10. Hukuk Dairesi 2024/9605 E. , 2025/6143 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2289 E., 2023/231 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Çeşme 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi SAYISI : 2016/101 E., 2022/331 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı ve davalılar vekilleri tarafından temyiz edildiği, davalı ... vekilinin temyiz incelemesinin duruşmalı yapılmasını talep ettiği anlaşıldıktan, duruşma için tayin olunan 30.04.2025 Salı günü için yapılan tebligatlar üzerine murafaalı temyiz eden davalı adına asil ... ile davacı adına Av. ...'nın geldiği davalı ... adına gelen olmadığı görüldükten ve gelenlerin yüzlerine karşı murafaaya başlanarak sözlü açıklamaları dinledikten sonra duruşmaya son verilerek, Tetkik Hakimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü;
I. DAVA 1.Davacı vekili dava dilekçesinde,; Müvekkilinin, davalı ...'e ait olan villada 2015'ten beri çalıştığı, işverenin mimar davalı ... olduğu, müvekkilinin boyacı ustası olup günlük 120,00-TL'den aylık 3.600,00-TL kazandığı, 04.01.2016 tarihinde kalıpçı tarafından villanın bahçesinde yapımı bir hafta süren bir kulübenin villa sahibi olan davalı ... tarafında istenmemesi ve yıkılması istemi üzerine, davalı ... tarafından müvekkile ve diğer işçi ...'a kulübenin yıkılması talimatı verildiği, müvekkilin yıkım işine itiraz etmesine rağmen ...'nın umursamadığı, bu kulübenin eş güvenliği eğitimleri verilmeden balyozlarla yıkılmasının istendiği, iş kazasının meydana geldiği 04.01.2016 tarihinde müvekkilin duvara bir balyoz vurmasıyla inşaatın komple üzerine gelmeye başladığı, müvekkilin kaçmaya fırsat bulamadan yıkılan parçaların altında kaldığı, kazanın etkisiyle kendinden geçtiği ve ambulansla hastaneye kaldırıldığı, bu tedaviler sonucu müvekkilin sağ bacağının diz üstünden kesildiği, yatalak tedavisinin şu an devam ettiği ve kalıcı olarak sakatlandığı, kazanın meydana gelmesinde müvekkilin tamamen kusursuz olduğu, davalı iç mimar ...'nın müvekkil ve arkadaşını yıkım işinde görevlendirmesinin doğru olmadığı, davalının kulübenin yıkımı için kepçe çağırmasının gerektiği, yukarıda belirtilen hususlar göz önüne alınarak, harca esas değer olarak 10.000-TL belirtilmiş olsa da, alacak likit olmadığından HMK 107 md. Gereği kısmi açılan bu dava değerini bilirkişi hesabına artırma haklarını saklı tuttukları, davanın kabulü ile meydana gelen iş kazası nedeniyle 200.000,00-TL manevi tazminat, 5.000,00-TL iş gücü kaybı, 5.000,00-TL tedavi giderlerinden doğan maddi tazminat olmak üzere, toplam 210.000,00-TL alacağın kaza tarihinden itibaren işleyecek en yüksek mevduat faiziyle davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davacı vekili 28.09.2019 tarihli dilekçesi ile iş göremezlik tazminatını 481.241,93 TL tedavi gideri talebini 32.492,88 TL'ye arttırmıştır.
II. CEVAP Davalı ... vekilinin cevap dilekçesinde özetle: davacının, mimar olan müvekkil ... 'nın yanında, ... ile birlikte çalışmakta olup müvekkil ... ile yapmış olduğu Ekim 2015 tarihli bakım onarım dekorasyon sözleşmesine istinaden yukarıda adresi belirtilen ve kazanın meydana geldiği yerde işe başlandığı, iş yerinde yapılmış olan 5 m2 ebatındaki kulübenin, iş sahibi tarafından istenmemesi ve yıkılması talebi üzerine, kulübenin yıkılmasına karar verildiği. ve yıkımı gerçekleştiren davacının, ... tarafından yıkımın ne şekilde yapılacağı konusunda uyarılmasına rağmen, uyarıya uymayarak yıkıma devam ederken olayın meydana geldiği, davacının 22.01.2016 tarihinde vermiş olduğu ifadesinde kazanın oluşunda tamamen kendi dikkatsizliklerinden kaynaklandığını belirttiği, davacı tarafın, olaydan sonra davalı müvekkillerinin kendisini aramadığı, hiçbir şekilde ilgilenmediği destek olmadığı iddiasının gerçek dışı olduğu, müvekkil ...'in olayın meydana geldiğini öğrendiği anda derhal Çeşme Devlet Hastanesine koştuğu ve o andan itibaren yanından ayrılmadığı ve gereken ilgiyi gösterdiği ve göstermeye devam ettiği, diğer müvekkilin ise İsviçre'de yaşadığı, davacı tarafın müvekkil ... 'ya "buranın yıkımını bir kepçe makinesi ile yapılması gerekir, biz yapamayız" şeklindeki açıklamasının gerçek dışı olduğu, bizzat davacının "5 m2'lik yeri kendimiz kolayca yıkarız" dedikten sonra, önce iki duvarı yıktığı sonra altına girerek diğer duvarlardan birini daha yıkmak isterken ve ...'ın ikazına rağmen, müvekkilinin olmadığı bir zamanda balyozu vurur vurmaz olayın meydana geldiği, yukarıda da belirttildiği gibi davacının ne müvekkillerin ne de hiçbir kimsenin istemediği bir kazaya maruz kaldığı, fakat bu kazanın meydana gelmesinde ...'ın ifadesinden ve kendi ifadesinden anlaşılacağı üzere, kusurun kendisine ait olduğu, sayın mahkemece yapılacak tahkikat ve keşif neticesinde gerçek durumun ve davacının, meydana gelen olayda tam kusurlu olduğunun ortaya çıkacağı, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekilinin cevap dilekçesinde özetle: davacının, mimar olan müvekkillerinin yanında, ... ile birlikte çalışmakta olup, iş sahibi ... ile yapmış olduğu Ekim 2015 tarihli bakım onarım dekorasyon sözleşmesine istinaden kazanın meydana geldiği yerde işe başlandığı, iş yerinde yapılmış olan 5 m2 ebatındaki kulübenin, iş sahibi tarafından istenmemesi ve yıkılması talebi üzerine, kulübenin yıkılmasına karar verildiği ve yıkımı gerçekleştiren davacının, ... tarafından yıkımın ne şekilde yapılacağı konusunda uyarılmasına rağmen uyarıya uymayarak yıkıma devam ederken olayın meydana geldiği, davacının 22.01.2016 tarihinde vermiş olduğu ifadesinde kazanın oluşunda tamamen kendi dikkatsizliğinden kaynaklandığını belirttiği, davacı tarafın olaydan sonra müvekkillerinin kendisini aramadığı ve hiçbir şekilde ilgilenmediği söyleminin tamamiyle gerçek dışı olduğu, müvekkilimnin olayın meydana geldiği anda derhal Çeşme Devlet Hastanesi'ne gidip o andan itibaren yanından hiç ayrılmadığı ve gereken ilgiyi fazlasıyla gösterdiği ve hala da göstermeye devam ettiği, davacı tarafın, müvekkili ... 'ya "buranın yıkımını bir kepçe makinesi ile yapılması gerekir, biz yapamayız" şeklindeki açıklamasının gerçek dışı olduğu ve davacının bizzat "5 m2'lik yeri kendimiz kolayca yıkarız" dedikten sonra, önce iki duvarı yıktığı ve sonra altına girerek diğer duvarlardan birini daha yıkmak isterken ve ...'ın ikazına rağmen, müvekkilinin olmadığı bir zamanda balyozu vurur vurmaz bu olayın meydana geldiği yukarıda da belirtildiği gibi davacının ne müvekkilinin ne de hiçbir kimsenin istemediği bir kazaya maruz kaldığı, fakat bu kazanın meydana gelmesinde , ...'ın ifadesinden ve kendi ifadesinden anlaşılacağı üzere kusurun tamamen kendisine ait olduğu, sayın mahkemece yapılacak tahkikat ve keşif neticesinde gerçek durumun ve davacının, meydana gelen olayda tam kusurlu olduğunun ortaya çıkacağı, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile"...tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde davacının davalının işçisi olduğu esnada iş kazasına maruz kaldığı ve %36,20 oranında malul kaldığı, davalı işverenin kazada %65 vardiya amirinin %10 ve davacı işçinin ise %25 oranında meydana gelen kazada kusurlu olduğu iş kazası sonucunda davacının maddi ve manevi zararlarının meydana geldiği, işverenin ve işveren vekilinin ortak kusurlarının meydana gelen kazada bulunduğu, meydana gelen zarardan davalının sorumlu oldukları, manevi tazminat koşullarının da oluştuğu, ancak içtihatlar doğrultusunda belirlenen kriterler göz önüne alındığında huzurdaki dava bakımından manevi tazminatın kısmen kabulüne karar verilmesi gerektiği kanaatiyle..." gerekçesiyle, Davacı ...'ın maddi tazminat isteminin kısmen kabulü ile 27.439,20-TL tedavi gideri ve taleple bağlı kalınarak (fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak üzere) 481.241,93-TL gelir kaybı olmak üzere toplam 508.681,13 TL'nin maddi tazminatın kaza tarihi olan 04.01.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan müteselsilen ve müştereken alınarak davacıya verilmesine, 2-Davacı ...'ın manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile; 85.000,00-TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 04.01.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan müteselsilen ve müştereken alınarak davacıya verilmesine, " karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurularının esastan reddine, karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Davacı vekili temyiz dilekçesi ile; maddi tazminat talebinin tam kabulünün gerektiği ile manevi tazminatın az hükmedildiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. Davalı ... vekili temyiz dilekçesi ile; müvekkiline yapı maliki olarak sorumluluk yüklenemeyeceğini,iiliyet bağının bulunmadığını diğer davalı ile aralarında eser sözleşme si olduğundan sorumlu tutulamayacağınıdavacının yapıyı içten yıkmaya çalışmasıyla ağır kusurlu olduğunu ve hükmedilen tazminatların fahiş olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. Davalı ... vekili temyiz dilekçesi ile müvekkili hakkındaki ceza soruşturmasının kolluktaki şikayetten vazgeçilmesiyle düşürüldüğünü,kazanın davacının acelecilik ve dikkatsizliğinden meydana geldiğini,belirterek ek kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, iş kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. A) Davacı vekilinin davacı yararına hükmedilen manevi tazminat alacağına ilişkin temyiz istemi yönünden; Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. 2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu 110. maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır. 3.Dosya içeriğine göre davacı için hükmolunan manevi tazminatın Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 238.730 TL’nin altında kaldığı anlaşıldığından davacı vekilinin temyiz itirazının miktardan reddine karar verilmiştir. B) Davalı ...'in husumete yönelik temyiz itirazları yönünden 1.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 470. maddesinde eser sözleşmesi; “Yüklenicinin bir eser meydana getirmesi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşme” olarak nitelendirilmiş, sözleşmenin tarafları yüklenici ve iş sahibi olarak isimlendirilmiştir. Bir sözleşme ilişkisinin kurulabilmesi için sözleşme yapmaya ehil (ehliyet) olanlar arasında, öneri ve kabulün gerçekleşmesi, yani tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamaları (tarafların anlaşması), sözleşme içeriği ve amacının kanunda kesin hükümsüzlük yaptırımına tabi tutulmamış yani yasaklanmamış (meşru içerik) ve sözleşmenin kanunda öngörülen biçimi varsa buna uyularak (şekil) yapılması, sözleşmenin genel unsurlarıdır. Sözleşmeye ilişkin bu temel unsurlar yanında her sözleşme türünün kendine özgü unsurları bulunmaktadır. Eser sözleşmesinin de kendine özgü olan iki temel unsuru vardır. Bunlar eser ve bedeldir. Bu sözleşme ile bir taraf (yüklenici) istenen özellikle sonucu (eser) meydana getirmeyi, diğer taraf (iş sahibi) ise bu çalışma karşılığında ivaz ödemeyi (bedel) üstlenmektedir. Eser sözleşmesinde tarafların edimleri birbirinin karşılığını oluşturmakta olduğundan tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmedir. Ayrıca niteliği itibariyle sürekli bir sözleşme olmayıp ani edimli bir sözleşmedir. Bu sözleşmenin unsuru olan meydana getirilecek eser, aynı zamanda sözleşmenin konusunu oluşturur. Ayırt edici diğer bir temel unsuru ise bedeldir. Meydana getirilecek bir sonuç bulunmasına rağmen bedel ödenmeyeceği kararlaştırılmış ise eser sözleşmesinin varlığından söz edilemez. Bedel, eser sözleşmesinin unsuru ise de tarafların anlaşırken bedeli kararlaştırmamış olmaları sözleşmenin kurulmasına etki etmez. Taraflar kararlaştırmamış olsa da bedel ödeneceğini taraflar biliyor veya bilmesi gerekiyor ise eser sözleşmesinin bulunduğu yine kabul edilecektir. Eser sözleşmesinin konusu, meydana getirilmesi istenen sonuçtur. İstenen sonuç, bir şeyin yapılmasına ilişkin olabileceği gibi, ortadan kaldırılmasına, iyileştirilmesine veya montajına ilişkin de olabilecektir. Diğer bir ifadeyle baştan yeni bir eser meydana getirilmesine ilişkin olabileceği gibi mevcut bir eserde yapılacak değişiklik veya ilavelerle farklı bir hale getirilmesine de ilişkin olabilir. Eser sözleşmesi tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamaları ile kurulur ve sözleşmenin geçerliliği kanunda aksi öngörülmedikçe hiçbir şekle bağlı değildir. 2. 6098 sayılı TBK’nın 393. maddesinde hizmet sözleşmesi; “Hizmet sözleşmesi, işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle işgörmeyi ve işverenin de ona zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. İşçinin işverene bir hizmeti kısmi süreli olarak düzenli biçimde yerine getirmeyi üstlendiği sözleşmeler de hizmet sözleşmesidir. Genel hizmet sözleşmesine ilişkin hükümler, kıyas yoluyla çıraklık sözleşmesine de uygulanır; özel kanun hükümleri saklıdır.” şeklinde düzenlenmiştir. 3. Bir sözleşme ilişkisinin eser sözleşmesi mi yoksa hizmet sözleşmesi mi olduğunun belirlenmesine gelince; 6098 sayılı TBK’nın 393. maddesinde hizmet sözleşmesi emek ağırlıklı iken, eser sözleşmesi beceriye dayalı sonuç ağırlıklıdır. Hizmet sözleşmesinde ortaya konan emek nedeniyle ücrete hak kazanılır. Eser sözleşmesinde ise ortaya konan beceri ile oluşturulan eser nedeniyle ücret alınır. Hizmet sözleşmesinde; zamana bağlı süreç ağırlıklı çalışma söz konusu iken, eser sözleşmesinde sonuca bağlı çalışma esastır. Eser sözleşmesinde yüklenici, iş sahibinin istemi üzerine kural olarak bir şey meydana getirmeyi ve bedel karşılığında teslim etmeyi üstlenmektedir. Sözleşmede beceriye dayalı sonuç unsuru yerine emek verilmesi üstün ise eser sözleşmesi değil, hizmet sözleşmesi söz konusu olacaktır. 5.Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre,İzmir İli Çeşme İlçesinde bulunan davalı ...'e ait müstakil villanın bakım,onarım ve dekorasyonu işinin yazılı sözleşme ile davalı ... 'ya verildiği,işbu davalı tarafından villanın ön kısmına yapılan deponun ... tarafından beğenilmeyerek yıkılmasını diğer davalıdan istemesi üzerine olaydan bir gün önce yıkım işine davacı ile ... tarafından başlandığı,olay günü davacının deponun içerisinden duvarın alt kısmına doğru balyozla vurmaya devam ettiği sırada deponun üst tavan betonu ve yığma tuğladan örülmüş arka duvarın davacının sağ bacağı üzerine devrilmesi sonucu sağ bacağının diz üstünden ezildiği ve diz üstünden bacağı kesilerek ampute edildiği anlaşılmaktadır. 4. Her ne kadar İlk Derece Mahkemesince ve Bölge Adliye Mahkemesince açıklanan gerekçede davalı ... ile diğer davalı ... arasındaki ilişkinin yukarıda belirtilen düzenlemeler ve açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde aradaki ilişkinin istisna akdi olmasına karşın aradaki ilişkinin asıl-alt işveren ilişkisi oluştuğunun kabulüne karar verilerek davalı ... yönünden davanın husumetten reddi gerekirken bu davalı yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olması hatalı olmuştur. C)Davacı vekili ile davalılardan ... vekilinin davacı yararına hükmedilen maddi tazminat alacağına ilişkin temyiz istemleri yönünden; Davacının tüm, davalı ... vekilinin aşağıdaki bendde belirtilen dışındaki sair temyiz itirazlarının reddi gerekmektedir. Somut olayda, davacı vekilince mahkemece aldırılan 28.06.2019 tarihli kök rapora itiraz edilmeyerek talebini bu rapora göre artırdığı,ek raporun davalı ...'in itirazı ve SGK'dan gelen ilk psd nedeniyle aldırıldığı gözetilmeden 26.03.2021 tarihli raporla bilinen dönemin ileriye çekilmesi suretiyle zararın daha fazla hesaplandığı bilirkişi raporuna itibarla hüküm tesisi davalı ... lehine oluşan usuli kazanılmış hakkın ihlali niteliğinde olup bu husus hatalı olmuştur.
VI. KARAR: Açıklanan sebeplerle, 1.Davacı vekilinin, davacının manevi tazminat istemi hakkında kurulan hükme yönelik temyiz isteminin miktardan REDDİNE, 2.Taraf vekillerinin davacı yararına hükmolunan maddi tazminat alacağına ilişkin temyiz istemi yönünden; Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgililere iadesine, Davacı avukatı yararına takdir edilen 28.000,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıya yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! a8885763ac954e7b 50fb76d81ab3b45f