2. Hukuk Dairesi 2024/762 E. , 2025/6711 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 42. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1233 E., 2023/1473 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 10. Aile Mahkemesi SAYISI : 2018/898 E., 2019/625 K. Taraflar arasındaki davanın bozma sonrası yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı vekili tarafından davanın reddi yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: Davacı kadın vekili dava dilekçesinde; İstanbul İli, .... İlçesi, .... Mah. .... Mevkii, ... parsel sayılı taşınmazın cebri icra yoluyla satışının durdurulması için tedbir kararı verilmesini, taşınmazın tapu kaydına konulan ipoteğin kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiş, taşınmazın yargılama esnasında cebri icra yolu ile satımı sonrasında davacı vekili 21.12.2018 tarihli ıslah dilekçesi ile; dava konusu taşınmazın Bakırköy 18. İcra Müdürlüğü'nün 2018/77 Esas sayılı dosyasında icra takibi sırasında alacağına mahsuben davalı ...'na ihale edildiğini, taşınmazın tapuda aile konutu şerhi olmasına rağmen davalı ...'ın taşınmazın satışını talep ederek satışa çıkardığını, satışın kesinleştiğini, taşınmazın davalı ... adına tescil edildiğini, her ne kadar dava ipoteğin kaldırılması davası olarak açılmış ise de, taşınmazın satışı yapıldığından davanın konusuz kaldığını, bu nedenle davayı ıslah etme zorunluluğu doğduğunu belirterek davalı ... Topaoğlu adına tescil edilen İstanbul İli, ... İlçesi, ... Mah. ... Mevkii, ... parsel sayılı arsa vasıflı taşınmazın 30/1092 payının iptali ile diğer davalı ... adına tesciline, dava konusu taşınmazın tapu kaydına "aile konutudur" şerhi konulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı cevap dilekçesinde, taşınmazla ilgili olarak ipotek tesis edildiğinde taşınmaz üzerinde aile konutu şerhi bulunmadığını, davalının taşınmazın aile konutu olup olmadığını bilemeyeceğini, ipotek tesis edildiği sırada taşınmaz üzerinde herhangi bir şerh bulunmadığını belirterek açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Açılan iş bu dava aile konutu niteliğindeki taşınmaz üzerine konulan ipoteğin kaldırılması davası olarak açılmış ancak taşınmazın yargılamanın devamı sırasında davalı ... tarafından cebri icradan alacağa mahsuben alınması ve davalı adına tescilinin sağlanması nedeniyle davacı tarafça davanın ıslahı ile tapu iptali ve tescil, akabinde taşınmaz üzerine aile konutu şerhi konulması istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda açılan davanın reddine, taşınmaz üzerine aile konutu şerhi konulmasına ilişkin olarak açılan davanın, ipoteğin kaldırılması talebiyle açılan ve daha sonra tapu iptali ve tescil davası olarak ıslah edilen davada verilen hükmün kesinleşmesi şartına bağlı olarak iş bu dosyadan tefriki ile Mahkeme esas defterinin yeni bir sırasına kaydına karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından davanın reddi yönünden istinaf edilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, somut olayda dava konusu taşınmazın davacı ve davalı ... tarafından aile konutu olarak kullanılmakta olduğu, davalılardan malik eşin dava konusu taşınmaz üzerinde diğer davalı yararına 19.08.2016 tarihinde ipotek tesis ettirdiği, işlem sırasında diğer eşin açık rızasının alınmadığı, davalı tarafından ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla başlatılan icra takibi sonucunda dava konusu taşınmazın alacağına mahsuben davalıya ihale edilmiş olduğu ve ihalenin kesinleşerek tapuya tescil edildiği, davalının, aile konutu niteliği taşıyan taşınmaz üzerinde malik olmayan eşin açık rızasını almayarak 4721 sayılı TüRk Medeni Kanunu (4721 sayılı Kanun)'nun 194. ncü maddesinde öngörülen emredici hükme aykırı şekilde ipotek tesis ederek ve sonrasında da işlem temeli geçersiz ipoteğe bağlı olarak yaptığı icra takibi sonucunda taşınmazın mülkiyetini alacağına mahsuben cebri ihaleyle kendi adına geçirmiş olması karşısında 4721 sayılı Kanun'un 1023 ncü maddesinin korumasından yararlanamayacağının açık olduğu, davanın kabulü gerekirken reddine karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesi ile davacının istinaf başvurusunun kabulü ile yeniden esas hakkında verilen hükümle davanın kabulü ile dava konusu .... İlçesi, ... Mah. ... Mevkii, 47 parsel sayılı arsa vasıflı taşınmazın davalı ... adına olan 5/182 hissesinin tapu kaydının iptaline, davalı ... adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm davalı ... vekili tarafından davanın kabulü yönünden temyiz edilmiştir. Dairemizin 20.06.2023 tarih, 2022/11476 Esas, 2023/3365 Karar sayılı kararıyla; "somut olayda davalı ...'nun dava konusu ipotekli taşınmazın mülkiyetini İcra İflas Kanunu hükümleri çerçevesinde yaptığı takip sonucu kazandığı, burada sınırlı ayni hak niteliğindeki ipotekten daha geniş olan mülkiyet hakkının 4721 sayılı Kanun'un 705 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince tescilden önce kazanılmasının söz konusu olduğu, yani tescilin bildirici nitelikte olduğu, mülkiyet hakkının bu tür kazanılmasının önceki malikin ayni hakkına dayanmadan olan aslen kazanma niteliğinde olduğu, davalı ... hem ipotek işleminin hem de cebri icra sonucu taşınmaz mülkiyetinin alıcısı olmasına rağmen her iki işlemin birbirinden farklı olduğu, çünkü ipoteğin kurulmasının tescille kazanma, taşınmazın cebri icra sonucu mülkiyetinin kazanılmasının ise tescil dışı kazanma olduğu, cebri icra satışlarının feshinn de cebri icra hukukuna göre olacağı, burada İcra ve İflas Kanunu hükümlerinin geçerli olduğu, Mahkemece, lehine ipotek tesis edilen davalının kötüniyetli olduğunun kanıtlanmadığı, cebri icra yolu ile gerçekleşen satış işlemi sonrasında tapuya tescil işleminin kurucu değil bildirici işlem olduğu hususları bir arada değerlendirilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmelerle davanın kabulüne karar verilmesinin doğru görülmediği'' gerekçesi ile kararın bozulmasına karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince bozma ilamına uyularak davacının istinaf başvurusunun reddi ile açılan davanın reddine karar verilmiş, karar davacı kadın vekili yukarıda sınırlamada belirtildiği üzere davanın reddi yönünden temyiz edilmiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'un 193 üncü maddesi hükmü ile eşlerin birbirleri ve üçüncü kişilerle olan hukuki işlemlerinde özgürlük alanı tanınmış olmakla birlikte aynı Kanun'un 194 üncü madde hükmü ile eşlerin aile konutu ile ilgili bazı hukuksal, işlemlerinin diğer eşin rızasına bağlı olduğu kuralı getirilerek eşlerin hukuki işlem özgürlüğü, “aile birliğinin korunması” amacıyla sınırlandırılmıştır. Buna göre, eşlerden biri diğer eşin “açık rızası bulunmadıkça” aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez ve aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz. Bu cümleden hareketle, aile konutunun maliki olan eş, aile konutundaki yaşantıyı güçlüğe sokacak biçimde, aile konutunun ipotek edilmesi gibi “tek başına” bir ayni hakla sınırlandıramaz. Bu sınırlandırma ancak diğer eşin açık rızası alınarak yapılabilir. Öte yandan bu madde hükmü ile aile konutu şerhi “konulmuş olmasa da” eşlerin birlikte yaşadıkları aile konutu üzerindeki fiil ehliyetleri sınırlandırılmıştır. Sınırlandırma, aile konutu şerhi konulduğu için değil, zaten var olduğu için getirilmiştir. Bu sebeple tapuya aile konutu şerhi verilmese bile o konut aile konutu özelliğini taşır. Zira dava konusu taşınmaz şerh konulmasa da aile konutudur. Eş söyleyişle şerh konulduğu için aile konutu olmamakta, aksine aile konutu olduğu için şerh konulabilmektedir. Bu nedenle aile konutu şerhi konulduğunda, konulan şerh kurucu değil açıklayıcı şerh özelliğini taşımaktadır. Anılan madde hükmü ile getirilen sırınlandırma, emredici niteliktedir. Dolayısıyla bu haktan önceden feragat edilemeyeceği gibi eşlerin anlaşmasıyla da ortadan kaldırılamaz ve açık rıza ancak belirli olan bir işlem için verilebilir. 4721 sayılı Kanun'un 194 üncü maddesi yetkili eşin izni için bir geçerlilik şekli öngörmemiştir. Bu nedenle söz konusu izin bir şekle tabi olmadan, sözlü olarak da verilebilir. Ancak maddenin ifadesinden de anlaşılacağı üzere, iznin "açık” olması gerekir. 4721 sayılı Kanun’un 194 üncü maddesinin birinci fıkrasına göre, "Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz." Bu madde hükmü ile "aile konutu şerhi konulmuş olmasa da" eşlerin birlikte yaşadıkları aile konutu üzerindeki fiil ehliyetleri sınırlandırılmıştır. Sınırlandırma, aile konutu şerhi konulduğu için değil, zaten var olduğu için getirilmiştir. Bu sebeple, tapuya aile konutu şerhi verilmese bile o konut aile konutu özelliğini taşır. Eş söyleyişle şerh konulduğu için aile konutu olmamakta, aksine aile konutu olduğu için şerh konulabilmektedir. Bu nedenle aile konutu şerhi konulduğunda, konulan şerh "Kurucu" değil "Açıklayıcı" şerh özelliğini taşımaktadır. Anılan madde hükmü ile getirilen sınırlandırma "Emredici" niteliktedir. Dolayısıyla bu haktan önceden feragat edilemeyeceği gibi eşlerin anlaşmasıyla da ortadan kaldırılamaz ve açık rıza ancak "Belirli olan" bir işlem için verilebilir. 4721 sayılı Kanun’un 194 üncü maddesi hükmü ile eşlerin birbirleri ve üçüncü kişilerle olan hukuki işlemlerinde özgürlük alanı tanınmış olmakla birlikte, eşlerin aile konutu ile ilgili bazı hukuksal işlemlerinin diğer eşin rızasına bağlı olduğu kuralı getirilerek eşlerin hukuki işlem özgürlüğü, "Aile birliğinin korunması" amacıyla sınırlandırılmıştır. Buna göre, eşlerden biri diğer eşin "Açık rızası bulunmadıkça" aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez ve aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz. Bu cümleden hareketle, aile konutunun maliki olan eş, aile konutundaki yaşantıyı güçlüğe sokacak biçimde, aile konutunun başkası adına devir edilerek, tescil edilmesi gibi "Tek başına" bir ayni hakla sınırlandıramaz. Bu sınırlandırma "Ancak diğer eşin açık rızası alınarak" yapılabilir. Madde eşin izni için bir geçerlilik şekli öngörmemiştir. Bu nedenle söz konusu izin bir şekle tabi olmadan, sözlü olarak dahi verilebilir. Ancak maddenin ifadesinden de anlaşılacağı üzere, iznin "Açık" olması gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2013/2-2053 Esas, 2015/1201 Karar sayılı 15.04.2015 tarihli kararı, 2019/2-318 Esas, 2019/1238 Karar sayılı, 28.11.2019 tarihli kararı ve 2018/2-511 Esas, 2021/69 Karar sayılı, 11.02.2021 tarihli kararında da açıkça ifade edildiği üzere; "...Bilindiği üzere; tapu sicilinin tutulması prensiplerinden ilki tescil, ikincisi sicilin aleniliği (güvenilirliliği), üçüncüsü sicilin tutulması nedeniyle hazinenin kusursuz sorumluluğu ve sonuncusu ise sicilin, bir başka ifade ile tescilin, geçerli bir işleme dayalı olması yani sicilin illetten mücerret olmamasıdır. Türk hukuk sisteminde tapu kayıtlarının oluşumunda “illilik”, diğer bir anlatımla “hukuki sebebe bağlılık” prensibi esas alınmış olup, bu prensip uyarınca tescilin geçerli ve haklı bir sebebe dayanması zorunluluğu bulunmaktadır. Hukuki sebebe dayanmayan işlemler geçerli değildir. TMK’nın 1024. maddesi bu tescili yolsuz tescil olarak ifade eder. Bu durumda; Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesi uyarınca malik olan eş tarafından diğer eşin açık rızası alınmadan aile konutu üzerindeki hakların sınırlandırılması durumunda yapılan bu işlemin “geçerli” kabul edilemeyeceği emredici hüküm gereğidir. Diğer eşin geçerli olmayan işlemin iptali için dava açabileceği kuşkusuzdur. Diğer yandan taşınmazın aile konutu niteliği gerek iradi temliklerle, gerekse cebri icra sonucu (ihale yoluyla) mülkiyetin kazanılmasıyla kaybedilmektedir. Ne var ki bu durum geçersiz olan işleme “geçerlilik” kazandırmayacaktır. Başka bir ifade ile “ölü işlem” diriltilemeyecektir. Aynı ilkelere Hukuk Genel Kurulunun 13.12.2017 tarih, 2017/2-2906 E. ve 2017/1723 K. sayılı kararında da yer verilmiştir. Öyleyse, “geçersiz” bir işlemin icra takibine konu edilmesi ve buna bağlı olarak yapılan cebri ihale sonucu taşınmazın mülkiyetinin işlemin tarafı olan kişiye intikal etmesi hâlinde; ihale edilen kişinin işlemin geçersiz olduğunu bilmesi durumunda lehine oluşan tescilin de yolsuz olduğunu bilen veya bilmesi gereken durumunda olacağı da tartışmasızdır. Nitekim hukukî sebebe bağlı taşınmaz iktisabı ile tapu sicilinin doğru ve düzgün tutulması kamu düzeninden olup, bu işlevin yerine getirilmesi devletin aslî ve temel sorumluluğundadır. Yukarıda anlatılan TMK’nın 705, 1023 ve 1024 maddelerinin tamamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; gerek hak sahiplerinin gerekse üçüncü kişi alacaklıların korunması ve mahkeme hükmüyle sabit olan aynî hakkın muhafazası ile takip hukukunun amacının gerçekleşmesine hizmet ederken, aynı Kanun’un 2. maddesiyle “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” şeklinde düzenleme altına alınan dürüst davranma kuralına aykırılık teşkil edilmeyeceğinden de şüphe duyulmamalıdır.'' Öte yandan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (6100 sayılı Kanun)'nun 373 ncü maddesinin 6 ve 7 nci fıkrasında ise, ''Davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi, her hâlde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır. Hukuk Genel Kurulunun verdiği karara uymak zorunludur '' düzenlemesi yer almaktadır. Somut olayda, dava konusu taşınmazın aile konutu olduğu sabittir. Davalı ... tarafından, aile konutu niteliği taşıyan taşınmaz üzerinde malik olmayan eşin açık rızasını almayarak 4721 sayılı Kanun'un 194 ncü maddesinde öngörülen emredici hükme aykırı şekilde 19.08.2016 tarihinde davalı ... lehine 250.000,00 TL bedelli ipotek tesis edilmiştir. Davacı 15.09.2017 tarihinde taşınmazın tapu kaydına aile konutu şerhi tesis ettirmiş, taşınmazın tapu kaydında ipotek tesis edildiği tarihte aile konutu şerhi bulunmasa da, icra takip tarihinde taşınmazda aile konutu şerhi bulunmasına rağmen davalı ... tarafından Bakırköy 18.İcra Müdürlüğü'nün 2018/77 Esas sayılı dosyası ile ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla diğer davalı ... aleyhine icra takibi başlatılmış, davacının icra takibinin ve satışın durdurulması konusundaki taleplerini İlk Derece Mahkemesi reddetmiş,yapılan ihale ile dava konusu taşınmaz davalı ... tarafından alacağına mahsuben ve cebri icra ile alınmıştır. İhalenin feshi davası açılmaksızın satış 14.12.2018 tarihinde kesinleşmiştir. Yapılan icra takibi sonucu taşınmazın mülkiyeti alacağa mahsuben cebri ihaleyle davalı ...'na geçmiş ise de, davalının 4721 sayılı Kanun'nu 1023 ncü maddesinin koruyuculuğundan yararlanamayacağı açıktır. Nitekim illilik prensibi gereğince asıl işlem olan ipotek baştan itibaren geçersiz olduğu için buna bağlı olarak davalı adına cebri ihale sonucu yapılan tescil de yolsuz tescil niteliğinde olduğundan ihalenin feshi davasının açılıp açılmamasının da bir önemi bulunmamaktadır. Bu itibarla, aile konutu niteliğinde olduğu hususunda duraksama bulunmayan dava konusu taşınmaz için davacının açık rızası alınmadan, 4721 sayılı Kanun'un birinci maddesine aykırı olarak tesis edilen ipotek işleminin bağlayıcılığı bulunmadığından cebri icra sonucu davalı ... adına ihale edilen taşınmazın tapu kaydının iptali ile davalı eş ... adına tesciline karar verilmesi anılan maddenin amacına da uygundur. Gerçekleşen bu durum karşısında yukarıda açıklanan yasal düzenleme ile ilkelere uygun değerlendirme yapılarak davacı malik olmayan eşin açık rızası ispat edilemediğinden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde ret hükmü kurulması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 30.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2024/762 E., 2025/6711 K. (30.06.2025) – Tapu
- Mahkeme
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/762
- Karar No
- 2025/6711
- Karar Tarihi
- 30.06.2025
- Konu
- Tapu
Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.
SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.
Emsal karar araAynı daireden yakın tarihli kararlar
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2024/9199 E., 2025/6712 K. 30.06.2025
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2024/3473 E., 2025/6678 K. 30.06.2025
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2024/3605 E., 2025/6684 K. 30.06.2025
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2024/1271 E., 2025/6706 K. 30.06.2025
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2025/2645 E., 2025/6530 K. 26.06.2025
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2025/4658 E., 2025/6538 K. 26.06.2025
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi – Haziran 2025 kararlarının tamamı