Yargıtay Kararları › Yargıtay 3. Hukuk Dairesi › Ekim 2025 › 2025/1328 E., 2025/4863 K.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/1328 E., 2025/4863 K. (15.10.2025) – Tapu

Mahkeme
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/1328
Karar No
2025/4863
Karar Tarihi
15.10.2025
Konu
Tapu

3. Hukuk Dairesi 2025/1328 E. , 2025/4863 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/2401 E., 2025/59 K. DAVA TARİHİ : 29.12.2022 İLK DERECE MAHKEMESİ : Fethiye 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/753 E., 2024/427 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacı vekili; 21.09.2005 tarihli adi yazılı taşınmaz satış sözleşmesine istinaden .. İli, .. İlçesi, .. Köyü, .. mevkisinde bulunan 345 ada, 9 parsel numaralı 2169 m² büyüklüğündeki tarla için müvekkili tarafından davalıya 25.950 GBP ödeme yapıldığını, İngiltere'de yaşayan müvekkilinin yıllardır bahse konu taşınmazın tapuda kendisine devrini beklediğini ancak bedeli ödendiği halde davalı tarafından tapuda devir yapılmadığını, müvekkilinin de artık buna dair ümidi kalmadığını, geçersiz satış sözleşmesi nedeniyle davalının sebepsiz zenginleştiğini, denkleştirici adalet ilkesine göre dava tarihi itibariyle gayrimenkulün değerinin bilirkişi incelemesi ile belirlenmesi gerektiğini ileri sürerek; şimdilik 25.950 GB'nin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP Davalı vekili; davanın zamanaşımına uğradığını, ödemenin dava dışı 3. kişiye yapıldığını, müvekkiline bir ödeme yapılmadığından husumet yöneltilemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalı tarafından dava konusu taşınmazın 26.06.2009 tarihinde dava dışı 3. kişiye devredildiği, bu tarih itibariyle davacı yanın davalı adına kayıtlı olmayan taşınmaz için tapuda ferağ ümidinin ortadan kalktığının kabul edilmesi gerektiği, davanın 29.12.2022 tarihinde açıldığı, davacının bu tarih itibariyle ödediği bedeli talep hakkının zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun bulunduğu gerekçesiyle, başvurunun esastan reddine karar verilmiş; karar, davacı vekili tarafından süresi içinde temyiz edilmiştir.

V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; İlk Derece Mahkemesince verilen ilk kararın Bölge Adliye Mahkemesi tarafından kaldırıldığını, ancak İlk Derece Mahkemesince yeniden aynı karar verilmek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararına direnildiğini, bu durumun kanuna açıkça aykırı olduğunu, aynı heyetin bu defa verilen karara karşı başvurunun esastan reddine karar verdiğini, müvekkilinin halen İngiltere'de ikamet etmekte olduğunu ve yatırım olarak aldığı gayrimenkulun kötü niyetli olarak davalı tarafından satıldığını dava tarihinde öğrendiğini, ferağ ümidinin kesilme tarihinin dava tarihi oldu��unu belirterek, kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Gerekçe ve Değerlendirme Uyuşmazlık, harici satım sözleşmesi nedeniyle ödenen bedelin sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca iadesi istemine ilişkindir. 1. Sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için; bir taraf zenginleşirken diğerinin fakirleşmesi, zenginleşme ve fakirleşme arasında uygun nedensellik bağının bulunması ve zenginleşmenin hukuken geçerli bir nedene dayalı olmaması gerekir. Davaya konu sözleşmenin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) konuya ilişkin 61 ve devamı maddelerindeki düzenlemelere göre, sebepsiz zenginleşme; geçerli olmayan veya tahakkuk etmemiş yahut varlığı sona ermiş bir nedene ya da borçlu olunmayan şeyin hataen verilmesine dayalı olarak gerçekleşebilir. Sebepsiz zenginleşme bunlardan hangisi yoluyla gerçekleşmiş olursa olsun, sebepsiz zenginleşen, aleyhine zenginleştiği tarafa karşı, geri verme borcu altındadır. Tapulu taşınmazın satışına dair yapılan adi yazılı sözleşmeler, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 706, 818 sayılı Kanunun 215, 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 26... sayılı Noterlik Kanunu'nun 60. maddeleri uyarınca, resmi şekilde yapılmadığından hukuken geçersizdir. O nedenle, geçerli sözleşmelerde olduğu gibi taraflarına hak ve borç doğurmaz. Bu durumda taraflar, verdiklerini haksız iktisap kuralları gereğince geri isteyebilirler. Ancak, taraflar arasında harici de olsa bir sözleşme olduğundan dava 818 sayılı Kanun'un 125. maddesine göre on yıllık zamanaşımına tabidir. Ayrıca, zamanaşımı borcun muaccel olması ya da ifanın imkansız hale geldiği tarihte başlar. Zilyetlik devam ettiği sürece ise zamanaşımı işlemeye başlamaz. Yine, 07.06.19 39... / 31... /47 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da, “Taşınmazın haricen satışına ve satış vaadine ilişkin muameleler kanunen geçerli bulunmamış ise de, satıcının bu işte görevli memur önünde ferağın icrasını ve aksi takdirde almış olduğu bedelin geri verileceğini taahhüt etmiş ve alıcıyla aralarında kararlaştırılmış bulunan bedeli bu şartla satıcıya vereceğini üstlenmiş ise, bu gibi uyuşmazlıklar Borçlar Kanunu'nun 125. maddesine göre on yıllık zamanaşımına bağlıdır. Zamanaşımı süresinin başlangıcı, ferağdan dönme ve vazgeçme tarihidir” denilmektedir. Şu halde, satıcı geçerli bir sözleşme yapmadığı takdirde aldığı satış bedelini geri vermeye mecburdur. Bu nedenle alıcı, satıcının ferağ vermesini bekler. Ferağ verme yönündeki ümidi kesildiği takdirde, verdiği parayı isteme hakkı doğar. İşte satış parasının geri verilmesi davalarında; zamanaşımının başlangıcı, bu ümidin kesildiği veya satışın yapılmasının imkan dahilinden çıktığı ya da tapuda devir yapma olanağının ortadan kalktığı tarih olmaktadır. Somut olayda; taraflar arasında geçersiz de olsa bir sözleşme olduğundan, dava 818 sayılı Kanunun 125. maddesine göre on yıllık zamanaşımına tabidir. On yıllık zamanaşımı süresinin başlangıç tarihi, satış bedeline ilişkin paranın verildiği tarih olmayıp, sözleşme geçersiz olsa da satıcının rıza ve ihtiyariyle taahhüdünü her zaman yerine getirebileceği göz önüne alınarak bunun ifasını beklemek durumunda bulunan alıcı için, ancak davaya konu taşınmazın tapuda ferağ ümidinin ortadan kalktığı veya ifanın imkansız hale geldiği tarihtir. Bu çerçevede, İlk Derece Mahkemesince, gayrimenkulün dava dışı 3. kişiye devredildiği 26.06.2009 tarihi itibariyle ferağ ümidinin ortadan kalktığı değerlendirilmiş ise de; davacı, 4721 sayılı Kanunun 1020. maddesinde düzenlenen tapu kayıtlarının aleniliği ilkesi uyarınca davaya konu taşınmazın tapu kaydını incelemeye yetkili kişilerden değildir. Diğer taraftan davacının davalı tarafından taşınmazın 3. kişiye yapılan satışından haberdar olduğu hususu da iddia ve ispat edilmemiştir. Bu itibarla, davacı yönünden zamanaşımının başlama tarihi, dolayısı ile ferağ ümidinin kesildiği tarih, dava tarihidir. O halde İlk Derece Mahkemesince; davanın zamanaşımı süresi içerisinde açıldığı kabul edilerek, işin esasına girilmesi ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu zamanaşımı nedeni ile davanın reddine karar verilmiş olması, usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirir. 2. Bundan ayrı, Türk Hukukunda kişilerin hak arama özgürlüklerini kullanmaları herhangi bir sınırlandırmaya tâbi tutulmamıştır. Ancak bazı istisnai durumlarda dava açan veya takip hakkını kullananın önceden belirlenen bazı özel yükümlülükleri yerine getirmesi şart koşulabilir. Bu istisnai şartlardan biri de teminat gösterme yükümlülüğüdür. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 48.1 maddesinin birinci fıkrası; “Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır”. Hükmünü içermektedir. Kanunda teminat gösterme yükümlülüğü konusunda “yabancılık” ölçütü esas alınmıştır. Buna karşın davalının veya kendisine karşı takibe girişilen karşı tarafın vatandaşlığı, bu madde kapsamında da bir öneme sahip değildir. Bu maddeye göre hâkim tarafından verilen kesin süre içinde teminat gösterilmezse, dava, dava şartı eksikliğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun)'nun 114/1-ğ maddesi uyarınca reddedilir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise; “Mahkeme, dava açanı, davaya katılanı veya icra takibi yapanı karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutar” hükmü yer almaktadır. Buna göre Türk hâkimi, yabancı davacının, davaya katılanın veya icra takibinde bulunanın vatandaşı olduğu ülke ile Türkiye arasında karşılıklılık (mütekabiliyet) var ise, bu kişiyi teminattan muaf tutacaktır. Karşılıklılık, iki devlet arasında imzalanan (iki taraflı) anlaşma veya iki devletin de taraf olduğu uluslararası (çok taraflı) anlaşma ile sağlanabileceği gibi, kanuni veya fiili karşılıklılık şeklinde de sağlanabilir. Az yukarıda belirtilen anlaşmalardan biri de 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesi olup, anılan Sözleşmenin 17. maddesinde; âkit devletlerden birinde ikamet eden ve diğer bir devletin mahkemeleri huzurunda davacı veya müdahil olarak bulunan âkit bir devletin vatandaşlarından yabancı olmaları sebebi ile herhangi bir teminat istenemeyeceği düzenlenmiştir. Davacı .. vatandaşı olup, İlk Derece Mahkemesince davacının teminat muafiyetinin bulunup bulunmadığı hususunda, hükme dayanak oluşturacak nitelikte bir araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır. 5718 sayılı Kanun'un 48 maddesinin ikinci fıkrasında dava açanın karşılıklılık esasına göre, teminattan muaf tutulabileceği düzenlendiğinden öngörülen teminat hususu re'sen gözetilmelidir. Bu sebeple İlk Derece Mahkemesince; öncelikle davacının teminattan muaf olup olmadığı hususunun Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğünden sorulması, alınacak yazı cevabına göre, davacının teminat göstermesi gerektiği sonucuna varılırsa, teminatın yatırılması için davacıya kesin süre verilmesi, anılan sürede belirtilen teminatın yatırılmaması halinde istemin usulden reddine, yatırılması halinde ise, dava şartı eksikliği süresinde giderilmiş olacağından işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırıdır.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371 maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 15.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 13b09671588c244d 8e65f154cf6833ef

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi – Ekim 2025 kararlarının tamamı