10. Hukuk Dairesi 2025/1043 E. , 2025/6191 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/2275 E., 2024/3541 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Konya 4. İş Mahkemesi SAYISI : 2019/28 E., 2019/202 K. Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar; davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının 01.06.1986 tarihinden itibaren 506 sayılı Kanun kapsamında 30.06.1986 tarihine kadar 30 gün prim ödediğini, 20 yaşında askeri gittiğini, askerde sakat kalarak 01.02.1991 tarihinden itibaren vazife malullüğü aylığı bağlandığını, davacının terhisten sonra 506 sayılı Kanun kapsamında 2702 gün prim ödediğini ve 514 gün muvazzaf askerlik borçlanması yaptığını, 1479 sayılı Kanun kapsamında ise 2906 gün Bağ-Kur prim borcu ödediğini, 22.10.2012 tarihine kadar 6122 gün prim ödedikten sonra emeklilik yaşlılık aylığı tahsisi talebinde bulunduğunu, davacıya 01.12.2012 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yaşlılık aylığı tahsis edildiğini, Kurumun davacıyı kontrol muayenesine gönderdiğini ve sonrasında 20.09.2018 tarih ve 12170874 sayılı işlemi ile aylığın kesildiğini, 6.156,62 TL yersiz ödeme gerekçesiyle borç çıkarıldığını beyanla davacının 01.06.1986-30.06.1986 tarihleri arasında 30 günlük sigortasının geçerli sayılmasına, sigorta başlangıcının 01.06.1986 olduğunun kabulü ile 14.09.2018 tarihli Kurum işleminin iptali ile 01.10.2018 tarihinden itibaren yaşlılık aylığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP Davalı Kurum vekili; Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğünün 51748897/1337 sayılı ve vazife malullüğünü düzenleyen 28.11.2013 tarihli 2013/40 sayılı genelgesi kapsamında, aylık bağlanan malullerin, malul sayılmaları sebebiyle aylık bağlandığı tarihten önceki her türlü sigortalılık ve prim ödeme süreleri, iştirakçilik ve fiili hizmet süreleri ile bunların itibari ve fiili hizmet süresi zammı olarak değerlendirilen süreleri, malullük aylığı bağlanmasından sonra geçecek çalışma veya sigortalılık süreleriyle hiçbir sebeple birleştirilmeyecektir hükmü gereği işlem yapıldığını, Kurum işlemlerinin usul ve yasaya uygun olduğunu bu sebeplerle davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 30.04.2019 tarihli kararı ile yapılan yargılamada incelenen evraklarda davacının 01.06.1986 tarihinden itibaren 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalılık başlangıcının olduğu ve 30.06.1986 tarihine kadar 30 gün prim ödediği, davacının 12.01.1968 doğumlu olduğu ve 1988 yılında 20 yaşında askeri gittiği, askerde vazife malulü olarak 01.02.1991 tarihinden itibaren kendisine vazife malullüğü aylığı bağlandığı, davacının terhisten sonra 506 sayılı Kanun kapsamında 2702 gün prim ödediği ve 514 gün muvazzaf askerlik borçlanması yaptığı, 1479 sayılı Kanun kapsamında ise 2906 gün Bağ-Kur prim borcu ödediği, 22.10.2012 tarihine kadar 6122 gün prim ödedikten sonra emeklilik yaşlılık aylığı tahsisi talebinde bulunarak davacıya 01.12.2012 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yaşlılık aylığı tahsis edildiği, ancak davalı Kurumun davacıyı ... Erbakan Tıp Fakültesinde kontrol muayenesine gönderdiği, 22.03.2018 tarih ve 529 sayılı sağlık raporunda davacının maluliyet oranının % 63 olarak tespit edildiği ve sonrasında 20.09.2018 tarih ve 12170874 sayılı işlemi ile aylığının kesildiği ve kendisine Kurum tarafından 6.156,62 TL yersiz maaş ödemesi gerekçesiyle borç çıkarıldığı anlaşılmış olup, davacının mülga 506 s. SSK'nın Geçici 81/B-f maddesine göre, 25 yıllık sigortalılık süresi 5000 gün prim şartını yerine getirdiği gibi 15 yıllık sigorta süresi 3600 prim günü şartını yerine getirdiği tespit edilmiş, 506 sayılı Kanun ve 5510 sayılı Kanun'larda malüllük ve yaşlılık aylığına aynı anda hak kazanması durumunda aylıklardan yüksek olanın bağlanmasına engel bir düzenleme mevcut olmadığı ve 5510 sayılı Kanun'un 54. maddesine göre hem malüllük hem yaşlılık aylığına hak kazananların bu aylıklardan yüksek olan aylığın bağlanması gerekeceğinden, bu bağlamda tahsis talep tarihi olan 01.10.2018 tarihini takip eden aybaşı itibariyle yaşlılık aylığına hak kazanma koşulları oluştuğundan, davalı SGK'nın hizmet iptaline bağlı olarak yaşlılık aylığını başlangıcından itibaren iptal etmesi ve davacıya geriye dönük olarak ödenen aylıklardan dolayı borç çıkartması işleminin de hatalı olduğu sonucuna varılmış, davacıya 01.06.1986-30.06.1986 tarihlerinde geçen bildirimi yapılıp ve primleri ödenen 30 günlük sigortasının geçerli sayılarak sosyal güvenlik başlangıcının 01.06.1986 tarihi olduğunun kabülü ile davacının 14.09.2018 tarihli tahsis istemi nedeniyle 506 sayılı Kanun'un geçici madde 81/B-f maddesi gereğince 01.10.2018 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti sonuç ve kanaatine varılmış ve davanın kabulü ile davacı ... T.C. kimlik no.lu ...'a 01.06.1986-30.06.1986 tarihlerinde geçen bildirimi yapılıp ve primleri ödenen 30 günlük sigortasının geçerli sayılarak sosyal güvenlik başlangıcının 01.06.1986 tarihi olduğunun kabülü ile davacının 14.09.2018 tarihli tahsis istemi nedeniyle 506 sayılı Kanun'un geçici madde 81/B-f maddesi gereğince 01.10.2018 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine, aksi yöndeki davalı Kurumun Konya İl Müdürlüğünün 07.12.2018 tarih ve 16752102 sayılı ve 01.11.2018 tarih ve 14592013 sayılı işlemlerinin iptali ile oluşturulan sataşmanın önlenmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin 30.04.2019 tarihli kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 18.06.2020 tarihli kararı ile davacıya askerliği sırasında geçirdiği kaza nedeniyle bağlanan vazife malüllüğü aylığının, 506 sayılı Kanun kapsamında 1986 yılındaki hizmeti nedeniyle 30 yıl sigortalılık süresi üzerinden bağlandığı, aylık bağlanırken 1986 yılındaki hizmetinin değerlendirildiği, Kanun maddesinde açıkça "Bu Kanuna veya bu Kanun hükümleri uygulanarak aylık bağlanmasını gerektiren kanunlara göre aylık bağlanan maluller ile 5434 sayılı Kanun'un 56. ve mülga 64. maddesi kapsamında aylık bağlanan malullerin, malul sayılmaları sebebiyle aylık bağlandığı tarihten önceki her türlü sigortalılık ve prim ödeme süreleri, iştirakçilik ve fiili hizmet süreleri ile bunların itibari ve fiili hizmet süresi zammı olarak değerlendirilen süreleri, malullük aylığı bağlanmasından sonra geçecek çalışma veya sigortalılık süreleriyle hiçbir sebeple birleştirilemez. Bu şekilde aylık bağlanmasından önce geçen söz konusu süreler; malullük aylığı bağlanmasından sonra geçen sigortalılık ve çalışma sürelerinin tabi olacağı sigortalılık hâli ile mülga 2829 sayılı Kanun uygulaması yönünden dikkate alınmayacağı gibi, sonradan geçen sigortalılık veya çalışma süreleri yaşlılık/emeklilik, malullük ya da ölüm/dul veya yetim aylığı bağlanmasında veya toptan ödeme yapılmasında ilgili mevzuatına göre ayrı bir çalışma veya sigortalılık süresi olarak değerlendirilir." düzenlemesi yapılmış olmakla, 2330 sayılı Kanun'un 4. maddesi gereğince davacının 01.06.1986-30.06.1986 tarihleri arasındaki hizmeti vazife aylığının bağlanmasında değerlendirildiğinden, vazife mallullüğü aylığı bağlanmasından sonraki hizmetinin ayrı bir çalışma olarak değerlendirilmesi ve aylık bağlanmasından önceki hizmeti ile birleştirilmemesi,1986 yılındaki hizmetinin sigortalılık başlangıcına esas alınmaması gerektiği sonucuna varıldığı bu nedenle davacının sigortalılık başlangıcının Kurumca askerlik borçlanması da dikkate alınarak 27.05.1997 olarak kabul edilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı davacının yaşlılık aylığı tahsis talep tarihi itibariyle 25 yıllık sigortalılık süresini ve 5900 prim günü şartını yerine getirmediği anlaşılmış olmakla yaşlılık aylığı tahsis talebinin reddinin Yasaya uygun olduğu belirlenmiş, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince yargılamada eksiklik bulunmamakla birlikte kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verilmesi gerektiğinden İlk Derece Mahkeme kararının ortadan kaldırılarak davanın reddine ilişkin karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Bölge Adliye Mahkemesinin 18.06.2020 tarihli kararının süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairece; "Dosya kapsamı incelendiğinde, davacının 12.01.1968 doğumlu olduğu, 01.06.1986 tarihinden itibaren 506 sayılı Yasa kapsamında sigortalılık başlangıcının olduğu ve 30.06.1986 tarihine kadar 30 gün prim ödediği,1988 yılında 20 yaşında askeri gittiği, askerde vazife malulü olarak 01.02.1991 tarihinden itibaren kendisine vazife malullüğü aylığı bağlandığı, davacının terhisten sonra 506 sayılı Kanun kapsamında 2702 gün prim ödediği ve 514 gün muvazzaf askerlik borçlanması yaptığı, 1479 sayılı Kanun kapsamında ise 2906 gün Bağ-Kur prim borcu ödediği, 22.10.2012 tarihine kadar 6122 gün prim ödedikten sonra sakatlık aylığı tahsisi talebinde bulunarak, davacıya 01.12.2012 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 506 sayılı Kanun 87/A kapsamında malullük yaşlılık aylığı tahsis edildiği, ancak davalı Kurumun davacıyı ... Erbakan Tıp Fakültesinde kontrol muayenesine gönderdiği, 22.03.2018 tarih ve 529 sayılı sağlık raporunda davacının maluliyet oranının %63 olarak tespit edildiği ve sonrasında 20.09.2018 tarih ve 12170874 sayılı işlemi ile aylığının kesildiği ve kendisine Kurum tarafından 6.156,62 TL yersiz maaş ödemesi gerekçesiyle borç çıkarıldığı, Bölge Adliye Mahkemesince davacıya askerlik vazifesi sırasında geçirdiği kaza nedeniyle 2330 sayılı Kanun gereğince 01.02.1991 tarihinden itibaren vazife malullüğü aylığı bağlandığı ve bağlanan bu aylığı halen aldığı bu durumun iki tarafın da kabulünde olduğu, 2330 sayılı Kanun'un 4. maddesi gereğince davacının 01.06.1986-30.06.1986 tarihleri arasındaki hizmeti vazife aylığının bağlanmasında değerlendirildiğinden, vazife mallullüğü aylığı bağlanmasından sonraki hizmetinin ayrı bir çalışma olarak değerlendirilmesi ve aylık bağlanmasından önceki hizmeti ile birleştirilmemesi, 1986 yılındaki hizmetinin sigortalılık başlangıcına esas alınmaması gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş ise de yanılgılı değerlendirme sonucu karar verilmiş olması, usul ve Kanun'a aykırı olup bozma nedenidir. Yapılacak iş; Kurumdan gelen 01.03.2024 tarihli cevabi yazıda davacının 01.06.1986-30.06.1986 tarihleri arasındaki hizmetinin vazife aylığının bağlanmasında değerlendirilmediği belirtilmiş olması karşısında davacının sigortalılık başlangıcı 01.06.1986 olarak ele alınmalı ve yaşlılık aylığı koşulları buna göre değerlendirilmelidir." denilerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının mülga 506 s. SSK'nın Geçici 81/B-f maddesine göre, 25 yıllık sigortalılık süresi 5000 gün prim şartını yerine getirdiği gibi 15 yıllık sigorta süresi 3600 prim günü şartını yerine getirdiği tespit edilmiş, 506 sayılı Kanun ve 5510 sayılı Kanun'larda malullük ve yaşlılık aylığına aynı anda hak kazanması durumunda aylıklardan yüksek olanın bağlanmasına engel bir düzenleme mevcut olmadığı ve 5510 sayılı Kanun'un 54. maddesine göre hem malullük hem yaşlılık aylığına hak kazananların bu aylıklardan yüksek olan aylığın bağlanması gerekeceğinden, bu bağlamda tahsis talep tarihi olan 01.10.2018 tarihini takip eden aybaşı itibariyle yaşlılık aylığına hak kazanma koşulları oluştuğundan davalı SGK'nın hizmet iptaline bağlı olarak yaşlılık aylığını başlangıcından itibaren iptal etmesi ve davacıya geriye dönük olarak ödenen aylıklardan dolayı borç çıkartması işleminin de hatalı olduğu sonucuna varılmış, davacıya 01.06.1986-30.06.1986 tarihlerinde geçen bildirimi yapılıp ve primleri ödenen 30 günlük sigortasının geçerli sayılarak sosyal güvenlik başlangıcının 01.06.1986 tarihi olduğunun kabülü ile davacının 14.09.2018 tarihli tahsis istemi nedeniyle 506 sayılı Kanun'un geçici madde 81/B-f maddesi gereğince 01.10.2018 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti sonuç ve kanaatine varılmış ve davanın kabulü ile davacı ... T.C. kimlik no.lu ...'a 01.06.1986-30.06.1986 tarihlerinde geçen bildirimi yapılıp ve primleri ödenen 30 günlük sigortasının geçerli sayılarak sosyal güvenlik başlangıcının 01.06.1986 tarihi olduğunun kabülü ile davacının 14.09.2018 tarihli tahsis istemi nedeniyle 506 sayılı Kanun'un geçici madde 81/B-f maddesi gereğince 01.10.2018 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine, aksi yöndeki davalı Kurumun Konya İl Müdürlüğünün 07.12.2018 tarih ve 16752102 sayılı ve 01.11.2018 tarih ve 14592013 sayılı işlemlerinin iptali ile oluşturulan sataşmanın önlenmesine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı Kurum vekili davacıya 01.02.1991 tarihinden geçerli olmak üzere 4-1(c) kapsamında 45. madde vazife malullüğü aylığı bağlandığını, daha sonraki kontrol muayenelerinde vergi indirim kapsamından çıktığı anlaşılarak aylığının kesildiğini, davacının sigorta başlangıcının 01.06.1986 olduğunu dile getirerek 506 sayılı Kanun'un 81. maddesi gereğince emeklilik talebinde bulunduğunu, ancak davacının 01.06.1986-30.06.1986 tarihleri arasında kalan hizmetlerinin vazife malullüğü aylığı hesap edilirken dikkate alınmış olması nedeni ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu gereğince vazife/görev malullüğü aylığı alanların aylık başlangıçları 01.02.1991 tarihinden önceki hizmetleri sonraki hizmet süreleri ile birleştirilmez" hükmü gereğince dikkate alınamamış olduğunu, Kurumca mevzuata uygun işlem yapıldığını öne sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık davacının 01.06.1986-30.06.1986 tarihleri arasında geçen hizmeti geçerli sayılarak sosyal güvenlik başlangıcı 01.06.1986 kabul edilerek, 14.09.2018 tarihli tahsis talebine istinaden 506 sayılı Kanun kapsamında 01.10.2018 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti istemine ilişkindir. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı Kurum vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 17.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! aeafb02fdb6da1db 0fded0c541438183