10. Hukuk Dairesi 2024/8324 E. , 2025/5258 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2032 E., 2024/959 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Uşak 2. İş Mahkemesi SAYISI : 2020/430 E., 2022/388 K. Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü;
I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; muris ...’nun davacı ...’ün eşi, davacılar ... ve ...’un babaları olduğunu, murisin ... Güvenlik Ltd. Şti.’nde özel güvenlik görevlisi olarak çalışmakta iken ... A.Ş.’nin güvenlik hizmetlerini yerine getirdiği sırada 01.12.2015 tarihinde saat 04:00 sıralarında kalp krizi geçirerek vefat ettiğini, kalp krizinin işyerinde iken çalışma esnasında meydana geldiğini, olayın iş kazası olarak kabul edileceğini, bu nedenle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik ... için 20.000,00 TL destekten yoksun kalma maddi tazminat alacağının, ... için 2.000,00 TL destekten yoksun kalma maddi tazminat alacağının kaza tarihi olan 01.12.2015 tarihinden itibaren itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini, davacı müvekkillerinden murisin eşi ... için 100.000,00 TL ve murisin çocukları ... ve ... için ayrı ayrı 20.000,00 TL’şer manevi tazminatın olay tarihi olan 01.12.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP Davalı ... Güvenlik Hizmetleri Limited Şirketi vekilinin cevap dilekçesinde özetle; davanın süresi içinde açılmadığını, müteveffanın güvenlik şirketinde güvenlik görevlisi olarak çalıştığını, gerekli iş güvenliği eğitiminin verildiğini, akabinde güvenlik önlemlerine dair bütün önlemlerin alındığını, davacının sürekli olarak gece vardiyasında çalışmış olduğu gerçek değildir, kendisine hafta tatili ve vardiya değişimlerinde zorunlu dinlenme süreleri kullandırıldığını, müteveffanın devriye atmasının söz konusu olmadığını, davayı ve dava dilekçesinde bulunan tüm iddiaları kabul etmediklerini, davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir. Davalı ... Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi vekilinin cevap dilekçesinde özetle; müteveffanın müvekkili şirket ile davalı ... Güvenlik Hizmetleri Limited Şirketi arasındaki sözleşme gereğince müvekkili şirkette özel güvenlikçi olarak vefat edene kadar çalıştığını, 01.12.2015 tarihinde kalp krizi geçirdiğini, kaldırıldığı hastanede vefat ettiğini, müvekkili şirket tarafından davacıya devriye atılmasına dair herhangi bir emir verilmediğini, müteveffanın kilolu olduğunu, doktorlar tarafından kalp krizi geçirmeye meyilli bir bünyesi olduğunu davayı kabul etmediklerini, davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; "...Davanın kısmen kabulü ile 1-444.212,58 TL maddi tazminatın (destekten yoksun kalma tazminatı) kaza tarihi olan 01.12.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı ...'e ödenmesine, 2-7.514,33 TL maddi tazminatın ( destekten yoksun kalma tazminatı) kaza tarihi olan 01.12.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı ...'a ödenmesine, 3-25.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 01.12.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı ...'e ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, 4-15.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 01.12.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı ...'a ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, 5-15.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 01.12.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı ...'a ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,..." şeklinde karar vermiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında; "..davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine..." karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı ... San. ve Tic. A.Ş vekili temyiz dilekçesinde özetle; ... ...'nun kalp krizi geçirerek vefat ettiğini, müvekkili şirketin ilgili hiçbir kusuru bulunmadığını, müvekkili şirketin işyerinde gerekli tüm tedbirleri almış ve üzerine düşen tüm yükümlülükleri yerine getirdiğini, kararın ortadan kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi gerektiğini bildirerek temyiz talebinde bulunmuştur. Davalı ... Güvenlik Hizmetleri San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı müvekkili işverene kusur atfedilemeyeceğini, dosyada alınan bilirkişi raporlarının da hukuka aykırı olup denetime dahi elverişli olmadığını, müteveffanın kalp krizi geçirmesini önleyecek bir müessesenin gerek sağlık gerekse hukuk alanında mümkün olmadığını, kararın ortadan kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi gerektiğini bildirerek temyiz talebinde bulunmuştur. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklı maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesinin açık buyruğu iken, 4857 sayılı Kanun'un 77. ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37. maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir. Buna göre, 6331 sayılı Kanun’un "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4. maddesinde: "İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede; a)Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar. b)İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar. c)Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır. ç)Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır. d)Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır." hükmü düzenlenmiştir. Aynı Kanun’un 5. maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede, "İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur: a)Risklerden kaçınmak, b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek, c)Risklerle kaynağında mücadele etmek, ç)İşin kişilere uygun hale getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek, d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak, e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek, f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek, g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek, ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek." hükmü yer almaktadır. Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5. maddede, işverenin anılan yükümlülükle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise, işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir (Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.2013 tarih 2013/21-102 Esas 2013/1456 sayılı kararı). 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. ve 5. maddeleri ile bunu uygun olarak çıkarılan iş güvenliği yönetmelikleri hükümleri, işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş güvenliği kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak, işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır. Objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştürmez. Çünkü, bu halde dahi işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Kusurun objektifleştirilmesi kriterinin yanısıra, Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2. maddesinin, Anayasa hükümleri ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesi kapsamında yorumlanması da işverenin sorumluluğunu oldukça genişletecektir. Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda; işvereni zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluk halinden kurtaracak olan durum iş sağlığı ve güvenliği alanındaki ihmalleri ile oluşan zarar arasındaki uygun nedensellik bağının kesildiğini ispat etmekten ibarettir. Hukuk Genel Kurulu’nun 20.03.2013 tarih 2012/21-1121 E. 2013/386 sayılı kararında da belirtildiği üzere uygun nedensellik bağı üç durumda kesilebilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu hallerden birinin varlığı halinde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. İş kazası hukuki sebebine dayalı tazminat davalarında olayın gerçekleşme şeklinin tarafların gösterdiği deliller dikkate alınarak her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya konulması ve giderek kusur oranlarının bu olaya uygun şekilde belirlenmesi gerektiği açıktır. Öte yandan iş kazalarından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarında zararlandırıcı olaya neden oldukları ileri sürülen kişi veya kişilerin kusur oranlarının kesin olarak tespiti önem taşımaktadır. Zira maddi tazminat davalarında sigortalının kazanç kaybının hesaplanmasında davacının kendi kusuru oranında tespit olunan kazanç kaybından indirim yapılacağı gibi yine manevi tazminat davalarında hükmedilecek manevi tazminat miktarının takdirinde tarafların kusur durumu mahkemece öncelikle dikkate alınacaktır. Bunun yanında meydana gelen zarardan müteselsilen sorumlu olanların kendi aralarındaki kusur dağılımı, kendi payına düşenden fazla ödeme yapan müteselsil borçlunun diğer müteselsil borçlu veya borçlulara karşı yönelteceği rücu alacağının miktarını etkilediği gibi müteselsil sorumlular arasında 5510 sayılı Kanun’un 21/4. maddesi anlamında üçüncü kişinin bulunması durumda hesaplanan maddi tazminat tutarından tenzil edilecek Kurum ödemelerinin miktarını da etkilemektedir. Bu açıklamalar doğrultusunda; somut olayda, yukarıda belirtilen hususlar dikkate alındığında, ... işçi ...'nun işyerinde özel güvenlik görevlisi olarak çalıştığı, kalp krizi nedeniyle öldüğü ve olayın iş kazası olduğu açıktır. Ancak Mahkemece alınan bilirkişi raporu oluşa uygun değildir. Şöyle ki kalp krizi neticesinde ölüm sonucunun ortaya çıkmasında işverenlerin, davacının güvenlik görevlisi olarak işe başlarken tam teşekküllü hastaneden rapor alınması zorunluğu olmadığı tam kusurlu sayıldığı sigortalıya herhangi bir kusur verilmemiş olup, kalp krizinin gerçekleşmesinde sigortalının bünyesel faktörünün etkisinin de tartışılmadığı hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. O halde kusur oranlarının tespiti açısından Mahkemece yapılacak iş; öncelikle hüküm altına alınacak tazminat miktarlarına etkisi bakımından, ... sigortalının kaza öncesi ve kaza sonrası dönemlere ait, temin edilebilen tüm tıbbi belge ve raporları dosyaya celp edildikten sonra yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda işverenden davacının şahsi sicil dosyasının da tümü getirtilerek, şahsi dosyada "kalp rahatsızlığı" nedeniyle alınmış bir istirahat raporunun bulunup bulunmadığı araştırılmak, ayrıca, kalp krizinde, kişinin yaşının, beslenme şekli ve kültürünün, genetik özelliklerinin ve bünyevi yapısının, tütün bağımlılığı, alkol kullanımı, egzersiz durumunun, cinsiyetinin de faktör olduğu, sağlığının çeşitli faktörlerinin bir araya gelmesiyle bozulabileceği; ayrıca işyerinde çalışma şartlarının kalp krizini tetikleyip tetiklemediği hususlarının kusurun ağırlığının değerlendirilmesinde dikkate alınacağı işyeri hekimliği, iş gücü sağlığı ve iş güvenliği konularında uzman olan bir kardiyoloğun da yer alacağı bilirkişi heyetinden iş kazası ile çalışma şekli arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığı, illiyet bulunuyorsa kalp krizinin oluşumunda işverenin kusurunun bulunup bulunmadığının saptandığı, kusuru mevcut ise kusurunun ağırlığını, kalp krizinde işyeri koşullarının etkili olup olmadığını, sigortalının kendi bünyesinden kaynaklanan nedenlerin ne kadar etkili olduğunu ve tarafların iddia ve itiraz sebeplerinin değerlendirilmesini de kapsar mahiyette rapor aldırmak alınacak bu raporla beraber dosyadaki veriler değerlendirmek usuli kazanılmış hakları da gözeterek oluşacak sonuca göre karar vermekten ibarettir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada bozma sebebine göre temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin, İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmalıdır.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, 1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 3. Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililerine iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 3a16ceca6ab96360 8f9967bc34cd1580