10. Hukuk Dairesi 2024/982 E. , 2025/863 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/267 E., 2023/2270 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Fatsa 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi SAYISI : 2016/600 E., 2021/710 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 24.04.2014 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu yaralandığını, sürekli iş göremezlik oranının %36,2 olduğunun tespit edildiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 10.000 TL maddi, 50.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve meüteselsilen alınarak davacıya verilmesini talep etmiş, 22.1.2020 tarihli dilekçesi ile maddi tazminata ilişkin talebini 367.180,69 TL olarak arttırmış, 07.09.2021 tarihli ıslah dilekçesi ile 526.378,92 TL talep ettiğini beyan etmiştir.
II. CEVAP Davalı ... İnşaat vekili cevap dilekçesinde; davacı ile müvekkili firma arasında bir iş sözleşmesinin bulunmadığını, %32,6'lık maluliyet oranın yüksek olduğunu, kazanın meydana gelmesinde müvekkil firmanın herhangi bir kusurunun bulunmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir. Davalı ... İnşaat vekili cevap dilekçesinde; iş kazasının oluş şekline, maluliyet oranına, müvekkiline yüklenen kusura ve maluliyet ile kaza arasındaki illiyet olduğu iddiasına tamamen itiraz ettiklerini, davalılar arasında yapılan sözleşmenin eser sözleşmesi niteliğinde olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı ... Yapı İnş. Tic. A.Ş. tarafından yapılan otel inşaatında çalışmakta olan davacının, inşaatta merdiven kalıbı çaktığı sırada 1,5 metre yükseklikten merdiven sahanlığına düşmesi sonucu yaralandığı, olay ile ilgili olarak Sosyal Güvenlik Kurumu Rehberlik ve Teftiş Başkanlığının düzenlemiş olduğu müfettiş raporu ile davacının geçirdiği kazanın iş kazası olduğunun tespit edildiği, davalı ... İnşaat Tur. San. ve Tic. A.Ş. tarafından yapımı planlanan otel lojmanları inşaatlarının betonarme kaba yapı inşaatının işçilik işlerinin yapılmasının 06.02.2014 tarihli sözleşme ile davalı ... Yapı İnş. Tic. A.Ş.'ye verildiği, sözleşmenin konusunu teşkil eden işlerin asıl inşaat işinin yardımcı işleri olması sebebiyle davalılar arasında alt-üst işverenlik ilişkisinin mevcut olduğu, Yüksek Sağlık Kurulunca maluliyet oranının %36,2 olduğu, Adli Tıp Kurumu raporunda E cetveline göre maluliyet oranın %36,2 olduğu belirtildiği, maluliyet oranları arasında çelişki olmadığı nazara alınarak davalıların maluliyet oranına itirazlarına kıymet verilmediği, hükme esas alınan 29.01.2019 havale tarihli kusur heyet raporuna göre; davalıların %60 oranında (alt işveren ... Yapı %50, asıl işveren ... İnş. %10) kusurunun bulunduğu, davacının %40 oranında kusurunun bulunduğunun mütaala edildiği, davaya konu iş kazası nedeniyle davacının toplam maddi zararın tespiti için dosyanın aktüerya hukuku alanında uzman bilirkişiye tevdii edildiği, aktüerya bilirkişisinin 04.08.2021 havale tarihli ek raporunda belirttiği şekilde davacının maddi zararının günlük yevmiyesi 100-TL (asgari ücretin 3,114261 katı) olması durumunda 526.378,92-TL. günlük yevmiyesi 60-TL (asgari ücretin 2,255154 katı) olması durumunda 427.796,34-TL olduğuna ilişkin mütalaada bulunduğunun anlaşılması karşısında; davacının kalıp ustası olarak çalışması, yaşı, tanık beyanları ve emsal ücret araştırması neticesinde davacının günlük yevmiyesinin 100-TL olduğu kabul edildiği, bilirkişi raporunun denetime ve hükme esas almaya elverişli olduğunun değerlendirildiği, davacı vekili, 22.01.2020 tarihli ıslah dilekçesi ve 07.09.2021 havale tarihli ıslah dilekçesi ile taleplerini artırmış ise de, HMK 176/2 maddesi gereği aynı davada taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilir hükmü gereği davacının 22.01.2020 tarihli ıslah dilekçesine itibar edildiği ve davacının maddi tazminat talebinin olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte kabulüne karar vermek gerektiği, kaza sebebiyle davacının uğramış olduğu acı ve ızdırabın kısmen de olsa giderilmesine yönelik olmak üzere manevi tazminat davasının kısmen kabul edildiği gerekçesiyle, "1)Davacının maddi tazminat davasının kabulüne, 367.180,69-TL maddi tazminatın olay tarihi olan 24.04.2014 tarihinden işleyecek yasal faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 2)Davacının manevi tazminat davasının kısmen kabulüne, 17.500,00-TL manevi tazminatın olay tarihi olan 24.04.2014 tarihinden işleyecek yasal faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine" karar verilmiştir
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tarafların istinaf başvurusunun ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; kusur dağılımının olayın oluş şekli ve dosya kapsamı ile örtüşmediğini, maddi tazminatın raporda seçenekli düzenlenmiş olup ilk seçeneği kendi iddiaları doğrultusunda günlük yevmiye net 100 TL kabul edilerek hesaplanmış ise de ayda 26 gün çalışacağı kabulü ile yapılan hesaplamanın doğru olmadığını, ikinci seçenekteki hesaplamanın tanık beyanlarına aykırı olup kabulünün mümkün olmadığını, hükmedilen manevi tazminatın yetersiz kaldığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. Davalı ... İnşaat....A.Ş vekili; husumet itirazlarının dikkate alınmadığını, diğer davalı şirket ile müvekkili arasında imzalanan sözleşmenin eser sözleşmesi olduğunu, davalılar arasında asıl-alt işveren ilişkisi bulunmadığını, davacının iddia ettiği ücret üzerinden yapılan hesaplamaya göre hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, meslek odalarınca bildirilen ücretlerin dikkate alınmadığını, davacının eşinin çalışıp çalışmadığı araştırılmadan çalışmadığı varsayımı ile AGİ belirlendiğini, kusur raporuna itirazlarını karşılar yeni bir rapor alınmadığını, davacının tam kusurlu davranışlarda bulunarak kazaya sebebiyet verdiğinden eylem ile zarar arasındaki illiyet bağının kesildiğini, maluliyete ilişkin alınan raporlar arasındaki çelişkinin giderilmediğini, davacının maluliyet oranının %60'ın üzerinde olmadığından pasif dönem hesabı yapılamayacağını belirterek kararın bozulmasını istemiştir. Davalı Kulyapı vekili; müvekkiline %50 kusur verilmesinin kabul edilemez olduğunu, davacı işçinin müvekkili şirkette asgari ücret ile çalıştığını, aktüerya raporuna itirazının da karşılanmadığını, iş göremezlik oranının %60'ın üzerinde olduğu durumlarda aktif dönemle birlikte pasif döneminde zarar hesabına dahil edilmesinin mümkün olduğunu, sürekli iş göremezlik oranına itirazlarının değerlendirilmediğini belirterek kararı temyiz etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Anayasamızın 141 inci maddesinde, yargılamanın aleniyeti ilkesi benimsenmiştir. Bu kapsamda yargılamanın açık olarak yapılması ve yargılamanın sonunda verilen kararın da açıkça belirtilmesi esastır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 28. maddesinde de bu husus belirtilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 294. maddesinde hüküm, hükmün verilmesi ve tefhimi; "(1) Mahkeme, usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür. (2) Hüküm, yargılamanın sona erdiği duruşmada verilir ve tefhim olunur. (3) Hükmün tefhimi, her hâlde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. (4) Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hâllerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. (5) Hükmün tefhimini, duruşmada bulunanlar ayakta dinler. (6) Hükme ilişkin hususlar, niteliğine aykırı düşmedikçe, usule ilişkin nihai kararlar hakkında da uygulanır." şeklinde açıklanmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. maddesinde de bir Mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiği "(1) Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar. a)Hükmü veren Mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini. b)Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini. c)Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri. ç)Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini. d)Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını. e) Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi. (2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” şeklinde açıklanmıştır. Buna göre bir Mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini kendiliğinden araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst Mahkeme de bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’na Göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, Ankara 2011, s.472). Anayasa’nın 141. maddesi gereğince bütün Mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların Mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur. Yukarıda vurgulanan hususlar, Hukuk Genel Kurulu'nun 19.04.2006 gün ve E:2006/4-142, K:229; 05.12.2007 gün ve E:2007/3-981, K:936; 23.01.2008 gün ve E:2008/14-29, K:4; 19.03.2008 gün ve E:2008/15-278, K:254; 18.06.2008 gün ve E:2008/3-462, K:432; 21.10.2009 gün ve E:2009/9-397, K:453; 24.02.2010 gün ve E:2010/1-86, K:108; 28.04.2010 gün ve E:2010/11-195, K:238; 22.06.2011 gün ve E:2011/11-344, K:436; 08.02.2012 gün 2011/10-726 E, 2012/57 K;28.09.2012 gün 2012/3-444 E ,2012/638 K.; 16.03.2012 gün 2012/2-97 E,2012/203 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir. Yine 07.06.1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan "Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği Kanun koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir." şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye, vurgu yapılmıştır. Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa’nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK’nun 297. maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. Öte yandan, Mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür. Anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Somut olayda, kararın gerekçesinde, 04.08.2021 havale tarihli ek raporun hükme esas alındığı ve raporun davacının günlük yevmiyesi 100-TL olarak kabul edilmek suretiyle maddi zararın 526.378,92-TL. olarak hesaplandığı seçeneğine itibar edildiği, ne var ki HMK 176/2. maddesi gereği aynı davada taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilir hükmü gereği davacının 22.01.2020 tarihli ıslah dilekçesine itibar edilerek karar verildiği belirtilmiştir. Hüküm fıkrasında davacının maddi tazminat davasının kabulüne 367.180,69-TL maddi tazminatın tahsiline hükmedildiği, fakat fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmaksızın kararın gerekçe bölümü ile hüküm fıkrası arasında çelişki yaratıldığı anlaşılmaktadır. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O hâlde, HMK’nun 369/1. maddesi kapsamında kanunun açık hükmüne aykırı görülen bu husus re'sen dikkate alınarak, bu aşamada davacı ve davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin hüküm bozulmalıdır.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20.01.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.