4. Hukuk Dairesi 2025/374 E. , 2025/12174 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI: 2021/593 E., 2021/268 K. İlk Derece Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; davalı ...'ın ..., davalı ...'ın sürücü ve davalıya sigortalı araç sürücüsü ile ...'ın sürücülüğünü yaptığı araç arasındaki 27.08.2010 tarihli kazada ...'ın vefat ettiğini, davacılardan ...'ın annesi ve ...'ın babası olduğu ve evlatlarının ölümü ile destekten yoksun kaldıklarını, diğer davacıların ise müteveffanın kardeşleri olduğunu, devam eden ceza yargılamasında alınan Adli Tıp Kurumu raporu ile davalıların kazada tali, müteveffanın ise asli oranda kusurlu olduğunun belirtildiğini beyanla, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile davacı anne için şimdilik 5.000,00 TL, davacı baba için şimdilik 3.000,00 TL destek tazminatı ve 2.000,00 TL cenaze gideri ile davacı anne ve baba için ayrı ayrı 10.000,00 TL, diğer davacı kardeşlerin her biri için 5.000,00 TL olmak üzere toplam 65.000,00 TL manevi tazminat ile 10.00,000 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... sadece maddi tazminat ile sorumlu olmak üzere davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiş, 18.02.2013 tarihli dilekçe ile davacı ... için talebini 5.134,00 TL, davacı baba için 4.126,00 TL olarak ıslah etmiştir.
II. CEVAP Davalı ... ve ... vekili cevap dilekçesinde; müteveffanın kazada kusuru bulunduğu, kaza nedeni ile sigortanın karşılamadığı zararı ödemek zorunda kaldıklarını, maddi tazminat talep etmek hakları olmadığını, SGK'nın yaptığı ödemelerin peşin sermaye değerinin tazminat miktarından düşülmesi, manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir. Davalı ... Sigorta AŞ vekili cevap dilekçesinde; kazaya karışan aracın davalı şirkete 12.10.2009-12.10.2010 tarihleri arasında sigortalı olduğunu, davacılar ... ve ...'a 1.983,41 TL ödeme yapıldığını, ibraname imzalandığını, yükümlülüklerini yerine getirdiklerini, manevi tazminat talebinden sorumlu olmadıklarını, faiz talebini kabul etmediklerini, kusur yönünden kamu davasının sonucunun beklenmesi gerektiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 17.06.2014 tarihli ve 2012/229 Esas, 2014/327 Karar sayılı kararıyla; davanın trafik kazası nedeni ile destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat talebine ilişkin olduğu, davalı sürücü hakkında Alanya 3. Asliye Ceza Mahkemesinde yürütülen yargılama neticesinde verilen hapis cezasının ertelendiği, Adli Tıp Kurumundan alınan kusur raporu ile davalı sürücünün %25, müteveffanın %75 oranında kusuru bulunduğu, Belediye Başkanlığından gönderilen yazı ile cenaze ve defin için 2.960,00 TL toplam gider olacağının bildirildiği, 28.01.2013 tarihli hesap raporu ile davacı ... için 4.136,46 TL, davacı ... için 5.134,35 TL destek tazminatının belirlendiği ve davacı vekilinin 18.02.201 tarihinde talebini ıslah ettiği, ıslah talebi de dikkate alınarak davacı anne ve baba için toplam 9.260,00 TL tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verildiği, davacı anne ve babanın kaza nedeni ile çektiği acı nedeni ile ayrı ayrı 1.000,00 TL manevi tazminata karar verilmesine, her ne kadar kısa kararda destek tazminatı için 37.303,56 TL tazminata karar verildiği belirtilmişse sehven 28.03.2014 tarihli bilirkişi raporunun hükme esas alındığı ancak ıslah talebinin 28.01.2013 tarihli bilirkişi raporuna göre yapıldığı bu hatanın tavzihen düzeltilmesine karar verildiği gerekçesi ile davacı ... ve ... için toplam 9.260,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının 27.08.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine, davacı ... ve ... için ayrı ayrı 1.000,00 TL manevi tazminatın davalılar ... ve ...'dan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ve davalı ... Sigorta şirketi vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 18.04.2017 tarihli ve 2014/20668 Esas, 2017/4204 Karar sayılı ilamıyla; "10.04.1992 gün 7/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı hakimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olmasını öngörmektedir. Kısa kararda hükmedilen bir yükümlülüğünün gerekçeli kararda hüküm altına alınmamış olmasının çelişki teşkil etmediğini söylemek mümkün değildir. Yargı erkinin görev ve yetkisi Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak keza İBK'nın bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka gerekçeli karardaki hüküm başka ise bu durumun mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır. Öyle ki İBK ile bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde başka bir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir. Diğer taraftan 1086 sayılı HUMK.’nun 381.- 389. maddelerinde (6100 sayılı HMK m. 294-297), hükmün tefhimi, nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiştir. HUMK’nun 388. maddesinde (HMK m. 297/II); hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin zorunlu olduğu açıklanmıştır. Başka bir anlatımla, tesis edilen hüküm, infazı kabil ve uygulanabilir olmalıdır. Bu hükümler yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereği ve kamu düzeni ile ilgili olup, yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar, kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta olması zorunludur. Yargıtay'ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için de ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş bir hükmün bulunması gerektiği açıktır. Somut uyuşmazlıkta, yerel mahkemenin yargılamayı sonuçlandırdığı 17.06.2014 tarihli kısa kararın 1 nolu bendinde "Davacı ... ve ...'ın maddi tazminat davasının kabulüne, davalı ... sigorta poliçe limiti ile sorumlu olmak üzere 37.303,56 TL. destekten yoksunluk tazminatının kaza tarihi olan 28/07/2010 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tüm davalılardan alınarak davacılara verilmesine," denildiği halde, gerekçeli kararın hüküm fıkrasının 1 nolu bendinde “Davacı ... ve ...'ın maddi tazminat davasının kabulüne, davalı ... sigorta poliçe limiti ile sorumlu olmak üzere 9.260,00 TL destekten yoksunluk tazminatının kaza tarihi olan 27.08.2010 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tüm davalılardan alınarak davacılara verilmesine” şeklinde yazıldığı görülmektedir. Bu durum HMK'nin 294/3. maddesine aykırılık teşkil ettiğinden 10.4.1992 gün ve 1991/7 Esas-1992/4 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı uyarınca kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki çelişkinin giderildiği bir hüküm kurulmak üzere kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir. 2-Bozma neden ve şekline göre davacılar vekili ve davalı ... Sigorta A.Ş vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir." şeklinde bozma kararı verilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile alınan bilirkişi raporlarının tümünde sigorta şirketlerince yapılan ödemelerin ardından davacıların bakiye bir maddi zararı ve cenaze gideri alacağı kalmadığının belirlendiği, davacıların dava açılış tarihi itibari ile haklı olduklarından bu yöndeki tüm dava masraf ve yargılama giderlerinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verildiği, olay tarihi, oluş şekli, kusur oranı, vefat edenin davacılara yakınlığı dikkate alındığında davacıların manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulü gerektiği gerekçesi ile maddi tazminat istemleri yönünden davanın konusuz kalması nedeni ile karar verilmesine yer olmadığına, manevi tazminat yönünden ise davacı ... ve ... için ayrı ayrı 10.000,00 TL manevi tazminat, diğer davacılar yönünden ise ayrı ayrı 2.500,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 28.07.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... ve...'dan alınarak davacılara verilmesine fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; bakiye tazminat alacakları olduğu, faiz tutarının faizsiz alacaktan düşüldüğü, manevi tazminat miktarlarının düşük belirlendiği, davacıların her biri lehine manevi tazminat bakımından vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği gerekçeleri ile kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe Uyuşmazlık, davalı ... tarafından ... Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (...) Poliçesi ile teminat altına alınan aracın karıştığı 27.08.2010 tarihli trafik kazası sonucu ölüm nedeniyle ölenin desteğinden yoksun kalanların açtığı destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat talebine ilişkindir. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen kararın bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmamasına, yapılan ödemelerin yeterli olduğunun alınan hesap raporu ile belirlenmiş olmasına, 17.06.2014 tarihli kararda davacılar lehine kabul edilen manevi tazminat miktarları için tek vekalet ücreti verilmiş ancak bu hususun temyize getirilmemiş olmasına, manevi tazminat miktarlarının yeterli olmasına göre temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacılar yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 10.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 9a75335d32b4195f 8ffcff0909e218ce