Yargıtay Kararları › Yargıtay 3. Hukuk Dairesi › Mayıs 2025 › 2024/2150 E., 2025/2658 K.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2024/2150 E., 2025/2658 K. (07.05.2025) – Tazminat

Mahkeme
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/2150
Karar No
2025/2658
Karar Tarihi
07.05.2025
Konu
Tazminat

3. Hukuk Dairesi 2024/2150 E. , 2025/2658 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/602 E., 2024/689 K. İLK DERECE MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 3. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/199 E., 2022/191 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacılar vekili, davacı ...'un eşi ve ...'un annesi olan müteveffa ...'un 17 haftalık hamile iken şiddetli karın ağrısı ve yüksek ateş sebebiyle rahatsızlanarak davalı hastaneye başvurduğunu, davalı hekimin muayene sonrası bebeğin öldüğünü söylemesi üzerine birçok tıbbi operasyonlar geçirdiğini, yanlış-eksik tedavi uygulanması sonucu 20.02.2012 tarihinde vefat ettiğini, 18:00-21:45 saatleri arasında doktorlar tarafından ilgisiz bırakıldığını, dava dışı ... isimli nöbetçi doktorun hasta yakınlarına "ben olsaydım daha başta sezeryan yapardım, hastayı boşa yormazdım" dediğini, durumu kritikleştikten sonra yapılan müdahalelerde hastane ve doktorların açık ihmali ve kusuru olduğunu, gerekli dikkat ve özenin gösterilmediğini, savcılık soruşturmasının devam ettiğini ileri sürerek tıbbi hata sonucu yaşamını yitiren ...'un desteğinden yoksun kalan eşi ve oğlu için ayrı ayrı şimdilik 500,00 TL maddi tazminat ile eşi için 60.000,00 TL, oğlu için 40.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden işletilecek faizi ile davalılardan tahsilini talep etmiştir.

II. CEVAP 1.Davalı hekim vekili, müteveffanın nöbetçi hekim olarak görev yaptığı hastaneye kusma, bulantı ve genel durum bozukluğu şikayeti ile başvurduğunu, 4-5 gün önce farklı bir hastanede amniosentez adlı bir operasyon geçirdiğini söylediğini, gerekli tetkikler sonucunda fetusun ölü olduğunun ve hastanın genel durumu itibariyle sezeryanın riskleri gözönünde bulundurularak ilaçla tahliyenin daha uygun olduğunun hasta yakınlarına anlatıldığını, yapılacak işlem bakımından yakınlarının onayının aldığını, fetusun dışarı alınmasından sonra hastanın tüm değerlerinin normale döndüğünü ve hekimin nöbet süresinin sonunda hastaneden ayrıldığını, 20 haftadan önce bebeğin sezeryan ile alınmasının mümkün olmadığını, hekimin kusuru bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. 2. Davalı şirket vekili, hasta için geldiği koşullar dahilinde yapılabilecek tüm müdahalelerin yapıldığını, hastanın ölümünün hastaneye gelmeden 4-5 gün önce geçirdiği amniosentez işlemi neticesinde kana mikrop karşıması nedeniyle gerçekleştiğini, kusurları bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taksirle ölüme neden olma suçu kapsamında yapılan ceza yargılaması sonucunda sanıkların atılı suç açısından kusurları bulunmadığından beraatlerine karar verildiği ve kararın kesinleştiği, davalı hekimin hastanın vefatında herhangi bir kusuru olmadığı; davalı hastane yönünden ise hastanın serviste takibi sırasında 19:30'da uygulanan tedavisinin nöbetçi anestezi uzman hekimi ve veya nöbetçi dahiliye uzmanı hekimine konsülte edilerek daha erken başlanılması gerekirken bunun yapılmamasının eksiklik olduğu ve eksikliğin meydana gelen zarar üzerinde etkisi bulunduğu, organizasyon eksikliği sebebiyle hastanenin zararın meydana gelmesinde %20 oranında kusurlu olduğu, kusuru oranında maddi zarardan sorumlu olduğu, somut olay, tarafların mali ve sosyal durumu ile eş ve annenin vefatının davacılar üzerinde yaratacağı ağır etkiler nazara alınarak davacıların manevi tazminat taleplerinin yerinde olduğu gerekçesiyle manevi tazminat davasının davalı şirket yönünden kabulü ile 60.000,00 TL manevi tazminatın 20.02.2012 tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte bu davalıdan alınarak davacı ...'a verilmesine, 40.000,00 TL manevi tazminatın 20.02.2012 tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte bu davalıdan alınarak davacı ...'a verilmesine, maddi tazminat davasının davalı şirket yönünden kısmen kabulü ile 108.404,16 TL maddi tazminatın 20.02.2012 tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte bu davalıdan alınarak davacı ...'a verilmesine, 52.858,67 TL maddi tazminatın 20.02.2012 tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte bu davalıdan alınarak davacı ...'a verilmesine, maddi tazminata yönelik fazlaya ilişkin taleplerinin reddine karar verilmiş; karar davacılar ve davalı şirket vekillerince istinaf edilmiştir.

IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; bilirkişi raporlarının taraf, mahkeme ve istinaf kanun yolu denetimine olanak sağlayacak şekilde düzenlenip, hükme esas alınmaya yeterli olduğu, mahkemece verilen kararın yerinde bulunduğu gerekçesiyle istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş; karar, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili; kusur değerlendirmesini mahkemenin yapması gerektiğini, 09.03.2021 tarihli ek raporda kusurun zarar üzerine etki oranının 1/8 olarak tespitinin ve tazminattan 7/8 oranında indirim yapılarak mahkemece %20 bakımından kabul kararı verilmesinin hatalı olduğunu, davacıların müterafik kusuru bulunmadığını, kusur indiriminin hatalı olduğunu, davalı hastanenin kusursuz sorumlu olduğunu, özen yükümlülüğünün ihlal edildiğini, manevi tazminat talebi tam kabul edilirken maddi tazminatın kısmen kabul edilmesinin haksız olduğunu, davalılar için tek vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. B. Gerekçe ve Değerlendirme Uyuşmazlık, hekim ve hastanenin vekalet sözleşmesi kapsamında vekilin özen borcuna aykırı hareket ettiği iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 1. Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmalı, hastayı risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınılması ve en güvenli yolun seçilmesi gerekir. Vekil eden hasta, mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat bekleme hakkına sahiptir. 2. Mahkemece alınan 21.01.2021 tarihli kök bilirkişi heyeti raporunda hastaya zamanında tanı konularak uygulanan medikal ve cerrahi tedavilerin endikasyon ve yöntemlerinin uygun olduğu, hekimin tıbbi uygulamalarında özen eksikliği bulunmadığı bildirilmiş, 09.03.2021 tarihli ek raporda ise hastanın serviste takibi sırasında 19:30 de uygulanan tedavisinin nöbetçi anestezi uzman hekimi ve'veya nöbetçi dahiliye uzmazı hekimine konsülte edilerek daha erken başlanılmasının gerektiği. bunun yapılmamasının bir eksikik olduğu, eksikliğin meydana gelen zarar üzerindeki etkisinin 1/8 olduğu ifade edilmiştir. Yukarıda da açıklandığı üzere davalılar vekilin özen yükümlülüğü kapsamında hafif ihmallerinden dahi kusurlu olup kusurun bölüştürülmesi söz konusu olayacağından davalılara 1/8 oranında kusur yükleyen rapor hüküm kurmaya elverişli değildir. 3. Hal böyle olunca mahkemece alanında uzman ve üniversitelerde görev yapan bilirkişilerden oluşan farklı bilirkişi heyetinden davacının itirazlarını karşılar, hüküm kurmaya ve denetime elverişli rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken ek rapor esas alınarak hesaplanan tazminatın %20'si üzerinden hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. 4. Bozma nedenine göre, davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının davacılar yararına BOZULMASINA, Davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının incelemesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz harcın istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 07.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! be8a0a0b54138d86 c0946423675997ac

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi – Mayıs 2025 kararlarının tamamı