10. Hukuk Dairesi 2024/6684 E. , 2025/11381 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2672 E., 2022/2210 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Trabzon 3. İş Mahkemesi SAYISI : 2021/139 E., 2022/194 K. Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalıların istinaf istemlerinin esastan reddine, davacıların istinaf başvurularının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmek ve de davalı ... vekili tarafından duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin ve işin duruşmaya tabi olduğunun anlaşılması nedeniyle duruşma talebinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için 21.11.2023 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü murafaalı temyiz eden davalı ... adına Av. .................... ile davacılar adına Av. ............ ve davalı ............ San. ve Tic.A.Ş. adına Av. .................. geldiler. Davalı ... adına gelen olmadı. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde dosyanın mahalline geri çevrilmesine karar verilmiştir. Dosyanın tekrar Dairemize gönderilmesinden ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacılar vekili özetle; müvekkillerinin murisinin meydana gelen iş kazası nedeniyle vefat ettiğinden bahisle davacı eş için 388.464,00 TL maddi, 30.000,00 TL manevi, çocuk için 70.298,00 TL maddi, 30.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP Davalılar özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle iş kazasının meydana gelişinde davacılar murisinin bir kusuru olmadığı, davalı ...Şirketinin %20, davalı ...'in %10, davalı ... Müdürlüğünün %10, dava dışı 3. kişi araç sürücüsü ...'in %60 oranında kusurlu olduğu, davacı eşin maddi zararının 495.195,97 TL, çocuğun maddi zararının 110.400,91 TL olarak hesaplandığı kabulünden hareketle davacıların maddi tazminat istemlerinin talepleri ile bağlı kalınmak suretiyle kabulüne, her iki davacı lehine 10.000,00'er TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalıların istinaf başvurularının esastan reddine, davacıların istinaf başvurularının manevi tazminatların az takdir edildiğinden bahisle kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davacıların maddi ve manevi tazminat istemlerinin kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A.Temyiz Sebepleri 1.Davalı Karayollları Genel Müdürlüğü vekili temyiz dilekçesinde özetle, cevap ve istinaf dilekçelerinde belirtilen hususların dikkate alınmadan hüküm tesis edildiğini, bilirkişi raporuna karşı yapılan itirazların değerlendirilmediğini, kapsamlı bir araştırma ve inceleme yapılmadan davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, bilirkişi raporunda hesaplaması yapılan ücret miktarının fahiş olduğunu, raporların genel nitelikli değerlendirmeler içerdiğini ve yerel mahkemenin bu yetersiz raporlara itibar ederek hüküm kurmasının hatalı olduğunu, eksik incelemeyle verilen kararın bozulması gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. 2.Davalı ...Şirketi vekili temyiz dilekçesinde özetle, hükümde davacıların taleplerinin ayrı davalarmış gibi ve maddi ve manevi tazminat yönünden ayrı ayrı değerlendirilerek kısmen kesinlik kararı verildiğini, yerel mahkeme kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulmuş olmasına rağmen istinaf kararında iki ayrı karar harcına hükmedildiğini, müvekkili hakkındaki davanın reddine karar verilmesi gerektiğini ve kaza ile müvekkili arasında hukuki illiyet bağı bulunmadığını, zira müteveffanın müvekkili şirket çalışanı olmadığını, davacıların taleplerinin zamanaşımına uğradığını, hükme esas alınan kusur ve hesap bilirkişi raporlarının hatalı olduğunu, müvekkiline kusur atfedilmesinin kabul edilemeyeceğini, üçüncü kişinin ağır kusurunun iş kazasına ilişkin illiyet bağını ortadan kaldırdığını, 30.06.2022 tarihli hesap raporuna ve bu kapsamda tazminat bedeline itiraz ettiklerini, bakiye ömür tespitinde TRH 2010 tablosunun kullanılmasına karşı olduklarını, sigorta şirketi tarafından ... yakınlarına ödenen tutara kök rapor tarihine kadar faiz işletilmesinin yasaya aykırı olduğunu, asgari ücret değişikliklerinin hesaplamaya yansıtılmaması yönündeki Bölge Adliye Mahkemesi kararına aykırı bilirkişi raporuna itiraz ettiklerini, hesap raporunda faiz talebine ilişkin itirazlarının da dikkate alınmadığını, hükme esas alınan hesap raporunun, itiraz ettikleri kusur raporuna dayanıyor olması nedeniyle kabulünün mümkün olmadığını, kararın bozulmasını talep ettiğini belirtmiştir. 3.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle, asgari ücret üzerinden yapılan hesaplamaya itibar edilmesi gerekirken bu hususun göz ardı edildiğini, teselsül hükümleri çerçevesinde karar verilmesinin hatalı olduğunu, bilirkişi raporunda müvekkiline %10 kusur atfedilmesine rağmen dosyada yer alan Ceza Mahkemesi kararına göre kazanın sürücünün gözünün kararması sonucu meydana geldiğini, sürücünün nörolojik rahatsızlığı nedeniyle direksiyon hakimiyetini kaybederek kaza yaptığını, buna rağmen müvekkiline kusur yüklenmesinin kabul edilemeyeceğini, işverenin tüm tedbirleri almış olmasına rağmen şoförün kazaya neden olmasının işverenin kusurunu doğurmayacağını, yerel mahkemenin bu konudaki itirazları değerlendirmediğini, hakkaniyet indirimi yapılması gerekirken yapılmadığını, müvekkilince yapılan yardımlara yıllarca ses çıkarmayan davacıların aradan geçen 10 yılın ardından bu belgeleri baskı ile verdiklerini ileri sürmelerinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, kaza tarihinde müvekkilinin kazaya sebebiyet vermemesine rağmen çalışanının ailesinin mağduriyetini önlemek amacıyla yaptığı yardımların tazminattan düşülmeyerek mağdur edildiğini, 2006 yılında meydana gelen kazada araç sürücüsünün sara nöbeti geçirerek kontrolü kaybetmesi sonucu meydana gelen olayda sürücünün %100 kusurlu olduğunu, müvekkilinin bu durumda işveren olarak maddi ve manevi yardımda bulunduğunu ve tanık beyanlarında da bu yardımların açıkça ifade edildiğini, yapılan yardımların o döneme göre yüksek meblağlar teşkil ettiğini, istinaf mahkemesinin müvekkilinin 2006 yılında kazayı kuruma bildirmesi ve hak sahiplerine ödeme yapması gibi yükümlülüklerini yerine getirmiş olmasının dikkate alınmadığını, davanın 10 yıllık zamanaşımı süresi dolmak üzereyken açılmış olmasına rağmen bu durumun da nazara alınmadığını, mahkemenin yalnızca hak sahiplerini gözeterek, kazada kusuru olmayan müvekkiline %10 kusur yükleyip tüm tazminattan müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmasına karar vermesinin hukuka aykırı olduğunu, o tarihte yürürlükte olan hakkaniyet indiriminin uygulanmadığını, yalnızca işçinin değil işverenin de sosyal adalet kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. B.Değerlendirme ve Gerekçe a.Davalılar vekillerinin davacıların manevi tazminat istemleri hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde, Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu 110. maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır. Dosya içeriğine göre davacılar vekilinin maddi tazminat talepleri yanında her iki müvekkili yönünden 30.000,00'er TL manevi tazminat talebinde bulunduğu, Bölge Adliye Mahkemesi'nin 21.12.2022 tarihli kararı ile davacıların maddi ve manevi tazminat istemlerinin kabulüne karar verildiği gözetildiğinde, kabulüne karar verilen manevi tazminat miktarlarının Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 107.090,00 TL’nin altında kaldığı anlaşıldığından davalılar vekillerinin bu kısma yönelik temyiz itirazlarının ayrı ayrı miktardan reddine karar verilmiştir. b. Davalılar vekillerinin diğer hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde, Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davalılar vekillerinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Dosya kapsamından, mahkemece alınan 26.05.2018 tarihli hesap raporunda davacı eşin maddi zararının 388.464,00 TL, davacı çocuğun maddi zararının 70.298,00 TL olarak hesaplandığı, anılan hesap raporuna davacılar velilince itiraz edilmeyip talep arttırıldığı, 23.10.2018 tarihli celsede davacılar vekilinin "Bedel artırım dilekçemizi tekrar ederiz, davamızın kabulüne karar verilsin" şeklinde beyanda bulunduğu, anılan hesap raporunda sigorta şirketi tarafından yapılan 05.12.2006 tarihinde davacılara yapılan ödemenin dikkate alınmadığı anlaşılmaktadır. Usuli kazanılmış hak davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrarı sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usulü müktesep hak, anlam itibariyle, bir davada, Mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulü kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK). Kazanılmış haklar “Hukuk Devleti” kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasa'nın 2. maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Örneğin Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir Kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya Mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. (HGK'nın 12.07.2006 T., 2006/4-519 E., 2006/527 K., 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Zira usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı) Somut olayda, Bölge Adliye Mahkemece sigorta şirketi tarafından yapılan ödemenin davacılar tarafından itiraza uğramayan 26.05.2018 tarihli bilirkişi raporunda hesaplanan maddi zarar tutarlarından tenzili ile sonuca gidilmesi gerekirken, bu husus göz ardı edilerek davalılar lehine oluşan usuli kazanılmış haklara aykırı olacak şekilde karar verilmesi hatalı olmuştur.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, 1.Davalılar vekillerinin davacıların manevi tazminat istemleri hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının ayrı ayrı MİKTARDAN REDDİNE, 2.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 3.Davalılar ... ve ...Yol Yapı San. ve Tic. A.Ş. avukatları yararına takdir edilen 28.000,00 TL duruşma avukatlık parasının davacılara yükletilmesine, 4.Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz eden ilgililere iadesine, Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.07.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 41974bfba6b03f31 5aad1e4f90999b25