10. Hukuk Dairesi 2024/14720 E. , 2025/9361 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 50. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1202 E., 2024/1488 K. İLK DERECE MAHKEMESİ: Silivri 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2021/716 E., 2024/470 K. Taraflar arasındaki iş kazası nedeniyle sürekli iş göremez durumuna giren sigortalının maddi ve manevi tazminat istemli davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının davalı şirket nezdinde pres makine ustası olarak çalışmakta iken 05.06.2014 tarihinde çalıştığı esnada makas üretiminde kullanılan pres makinasına elini kaptırarak parmağını kaybettiğini ve yaralandığını, iş kazasının davalı iş yerinin gerekli önlemleri almaması iş sağlığı ve güvenliği önemlerini ve yükümlülüklerini yerine getirmemesi sonucu meydana geldiğini beyan ederek, maddi ve manevi tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının davalı şirket nezdinde 24.09.2013 tarihinden 16.12.2018 tarihine kadar çalıştığını, davaya konu olayın 05.06.2014 tarihinde gerçekleştiğini, davacının olayın gerçekleştiği gün vidalı friksiyon pres makinesinde makas düzeltme işlemi yapmakta olduğunu, kazanın davacının dalgınlığı ve dikkatsizliği sonucu meydana geldiğini, davalı iş yerinin iş sağlığı ve güvenliği kapsamında tüm önlemleri aldığını, kazada kusuru bulunmadığını, olay sonrası davacının durumu ile davalı şirket yetkililerinin yakından ilgilendiğini, tüm tedavilerini yaptırdıklarını maddi ve manevi tazminat alacaklarının ödendiğini beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...kaza sonrası Kurum tarafından düzenlenen denetim raporunda işverenin %30, kazalı işçinin %70 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiği, Mahkememizce alınmış iş sağlığı ve güvenliği uzmanlarından oluşan 3 kişilik bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan 05.12.2023 tarihli raporda, kazanın meydana gelmesinde davalı işverenin %75, davacı işçinin %25 oranında kusurluğu olduğunun tespit edildiği, Mahkememiz 2016/204 Esas sayılı dosyasında dava konusu kazanın rücuan tazminat davasının görüldüğü, bu dosyada işverenin %90, işçinin %10 oranında kusurlu olduğunun belirlendiği ve bu oranın istinaf incelemesinden geçerek kesinleştiği görülmüş, bu dosyadan alınan raporun dosyamız kapsamında da uygun olduğu değerlendirilmekle bu oranlar üzerinden, 15.05.2024 tarihli aktüerya bilirkişi raporundaki 2. seçenek hesaplama dosya kapsamına uygun bulumuştur. Dosya aktüerya bilirkişisine tevdi edilmiş, düzenlenmiş 06.03.2024, 15.04.2024 tarihli raporlar dosyamız arasına alınmıştır. Davacı vekili 07.06.2024 tarihli dilekçesi ile dava dilekçesindeki taleplerini artırmıştır. Dosya kapsamında sunulan 09.06.2014 tarihli protokolde davacıya geçirmiş olduğu kaza sebebi ile maddi ve manevi tazminatlarına dair 30.000,00 TL ödeme yapılacağının kararlaştırıldığı ve protokolün taraflarca imzalanmış olduğu görülmüş, yapılan ödemeler aktüerya bilirkişisinden alınan ek rapor ile mahsup edilmiştir. Tüm dosya kapsamı ve alınan bilirkişi raporları birlikte değerlendirildiğinde; davacı, davalıya ait iş yerinde çalışırken geçirdiği iş kazası sonucu %10,1 malul kalmıştır. Olayda davacı işçi %10 oranında, davalı işveren %90 oranında kusurludur. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 47. maddesi gereğince davacının iş kazası neticesi oluşan rahatsızlığı nedeniyle sağlam insana göre üzüntü ve elem duyması ve vücut bütünlüğünün zarara uğramış oluşu ruh bütünlüğünün ihlali, sinir bozukluğunun oluşması kaçınılmaz olduğundan olayın oluş şekli, tarafların kusur oranları, davacı kazazedenin malul kalması, kazanın gerçekleştiği tarihinden bu yana geçen zamanda oluşan ülkenin ekonomik koşulları, olayın işverenin işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince almamasından kaynaklandığı da gözetilerek hak ve nesafet çerçevesinde yaşanan elem ve ızdırabı hafifletici ve caydırıcılık uyandırması hususu da dikkate alınarak davacı için takdiren 30.000,00 TL manevi tazminata hükmetmek gerektiği..." gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili istinaf dilekçesinde; kararın, tarafların hukuki dinlenme hakkını ihlal etmeden, usul kurallarının açık hükümlerine uygun şekilde "gerekçeli" olarak verilmesi gerektiğini, gerçekleşen kazada davalının herhangi bir kusurunun bulunmadığını, işçinin kusurlu olduğunu, davalı tarafından davacıya yapılan ödemenin günümüz koşullarına uyarlanarak mahsup edilmesi taleplerinin değerlendirilmediğini, 2014 yılında yapılan 30.000 TL'lik ödemenin günümüz koşullarında da 30.000 TL'ye tekabül etmesinin mümkün olmadığını, söz konusu olayın davacının üst düzey dikkat etmesi gerekirken, dalgınlığı ve dikkatsizliği sonucu gerçekleştiğini, davacının şahsi güvenliğini korumada gereken dikkat ve özeni göstermemesi nedeniyle tam kusurlu olduğunu, bu nedenle itirazları değerlendirilmeksizin hazırlanan bilirkişi raporunun hükme esas alınmasının açıkça usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalı tarafından yapılan ödemenin günümüz koşullarına uyarlanarak huzurdaki davanın, kaza tarihinden 7 yıl sonra açılmış olduğunu, davacı tarafın dürüstlük kuralına aykırı hareket ettiğini, davacının manevi zararına karşılık yapılan ödemeyi kabul ederek ibraname verdiğini, bu doğrultuda manevi tazminat talebinin reddi gerekmekte iken "manevi tazminatın bölünmezliği" ilkesine aykırı olarak yazılı şekilde hüküm verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacı tarafından ıslah edilen tutarın zamanaşımına uğradığını belirterek istinaf yasa yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, İlk Derece Mahkemesinin objektif, mantıksal ve hayatın olağan akışına uygun, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre, davalı vekilinin tüm istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı, hükümde kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediği, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili istinaf dilekçe içeriğini tekrarla kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, iş kazası sonucu sürekli iş göremez durumuna giren sigortalının maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371. maddeleri, 2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 417. maddesi, 5510 sayılı Kanunun 13, 16 ve 20. maddeleri ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 4. maddesi hükümleridir. 3. Değerlendirme Somut olayda, davacı tarafından imza itirazına uğramayan dosyaya sunulan adi yazılı şekilde düzenlenmiş olan 09.06.2014 imza tarihli protokolde davacının 05.06.2014 tarihinde meydana gelen iş kazasında davalıya ait iş yerinde yaralandığını, bu kaza dolayısıyla davalı işverenden talep edebileceği maddi ve manevi tazminat talebinden anlaşma yolu ile vazgeçmiş bulunduğunu, konu ile ilgili olarak davalı işverence 5.000,00 TL'si protokol tarihinde ve elden olmak üzere toplam 30.000,00 TL davacıya ödeme yapılacağının kararlaştırıldığı ve bakiye 25.000,00 TL 'nin ödendiğine dair banka dekontunun da dosyaya sunulduğu anlaşılmakla, Mahkemece hükme esas alınan 15.05.2024 tarihli raporda ödendiği hususunda ihtilaf bulunmayan 30.000,00 TL'lik ödemenin tamamının maddi tazminata yönelik ödendiği kabulü ile ödeme tarihi ile rapor tarihi arasındaki süre esas alınarak yasal faiz işletilmek suretiyle hesaplanan maddi zarardan düşülerek 2. seçenekte davacı kazalının zararının 612.036,02 TL olarak hesaplandığı, davacı vekilince sunulan 14.06.2024 tarihli dilekçe ile rapor gibi maddi tazminat talebinin arttırıldığı, davalı vekilince süresi içerisinde rapora itiraz ile ödemenin mahsup şekline yönelik itirazda bulunulduğu, Mahkemece davacı talebi gibi davacı lehine 612.036,02 TL maddi tazminata karar verildiği anlaşılmaktadır. Türk hukukunda ibra sözleşmesi 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup, 132. maddede “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir” şeklinde kurala yer verilmiştir. İş ilişkisinde borcun ibra yoluyla sona ermesi ise anılan yasanın 420. maddesinde öngörülmüştür. Sözü edilen hükme göre işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması gerekir. Eldeki dosya içerisinde bulunan ibra sözleşmesinin düzenlendiği tarihte yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Kanun'da ise ibra kurumuna yer verilmemiştir. Buna karşılık mülga Kanun döneminde, ibra uygulamasına yer vermiş ve bu uygulamayı içtihatlarıyla geliştirmiştir. Maddi tazminat için düzenlenen ibranamede bir bedele yer verilmesi halinde bu bedel ile ibranamenin düzenlendiği tarihteki verilere göre belirlenen zarar arasında açık bir oransızlık yoksa, sigortalı veya hak sahiplerinin iradelerinin de ibra yönünde oluştuğunun kabulü gerekir. İbranamedeki tutarın neredeyse tazminat borcunun tamamına yakın bir miktarı içermesi gerekir. Başka bir anlatımla, maddi tazminat alacağının tamamının bedelsiz olarak ibra edildiği savunması ile borçlunun ifaden kaçınması mümkün değildir. Ödenen bedel ile ödeme tarihi itibariyle hesaplanan zarar arasında açık oransızlık varsa, o zaman yapılan ödeme kısmi bir ifa olarak değerlendirilmeli ve ibra belgesi makbuz niteliğinde sayılmalıdır. Yargılamada geçerli bir ibranın varlığı saptanırsa bu ibraname müteselsil sorumluluğa borcun tamamını kapsadığından diğer müteselsil borçlularda ibra nedeniyle sorumluluktan kurtulurlar. Bu nedenle müteselsil borçlulardan birinin ibrasının diğer borçluları da kapsayıp kapsamayacağı problemi bu tür davalarda ortaya çıkmaz. İbranamedeki rakamın maddi veya manevi tazminat için ödendiği, şeklinde bir açıklık yoksa, ibra tarihindeki maddi tazminat miktarının hesaplanması ve ödenen miktarın karşılaştırılması gerekir. Ödenen miktar maddi tazminatı tamamen karşılamıyorsa, manevi tazminatın ibra edilmediği, maddi tazminatı karşılamakla birlikte fazla bir ödemenin bulunması halindeyse, manevi tazminatı da kapsadığı şeklinde uygulama yapılmalıdır. Manevi tazminat yönünden, ibraname ile bir bedelin ödendiğinin anlaşılması halinde, manevi tazminat alacağının tamamen ibra edildiği kabul edilmelidir. Zira manevi tazminat, mahiyeti itibariyle bölünemez niteliktedir. Meslek hastalığı veya iş kazası nedeniyle düzenlenen ibranamede bir bedel yeralmış ve açıkça maddi ve manevi zararlardan söz edilmişse, manevi zararın tümüyle ibra edildiği kabul edilir. Bu durumda ibranamedeki rakamın ne kadarının maddi, ne kadarının manevi tazminat için alındığı hususunun davacıya açıklattırılması gerekir. Davalı da davacının iddiasının aksini başka bir yazılı delil ile kanıtlamalıdır. Maddi tazminat yönünden ibraname incelendiğinde, özellikle kazadan sonra yapılan ödemenin davada en son hesaplanan tazminattan hangi kıstaslar nazara alınarak indirileceği konusu üzerinde durulmalıdır. Kural olarak işçiye yapılmış ödemenin bu miktar ile sınırlı olmak üzere bağlayıcılığı asıldır. Gerçek anlamda ödemeden söz edebilmek için tazmin edilecek miktar ile buna karşılık alınan meblağ arasında açık oransızlığın bulunmaması koşuldur. Başka bir anlatımla, ödemenin yapıldığı tarihteki verilerle hesaplanan tazminat ile ödenen miktar arasında açık oransızlığın bulunduğu durumlarda, yapılan ödeme makbuz niteliğinde kabul edilebilir. Bu durumda ödemenin yapıldığı tarih gözönünde tutularak davacının gerçek zararının uzman bilirkişiler aracılığı ile saptanması suretiyle belirleneceği hukuksal gerçeği ortadadır. Oysa, yukarıda açıklandığı biçimde inceleme ve araştırma yapılmadığı dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Somut olayda, davacı kazalıya dava konusu kazaya ilişkin olarak maddi ve manevi tazminat taleplerine yönelik toplam 30.000,00 TL ödendiği, davacının imza itirazında da bulunmadığı açıktır. Mahkemece yapılan ödemenin ne kadarının maddi tazminata ne kadarının manevi tazminata yönelik olduğu taraflardan sorulmak suretiyle açıklattırmaksızın ödemenin tamamının maddi tazminattan mahsubu yoluna gidilmesi hatalı olmuştur. Yine kabule göre 30.000,00 TL 'nin tamamının maddi tazminata yönelik olduğu kabulü ile ödeme miktarına yasal faiz işletilmek suretiyle mahsup yapılmış ise de yukarıda açıklandığı üzere mahsup yöntemi de hatalıdır. Mahkemece yapılacak iş; davacıya yapılan 30.000,00 TL'lik ödemenin neye karşılık alındığı tesbit edildikten sonra varılacak sonuca göre gerekirse ödemenin yapıldığı tarihteki veriler esas alınarak gerçek zararı saptamak, böylece tazmin edilecek miktar ile buna karşılık alınan meblağ arasında açık oransızlığın bulunup bulunmadığını denetlemek, açık oransızlığın bulunması durumunda ödemeleri “kısmi ifayı içeren makbuz” niteliğinde kabul etmek ve yapılan ödemenin; ödeme tarihindeki, gerçek zararın hangi oranda karşıladığını saptamak; son verilere göre hesaplanan tazminat miktarından, yasal indirimler yapılmak suretiyle belirlenecek gerçek zarardan davalı tarafın; ödeme yapılan tarihe göre; zararını karşılandığı oranda indirim yapmak daha sonra kalan miktara hükmetmek gerekir. Davacı kazalının son verilere göre tazminat miktarının hesaplanmasında davacının temyiz isteminin bulunmadığı dikkate alınarak hükme esas alınan 15.05.2024 tarihli bilirkişi hesap raporundaki bilinen (iskontosuz), bilinmeyen (iskontolu) dönem başlangıç ve bitiş tarihleri değiştirilmeden hesaplama yapılması gerektiğini göz önünde bulundurmak gerektiği de açıktır. Açık oransızlığın bulunmadığının tespiti halinde ise davacının maddi tazminat talebinin reddine karar vermek gerekir. Devamla manevi tazminat yönünden;, hukuka aykırı bir eylem yüzünden çekilen elem ve üzüntüler, o tarihte duyulan ve duyulması gereken bir haldir. Başka bir anlatımla üzüntü ve acıyı zamana yaymak suretiyle, manevi tazminatın bölünmesi, bir kısmının dava konusu yapılması kalanın saklı tutulması olanağı yoktur. Niteliği itibariyle manevi tazminat bölünemez. Bir defada istenilmesi gerekir. Yargıtay HGK'nın 25.9.1996 gün ve 1996/21-397-637 karar ile 13.10.1999 gün ve 1999/21-684-818 sayılı Kararı'da bu doğrultudadır. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın davacının manevi zararına karşılık yapılan ödemeyi kabul ettiği göz ardı edilerek, anılan davacının manevi tazminat talebinin reddi yerine, manevi tazminatın bölünmeyeceği göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması da usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 02.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. E.Ü. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! cee24cd69738cd56 4e4c37fd2609e74e