4. Hukuk Dairesi 2024/12524 E. , 2025/11950 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI: 2024/17 93... /1983 Karar İLK DERECE MAHKEMESİ: Edirne 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI: 2020/2 56... /256 Karar Bölge Adliye Mahkemesi kararı ve 09.07.2024 tarihli ek karar davacı tarafından temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı dava dilekçesinde; hakkında haksız ve kötü niyetli icra takibi yapıldığını, takip talebi ve icra emrinin yasaya uygun biçimde düzenlenmemiş olduğunu, ödeme emri ve takip talebinde ilama dair hiçbir belgeden bahsedilmediğini, kötü niyetle borç olmadığı halde yasanın gücünün kötüye kullanılarak kesin borç ipoteğine dayalı ilamlı takip yapıldığını, bu şekilde geriye dönüşü olmayan zararlara ve manevi yönden çöküntüye sebep olunduğunu, dosyada takibin baş şartı olan cari hesap kredi sözleşmesi olmadığını, olmayan borç ve olmayan ipoteğe dayanarak ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapıldığını, geçersiz aciz geçersiz değer tespitine haczedilmezlik iddiası olan menkullerin üst sınır ipoteği ve zirai ipotek olmasına rağmen geçersiz ilan ve satış koşulları nedeni ile arazilerinin yok pahasına satılacağını, İcra ve İflas Kanunu'nun birinci derecede muhatabı ve doğrudan uygulayıcısının icra dairesinin görevlileri olduğunu, haczi icra memuru uygulayacağına göre, haczedilmezlikle ilgili kurallarda icra memuru tarafından kendiliğinden dikkate alınması gerektiğini, haczedilmezlikle ilgili kanun hükümlerinin sadece icra mahkemesi hakiminin değil aynı zamanda takibin tüm taraflarını ve takibi yürütmekle görevli organ olan icra dairesini de bağladığını, kanunu doğrudan doğruya ve birinci derecede uygulamakla icra müdürü (memurları) görevli olduğunu, bu görevi yerine getirmemesinin denetiminin icra mahkemesine ait olduğunu, İİK'nun 150/ı maddesi uyarınca taraflar arasında cari hesap, kısa orta, uzun vadeli şeklinde işleyen bir ilişki bulunmadığı takdirde borçlu hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapılamayacağını, taraflar arasında cari hesap şeklinde işleyen bir kredi ilişkisinin mevcut olup olmadığı ve buna dayalı bir ipotek aktinin varlığının mevcut olmadığını belirterek yapılan haksız ve kötü niyetli takibin iptaline, uğradığı maddi ve manevi zararların tazminine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davanın yetkili mahkemede açılmadığını, kesin hüküm ve derdestlik itirazlarının bulunduğunu, davacının kredi kullandığı, ipotek tesis ettiği, borcunu ödemediğine ilişkin belgelerin dosyalar içinde olduğunu, icra dairelerinin işlemlerinin yasaya uygun olduğunu, icra dairesi personeline ve Adalet Bakanlığına atfedilecek kusur bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; dava dilekçesinin açıklattırılması gerektiğini, davacının taleplerinin açık olmadığını, kesin hüküm itirazları bulunduğunu, davacıya karşı yapılan takibin usule ve yasaya uygun olduğunu, davacının borcunun ve ödenmediğinin kesinleştiğini, davacının taşınmazlar üzerinde tasarruf hakkının devam ettiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Mahkememizin iş bu tefrik olunan 2020/256 E., sayılı dosyasının 08.09.2022 tarihinde yapılan duruşmasında, davacı asile duruşma gün ve saatini bildirir davetiyenin tebliğ edilmesine rağmen duruşma gün ve saatinde mahkemede hazır bulunmadığı ve davasını takip etmediği, hazır bulunan davalı ... vekili Av. ... ile davalı ... vekili Av. ...'nın davacı asilce takip edilmeyen davayı takip etmediklerini beyan, beyanlarını imzaları ile tasdik ettikleri ve taraflarca takip edilmeyen dava dosyasının HMK'nın 150.maddesi gereğince 3 aylık yasal süresi içerisinde yenileninceye kadar işlemden kaldırılmasına karar verilmiş ise de, dosyanın incelenmesinden; 23.11.2021 tarihli celsede dosyanın başvuruya bırakıldığı ve davacı tarafça 28.11.2021 tarihli dilekçe ile yenilenerek duruşmasının 01.02.2022 tarihine bırakıldığı, yine 01.02.2022 tarihli celsede davacı asilce takip edilmeyen davanın HMK'nun 150.maddesi gereğince 2. kez başvuruya bırakıldığı, davacı asil tarafından 13.04.2022 tarihinde sunduğu yenileme dilekçesi ile dosyanın işleme alındığı ancak 08.09.2022 tarihli celsede duruşma gün ve saati bizzat kendisine tebliğ edilmesine rağmen davacı asil tarafından takip edilmeyen dava başvuruya bırakılmış ise de, daha önce 23.11.20 21... .02.2022 tarihlerinde müracaata kalan dosyanın açılmamış sayılmasına karar vermek gerektiği, davalı taraflarca da takip edilmeyeceği beyan edildiğinden, 6100 sayılı HMK'nun 150/6. maddesi uyarınca, işlemden kaldırılmasına karar verilen ve sonradan yenilenmiş olan davanın, ilk yenilenmeden sonra bir defadan fazla takipsiz bırakılamayacağı göz önünde bulundurularak, davacının davasının HMK 150/6 madde uyarınca açılmamış sayılmasına karar vermek gerekmiştir." gerekçesi ile davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, davacının bu karara karşı yaptığı temyiz talebinin de 09.07.2024 tarihli ek karar ile reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı temyiz dilekçesinde; HMK 167, 114/1-f/2, 77/1, 340, 286, 106 maddelerine dayanan taleplerinin değerlendirilmediğini, hukuksuzlukların tespit edilmediğini, İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının usul ve yasaya uygun olmadığını, ek kararın da hukuksuz olduğunu belirterek kararın ve ek kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; haksız icra takibi ve haciz nedeniyle doğan maddi ve manevi zararların tazmini talebine ilişkindir. 1.Davacının 09.07.2024 tarihli ek karara yönelik temyiz itirazları yönünden; davacı davasını belirsiz alacak davası olarak açmış, talebini artırdığına ilişkin bir dilekçe de sunmamıştır. Bu durumda kararın miktar yönünden kesin olduğuna dair verilen Bölge Adliye Mahkemesi kararı da bu karara yönelik temyiz başvurusunun reddine dair ek karar da yerinde değildir. Bölge Adliye Mahkemesinin miktar itibariyle kesin olduğundan bahisle davacının temyiz isteminin reddine ilişkin ek kararının kaldırılarak asıl karara ilişkin temyiz isteminin incelenmesine geçilmesi gerekmiştir. 2. Davacının asıl karara yönelik temyiz itirazlarına gelince; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Tarafların duruşmaya gelmemesi, sonuçları ve davanın açılmamış sayılması” başlığı altında düzenlenen 150 nci maddesinin ikinci fıkrasında; “ Usulüne uygun davet edilmiş olan taraflardan biri duruşmaya gelir, diğeri gelmezse, gelen tarafın talebi üzerine, yargılamaya gelmeyen tarafın yokluğunda devam edilir veya dosya işlemden kaldırılır. Geçerli bir özrü olmaksızın duruşmaya gelmeyen taraf, yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemez.”, altıncı fıkrasında ise; “İşlemden kaldırılmasına karar verilmiş ve sonradan yenilenmiş olan dava, ilk yenilenmeden sonra bir defadan fazla takipsiz bırakılamaz. Aksi halde dava açılmamış sayılır.” şeklinde düzenleme yapılmıştır. Bilindiği üzere hukuk yargılamasına ilişkin kurallar, yargılamanın düzenli yapılması ve hakkın olabildiğince çabuk elde edilmesi amacını gerçekleştirmek için getirilmiştir. İşte hakkın elde edilmesi için birer araç olan bu kurallar amaca uygun somut bir görevin varlığı halinde uygulama alanı bulurlar. Aksi halde, araçla ulaşılması istenilen amaç arasında gerçek ve esaslı bağın bulunmaması anlamsızlığı (şekilcilik) ortaya çıkarır. Mahkemelerin amacı, ne olursa olsun uyuşmazlıkları ortadan kaldırmak değil, pozitif hukukun ölçüsünde, hakkı belirleyerek sonuca ulaşmaktadır. Bu nedenle geciken adaletin, adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen usul kuralları, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.01.2014 tarihli ve 2013/3-1238 E. 2014/957 K. sayılı ilamı). Somut olayda; Edirne 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/110 esas sayılı dosyasından yapılan yargılama sırasında davaya konu haksız icra takibi ve hacizler nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemli dava bu dosyadan tefrik edilerek 2020/256 Esasına kaydedilmiş ve bu esas üzerinden yargılamaya devam edilmiştir. 23.11.2021 tarihli duruşmaya davacı veya vekili mazeret bildirmeksizin katılmadığı ve hazır olan davalılar vekilleri de dosyayı takip etmediğinden dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmiş, davacının 29.11.2021 tarihli yenileme dilekçesi üzerine yeni duruşma günü 01.02.2022 olarak belirlenmiş, bu duruşmaya da davacı veya vekili mazeretsiz olarak katılmadığından dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmiş, davacı 13.04.2022 tarihinde yenileme dilekçesi sunmuş, duruşma tarihi 02.06.2022 olarak belirlenmiş, bu duruşmada davacıya bu duruşma günü tebliğ edilmediğinden bu duruşma gününün tebliğine karar verilmiş, duruşma günü 08.09.2022 tarihine bırakılmış, davacı veya vekili mazeret olmaksızın bu celseye de katılmadığından dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmiş ancak karar yazılırken işlemden kaldırma kararının hatalı olduğu, dosyanın daha önce de 23.11.20 21... .02.2022 tarihlerinde işlemsiz kaldığından davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiği belirtilerek bu yönde gerekçeli karar yazılmış ve karar davacı tarafından temyiz edilmiştir. Ancak 29.11.2021 tarihinde yenileme dilekçesi üzerine 01.02.2022 tarihi duruşma günü olarak belirlenmiş, buna ilişkin duruşma davetiyesinin davacının huzurdaki dosyanın tefrik edildiği ayrı bir esasta devam eden dosyasında adli yardım nedeniyle barodan atandığı anlaşılan vekiline elektronik tebligat yöntemi ile tebliğ edildiği anlaşılmaktadır. Bu vekilin tefrik edilen huzurdaki dosyada vekaleti yoktur. Mahkemece Baroya yazılmış, Baroca adli yardım nedeniyle avukat atanmış ancak davacı tarafından bu vekile vekaletname verilmemiştir. Bu durumda duruşma gününün davacı asıla tebliği gereklidir. Davacı asıla duruşma günü tebliğ edilmediğinden, duruşmaya mazeretsiz olarak katılmadığı gerekçesi ile 01.02.2022 tarihli duruşmada dosyanın işlemden kaldırılması kararı usul ve yasaya uygun değildir. Buna dayalı olarak dosyanın üç defa takip edilmediği gerekçesi ile verilen davanın açılmamış sayılması kararı da yerinde olmamıştır. Bu nedenle kararın bozulması gerektirmiştir.
VI. KARAR 1.Yukarıda (1) nolu bentte gösterilen nedenlerle davacının İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 09.07.2024 tarihli ek kararına yönelik temyiz isteminin kabulü ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 09.07.2024 tarihli ek kararının kaldırılmasına; 2.Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan sebeplerle, davacının temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 255ecddba53aea50 19c5b2988b4c7a2d