6. Hukuk Dairesi 2025/860 E. , 2025/3496 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1289 E., 2025/40 K.. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/83 E., 2022/386 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 21.10.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ....'nin gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı yüklenici vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında ".... Barajı ve ... İnşaatı" yapım işine dair sözleşme imzalandığını, sözleşmenin 4. maddesi ile işin yapım süresinin 1080 takvim günü olarak belirlendiğini, 24.05.1999 tarihinde yer teslimi yapılarak işin yapımına başlandığını, davalı idare tarafından müvekkiline toplam 3890 takvim günü süre uzatımı verilerek işin en son bitim tarihinin 31.12.2012 olarak belirlendiğini, sözleşmenin yürürlükte olduğu süre içerisinde altmış ara hakediş düzenlendiğini, Genel Müdürlük Makamının 26.04.2013 tarihli oluru ile işin 430 keşif artışı çerçevesinde tamamlanamayacağı anlaşıldığından işin tasfiye edilmesine karar verildiğini, tasfiye protokolünün davalı idarece 15.07.2013 tarihinde tasdik edildiğini, tasfiye protokolü gereğince taraflarca yapılan tasfiye tespit çalışmalarının 04.02.2014 tarihinde sonuçlanarak tutanak altına alındığını, davaya konu işin tasfiye geçici kabulünün 12.03.2014 tarihinde yapıldığını, işin geçici kabul itibar tarihinin 31.12.2012 olarak belirlendiğini, iş sonu projelerinin 12.12.2018 tarih ve 06.01.18.193 sayılı yazı ekinde, kesin hesap dosyalarının ise 27.05.2019 tarih ve 06.01.19.347 sayılı yazı ekinde davacı yüklenici tarafından davalı idareye yeniden sunulduğunu, davalı idare tarafından gerek iş sonu projelerinde ve gerekse kesin hesaplarda kesinleşmiş mahkeme kararlarına, sözleşme ve ekleri ile hukuka aykırı şekilde değişiklikler yapıldığını, tarafların mutabakatı ile kesin hesabın ve kesin hak edişin düzenlenmesinin imkânsız hale geldiğini, bu sebeplerle dava dilekçelerinde 10 bent halinde belirtilen konudaki alacaklarının tahsili ile şimdilik 100.000,00 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı idare vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının yapmış olduğu imalatlar bedelinin Karayolları Genel Müdürlüğü birim fiyatları üzerinden geçici hakedişlerle ödendiğini, kesin hesap ve hakedişlerin bu fiyatlara göre hazırlandığını, müvekkili tarafından hazırlanan ve henüz inceleme aşamasında olan kesin hakedişe göre davacıya 8.000.000,00 TL fazla ödeme yapıldığının tespit edildiğini, munzam zarar iddiası hakkında ise, davacı tarafça bu konuda daha önce Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açıldığını, mahkemece hükmedilen miktarın işlemiş faiziyle birlikte davacı tarafa ödendiğini, davacı tarafın avans faizi ile karşılanamayan zararı bulunduğu iddiasının yerinde olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile hükme esas alınan bilirkişi kurulu tarafından düzenlenen "kesin hakediş" raporuna göre, davalı idarece davacıya ödenmesi gereken bir miktar bulunmadığı, bilakis davacıya 3.005.208,21 TL fazla ödeme yapıldığının tespit edildiği, her ne kadar davacı tarafın uğramış olduğu iddia edilen munzam zarara ilişkin hesaplama yapılması talep edilmiş ise de, davacının daha önce bu konuda Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2016/73 Esas ve 2017/192 Karar sayılı dosyası üzerinden dava açıldığı, mahkemece verilen kararın Yargıtay tarafından onandığı ve Ankara 9. İcra Dairesi’nin 2018/9257 Esas sayılı dosyası üzerinden takibe konulduğu ve davalı tarafça 06.12.2018 tarihinde 22.218.245,00 TL ödeme yapıldığı, dava tarihinde ve ödeme tarihinde ülkemizdeki enflasyon rakamları ve ekonomik şartlar göz önünde tutulduğunda, davacının ayrıca hükmedilen asıl miktar ve işletilen avans faizi haricinde, uğramış olabileceği munzam bir zararın bulunmadığı, yine davacı tarafça 23.09.2022 tarihli uzman görüşü sunulmuş ise de, belirtilen teknik ve hukuki mütalaanın, mahkemece sözlü yargılama ve hüküm aşamasına geçilmesinden sonra sunulduğu, söz konusu teknik ve hukuki mütalaanın davacı tarafça tek taraflı olarak hazırlatıldığı, davalı tarafın bu konudaki görüş ve savunmalarının alınmasına imkân tanınmadığı, bunun dışında belirtilen teknik ve hukuki mütalaanın bir inşaat mühendisi ve bir mali müşavir tarafından hazırlandığı, buna karşın mahkemece alınan bilirkişi kurulunda; bir Sayıştay denetçisi-hukukçu, bir inşaat mühendisi ve bir mimar bilirkişinin bulunduğu, 23.09.2022 tarihli teknik ve hukuki mütalaayı düzenleyenlerin, taraflar arasında düzenlenen sözleşme ve eki şartnameleri ve ayrıca bu konudaki hukuki mevzuatı irdeleme ve değerlendirme yeterliliklerinin bulunmadığı dikkate alınarak davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde; a. Uzman raporu ile munzam zarar alacağının 2.919.303,00 TL olarak hesaplandığını, bilirkişi raporu ile uzman raporu arasında çelişki olduğunu, dosyanın yeni bir heyete tevdi gerektiğini beyan etmektedir B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, eser sözleşmesi uyarınca kesin hesap alacağı ve munzam zararın tahsili istemlerine ilişkindir. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Taraflar arasında ".... Barajı ve ... İnşaatı" yapım işine dair sözleşme imzalanmış, söz konusu iş tamamlanmadan taraflarca işin tasfiye edilmesine karar verilmiştir. Davacı yüklenici işin kesin hesabının çıkartılmasının yanı sıra aşkın zararını talep etmiştir. Aşkın zarar talebini ise Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2016/Esas sayılı dosyaya dayandırmıştır. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili kavramların açıklanması gerekmektedir; Aşkın Zarar (Munzam Zarar): Para borçlarında borçlunun temerrüdünün bir sonucu niteliğindeki munzam (aşkın) zarar TBK. m. 122 (B.K.105) hükmünde düzenlenmektedir. Söz konusu hükmün ilk fıkrasına göre, "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür" Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.11.1999 tarihli, 1998/13-353 E., 1999/929K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere munzam zarar, sorumluluğu kusura dayanan borçlu temerrüdünün hukukî bir sonucudur ve alacaklının zararının faizi aşan bölümüdür. Munzam zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğu kurallarına bağlı bir zarar şeklinde tanımlanabilir. MUNZAM ZARARIN TAZMİNİNİN ŞARTLARI: Yukarıda anlatılanlardan anlaşılacağı üzere, alacaklı temerrüt faizini isteme hakkı bakımından avantajlı bir konuma sahiptir. Oysa, aynı durum munzam zararın tazminini isteme hakkı bakımından geçerli değildir. Alacaklı, ancak aşağıda açıklanan şartların bir arada bulunması halinde borçludan munzam zararın tazminini isteyebilir. A. Bir Para Borcunun Bulunması Munzam zararın tazmininin istenebilmesi için borcun bir para borcu olması gerekir. Zira, munzam zararın istenmesi her türlü borç bakımından değil, sadece para borçları için mümkündür. Para borcunun kaynağı ise önemli değildir; Munzam zararın tazmini sadece tüketim ödüncü sözleşmesine münhasır değildir. Meselâ, sözleşme, haksız fiil, sebepsiz zenginleşme veya vekâletsiz işgörmeden doğan para borcunda munzam zararın tazmini söz konusu olabilir. Bunun için her şeyden önce borçlunun temerrüde düşmüş olması gerekir. B. Borçlunun Temerrüdü Türk Borçlar Kanunu 117. maddesi uyarınca davalı borçlunun usulüne uygun olarak temerrüde düşürülmesi gerekir. Borçlu temerrüde düşürülmemişse borçlu hakkında yapılan icra takip tarihinde veya dava açılmışsa dava tarihinde borçlunun temerrüdü oluşur. C. Munzam Zarar Munzam zararın tazmini için aranan şartlardan üçüncüsü zarardır. Nitekim, bu şart "temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa" ifadesi ile TBK. m. 122/1 hükmünde açıkça belirtilmektedir. Ancak, söz konusu hükümde zararın türü ve niteliği konusunda açıklık yoktur. Bununla beraber munzam zarar da zarar teorisindeki genel esaslara uygun biçimde anlaşılmalıdır. Türk-İsviçre Hukuku'nda zarar daha ziyade dar anlamda, yani maddî zararı ifade etmek için kullanılır. Eksilmenin malvarlığında ortaya çıkması halinde maddî zarardan bahsedilir. Malvarlığındaki eksilme, alacaklının, zarar veren davranıştan sonra malvarlığının mevcut hali ile bu olay meydana gelmeseydi göstereceği hal arasındaki farkı ifade eder. Bu tanım çerçevesinde munzam zarar da bir tür maddî zarardır. Bu zarar gerek doktrinde gerekse Yargıtay içtihatlarında (müspet) olumlu zarar olarak nitelendirilmektedir. Munzam zarardan söz edebilmek için temerrüt faizini aşan bir zararın meydana gelmesi gerekir. Şu halde, munzam zarar hesaplanırken, bundan temerrüt faizinin çıkarılması gerekir. Munzam zarar çeşitli tarzlarda ortaya çıkabilir. Alacaklı, borçlunun kendisine para borcunu ödememesi sonucunda üçüncü kişiye olan borcunu ifa edemediği için temerrüde düşmüş ve kendisinin aldığı temerrüt faizinden daha yüksek bir temerrüt faizini ödemek zorunda kalmış olabilir. Alacağını zamanında tahsil edemeyen alacaklı şirket, üçüncü kişiye olan ve vadesi gelmiş borcunu ödemek için ihtiyacı olan krediyi 3. kişilerden sağlaması nedeniyle malvarlığında meydana gelen eksilmeden dolayı da munzam zararı oluşabilir. D. Uygun İlliyet Bağı Munzam zararın tazmini için söz konusu zararla borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağının varlığı aranır. Buna göre, alacaklının temerrüt faizini aşan zararı ile borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağı bulunmalıdır. Şayet alacaklının uğradığını iddia ettiği zararla borçlunun temerrüdü arasında hiçbir illiyet bağı yoksa borçlu munzam zarardan sorumlu tutulamaz, Alacaklının uğradığı munzam zarar objektif bir şekilde genel hayat tecrübelerine ve olayların normal akışına göre borçlunun temerrüde düşmüş olmasının sonucu sayılabilirse borçlu aşkın zarardan sorumlu tutulur. Yani, borçlunun temerrüdü böyle bir zarara yol açmaya elverişli olmalıdır. Aksi takdirde, alacaklı munzam zararın tazminini isteyemez. Genel esas, burada da geçerlidir. Bu itibarla, munzam zarar ile fiil arasındaki uygun illiyet bağının var olduğunu gösteren tüm olguları ispatlaması gereken taraf davacıdır. Dolayısıyla, alacaklı uygun illiyet bağının bulunduğunu ortaya koyan vakıaları ve bunların dayanağı olan delilleri mahkemeye sunmalıdır. E. Kusur Borçlunun temerrüde düşmesi veya temerrüt faizi ödemesi için kusur şart değildir. Munzam zararın tazmini ise temerrüdün kusura bağlı sonuçlarından biridir. Gerçekten de, kusur, munzam zarar istemi bakımından mutlaka bulunması gereken bir unsurdur. TBK. m. 122/1 gereğince "borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe" faizi aşan zararı da tazmin etmekle yükümlüdür. Kusurun derecesi ise sorumluluğun doğması bakımından önemli değildir; borçlu her türlü kusurundan sorumludur. Borçlu hafif ihmali sonucunda temerrüde düşmüş olsa bile temerrüt sebebiyle doğan ve faizle karşılanamayan munzam zararı tazmin etmek zorunda kalır. TBK. m. 112 hükmüyle uyumlu olarak TBK. m. 122 hükmünde de alacaklı yararına bir kusur karinesi kabul edilmiştir. Buna göre, alacaklı borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir; borçlunun kusurlu olduğu varsayılmaktadır. Borçlunun sorumluluktan kurtulması için kendisinin hiçbir kusurunun bulunmadığını ispatlaması gerekir. Borçlu temerrüde düşmekte kusursuz olduğunu çeşitli şekillerde ispatlayabilir. Meselâ, alacaklıya zamanında ulaşacak şekilde gönderdiği paranın kendi kusurundan kaynaklanmayan bir sebeple geciktiğini ispatlayan borçlu munzam zararı tazmin yükümlülüğünden kurtulabilir. Aynı esas, alacağın varlığından haberdar olmadığını ve bunda bir kusurunun bulunmadığını ya da ödemeyi zamanında yapmamasının beklenilmeyen bir halden kaynaklandığını ispatlayan borçlu için de geçerlidir. MUNZAM ZARARIN İSPATI: Munzam zararın hesaplanmasında somut ve soyut yöntemler dikkate alınır. Somut yöntemde; davacı alacaklının munzam zarar kaleminin oluştuğunu somut bir biçimde ispatlaması gerekir. Örneğin borcunu zamanında tahsil edememesi nedeniyle kredi borçlanması yaptığını veya 3. kişilere borcunu zamanında ödeyememesi nedeniyle temerrüd faizi ödediğini, cezai şart gibi ödemelerde bulunduğunu, yine dövizle yapmış olduğu borçlanmadan dolayı borcunu zamanında ödeyememiş olması nedeniyle kur farkından kaynaklanan zararı olduğunu, ödemekle yükümlü olduğu vergi, sosyal sigorta prim ödemeleri gibi ödemeleri zamanında ifa edememesi nedeniyle gecikme faizi ödemek zorunda kaldığını iddia ederek bu zararını ispatlayabilir. Soyut yöntemde; yaşayan hayatın gerçekleri ve deneyimlerinin zorunlu kıldığı herkesçe bilinen normal durumlar ile fiili karineler başka bir deyişle Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesinde belirtilen genel kuralın istisnaları şeklinde ispat yükünü ortadan kaldıran olgular, ispat hukuku açısından alacaklı lehine değerlendirilir. Ülkemizde seyreden hiper enflasyon nedeniyle bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için çaba ve girişimlerde bulunmak, örneğin en azından vadeli mevduat, altın, devlet tahvili, döviz gibi yatırımlarda değerlendirmesi olayların normal akışına, hayat tecrübesine uygun bir karine olarak kabul edilmesi zorunludur. Enflasyonist ortamda yaşayan normal makul bir insanın parasını atıl bir biçimde tutmayacağı, gelir getirecek bir yatırıma yatıracağı bilinen bir gerçektir. 818 sayılı Borçlar Kanun’un 232 (TBK 187, madde de belirtildiği üzere herkesçe bilinen vakıalarla ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz). Yasal deyimle bu maruf ve meşhur vakıaların ispatına gerek yoktur. Yüksek Enflasyon Dönemlerinde; Sürekli ve yüksek enflasyonun görüldüğü ülke ekonomilerinde para borcunun zamanında ödenmemesi halinde alacaklının borçluyu temerrüde düşürmesi, borcun ifasının uzun süre alması nedeniyle alacaklı her zaman zarara uğrar. Bu zararın bazı ispat kolaylıkları ile de olsa ispat edilmesi gerekir. Paranın değer kaybetmesi alacaklının mal varlığında bir eksilmeye yol açması halinde alacaklının zararının bulunduğu kabul edilmelidir. Normal Enflasyon Döneminde; Normal enflasyon dönemlerinde temerrütten sonra ifa anına kadar paranın değer kaybetmesi kural olarak zararın varlığını göstermez. Enflasyon ülke ekonomisinde süreklilik ve yükseklik arzetmiyorsa bu durumda alacaklının somut olaylarla zararını ispatlaması gerekir. 20.10.1989 gün ve 1988/4 Esas, 1989/3 Karar sayılı İçtihatı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararında “para her zaman kullanılması mümkün ve temettü meta olduğundan geç ödenmesi halinde zararın varlığı kesindir.” denilerek para borcunu ödemekte geciken borçlunun bu eyleminden dolayı alacaklının zararının doğacağı kabul edilmiştir. Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru sonucunda vermiş olduğu, 21.12.2017 gün ve 2014/2267 sayılı başvuru no.lu kararına konu uyuşmazlıkta, başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiği anlaşıldığından başvurucuya şahsi ve olağan dışı bir külfet yüklendiği, bu tespite rağmen derece mahkemelerinin başvurucunun zarara uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorumu nedeniyle somut olay bakımından kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine değerlendirilip mülkiyet hakkının ihlâl edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiş olması karşısında, hak ihlâline neden olmamak düşüncesiyle munzam zararın somut delillerle kanıtlanması gerektiği uygulamasından vazgeçilmiş, gelişen ekonomik koşullar, mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki adil dengenin korunması Anayasa Mahkemesi'nin ihlâl kararlarının bağlayıcılığı gözönünde tutularak enflasyon ve buna bağlı olarak döviz kurları, mevduat faizleri, devlet tahvilleri ve diğer yatırım araçlarının faiz oranları ile birlikte getirilerinin temerrüt faizden fazla olması halinde munzam zararın varlığının karine olarak kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir. Yine Anayasa Mahkemesi'nin 2017-24810 başvuru numaralı 27.11.2019 tarihli kararında da aynı ilkelere temas edilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 57031/12 başvuru no.lu Suna Denizci/Türkiye hakkında verilen kararda da munzam zararın talep edilebileceği belirtilmiştir. Yukarıda belirtilen kararlar uyarınca kişinin mal varlığında meydana gelen azalmanın mülkiyet hakkının ihlâli niteliğinde olduğu munzam zarar ispatı konusunda katı ispat kurallarına bağlı kalındığında ihlâl kararları verildiği ve tazminata hükmedildiği yine yüksek enflasyonist dönemlerde borçlunun borcunu ödemeyerek düşük temerrüt faizinden yararlanarak haksız kazanç elde ettiği ve borçlunun borcunu ödememesi, direngen durumda olması nedeniyle mahkemelerdeki dava sayısının hızla arttığı görülmektedir. Bu nedenle yüksek enflasyonist dönemde soyut yöntemin dikkate alınması tüm bu sakıncaları ortadan kaldıracak, adaletin gerçekleşmesini sağlayacaktır. Her somut olayın özelliği de dikkate alınarak bulunulacak zarar miktarının TBK'nın 50... . maddeleri (mülga BK'nın 42... md) kapsamında değerlendirilerek belirlenmesi gerekir. Munzam zararın hesap yönteminde dikkate alınacak ekonomik veriler; 1. Her yıl itibariyle gerçekleşen TEFE-TÜFE, oranı 2. Bankaların 3 aylık ortalama vadeli mevduat faiz oranları, 3. Devlet tahvillerine verilen faiz oranları 4. Döviz kurlarındaki Amerikan Doları ve Euro değişim oranları 5. Asgari ücret artışı 6. Altın fiyatlarındaki artış Sepetteki bu verilerin ortalamasının mahkemece zararın hesaplanmasında dikkate alınması gerekir. Somut olayda, davacı yüklenici hakedişlerde poz uygulamalarının hatalı yapılması sebebiyle eksik ödenen iş bedelinin tahsili gerekçesiyle davalı idareye karşı açmış olduğu Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2016/73 Esas, 2017/192 Karar ve 25.05.2017 karar tarihli dosyasında yapılan yargılama sonunda asıl davanın kabulüne, 500.000,00 TL'nin 13.01.2009 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, birleşen Ankara 23. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/185 Esas sayılı dosyası yönünden davanın kabulüne 4.510.134,78 TL'nin 13.01.2009 tarihinden itibaren, 7.250.528,17 TL'nin de 26.01.2013 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, kararın kanun yollarından geçerek 23.05.2019 tarihinde kesinleştiği ve davalı idarece davacı yüklenicinin alacaklarının ödendiği anlaşılmıştır. Söz konusu asıl ve birleşen davaya konu 500.000,00 TL ve 4.510.134,78 TL alacaklara ilişkin olarak davalı idarenin 13.01.2009, birleşen davaya konu 7.250.528,17 TL alacak için ise 26.01.2013 tarihinde temerrüde düştüğü, söz konusu temerrüt tarihlerinden söz konusu alacakların ödendiği tarihe kadar ülkemizdeki enflasyon oranları, yabancı paranın değer artışı, altın fiyatlarının artışı, vadeli mevduat faiz oranları, devlet tahviline verilen faiz oranı, asgari ücret artışı gibi ekonomik göstergeler, yine o dönem içerisindeki avans faiz oranları dikkate alındığında, davacı alacaklının parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çabada bulunmasının hayatın olağan akışına da uygun olduğundan ilk derece mahkemesince konusunda uzman bilirkişi kurulundan yukarıda belirtilen ekonomik unsurlar dikkate alınarak oluşturulacak sepet hesabına göre davacı yüklenicinin temerrüt faizini aşan bir zarara uğrayıp uğramadığı tespit edilerek, varsa bu zarar miktarından davacı tarafından tahsil edilen temerrüt faiz miktarı çıkartılarak, davacı alacaklının aşkın zararının (munzam) tahsiline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde bu talebin de reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, 1. “Değerlendirme” bölümünün “1.” paragrafında belirtilen sebeplerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, “2.” paragrafında belirtilen sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Takdir olunan 28.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak Yargıtay duruşmasında vekille temsil olunan davacıya verilmesine, Peşin alınan harcın istek halinde davacıya iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 21.10.2025 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 994b6db5254cfa2f 2b00221acf275d8e