Yargıtay Kararları › Yargıtay 10. Hukuk Dairesi › Mart 2025 › 2024/15843 E., 2025/3284 K.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/15843 E., 2025/3284 K. (04.03.2025) – Tazminat

Mahkeme
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/15843
Karar No
2025/3284
Karar Tarihi
04.03.2025
Konu
Tazminat

10. Hukuk Dairesi 2024/15843 E. , 2025/3284 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ve davalı ... ...A.Ş. vekilleri tarafından temyiz edildiği; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, sigortalının 22.01.2014 tarihinde meydana gelen iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğradığını iddia ederek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur.

II. CEVAP 1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle şantiye şefi ve yapı denetim firmalarının da sorumlu olduğunu, davacının gerçekte müvekkilin işçisi olmadığını, piyasada götürü usul denilen, hukuki olarak eser akdi olarak değerlendirilebilecek bir anlaşma neticesinde iş yaptıklarını, ancak davalının müteahhitlik belgesi ve yeterliliği olmadığı için aynı zamanda arsa sahibi olan müvekkili bünyesinde sigortalı olarak gözüktüğünü, davada kusur ve illiyet bağı şartları da bulunmadığını, kazanın meydana gelmesinde müvekkilin fiili olarak kusuru olmadığı gibi olaya dahili de bulunmadığını, davanın bizzat eylemi yapan/yol açan kişilere yöneltilmesi gerektiğini, öncelikle davanın taraf ve husumet yönünden reddini, neticede tüm sonuçları ile reddi gerektiğini savunmuştur. 2.Davalı ... ve .... San. ve .... A. Ş. ile davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davaya konu kazanın oluşumunda tek sorumlunun davacı olduğunu, davacının 30 yıldır bu işi yapmakta olup çok tecrübeli olduğunu, ancak beton dökme hortumunu iyi tutamadığından dolayı hortumun salınım yaptığını ve davacının yaralandığını, dikkatsizliğinin kazaya neden olduğunu, ...'in herhangi bir kusuru olmadığını, işyerinde sorumlu olan dava dışı kişinin de davaya dahili gerektiğini herhangi bir kast ve kusuru olmayan, üzerine düşen tüm sorumlulukları yerine getiren müvekkillere karşı bir kusur atfedilmesinin mümkün olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 1- Davacının asıl dava yönünden; a-Maddi tazminat talebinin kabulü ile 1.580.271,44-TL maddi tazminatın, kaza tarihi olan 22.01.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, Bakıcı gideri talebinin kısmen kabulü ile 1.053.683,14-TL'nin kaza tarihi olan 22.01.2014 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, b-Davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 100.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 22.01.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, 2-Davacının birleşen dava (İstanbul Anadolu 8.İş Mahkemesi 2022/681 Esas) yönünden davası yönünden; a-Maddi tazminat talebinin kabulü ile 1.359.841,96-TL maddi tazminatın, kaza tarihi olan 22.01.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, Bakıcı gideri talebinin kısmen kabulü ile 891.781,63-TL'nin kaza tarihi olan 22.01.2014 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalılar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının davalılardan ...'a ait inşaat işyerinde kalfa olarak çalışırken 22.01.2014 tarihinde inşaatın 3. kat zemin betonu dökülürken davacının inşaatın zeminine beton pompasından beton dökülmesini sağlayan beton pompasına ait olan hortumu tuttuğu esnada pompa operatörü davalı ...'ın uzaktan kumanda ile beton pompasını çalıştırdığı ve hortumun salınım yaparak davacıya çarptığı, davacının bu şekilde yaralandığı, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından olayın 5510 sayılı Kanun'un 13. maddesine göre iş kazası olduğunun tespit edildiği, SGK İstanbul Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü Bölge Sağlık Kurulunun 09.04.2015 tarihli kararına göre davacının iş göremezlik derecesinin %100 olduğu, SGK İstanbul Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünce hazırlanan raporda kazanın oluşumunda davalı işveren Salih'in %60, davacının %20, davalı şirketin işçisi davalı ...'ın ise %20 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiği, Mahkemece alınan bilirkişi heyet raporunda da aynı oranların gösterildiği, Mahkemece kusura ilişkin olarak alınan 26.03.2022 tarihli bilirkişi heyet raporunun olayın oluşuna uygun ve denetime elverişli olduğu, Ceza Mahkemesinde yapılan kusur incelemesinin suça yönelik olduğu, SGK tarafından açılan rucu davasınında da yargılama usul esasların farklı olup eldeki iş kazasına yönelik dava için bağlayıcılığı bulunmadığı gibi söz konusu rapordaki kusur oranlarının da eldeki kabule göre sorumluluğu değiştirmediği (karar gerekçesinde bahsedilen 18.10.2021 tarihli kusura yönelik raporun rucu davası sırasında alındığı ancak Mahkemece, 26.03.2022 tarihli kusur raporuna itibarla sonuca gidildiği ) anlaşıldığı, maddi zarar hesabına yönelik bilirkişi raporununda da hata olmadığı, davacının bilinen dönem için tespit edilen ücretinin davacı iddiası, tanık anlatımları dikkate alındığında TÜİK verilerine göre belirlenmesinin dosya kapsamına uygun bulunduğu, davacının 16.10.2014 tarihinde işten çıkışının gösterilmesi karşısında davalı işveren ... tarafından yapılan ödemelerin, ödeme miktarları da göz önüne alınarak, çoğunluğunun iş göremezlik döneminde yapılması (25.02.2014-12.12.2014 tarihleri arasında) karşısında ve vicdani nedenlerle yapılan ödemelerin mahsuba konu olamayacağı dikkate alınarak, tazminattan indirime gidilmemesinin yerinde bulunduğu, yine güncel Yargıtay kararları gözetildiğinde Mahkemece, hesaplanan bakıcı giderinden takdiri indirim yapılmasının ve oranının yerinde bulunduğu, davacının maluliyet oranı, kusur durumu, kaza tarihi, sosyal ekonomik durum ve olayın oluş şekli itibari ile, hükmedilen 100.000,00 TL manevi tazminat miktarının az olduğu manevi tazminat miktarı yönünden yukarıdaki ilkeler gözetilerek, 350.000,00 TL olacak şekilde yeniden hüküm tesis edildiği gerekçesiyle; A- Davalı ... vekili ile davalı ... ve .... San. ve .... A. Ş. ve davalı ... vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine B- Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, C- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1,b-2. maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, D- 1- Davacının asıl dava yönünden; a-Maddi tazminat talebinin kabulü ile 1.580.271,44-TL maddi tazminatın, kaza tarihi olan 22.01.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, Bakıcı gideri talebinin kısmen kabulü ile 1.053.683,14-TL'nin kaza tarihi olan 22.01.2014 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, b-Davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 350.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 22.01.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, 2-Davacının birleşen dava (İstanbul Anadolu 8.İş Mahkemesi 2022/681 Esas) yönünden davası yönünden; a-Maddi tazminat talebinin kabulü ile 1.359.841,96-TL maddi tazminatın, kaza tarihi olan 22.01.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, Bakıcı gideri talebinin kısmen kabulü ile 891.781,63-TL'nin kaza tarihi olan 22.01.2014 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, karar verilmiştir.

V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; a.Mahkemece %100 engelli haldeki davacının hak ettiği bakıcı giderinden takdiri indirim yapılmasının hatalı olduğunu, b. Takdir edilen manevi tazminat miktarının hakkaniyete uygun olmadığını, c.Güncel asgari ücret üzerinden yeniden maddi tazminat hesaplaması yapılmasının gerektiğini belirterek kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir. 2.Davalı ... ve ...San. ve .... A.Ş. vekili temyiz dilekçesinde özetle; a. Mahkemece alınan kusur raporunun hatalı olduğunu, kazanın oluşumunda davalı şirket ile şirket çalışanına kusur yüklenmesinin hukuka aykırı olduğunu, şirketin müşteri talebine göre sahaya beton dökmekle görevli olduğunu, beton operatörünün işleme başlamadan önce deneme amaçlı beton döktüğünü ve bir sorun yaşanmadığını, kaza esnasında davacının başında ... olmadığını, davacının işvereni olan diğer davalı ile davacının kusurlu olduğunu, davacının kalıp ustası olup beton hortumu tutma işini yapmasının da hatalı olduğunu, bu nedenle davacıya atfedilen kusur oranının hatalı olduğunu, davacının işi de dikkatsizce yaptığından kazanın oluştuğunu, beton dökme işi öncesinde gerekli kontrol ve temizliğin yapıldığını, Mahkemece gerekçede açıklanan ve kendilerine yüklenen %45 kusur oranının da bilirkişi raporlarında yer almadığını, ayrıca Ceza Mahkemesi kusur raporu ile başka Mahkemede görülen davadaki kusur raporlarının değerlendirilmediğini ve raporlar arasındaki çelişkinin giderilmediğini, SGK ca yapılan ödemelerin faiziyle mahsubu gerektiği gibi rücuan tazminat davasının da beklenmesi gerektiğini, b. Davacının işvereni tarafından yapılan ödemelerin de mahsubu gerektiğini, c. Asıl davanın ıslahı konusunda birleşen davanın reddi gerektiğini, d. Bakıcı giderinden yapılan indirim oranının da az olduğunu, e. Ücrette kayıtlar yerine TÜİK verilerinin dikkate alınmasının hatalı olduğunu, f. Gerçekleşen olayda şirketin kusuru olmadığından aleyhe manevi tazminata hükmedilmesinin de hatalı olduğunu belirterek kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 1.Manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; 1.Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun'un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun'un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. 2.6100 sayılı HMK'nın 110. maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı dikkate alınmalıdır. 3.Dosya içeriğine göre temyize konu edilen miktar Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL’nin altında bulunduğu anlaşılmakla manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının aşağıdaki şekilde reddine karar verilmiştir. 2.Diğer temyiz itirazlarının incelenmesinde; 1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere, temyiz kapsam ve nedenlerine göre davacı ve davalı ... ve ...San. ve .... A.Ş. vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; kaza olayı sonucu davacı sigortalının %100 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, olayın meydana gelmesinde davalılıların %80 oranında, davacı kazalının %20 oranında kusurlu olduğu anlaşılmıştır. 3. 6100 sayılı HMK'nun 266. maddesine göre mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. (Değişik cümle: 3.11.2016-6754/49 md.) Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. (Ek cümle: 03.11.2016-6754/49 md.) Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez. Aynı Kanun/un 281/1. maddesine göre "Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını Mahkemeden talep edebilirler.(Ek cümle:22.07.2020-7251/24 md.) Bilirkişi raporuna karşı talebin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor veya imkânsız olması ya da özel yahut teknik bir çalışmayı gerektirmesi hâlinde yine bu süre içinde Mahkemeye başvuran tarafa, sürenin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre verilebilir düzenlemesi yer almaktadır. 4. Bilindiği üzere HMK'nun 30. maddesi kapsamında düzenleme altına alınmış olan usul ekonomisi ilkesine göre de hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür. 5. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.02.2021 tarih ve 2018/10(21)-94 E- 2021/111 K sayılı ilamında da açıkça belirtildiği gibi " Bir tarafın bilirkişi raporuna itiraz etmemesi ile diğer (bilirkişi raporuna itiraz eden) taraf lehine usulî kazanılmış hak doğar. Yani, bir taraf bilirkişi raporuna itiraz etmez, diğerinin itirazı üzerine yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılır ve ikinci bilirkişi raporu birinci rapora itiraz edenin daha da aleyhine olursa, ilk rapora itiraz etmeyen taraf bakımından ilk bilirkişi raporu kesinleştiğinden ve bununla diğer taraf lehine usulî kazanılmış hak doğduğundan, Mahkemenin ilk bilirkişi raporuna göre karar vermesi gerekir (...., Hukuk Muhakemeleri Usulü, ... 2001, Cilt:3, s. 2753) 6. Öte yandan, usuli kazanılmış hak kavramı, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada Mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. 7. Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya Mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.( ...nun 12.07.2006 T., 2006/4-519 E, 2006/527 K, 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Usuli kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı). 8. Somut uyuşmazlıkta; Mahkemece aldırılan 03.06.2022 tarihli hesap raporuna davacı vekilinin itiraz etmediği, davacı vekilinin bu hesap raporunu kabul ettiği ve bu hesap raporu doğrultusunda maddi tazminat alacağı yönünden talep artırım dilekçesi sunduğu gözetildiğinde, bahse konu 03.06.2022 tarihli hesap raporundaki verilerin davalı taraflar lehine usuli kazanılmış hak oluşturduğunun anlaşılması karşısında davalı taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hak ihlali olacak şekilde işlemiş dönemin ileri çekildiği, asgari ücret artışlarının yansıtıldığı 20.02.2023 tarihli hesap raporunda hesaplanan maddi zararların hükme esas alınması hatalı olmuştur. 9. Öte yandan, İş ve Sosyal Güvenlik Hukukunda "sürekli iş göremezlik" olarak adlandırılan bedensel zararlara "kalıcı sakatlık" denildiği gibi Yargıtay kararlarında ve Adli Tıp Kurumu raporlarında "beden gücü kaybı" veya "çalışma gücü kaybı" ya da "meslekte kazanma gücü kaybı" da denilmektedir. 10. Adli Tıp dilinde, "kalıcı" bedensel zararlar organ yitimi ve organ zayıflaması olarak ikiye ayrılmaktadır. Sürekli iş göremezlik zararları, beden gücü kayıp oranlarına göre de ayrılmakta, bunlar: 1- Sürekli kısmî iş göremezlik, 2- Sürekli tam iş göremezlik olarak adlandırılmaktadır. 11. Sürekli kısmî iş göremezlik, organ eksilmesi veya organ zayıflaması nedeniyle beden gücünün belli bir oranda azalması durumudur. Bu durumdaki kişi çalışmasını sürdürebilir ise de, yaşıtlarına ve aynı işi yapanlara göre (sakatlığı oranında daha fazla güç ve çaba harcayacağından), kazançlarında bir azalma olmasa bile (sakatlığı oranında) tazminat isteme hakkı bulunduğu kabul edilmekte; buna Yargıtay kararlarında "güç kaybı-efor kaybı" tazminatı denilmektedir. 12. Sürekli kısmî iş göremezlik durumundaki kişi, çalışan ve kazanç elde eden biri olmayıp da işsiz, yaşlı, emekli, ev kadını, çocuk olsa bile, bunlar günlük yaşamlarını sürdürürlerken "sakatlıkları oranında zorlanacak olmaları" nedeniyle tümünün "güç kaybı tazminatı" isteme hakları bulunduğu kabul edilmektedir. 13. Sürekli tam iş göremezlik, beden gücünün bütünüyle yitirilmesi durumudur. Bu durumdaki kişi artık çalışamayacak ve kazanç elde edemeyecektir. Bu nedenle tazminatı yüzde yüz oranı üzerinden hesaplanacak, giderek başkasının yardımıyla yaşamını sürdürmesi zorunluluğu varsa, ayrıca tazminat bakıcı giderleri de eklenecektir ( . ...: Trafik Kazalarında Tazminat ve Sigorta Hukuk ve Ceza Sorumluluğu, ..., Nisan 2017, s: 385vd.). 14. Önemle vurgulamak gerekir ki TBK' nın 55. maddesinin emredici hükmü karşısında tazminatın kapsamını belirleme biçimi ve tazminattan yapılacak indirimler ve sıralaması 818 sayılı BK'nın 43. ve 44. ile 6098 sayılı TBK'nın 51. ve 52. maddelerinde belirtilen durumların varlığı hâlinde ancak hâkim tarafından tazminattan indirim yapılabilecektir. 15. TBK' nın 51. maddesine (BK' nın 43 üncü md) göre hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak tazminatı belirleyecektir. Buna göre; öncelikle hâkim zarar görenin kusuru varsa bu kusur oranında tazminattan indirim yapabilecektir. 16. Ayrıca TBK' nın 52. (BK' nın 44.md) maddesine göre zarar gören; zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. TBK'nın 52. maddesinde hakime tanınan geniş yetki ölüm nedeniyle uğranılan zararlarda ve bedensel zararlarda 55. madde ile açık biçimde kısıtlanmıştır. 17. TBK' nın 55. maddesi hükmünde yer alan "Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz.” cümlesinde de geçen “Hesaplanan tazminat,… ” ibaresi ile ifade edilen, kuralın gerekçesinde de belirtildiği üzere Kanun’un 49 ila 52. maddeler hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanan tazminattır. Başka bir ifadeyle hesaplanan tazminat, Kanun’un zararın ve tazminatın belirlenmesini düzenleyen 50. ve 51. maddeleri ile tazminatın indirilmesine veya tamamen kaldırılmasına ilişkin esasları hükme bağlayan 52. maddesi ve 55. maddesinin birinci fıkrasının birinci ve ikinci cümleleri uyarınca belirlenmektedir (Anayasa Mahkemesinin (AYM) 25.12.2019 tarihli ve 2019/34 E., 2019/97 K. sayılı kararı). 18. Anılan madde hükmünde yer alan düzenleme ile hesaplanan tazminat üzerinden yalnızca tazminatın çok olduğu gerekçesi ile indirim yapılamayacağını ya da sadece tazminatın az olduğu gerekçesi ile artırım yapılamayacağını düzenlemek suretiyle miktarın çokluğuna dayanılarak yapılacak olası bir indirim ile zarar görenin mülkiyet hakkının ve benzer şekilde sadece miktarın azlığına dayanılarak yapılacak olası bir artırım ile zarar verenin mülkiyet hakkının sınırlandırılamayacağını hüküm altına almaktadır (AYM’nin 25.12.2019 tarihli ve 2019/34 E., 2019/97 K. sayılı kararı). 19. Tazminatın amacı zararın tazmin edilmesini sağlamaktır. Hesaplanacak tazminatın azami miktarı gerçek zarar ile sınırlıdır. Bu yönüyle TBK’nın 55. maddesindeki “hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz.” ibaresi hesaplanan tazminatın yalnızca miktar gözetilerek azaltılamayacağını öngörmek suretiyle zarar görenin mülkiyet hakkı kapsamındaki meşru beklentisini korumaktadır. Öte yandan aynı nedenle tazminat miktarının artırılamamasına ilişkin kural fazla tazminat ödenmesini engellemek suretiyle, zarar verenin mülkiyet hakkını da korumakta, zarar veren ve zarar gören tarafların menfaatlerini adil bir şekilde dengelemektedir.20. Kanun koyucunun bedensel zararlar konusunda tarafların yıkımına yol açacak yüksek miktarda tazminat hesaplanmasının dahi hakkaniyet düşüncesiyle indirime konu edilemeyeceği yönündeki tutumu konunun hassasiyetini de ortaya koymaktadır. 21. Somut olayda bakıcı giderinden her zaman bakıcı çalıştırılmayıp, aile içi dayanışma gereği aile içinde de bakım yapılabileceğinden 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 51. ve 52. maddeleri gereğince takdiren %20 oranında hakkaniyet indirimi yapıldığı anlaşılmıştır. 22. Yukarıda yapılan açıklamalar ile somut olaya ilişkin maddi ve hukuki olgular bir arada değerlendirildiğinde; TBK’nın 51. ve 52. maddelerinde belirtilen durumların gerçekleşmesi hâlinde ancak hâkim tarafından tazminattan indirim yapılabileceği, bu maddelere göre yapılacak indirimin de kusur, zarar görenin zararının artmasına neden olması gibi somut, takdire dayanmayan verilere dayanması gerektiği, ölüm nedeniyle uğranılan zararlarda ve bedensel zararlarda 55. madde ile açık biçimde hakkaniyet düşüncesiyle indirime gidilemeyeceği açıkça düzenlendiği dikkate alındığında zarar görenin aile bireylerinin zarar veren lehine sorumluluğu ve yükümlülüğü olmayacağı gibi zarar verenin sorumluluğunu haksız fiil failine hizmet eder şekilde aile bireylerine yüklemek de doğru değildir. Her ne kadar toplum aile içi bakım dayanışmasını ahlaki ödev olarak görse de bu durumun zarar sorumlusu lehine yorumlanması mümkün değildir. Bu nedenlerle Mahkemenin aile içi bakım ve dayanışma nedeniyle bakıcı giderinden hakkaniyet indirimi yapılmasını belirten kararı hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. 23. Bu açıklamalar doğrultusunda özetle Mahkemece yapılacak iş; temyiz eden davalı taraf lehine oluşan usuli kazanılmış hakların gözetilmesi suretiyle, 03.06.2022 tarihli hesap raporunda belirlenen maddi zarar ile bakıcı gideri alacağını esas almak, iş bu raporda belirlenen bakıcı giderinden hakkaniyet indirimi yapılmaksızın hüküm kurmaktan ibarettir. 24. O halde, davacı ve davalı ... ve ...San. ve .... A.Ş vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı ve davalı ... ve ...San. ve .... A.Ş. vekillerinin manevi tazminatlara yönelik temyiz istemlerinin miktardan REDDİNE, Davacı ve davalı ... ve ...San. ve .... A.Ş. vekillerinin diğer temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 4c1da3252fe5160e 804a5afc80f67ed5

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi – Mart 2025 kararlarının tamamı