. Yasal ön alım hakkının kullanılması, ancak paydaş olmayan birisine yapılan satışta söz konusu olur. Ön alım hakkı eskisi gibi irade bildirimi ile değil ancak alıcıya karşı dava açılarak kullanılabilir. Bu hakkın dava dışında kullanılması olanaklı değildir. Ön alım davası yenilik doğuran bir dava, kararı da yenilik doğuran bir karardır. Ön alım hakkına ilişkin yapılan bu genel açıklamalardan sonra davaya son veren taraf işlemlerinden olan kabul kavramı üzerinde durulması gereklidir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Davayı kabul" başlıklı 308/1. maddesi; "Kabul, davacının talep sonucuna, davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesidir.”, aynı Kanun'un 309/1. maddesi; "Feragat ve kabul, dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılır.", 311/1. maddesi ise, "Feragat ve kabul, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. İrade bozukluğu hâllerinde, feragat ve kabulün iptali istenebilir." şeklinde düzenlenmiştir. Açıklanan bu hükümlerden de anlaşılacağı üzere davayı kabul, davalının mahkemeye ulaşması gerekli tek taraflı irade beyanı ile davacının dava dilekçesindeki talep sonucu kısmına kısmen veya tamamen muvafakat etmesi şeklinde tanımlanabilir (..., Kuru; Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, C. IV., İstanbul 2001, s. 3674; Süha, Tanrıver; Mahkeme Huzurunda Yapılan Kabuller, AÜHFD, 1995/I, s. 221). Kabul, davayı sona erdiren usul işlemi olmasının yanı sıra aynı zamanda davalı, davacının istemiş olduğu hakkın varlığını da kabul ettiğinden bir maddi hukuk işlemidir (Kuru, s. 3677). Davayı kabul, her şeyden önce bir usul işlemi olduğundan, kabulün şartları ve etkileri usul hukuku bakımından düzenlenir. Kabulün şekli (yapılış biçimi), davayı sona erdirmesi ve kabul nedeniyle davanın kabulüne ilişkin mahkeme kararının istinaf/temyiz edilmesi usul hukukuna tabidir. Davayı kabulden söz edilebilmesi için dört koşulun bir arada bulunması gerekir. Bunlardan ilkini; davalı tarafından mahkemeye yöneltilmiş bulunan tek taraflı ve varması gereken bir irade beyanının mevcudiyeti oluşturur (Tanrıver, s. 221). Bu irade beyanının kendisinden beklenen hüküm ve sonuçları doğurabilmesi mahkeme veya davacı tarafından kabul edilmesine bağlı değildir (Kuru, s. 3691). Bu yönü ile davayı kabul beyanı davadan feragatle benzerlik gösterirken, mahkeme huzurunda yapılan sulhlerden ayrılır. Zira mahkeme huzurunda yapılan sulh için tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarına ihtiyaç vardır. Diğer bir koşul, davayı kabule ilişkin irade beyanının kayıtsız, şartsız ve açık olması gereklidir (HMK md. 309/4). Usul işlemleri kural olarak şarta bağlı olarak yapılamayacağından, şarta bağlı olarak bir kabul beyanında bulunulmuş ise, davalının bu beyanının davayı kabul olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Davalının, davanın kabulüne ilişkin davayı kabul eden irade beyanı, kayıtsız ve şartsız olmasının yanı sıra, açık ve tereddüte yer vermeyecek bir biçimde kesin de olmalıdır. Zımni olarak davayı kabul de mümkün değildir (Kuru, 3692-3694). Diğer taraftan, davalının kabule ilişkin irade beyanının davacının talep sonucunu konu alması gerekir. Davalı sözü edilen irade beyanı ile davacının dava dilekçesinin talep sonucu kısmına rıza gösterir. Davayı kabul davacının dava dilekçesinin talep sonucunun tamamına ilişkin olabileceği gibi talep sonucunun bir kısmına ilişkin de olabilir (md. 309/3). Son koşul olarak kabul, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarrufta bulunabilecekleri uyuşmazlıkları konu alan davalarda hüküm doğurur (HMK md. 308/2). Medeni Usul Hukukunda kural olarak tasarruf ilkesi (md. 24) uygulandığından, bu ilkeden hareketle davalı da dava konusu üzerindeki tasarruf yetkisine dayanarak açılmış bir davayı kabul edebilir. Bu suretle davalının kabulü davayı sona erdirir. Buna karşın, iki tarafın arzusuna tâbi olmayan ve kamu düzenini yakından ilgilendiren davalarda (örneğin velayete, nesebe ilişkin davalarda) yapılan kabuller geçerlilik taşımaz ve davayı sona erdirmezler (Kuru, s. 3675; Tanrıver, s. 218, İlhan, E. Postacıoğlu; Medeni Usul Hukuku, İstanbul 1975, s. 480). Davalı tarafından davanın kısmen veya tamamen kabulü mümkün ise de; kabulün şarta bağlı olarak yapılması mümkün değildir. Kabul ile dava konusu uyuşmazlık esastan sona erdiğinden, davalının gerçek amacının davayı kabul etmek olduğu açıkça anlaşılmalıdır. Beyanından, taşıdığı amacın davanın tamamı ya da bir kısmını koşulsuz şekilde kabul etmek olduğu anlaşılmıyor ise mahkemenin davalıya amacının ne olduğunu açıklatması (md. 31) ve beyanını ona göre değerlendirmesi gerekmektedir. Kayıt ve şarta bağlanmış beyanlarda, ihtilafın gerçek anlamda sona erdiğinden söz edilemeyeceğinden, koşula bağlanmış bir kabul beyanı geçerli olmayacaktır. Diğer bir anlatımla koşula bağlanmış kabul ile davanın sona erdiği kabul edilemez (Hukuk Genel Kurulunun 04.10.2022 tarihli ve 2020/1-464 Esas, 2022/1234 Karar sayılı kararı). Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı paydaşın satış bedelinde muvazaa yapıldığını ileri sürerek ön alım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil istemiyle açtığı eldeki davada, davalı vekili dosyaya sunduğu cevap dilekçesinde davacının resmî akitte yazılı olan satış bedeli, tapu alım harcı olmak üzere toplam şuf'a bedelini mahkemece verilecek kesin süre içinde depo etmesi kaydıyla davanın kabul edildiğini beyan etmiş, ancak davacının muvazaaya ilişkin iddialarının gerçeği yansıtmadığını belirterek muvazaa iddiasının reddi gerektiğini savunmuştur. Her ne kadar davalı taraf cevap dilekçesi ile davayı kabul ettiğini beyan etmiş ise de, davacının bedelde muvazaa iddiasına karşı çıktığından ve ortada HMK'nın 309/4. maddesine uygun biçimde kayıtsız, şartsız, şüphe ve tereddüte yer vermeyecek şekilde açık bir kabul beyanı bulunmadığından aynı Kanun'un 308. maddesi anlamında geçerli bir kabulün varlığından söz edilemez. Şu hâlde taraflar arasında ön alım bedeli konusundaki uyuşmazlığın sürmekte olduğu, bedelde muvazaa iddiası nedeniyle ön alım bedeli konusunda uyuşmazlığın devam etmesine rağmen kabul beyanının kesin hüküm gibi sonuç doğurması mümkün değildir. Somut olayda şarta bağlanmış bir kabul beyanı bulunduğu gözetilmeksizin davanın kabul nedeniyle harç ve vekalet ücretinde indirim yapılarak sonuca gidilmesi doğru olmamıştır. Ön alım hakkının kullanılmasıyla bu hakkı kullanan paydaş ile alıcı arasında kapsam ve şartları satıcı ile davalı arasında yapılan sözleşmenin aynı olan bir satım ilişkisi kurulmuş olduğundan ön alım bedeli, tapuda gösterilen satış bedeli ile davalı tarafından ödenen harç ve masrafların toplamından ibarettir. Mahkemece satış bedelleri ve masraflarıyla birlikte 3.229.292,50 TL depo ettirilmiş, satış bedelinin yanında hem alıcıya hem de satıcıya düşen masrafların depo ettirilmesine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu sebeplerle bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE; (2 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının KABULÜNE, 2. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20.05.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! ced14f073b0f56fa 6c07b4a0be747a1e