3. Hukuk Dairesi 2024/1588 E. , 2025/1382 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/171 E., 2024/208 K. DAVA TARİHİ : 25.09.2020 - 22.02.2022 (Birleşen dava) İLK DERECE MAHKEMESİ : Aksaray 5. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/201 E., 2023/348 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararının, davacı vekili tarafından birleşen dava yönünden temyiz edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince aracın satış tarihindeki bedelinin kesinlik sınırı altında kaldığı gerekçesiyle temyiz edilmemiş sayılmasına dair 05.03.2024 tarihli ek karar verilmiştir. Ek karar davacı vekilince temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; Birleşen davanın, 11.12.2019 tarihli araç satış sözleşmesinde satış bedeli olarak belirtilen 190.000,00 TL üzerinden açıldığı, Mahkemece birleşen davanın açıldığı 22.02.2022 tarih itibariyle dava konusu aracın değerinin bilirkişilerce tespiti yaptırılıp harcın tamamlatıldığı anlaşılmakla, dava değerinin 750.000,00 TL olduğunun kabulü ile, Bölge Adliye Mahkemesinin 05.03.2024 tarihli ek kararının kaldırılarak, davacı vekilinin gerekli şartları taşıdığı anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA 1. Asıl davada davacı vekili; noterin hukuki sorumluluğuna dayanarak sahte nüfus cüzdanı ve imzası taklit edilerek satılan aracın güncel piyasa bedeli olan 320.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı noterden tahsilini talep etmiştir. 2. Birleşen davada davacı vekili; müvekkilinin satışına yardımcı olması amacıyla aracını dava dışı ölen Rahim'e teslim ettiğini, ölen Rahim'in de müvekkiline ait sahte nüfus cüzdanı ile müvekkilinin imzasının taklit edilmesini sağlayarak davalı .. Hizmet Alımı şirket yetkilisi olarak aracı noterde 11.12.2019 tarihinde satın aldığını, davalı şirket tarafından da 12.12.2019 tarihinde davalı ...'a, 06.09.2021 tarihinde ise davalı Uneks İnşaat Otomotiv San. ve Tic. Ltd. Şti.'ye devredildiğini, sahte kimlikle gerçekleştirilen bir satış işlemi olduğundan geçerli bir sözleşmenin varlığından söz edilemeyeceğini, geçerli bir sözleşme bulunmadan gerçekleştirilen zilyetlik devrinin motorlu araç mülkiyetini geçiremeyeceğini, zilyetliği devralan üçüncü kişi iyi niyetli olsa dahi aracın mülkiyetini kazanamayacağını, sahte kimlikle aracı satın alan davalı ...Hizmet Alımı Ltd. Şti.'nin de geçerli bir devir sözleşmesi yapma yetkisinin olmadığını ileri sürerek; aracın davacıya ait olduğunun tespiti ile davalılardan davacıya iadesine karar verilmesini istemiştir. II.CEVAP 1. Birleşen davada davalı ...; dava konusu aracı sahibinden.com sitesinden oto galeri tarafından verilen ilan ile 178.500,00 TL'ye 12.12.2022 tarihinde diğer davalı ...Hizmet alımı şirketinden satın aldığını, parayı banka havalesi ile gönderdiğini, aracı satan kişileri tanımadığını, aracı yaklaşık iki yıl kullandığını savunarak, davanın reddini istemiştir. 2. Birleşen davada davalı tasfiye halinde ...Hizmet Alımı şirketi davaya cevap vermemiştir. 3. Birleşen davada davalı Uneks şirket vekili; talebin zamanaşımına uğradığını, yetkili Mahkeme yönünden itirazlarının bulunduğunu, aracı sicil maliki davalı ...'dan iyiniyetle satın aldığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte müvekkilin kazanımının korunmadığı kanaatine varılırsa davacı tarafça satış bedelinin davalı müvekkil şirkete geri verilmesi gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; asıl davanın kısmen kabulü ile 225.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, birleşen davada dava konusu aracın sahibinin elinden rızası dahilinde çıktığı ve birleşen davalıların aracı emin sıfatıyla zilyetten alan iyi niyetli üçüncü kişi konumunda olduklarından aracının mülkiyetinin davacıya ait olduğunun tespiti istenemeyeceğinden, dava tarihi itibariyle araca malik olmayan davalılar tasfiye halinde ...Ltd. Şti. ve ... yönünden pasif husumet yokluğundan reddine, aracı elinde bulunduran ve tescil kaydı üzerinden bulunan davalı ... İnş. Ltd. Şti. yönünden ise davanın esastan reddine karar verilmiş; İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuş, Bölge Adliye Mahkemesince 05.03.2024 tarihinde verilen karar ile dava değeri kesinlik sınırı altında kaldığı gerekçesiyle temyiz edilmemiş sayılmasına karar verilmiş, kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; birleşen davaya ilişkin temyizde bulunduğunu, Mahkemenin temyiz değerlendirme kararını, tavzih kararını ve esas kararını temyiz ettiğini, birleşen davanın 190.000,00 TL üzerinden açıldığını, Mahkemece birleşen davaya ilişkin olarak bilirkişi tarafından dava tarihindeki değerinin hesaplattırıldığını, dava tarihi itibariyle davaya konu aracın 750.000,00 TL olduğunun tespit edildiğini, bunun üzerine İlk Derece Mahkemesince dava değeri 750.000,00 TL olarak kabul edilerek eksik harcın tamamlatıldığını, vekalet ücretinin de bu miktar üzerinden hesaplanıldığını dava değerinin 750.000,00 TL olduğu, bu miktarın da temyiz sınırının üzerinde olduğunu, kararın içeriğinin çelişkili bulunduğunu, taraflar arasında geçerli sözleşme olmadığından zilyetlik devrinin mülkiyeti geçirmeyeceğini, motorlu araç mülkiyetinin iyi niyetle kazanılamayacağını ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Birleşen davada uyuşmazlık, sahte araç satış sözleşmesi ile aracı elinden çıkan davacının, aracı elinde bulunduranlara karşı açtığı mülkiyetin tespiti ve aracın davacı adına tescili istemine ilişkindir. 1. Taşınır mülkiyeti 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 762 ve 778. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un 762. maddesine göre; taşınırlar nitelikleri itibarıyla taşınabilen maddi şeyler ile edinmeye elverişli olan ve taşınmaz mülkiyetinin kapsamına girmeyen doğal güçlerdir. Taşınır satımının geçerliliği kural olarak şekil koşuluna bağlanmamıştır. Nakli için zilyetliğin devri gereken taşınır mülkiyetinde aslolan zilyetlik karinesidir. Bir taşınırın zilyetliğini iyi niyetle ve malik olmak üzere devralan kimse, devredenin mülkiyeti devir yetkisi olmasa bile, zilyetlik hükümlerine göre kazanmanın korunduğu hâllerde o şeyin maliki olur (4721 S.K. m. 763). Buna ilişkin 4721 sayılı Kanun'un 985. maddesi şu şekildedir; “Taşınırın zilyedi onun maliki sayılır. Önceki zilyetler de zilyetlikleri süresince o taşınırın maliki sayılırlar.” Taşınırın mülkiyeti ile ilgili ihtilâf doğması hâlinde kanun koyucu, gasp ve saldırıya ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla, bir taşınırın zilyedinin kendisine karşı açılan her davada üstün hakka sahip olduğu karinesine dayanabileceğini (4721 S.K. m. 987) belirledikten sonra mal üzerindeki tasarruf yetkisi ve taşınır davası konusunda (para ve hamiline yazılı senetlerle ilgili 990 uncu madde hükmü ayrık olmak üzere) ikili bir ayrıma gitmiştir. İlk hâl; malın emin sıfatıyla zilyet sayılan kişiden alınması durumudur: 4721 sayılı Kanun'un 988. maddesine göre “Bir taşınırın emin sıfatıyla zilyedinden o şey üzerinde iyi niyetle mülkiyet veya sınırlı aynî hak edinen kimsenin edinimi, zilyedin bu tür tasarruflarda bulunma yetkisi olmasa bile” korunacaktır. 2. Bu madde düzenlemesinde yer alan “emin sıfatıyla zilyet”; malikin veya evvelki haklı zilyedin, zilyetliğini devam ettireceğine inanarak eşyasını kendisine bıraktığı, bir başka ifade ile zilyetliği evvelki veya hâlihazır vasıtalı zilyedin rızasına dayanan kimse şeklinde tanımlanmaktadır. Kanun’un 988. maddesindeki koruma çerçevesinde üçüncü kişi iyi niyetle ve emin sıfatıyla zilyet sayılan kişiden ayni hak kazanır ve bu kazanımda tasarruf yetkisi dışında diğer geçerlilik unsurları mevcut olur ise mülkiyet hakkı sona eren önceki zilyet üçüncü kişiye karşı taşınır davası veya istihkak davası açarak hukuken sonuç alamayacaktır. İkinci hâl ise, malın emin sıfatıyla zilyetten devralınmamış ve malikinin elinden rızası dışında çıkmış olması durumunda ortaya çıkar: Bir malın zilyedi, onu başkasına emanet etmiş olmayıp çaldırma, gasp, unutma gibi bir sebeple elinden çıkarmış bulunuyorsa, üçüncü şahıs böyle bir malı iyi niyetle iktisap etmiş olsa dahi onun iktisabı geçerli sayılmayacaktır. 3. Gerçekten 4721 sayılı Kanun'un 989. maddesi bu hususta gayet açıktır. Buna göre; “Taşınırı çalınan, kaybolan ya da iradesi dışında başka herhangi bir şekilde elinden çıkan zilyet, o şeyi elinde bulunduran herkese karşı beş yıl içinde taşınır davası açabilir. Bu taşınır, açık artırmadan veya pazardan ya da benzeri eşya satanlardan iyi niyetle edinilmiş ise; iyi niyetli birinci ve sonraki edinenlere karşı taşınır davası, ancak ödenen bedelin geri verilmesi koşuluyla açılabilir. Diğer konularda iyi niyetli zilyedin haklarına ilişkin hükümler uygulanır.” 4. Kanun koyucunun iyi niyetin korunması hususunda emaneten bırakılan mallarla sahibinin elinden rızası olmadan çıkan mallar hususunda yaptığı ayrım şu düşünceye dayanmaktadır; malı başkasına emaneten bırakan kimse az çok risk altına girmiş ve emaneten verdiği şeyin, emanet alan tarafından başkasına geçirilmesi tehlikesini göze almış sayılabilir. Oysa malı rızası olmadan elinden çıkan kimsenin böyle bir riske önceden katlandığı söylenemez. Böyle olunca, bir malı iyi niyetle iktisap eden üçüncü şahsın menfaati, malı emaneten veren kimsenin menfaatine tercih edilmekte, rızası olmadan malı elinden çıkan kimsenin menfaatine ise feda edilmektedir. 5. Sahibinin elinden rızası olmadan çıkan bir taşınır ile ilgili olarak üçüncü kişi iyi niyetli dahi olsa mülkiyet kazanamaz. Ancak, iyi niyetli üçüncü şahsın malı bir açık artırmadan, pazardan veya bu gibi eşyayı satan bir kimseden iktisap etmesi durumunda 989/2 maddesi gereği asıl mal sahibinin gerek bu şahıs, gerekse daha sonraki müktesipler aleyhinde açacağı iade davasını kazanabilmesi ancak üçüncü şahsın bu malı iktisap etmesi için verdiği bedeli ödemesi şartına bağlıdır. 6. Daha öz bir anlatımla, sahibinin elinden rızası dışında çıkan menkullerde üçüncü kişinin iyi niyeti yalnızca malın 4721 sayılı Kanun'un 989/2 maddesinde sayılan yerlerden alınması hâlinde ve sadece ödenen bedelin tazmin edilmesiyle sınırlı olarak korunur. 7. Taşınır satımının geçerliği kural olarak biçim koşuluna bağlanmış değil ise de, bazı özel Kanunlar ile taşınır satımı için geçerlilik koşulu öngörülmüştür. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (2918 sayılı Kanun) 20. maddesinin (d) bendi : “Tescil edilmiş araçların her çeşit satış ve devirleri, satış ve devri yapılacak araçtan dolayı motorlu taşıtlar vergisi, gecikme faizi, gecikme zammı, vergi cezası ve trafik idari para cezası borcu bulunmadığının tespit edilmesi ve taşıt üzerinde satış ve/veya devri kısıtlayıcı herhangi bir tedbir veya kayıt bulunmaması halinde, araç sahibi adına düzenlenmiş tescil belgesi veya trafik tescil kayıtları esas alınarak noterler tarafından yapılır. Noterler tarafından yapılmayan her çeşit satış ve devirler geçersizdir.” hükmünü içermektedir. 8. Tescil edilmiş araçların her çeşit satış ve devirlerinin noterler tarafından yapılacağı belirtilen maddeden de anlaşılacağı üzere trafik siciline tescil edilmiş motorlu aracın mülkiyetini devir borcu doğuran sözleşmelerin geçerliliği için resmî şekilde yapılması gerekmektedir. 9. Bu sözleşmelerin “araç sahibi adına düzenlenmiş tescil belgesi veya trafik tescil kayıtları esas alınarak” yapılacağının belirtilmiş olması ise, diğer mülkiyeti devir borcu doğuran sözleşmelerden farklı olarak, motorlu aracın maliki dışında bir kimsenin söz konusu sözleşmeyi yapamayacağı anlamına gelmektedir. Bu durum, genel olarak taşınırlar için söz konusu olan, emin sıfatıyla zilyetten hak edinimini, motorlu araçlar bakımından imkânsız kılmaktadır. 10. Tasarruf yetkisine sahip olmayan kimsenin, her nasılsa trafik siciline malik olarak kaydedilmiş olması da bu kimseden hak edinen iyi niyetli üçüncü kişilerin edinimlerinin korunmasına yetmemektedir. Çünkü hukukumuzda, trafik siciline motorlu araç üzerindeki aynî hakları dış dünyaya açıklama işlevi tanınmadığı gibi, trafik sicilinin yansıttığı görünüşe güvenin korunacağına dair herhangi bir düzenleme de bulunmamaktadır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.12.2019 tarihli ve 2017/13-505 E., 2019/1289 K.; 21.02.2018 tarihli ve 2017/4-1367 E., 2018/249 K. sayılı kararları). 11. Motorlu aracın malik dışında bir kimseden devralındığı her durumda, devredenin tasarruf yetkisinin yokluğu dışında, ayrıca bir geçersizlik sebebi bulunur. Motorlu aracın zilyetliğini herhangi bir surette malikin rızasıyla elinde bulunduran kimse (emin sıfatıyla zilyet), mülkiyeti devir borcu doğuran sözleşmenin noterce düzenlenebilmesi için aranan, “tescil belgesine (ruhsata) sahip olma” veya “trafik sicilinde malik olarak kayıtlı bulunma” şartlarını sağlayamayacağından, geçerli bir devir sözleşmesi yapamaz. Açıklandığı gibi, geçerli bir sözleşme bulunmadan gerçekleştirilen zilyetlik devri de motorlu araç mülkiyetini geçirmeyeceğinden, zilyetliği devralan üçüncü kişi, iyi niyetli olsa dahi, aracın mülkiyetini kazanamaz (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 23.03.2021 tarihli ve 2017/4-1422 E., 2021/321 K. sayılı kararı). 12. Trafik kaydına tescile karar verilmesi, idareyi işlem yapmaya zorlayıcı bir karardır. Oysa, adli yargı yerinde, idareyi işlem yapmaya zorlayıcı türden bir karar verilemez. 13. Her ne kadar, taşınmazlara ilişkin davalarda tescile ilişkin hüküm kurulabildiği akla gelmekte ise de; bu husus, 4721 sayılı Kanun’da yerini bulan düzenlemelerden kaynaklanmakta olup, 2918 sayılı Kanun’da motorlu araçların tesciline ilişkin mahkemelere bu şekilde bir yetki ve görev verilmemiştir. 14. Taşınırlar üzerindeki hâkimiyetin belirlenmesi zilyetlik yoluyla sağlanırken, taşınmazlar açısından bu belirleme tapu sicili yoluyla olur. Kanun koyucunun 4721 sayılı Kanun'un 1023. maddesinde taşınmaz mallar için açık bir şekilde öngördüğü sicile güven ilkesinin 2918 sayılı Kanun’da yer almaması, başka bir anlatımla trafik kaydında yolsuz bir tescile dayanarak hareket eden kişinin iyi niyetinin mülkiyete hak kazanılması noktasında korunması hususunda 4721 sayılı Kanun'un taşınır mülkiyetine ilişkin kurallarına istisna teşkil eden bir yasal düzenlemenin mevcut olmaması karşısında trafik sicil kayıtlarının, tapu sicilinin sağladığı korumaya eşdeğer güce sahip olduğu söylenemeyecektir. 15. Somut olayda; dava konusu aracın satılması amacıyla davacı tarafça aracın dava dışı Rahmi'ye bırakıldığı, noterde davacının imzası taklit edilerek aracın iradesi dışında Rahmi'nin yetkili olduğu şirkete araç satış sözleşmesi ile satıldığı anlaşılmıştır. Davacı, aracı iradesi dışında başka herhangi bir şekilde elinden çıkan zilyet konumunda olup o şeyi elinde bulunduran herkese karşı dava açabilecektir. 16. 2918 sayılı Kanun'un 20. maddesinin (d) bendine göre, araçların mülkiyetinin devri için ortada geçerli bir sözleşmenin bulunması gerekir. Oysa, eldeki davada davacının imzası taklit edilerek yapılan bir sözleşme bulunduğundan geçerli bir sözleşmeden bahsetmek mümkün olmayacaktır. Sahte imza ile aracı satın alan ...Hizmet Alımı Ltd. Şti. Tarafından aracın davalı ...'a satıldığı, davalı ...'dan da aracın Uneks Ltd. Şti. tarafından satın alındığı anlaşılmıştır. Araç sicili yönünden kanun koyucunun öngördüğü bir sicildeki kayda güven koruması bulunmadığından geçersiz ilk satıştan sonraki devirlerin davalı Uneks Ltd. Şti.'ne hak bahşetmediğinden iyiniyetli olduğu düşüncesiyle, aracın mülkiyetinin davalı Uneks Ltd. Şti.'ne geçtiği söylenemeyecektir. O halde Mahkemece, davacıya mükerrer ödeme olmaması amacıyla asıl davada hükmedilen miktarın kesinleştiği hususu da nazara alınarak davalı Uneks Ltd. Şti. yönünden Türk Medeni Kanunu'nun 989/2. fıkrasında belirtilen şartlar doğrultusunda karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi yerinde görülmemiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesinin 05.03.2024 tarihli ek kararının KALDIRILMASINA, 2. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA, 3. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,06.03.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! e0720ce1eb9f0fc6 518605d159c3178c