10. Hukuk Dairesi 2024/8507 E. , 2025/4493 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi Taraflar arasında iş kazasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemi davasından dolayı yapılan yargılama neticesinde İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabul ve kısmen reddine dair karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının davacı ... vekili ile davalı vekilinin istinafı üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine dair karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne ve duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hâllerden hiçbirine uymadığından, temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA 1.Davacı vekili dava dilekçesinde, davacılardan ...'un 04.03.2019 tarihinde, işyerinde zeminin ıslak olmasından ve gerekli önlemlerin alınmamasından dolayı yere düştüğünü, bunun sonucunda beli kırılarak malül kaldığını, iş kazası sonucunda bedensel ve ruhsal zarar gördüğünü, müvekkilinin beline platin takıldığını, bu durumun gelecekte büyük maddi gelir kaybına sebep olacağının kuşkusuz olduğunu, sadece çalışma hayatını değil, günlük yaşamını da etkilediğini, yürümekte bile zorlanan müvekkilin sürekli birilerinin yardımıyla oturup yattığını, hatta bu durum cinsel hayatını bile olumsuz etkilediğini, müvekkilinin şarküteri ve kasap ustası olduğunu, geçimini beden işçisi olarak sağladığını, çalışmış olduğu ortamların soğuk ve steril olmayan ortamlar olduğunu, kurum tarafından %40.20 sürekli iş göremezlik derecesi tespit edilen müvekkilinin mesleğini icra etmesinin imkansız bir hal aldığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, kazalı davacı ... için 1.000 TL maddi, 20.000 TL manevi,eşi ... için 20.000 TL manevi,çocukları ... ve ... için her biri için 20.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizleriyle birlikte tahsilini talep etmiştir. 2.Davacı vekili 30.08.2002 tarihli bedel artırım dilekçesi ile talebini 433.729,63 TL'ye 09.10.2023 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini 958.140,16 TL'ye arttırmıştır.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde,müvekkili şirketin ... ünvanıyla Ankara'da market sektöründe faaliyet gösteren ve yüzlerce çalışanı olan bir şirket olduğunu, müvekkili şirket bünyesinde çalışan tüm personel gibi davacının da iş sağlığı ve güvenliği konusunda eğitime ve uygulamaya tabi tutulduğunu, müvekkili şirkette tüm iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınmakta olduğunu, personelin de konuyla ilgili yükümlülüklerini yerine getirmesi hususunda olabildiğince hassas davranıldığını, et parçalama işlemi sırasında ilik sıvısının davacı tarafından zemine akıtılması ancak davacının bu akıntıyı temizlemeden işine devam etmesi ve sonrasında et almak için depoya geçerken ilik sıvısı üzerinde kayarak düşmesi şeklinde meydana geldiğini, kasaplık mesleğini icra eden herkesin hangi zemin üzerinde olursa olsun çalışma alanının temiz tutulmaması halinde zeminde bulunan atıkların düşme tehlikesi yaratacağını, davacının görevli olduğu kasap reyonunda zeminin temiz tutulması için gerekli uyarıların müvekkili şirket tarafından yapıldığını, müvekkili şirketin ilgili mevzuat hükümleri uyarınca alması gereken önlemleri aldığını, davacının işe başlamadan önce İş Sağlığı ve Güvenliği eğitimlerine katılmasının sağlandığını, Bunun yanı sıra işçiye İş Sağlığı ve Güvenliği Talimatının da bildirildiğini ve işçi tarafından okunarak imzalandığını, tüm bu yükümlülükler yerine getirildikten sonra işçinin işe başladığını, davacının kazanın oluşumunda müvekkili şirketi kusurlu gösterme çabası içerisinde olduğunu, ancak davacının kendisine yapılan uyarıları dikkate almadığını, çalıştığı alanı temizlemeyi ihmal ettiğini, bunun neticesinde kaza geçirdiğini beyanla davanın reddini talep etmişti.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile"....İş kazasının meydana gelmesinde kusuru olanları tespit etmek üzere dosya iş güvenliği uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetine tevdi edilmiş gelen raporda kazazede davacı işçinin çalışırken tecrübesine göre şahsi güvenliğini korumada kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermemiş olmasından dolayı %20, davalı işverenin kaymaz tabanlı iş ayakkabısı vermemesi, kullanım kontrolü yapmaması, denetim mekanizması oluşturmaması, gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin verilmemiş olması sebei ile %80 (yüzde seksen) oranında kusurlu olduğu bildirilmiştir, Mahkememizce de olayın oluşu göz önünde bulundurulduğunda bilimsel verilere uygun ve gerekçeli olarak tanzim edilmiş kusur raporu benimsenmiştir. Davalının kusuru göz önünde bulundurularak dosya hesap bilirkişisine tevdi edilmiş, davacı işçinin %40,2 maluliyet oranı da göz önünde bulundurularak maddi zararı tespit edilmiş hesaptan davacı işçiye ödenen geçici iş göremezlik ödeneği miktarı kusur oranında tenzil edilerek kabul kararı verilmiştir. Davacı sigortalı...'nın diğer davacıların eş ve babası olduğu hususunda tartışma bulunmamaktadır. Dava konusu iş kazasının oluş şekli, sigortalının yaralanmasının niteliği ile meslekte güç kayıp oranının % 40,2 olması hususları birlikte değerlendirildiğinde davacı sigortalının ağır bedensel zarara uğradığının anlaşılması karşısında davacı eş ve çocuklar yararına olayın oluş şekli, kusur durumu, tarafların sıfatları, işgal ettikleri makam, sosyal ve ekonomik durumları, olay tarihi ve paranın o tarihteki alım gücü, ekonomik koşullar, hak ve nasafet kuralları ile davacının olay nedeniyle yaşadığı acı ve üzüntü birlikte değerlendirilerek, davacılar lehine manevi tazminata hükmedilmesine karar verilmiş ancak manevi tazminatın tarafları zenginleştirecek miktarda olamayacağı ve meydana gelen kazada tarafların kabul edilmiş kusur oranları dikkate alındığında talep edilen manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulüne karar verilmekle aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. Davacı vekili 09.10.2023 tarihli 2. ıslah dilekçesiyle talebini yükseltiği bildirmişse de HMK'nın 176/2. Maddesi uyarınca aynı davada ikinci kez ıslah ile talep arttırılmasının mümkün olmadığı, fazlaya dair hakların ek dava açılmak suretiyle istenebileceği, bu itibarla kısmi dava olarak açılan eldeki davada kaldırma kararı öncesi ıslahla arttırılan miktar üzerinden hüküm kurulmuştur. ..." gerekçesiyle, 1.Davacı tarafından açılan maddi tazminat davasının kabulü ile Sürekli ve geçici iş göremezlik olmak üzere toplam 433.729,63 TL tazminata kaza tarihi olan 04/03/2019 tarihinden işleyecek yasal faiz ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 2.Manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile Davacı ... yönünden 20.000,00 TL manevi tazminat, ... yönünden 17.000,00 TL manevi tazminat, ... yönünden 15.000,00 TL manevi tazminat, ... yönünden 15.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 67.000,00 TL manevi tazminatın 04.03.2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ... vekili ile davalı vekilinin istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı ... vekili, Bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya yeniden ilk derece mahkemesine gönderildiğinde tahkikat işlemi sonuçlanıncaya kadar ıslah işlemi yapılabileceğini, bölge adliye mahkemesi kaldırma kararından sonra hesap bilirkişisinden değişen asgari ücrete göre yeniden ek rapor alındığını, burada yapılan hesaplamaya göre alacaklı bulunduğundan ıslah işlemi yapılmasının doğru olduğunu, ıslah dilekçesinde talep edilen miktara göre maddi tazminat alacağını hüküm altına alınması gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. Davalı vekili, davacının kasap reyonunda 16.12.2018 - 27.09.2019 tarihleri arasında brüt 2.650,00 TL ücretle çalıştığı, iş güvenliği konusunda eğitime tabi tutulduğunu, olayın meydana gelmesinde davacının parçaladığı etlerden akan ilik sıvısının zemine akması ve bu akıntıyı temizlemeden işine devam etmesi esnasında depoya giderken ilik sıvısını üzerine basarak ayağının kayması sonucu zemine düşerek yaralandığını, çalıştığı ortamı temiz tutması hususunda defalarca uyarıldığının, davacının 10 yılı aşkın süre kasaplık yapmış birisi olduğunu, olayın meydana gelmesinde tarafların kusuruna ilişkin alınan raporun hatalı olduğunu, olayın meydana gelmesinin tamamen davacının kusurundan kaynaklandığını, talep edilmesine rağmen keşif yapılmadan kusur raporunun verildiğini, hükme esas alınan hesap bilirkişi raporunun çelişkili olduğunu, hesap tablosundaki yıllara göre kat sayılardaki artışın sebebinin gösterilmediğini, hüküm altına alınan manevi tazminat miktarının ise fahiş olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, iş kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Davanın yasal dayanakları 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21. maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesi hükümleridir. A) Davalı vekilinin davacılar yararına hükmedilen manevi tazminat alacaklarına ilişkin temyiz istemi yönünden; Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. 2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu 110 uncu maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır. 3.Dosya içeriğine göre her bir davacı için hükmolunan manevi tazminatın Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL’nin altında kaldığı anlaşıldığından davalı vekilinin temyiz itirazının miktardan reddine karar verilmiştir. B) Davacı ... vekili ile davalı vekilinin davacı ... yararına hükmedilen maddi tazminat alacağına ilişkin temyiz istemi yönünden; Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davacı ... vekili ile davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Dosya kapsamından; Mahkemece 03.07.2020 tarihli Bölge Adliye Mahkemesi kaldırma ilamından önce verilen hükme esas alınan 11.07.2019 tarihli hesap raporunda dava konusu olayın meydana gelmesinde davanın % 30, davalı işveren ... Mühendislik firmasının %70 oranında kusurlu olduğu kabulü ile davacının maddi zarar miktarının 247.696,18 TL olarak hesaplandığı, Mahkemece davacının zararının rapordaki gibi olduğunun tespiti ile taleple bağlı kalınarak davacı vekilince anılan rapordan önce sunulan 02.04.2014 tarihli talep arttırım dilekçesinde arttırılan tutar olan 233.710,44 TL üzerinden karar verildiği, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulduğu, davacı vekilince sunulan istinaf dilekçesinde maddi tazminatın hesap yöntemine bir itirazın bulunmadığı, yalnızca diğer davalılar yönünden verilen ret kararlarının hatalı olduğunun beyan edildiği, yukarıda anılan 03.07.2020 tarihli kaldırma kararı ile istinaf mahkemesince kusur oranlarının tespitinde eksik inceleme yapıldığı yeniden kusur belirlemesi yapılması gerektiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verildiği, Mahkemece istinaf ilamı üzerine yeniden kusur raporu aldırıldığı aldırılan kusura ilişkin heyet raporunda kaldırma ilamı öncesi hükme esas alınan kusur oranlarının değişmediği, Mahkemece bu kez dosyasının hesap bilirkişisine tevdi edildiği, 24.01.2022 tarihli hesap raporunda diğer verilerin değiştirilmemesine rağmen bilinen dönem sonunun ileriye çekilmesi nedeniyle tazminatın daha fazla pasif dönemde gelir vergisi istisnasının dışlanmayacağının kabulü halinde 1.ihtimalde maddi zarar 433.164,77 TL, gelir vergisi istisnasının dışlanması halinde ise 2.ihtimalde 418.830,62 TL olarak hesaplandığı, davacı vekilince 1.ihtimal üzerinden 08.02.2022 tarihli dilekçesi ile maddi tazminat talebini arttırdığı, Mahkemece temyize konu kararında 24.01.2022 tarihli hesap raporunda 1.ihtimalde belirlenen maddi tazminat miktarına davacının hak kazandığı ancak kaldırma ilamı sonrası sunulan 08.02.2022 tarihli dilekçenin 2. ıslah dilekçesi niteliğinde olduğundan bahisle kabul edilemeyeceği gerekçesiyle önceki karar gibi 233.710,44 TL maddi tazminata karar verildiği anlaşılmıştır. Usuli kazanılmış hak davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrarı sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usulü müktesep hak, anlam itibariyle, bir davada, Mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü kazanılmış hak doğabileceği gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalmasıyolu ile de usulü kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan Mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK). Kazanılmış haklar “Hukuk Devleti” kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasanın 2.maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usulü kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Örneğin Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Usulü kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için bir davada ya taraflar ya Mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. (...nun 12.07.2006 T., 2006/4-519 E, 2006/527 K, 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Zira usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı) Bu doğrultuda H.M.K.'nın 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davasını açabilmesi için alacağının miktarını tam ve kesin olarak belirlemesinin objektif olarak mümkün olmaması gerekir. Alacak miktarı biliniyorsa ya da bilinebilecek durumda ise böyle bir dava açılamaz. Çünkü bu durumda her davada arandığı gibi hukuki yarar aranacak olup alacak miktarının biliniyor ya da bilinebilecek olması halinde davacının hukuki yararından söz edilemez. Belirsiz alacak davasında yapılan yargılama sırasında alacağın miktarının tam olarak belirlenmesi ile davacı talebini iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın artırabilecektir. Alacağın belirli hale gelmesi sonrasında ortaya çıkan yeni talep eksik belirtilirse davacının bundan sonraki yeni artırma isteği iddianın genişletilmesi yasağıyla karşılaşacaktır. Çünkü böylesi bir durumda alacağın belirsizliği değil davacının kendi ihmalinden kaynaklanan bir durum söz konusudur. Öte yandan HMK`nin 33.maddesine göre "Hâkim, Türk hukukunu resen uygulamak zorundadır. Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme ise Hâkime aittir." Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile Hâkim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur. Bu açıklamalar doğrultusunda, iş kazasından kaynaklı tazminat davalarında davacının maddi tazminat alacağının tespiti, yargılama sürecinde taraflarca gösterilecek delillere göre belirlenip hesap edilecek olmasına göre, davanın açıldığı tarih itibariyle davacının maddi tazminat alacağını tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyecek olması nedeniyle ve hukuki nitelendirmenin Hakime olduğu hususu da dikkate alınarak, davayı 6100 sayılı H.M.K’nun 107.maddesine dayalı "belirsiz alacak davası" olarak değerlendirerek dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin de bu doğrultuda irdelenmesi, sonucuna göre yargılama sürecinde sunulan maddi tazminatın artırılmasına dair istemin de ıslah olarak değil; talep artırım talebi olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. (Dairemizin 19.04.2022 tarih ve 2021/3834 E - 2022/5880 K sayılı ilamı da bu yöndedir) Ayrıca 7251 sayılı Kanunun 7.maddesi ile değişik 107/2. maddesine göre "Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır." hükmü ihdas edilmiştir. Öte yandan her usuli işlemde uygulanma imkanı olan ıslah müessesinin belirsiz alacak davasında da uygulanmasına engel bir durum söz konusu değildir. Ancak taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hakkın ıslah ile ortadan kaldırılması mümkün değildir. Nitekim bu husus 7251 sayılı Kanun'un 18. maddesi ile 177. maddenin 2. Fıkrasına eklenen "Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ��slah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz." hükmüyle açıkça düzenleme altına alınmıştır. Bu doğrultuda H.M.K.'nın 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davasını açabilmesi için alacağının miktarını tam ve kesin olarak belirlemesinin objektif olarak mümkün olmaması gerekir. Alacak miktarı biliniyorsa ya da bilinebilecek durumda ise böyle bir dava açılamaz. Çünkü bu durumda her davada arandığı gibi hukuki yarar aranacak olup alacak miktarının biliniyor ya da bilinebilecek olması halinde davacının hukuki yararından söz edilemez. Belirsiz alacak davasında yapılan yargılama sırasında alacağın miktarının tam olarak belirlenmesi ile davacı talebini iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın artırabilecektir. Alacağın belirli hale gelmesi sonrasında ortaya çıkan yeni talep eksik belirtilirse davacının bundan sonraki yeni artırma isteği iddianın genişletilmesi yasağıyla karşılaşacaktır. Çünkü böylesi bir durumda alacağın belirsizliği değil davacının kendi ihmalinden kaynaklanan bir durum söz konusudur. Öte yandan HMK`nin 33.maddesine göre "Hâkim, Türk hukukunu resen uygulamak zorundadır. Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme ise Hâkime aittir." Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile Hâkim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur. Bu açıklamalar doğrultusunda, iş kazasından kaynaklı tazminat davalarında davacının maddi tazminat alacağının tespiti, yargılama sürecinde taraflarca gösterilecek delillere göre belirlenip hesap edilecek olmasına göre, davanın açıldığı tarih itibariyle davacının maddi tazminat alacağını tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyecek olması nedeniyle ve hukuki nitelendirmenin Hakime olduğu hususu da dikkate alınarak, davayı 6100 sayılı H.M.K’nun 107.maddesine dayalı "belirsiz alacak davası" olarak değerlendirerek dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin de bu doğrultuda irdelenmesi, sonucuna göre yargılama sürecinde sunulan maddi tazminatın artırılmasına dair istemin de ıslah olarak değil; talep artırım talebi olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. (Dairemizin 19.04.2022 tarih ve 2021/3834 E - 2022/5880 K sayılı ilamı da bu yöndedir) Ayrıca 7251 sayılı Kanun'un 7. maddesi ile değişik 107/2. maddesine göre "Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır." hükmü ihdas edilmiştir. Öte yandan her usuli işlemde uygulanma imkanı olan ıslah müessesinin belirsiz alacak davasında da uygulanmasına engel bir durum söz konusu değildir. Ancak taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hakkın ıslah ile ortadan kaldırılması mümkün değildir. Nitekim bu husus 7251 sayılı Kanun'un 18. maddesi ile 177. maddenin 2. fıkrasına eklenen "Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz." hükmüyle açıkça düzenleme altına alınmıştır. Somut olayda davacılar vekilinin, müvekkili sigortalının iş kazasından kaynaklı sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi tazminat alacağı miktarını davanın açıldığı tarih itibariyle tam ve kesin olarak belirleyemediğinin açık olmasına göre maddi tazminat istemi yönünden davanın mahkemece "belirsiz alacak davası" olarak kabul edilmesi gerekir. Belirsiz alacak davasında yukarıda açıklandığı üzere talep arttırım dilekçesi verilmesinden sonra usulü kazanılmış haklara riayet etmek koşulu ile davanın ıslahı mümkündür . Buna göre Bölge Adliye Mahkemesince davacı tarafça 30.08.2022 tarihli talep artırım dilekçesinin verilmesinden sonra, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması üzerine kaldırma ilamı doğrultusunda yargılamaya devam olunarak maddi zararıın hesabına ilişkin alınan 04.10.2023 tarihli ek raporla daha yüksek belirlenmesi üzerine davacı vekilince sunulan 09.10.2023 tarihli dilekçesinin, ıslah dilekçesi olarak değerlendirilmesi mümkün olabilecektir. Ne var ki, her ne kadar mahkemece alınan 13.07.2022 tarihli kök hesap raporunda tespit edilen miktara davacının itiraz etmediği gözden kaçırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ve yeniden Mahkemesine gönderilmesi üzerine düzenlenen 04.10.2023 tarihli ek rapora göre mahkemenin gerekçeli kararanın gerekçe kısmında, davacı vekilinin 2. Islah dilekçesi ile talep artırmasının mümkün olmadığı, fazlaya dair hakların ek dava açılmak suretiyle istenebileceği şeklinde gerekçeye dayalı olarak ilk talep artırım dilekçesi kapsamında davacının maddi tazminat tutarının kabulü ile davalı lehine bu yönden oluşan usuli kazanılmış hak ihlal edilerek sonuca gidilmesi hatalı olmuştur. Mahkemece davacının 433.729,63 TL tutarındaki maddi tazminat hesabına itiraz etmeyerek davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hak gözetilmeden yukarıda belirtilen gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması isabetsizdir. KARAR : Açıklanan sebeple; 1.Davalı vekilinin davacı yararına hükmedilen manevi tazminat alacağına yönelik temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE, 2.Davacı ... vekili ile davalı vekilinin davacı yararına hükmedilen maddi tazminat alacağına ilişkin temyiz istemi yönünden; Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgililere iadesine, 19.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! ab4e703b2356b14f 5b45dbd4bd57dc98