Yargıtay Kararları › Yargıtay 11. Hukuk Dairesi › Haziran 2025 › 2024/6818 E., 2025/4422 K.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2024/6818 E., 2025/4422 K. (23.06.2025)

Mahkeme
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/6818
Karar No
2025/4422
Karar Tarihi
23.06.2025

11. Hukuk Dairesi 2024/6818 E. , 2025/4422 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/446 Esas, 2024/1722 Karar HÜKÜM : Başvurunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/60 E., 2021/287 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR

I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 1995 yılından itibaren ayakkabı ve terlik üretimi yaptığını ve oldukça tanınmış olduğunu, 2003 yılından bu yana "..." ibaresini marka olarak 2003/... sayı ile tescilli ettirdiğini, "..." markasını piyasada saygın bir marka haline getirmek için büyük emek ve sermaye harcadığını, söz konusu markasının Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) nezdinde tanınmış marka olarak da kayıt altına alındığını, ancak davalının müvekkiline ait tescilli "..." ibaresini ticari unvanında, mal ve hizmetlerinde kullandığını, bu unvanı 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı TTK) ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’na (SMK) aykırı olarak oluşturduğunu, davalının bu eyleminin müvekkilinin tescilli markasından doğan haklarına tecavüz oluşturduğunu ileri sürerek müvekkilinin tescilli markasına yönelik tecavüzün men'ine ve tecavüzün sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, davalı unvanındaki "..." ibaresinin terkinine ve hüküm özetinin ilanına karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin 2012 yılında kurulduğunu ve faaliyet konusunun sadece kozmetik ürünlerinin toptan pazarlaması olduğunu, ticaret unvanının ek kısmındaki "..." ifadesinin şirketin kurucusu olan ... ve ilk şirket müdürü ... isimlerinin ilk iki harfinin birleştirilmesiyle oluşturulduğunu, müvekkiline ait tescilli herhangi bir marka bulunmadığı gibi unvanının ek kısmını oluşturan "..." ibareli veya markalı hiçbir ürün veya hizmet pazarlamasını yapmadığını, müvekkilinin hiçbir şekil ve surette davacıya ait "..." ibaresini markasal olarak kullanmadığını ve bu nedenle de herhangi bir tecavüzden bahsedilemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tüm dosya kapsamına göre, davacının ticaret unvanının 14.10.1994 tarihinde, davalının ticaret unvanının ise 06.02.2012 tarihinde tescil edildiği, davacının unvan tescilinin daha eski tarihli olduğu, davacının “...” esas unsurlu ilk marka tescilinin 31.01.1996 tarihli olduğu, dolayısıyla davacının gerek ticaret unvanı tescili ve gerekse de marka tescili açısından tarihsel önceliğinin bulunduğu, davalının tescilli unvanını tescil edilmiş bir bütün olarak unvan gibi kullandığı, davacı markasının ve ticaret unvanının ana unsuru olan “...” sözcüğünü öne çıkarıp bunu çağrıştıracak şekilde vurgulayarak marka gibi kullanması durumunun ispatlanamadığı, kullanımın ticaret unvanının kullanımını aşarak markasal kullanıma dönüşmediği, keza tarafların faaliyet alanlarının ve iştigal konularının tamamıyla birbirinden farklı olduğu, davacı markası tanınmış marka olmakla birlikte söz konusu tanınmışlığın ayakkabı ve terlik emtiası yönünden olup tanınmışlığı bu alanın dışına taşarak özellikle davalının faaliyet alanında da tanınır olduğunu gösterir dosya içinde belge/delil bulunmadığı, mevcut duruma göre davalının unvan kullanımının markaya tecavüz ve haksız rekabet teşkil etmeyeceği, Yargıtay 11 Hukuk Dairesinin 29.06.2020 tarih ve 2019/1692 E., 2020/3239 K. sayılı ilamında belirtildiği üzere SMK'nın 29/1.(a) hükmü ile yapılan yollama gereği 7/3.(e) bendinde yer alan "işaretin ticaret unvanı ve işletme adı olarak kullanılması" hükmünün işaretin markasal kullanılması durumunda uygulanabileceği, zira 7/3 hükmünde işaretin ticaret alanında kullanılması halinde yasaklanabileceğinin düzenlendiği, marka hukuku kapsamında işaretin ticaret alanında kullanılması ifadesi ile kastedilenin işaretin markasal olarak kullanılması olduğu, diğer taraftan SMK'nın 7/3.(e) bendinin gerekçesinde söz konusu düzenleme ile 2015/2436 sayılı AB Marka Yönergesiyle uyum sağlandığından bahsedildiği ve anılan Yönerge'nin 3. maddesinde yer alan hükmün, yine Yönerge'nin genel gerekçesi numara 19'daki açıklamalara göre değerlendirilmesi gerektiği, buna göre ticaret unvanının ancak tescilli bir markaya tescil kapsamındaki mal ve hizmetler yönünden ayırt ediciliği sağlayıcı bir işaret olarak kullanılması halinde marka hakkına tecavüz oluşturacağı açıklaması karşısında, Kanun Koyucunun amacının ticaret unvanının tescilli marka ile karıştırılmaya yol açacak şekilde kullanılması halinin marka hakkına tecavüz olarak kabul edilmesi gerektiği yönünde olup, tek başına ticaret unvanının tescil ettirilmiş olmasının marka hakkına tecavüz teşkil etmeyeceği, davalının ticaret unvanının terkinine dair talebe gelince, taraf şirketlerin nev'ileri ve iştigal alanları tamamen farklı olduğu gibi davalı şirketin "..." sözcüğünü ticaret unvanında tescil ve kullandığı tarihten dava tarihine kadar geçen yaklaşık 10 yıl boyunca davacı şirketin davalının bu kullanımına sessiz kalması ve arada bunca zaman geçtikten sonra dava açmasının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesi kapsamında hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince istinaf edilmiştir.

IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, marka korumasının kanunda sayılan hallerle sınırlı olup ticaret unvanının tescilli olduğu biçimde kullanılması halinde esasen ticaret unvanının kullanım amacının bir tacirin diğerlerinden ayırt edilmesini sağlaması, markanın ise bir işletmenin mal ve hizmetlerini diğer işletmelerin mal ve hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlaması amacına hizmet etmesi nedeniyle marka ve ticaret unvanının fonksiyonlarının birbirlerinden farklı olduğu, markasal kullanım dışında tescilli bir ticaret unvanı kullanımının markaya tecavüz ve haksız rekabet oluşturmayacağı, bu kapsamda davalının “...” ibaresini davacı markasına tecavüz edecek şekilde ticaret unvanından ayrı olarak marka şeklinde kullandığına dair davacı tarafça sunulmuş herhangi bir bilgi, belge ya da delil bulunmadığı, dosyaya sunulan delillere ve bilirkişi raporuna göre davalının ticaret sicilinde kayıtlı adresinde yapılan keşifte davalı işyerinde “...” ibareli herhangi bir ürünün olmadığı, davalının tescilli unvanını tescil edilmiş bir bütün olarak unvan gibi kullanmayıp, davacı markasının ve ticaret unvanının ana unsuru olan “...” sözcüğünü öne çıkarıp bunu çağrıştıracak şekilde vurgulayarak marka gibi kullanması durumunun tespit edilemediği, davalı kullanımının ticaret unvanı kullanımını aşarak, markasal kullanıma dönüşmediği ve iltibasın oluşmadığı, keza tarafların faaliyet alanlarının ve iştigal konularının da tamamıyla birbirinden farklı olduğu, davacı markası tanınmış marka olmakla birlikte söz konusu tanınmışlığın ayakkabı ile terlik emtiasında olduğu ve tanınmışlığın bu alanın dışına taşıp özellikle davalının faaliyet alanı olan kozmetik sektöründe tanınır olduğunu gösterir bir delil de bulunmadığı, mevcut duruma göre davalı yanca unvan kullanımının markaya tecavüz teşkil etmeyeceği, diğer yandan davalı ticaret unvanının 10.02.2012 tarihinde ticaret sicilinde yayınlandığı ve bu tarihten dava tarihine kadar geçen yaklaşık 9 yıl boyunca davacının davalı yanın bu kullanımına sessiz kalarak hak kaybına uğradığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.

V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava marka hakkına tecavüz iddiasına dayalı tecavüzün men ve ref'i ile davalının ticaret unvanın terkini istemine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 23.06.2025 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! c55c1f4171e764ff bcb03ddc6aeee0f6

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi – Haziran 2025 kararlarının tamamı