10. Hukuk Dairesi 2024/13742 E. , 2025/1030 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/277 E., 2023/117 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Bergama 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi SAYISI : 2016/367 E., 2021/579 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlenildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA 1.Davacı vekili dava dilekçesinde,; müvekkilinin davalıya ait ...'da bulunan fabrikada makine 3. operatörü olarak çalışmakta iken 29.07.2013 tarihinde ... adlı selüloz halindeki hamuru kağıt haline çıkartan makinanın elek bölümünde temizlik için kostik verme işlemi yaparken ağzı açık dolu kostik kovasının elinden kayıp platforma düşmesi ve sıçrayan kostiğin yüzüne ve gözüne kaçması suretiyle iş kazası geçirdiğini ancak müvekkilinin her ne kadar 3. operatör olarak görev yapmakta ise de kaza günü 2. operatör bulunmadığından 2. operatörün yerine çalışırken iş kazasının meydana geldiğini, maluliyetine sebep olduğu, sağ gözünün tamamen görme yeteniğini yitirdiğini, sol gözünün de bu durumdan olumsuz olarak etkilendiğini, Asliye Ceza Mahkemesinde ilgililer hakkında mahkumiyet kararı verildiğini, müvekkilinin maddi ve manevi zararının meydana geldiğini iddia ederek fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 30.000 TL maddi, 200.000 TL manevi tazminat alacaklarının kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizleriyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davacı vekili 21.09.2021 tarihli dilekçesi ile maddi tazminat tutarını 687.000 TL'ye arttırmıştır.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesi ile iş kazasının meydana gelmesinde müvekkili şirketin kusurunun bulunmadığını, davacının kusuru ile iş kazasının meydana geldiğini, davacının kovayı ağzına kadar doldurup taşınması güç duruma getirdiğini ve işveren tarafından verilen koruyucu ekipmanları da kullanmadığını, müvekkilinin davacıya maddi katkı yaptığını, tüm tedavi giderlerini karşıladığını, davacının iş kazasından ve tedavisinden sonra tekrar işe başladığını ve tüm haklardan faydalandığını, hafif işlerde çalıştırıldığını, buna rağmen davacının iş sözleşmesinden beklenen özenli davranışlarda bulunmaması nedeniyle iş sözleşmesinin sona erdiğini, manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu ve zenginleşme amacı taşıdığını ve bundan dolayı kabulünün mümkün olmadığını, faiz türünün usule uygun olmadığını, ayrıca davanın sigorta şirketine ihbarını talep ettiklerini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde davacının davalının işçisi olduğu esnada iş kazasına maruz kaldığı ve %36,20 oranında malul kaldığı, davalı işverenin kazada %65 vardiya amirinin %10 ve davacı işçinin ise %25 oranında meydana gelen kazada kusurlu olduğu iş kazası sonucunda davacının maddi ve manevi zararlarının meydana geldiği, işverenin ve işveren vekilinin ortak kusurlarının meydana gelen kazada bulunduğu, meydana gelen zarardan davalının sorumlu oldukları, manevi tazminat koşullarının da oluştuğu, ancak içtihatlar doğrultusunda belirlenen kriterler göz önüne alındığında huzurdaki dava bakımından manevi tazminatın kısmen kabulüne karar verilmesi gerektiği kanaatiyle..." gerekçesiyle, 1-Davanın kısmen kabulü ile 2-Davacının sürekli iş göremezlik sebebiyle maddi tazminata ilişkin davasının kısmen kabulü ile hesaplanan 528.044,80--TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 29.07.2013 tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine; fazlaya ilişkin talebin reddine, 3-Davacının manevi tazminata ilişkin davasının kısmen kabulü ile ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi, işverenin işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince almaması hususları göz önüne alınarak takdir edilen 75.000,00- TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 29.07.2013 tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine; fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Davacı vekili temyiz dilekçesi ile yapılan yargılamada müvekkilinin % 25 kusurlu olduğuna dair raporun hükme esas alınmasının doğru olmadığını, müvekkili kusurlu olmamakla birlikte (çünkü Aliağa 2. Asliye Ceza Mahkemesince 2017/512 E. sayılı dosya ile yapılan keşiften sonra düzenlenen raporda, kaza sonrasında açıktan kostik taşıma uygulamasına son verilerek kostiğin kapalı sistem ile kullanıldığının tespit edildiğini) eğer müvekkiline bir kusur atfedilecek ise SGK İş Müfettişleri tarafından düzenlenen ve müvekkilinin kusurunu % 10 olarak belirleyen rapora itibar edilmesi gerektiğini, bilirkişi tarafından bilinen dönem gelirlerinin tamamının 277.342,62 TL hesaplanmasının hatalı olduğunu, doğrusunun 324.472,12 TL olduğunu, bilirkişinin kazanın meydana geldiği iş yerinde aldığı son ücreti asgari ücrete oranlayarak bu sonuca ulaştığını, sonraki dönem çalışmalarındaki fiili geliri esas almadığını, bilirkişi tarafından iskontolu döneme ait aylık gelirin asgari ücretin 1.9721 katı olarak baz alınarak (asgari geçim indirimi ilavesi ile) aylık 5.843,35 TL olarak hesaplama yapılmasının hatalı olduğunu, bilinen dönem için farazi hesaplama yapılamayacağını, 2021 yılı gelirinin (aralık ayı dahil) 77.921,56 TL olup 12 aya bölünmesi ile 6.493,46 TL net olduğunu, iskontolu dönem hesabının bu değer üzerinden yapılması gerektiğini, bilinmeyen iskontolu dönem hesabı yapılırken önce % 10 artış ve daha sonra peşin ödeme iskontosu nedeniyle % 10 indirim yapılması gerekirken 2022 yılı için artış yapılmadan doğrudan doğruya iskontoya tabi tutulmasının hatalı olduğunu, pasif dönem hesabının hatalı olduğunu, Mahkemece müvekkilinin işgöremezlik derecesi ve gözünü kaybetmiş olmasının kalan ömründe yaşam kalitesini önemli ölçüde olumsuz olarak etkileyeceği hususunun göz ardı edildiğini, davalı şirketin kazadan hemen sonra açıktan kostik taşımayı kaldırdığını ve kapalı sistem ile kostik taşınmaya başlandığını, yani önlenebilir bir kazanın gerekli yatırımın yapılmaması sonucu önlenemediğini, bir yanda işverenin yüksek çıkarı, bir yanda göz kaybı, bir yanda da hüküm altına alınan manevi tazminat miktarı, edimler arası aşırı farkın müvekkilinin gözünün kaybını bu anlamıyla değersizleştirildiğini, yukarıda açıkladıkları sebeplerle; bilinen dönem gelirlerinin dosyada mevcut müzekkere cevapları ve bordrolar karşısında hatalı olması, 2022 yılına esas gelirlerin artışa tabi tutulmadan doğrudan doğruya iskontoya tabi tutulması, iskontolu dönem hesabına esas son yılın gelirlerinin hatalı hesaplanması, müvekkilinin kusur oranının SGK teftiş dosyasında % 10 olarak belirlenmiş iken % 25 kusur oranı üzerinden indirime gidilmesi, pasif dönem zararının hatalı hesaplanması, takdir olunan manevi tazminatın tarafların yüksek çıkarları ve yapılan fedakarlıklar dikkate alınmadan çok düşük olarak takdir ve tayin edilmesi ve kamu düzenini ilgilendiren diğer sebeplerle usulen icra olunacak duruşma sonunda kararın kaldırılması gerektiğini iddia ederek maddi ve manevi tazminat taleplerinin tamamının hüküm altına alınmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili temyiz dilekçesi ile dava konusu kazanın bizzat davacının kendi kusuru ile meydana geldiğini, müvekkili şirketin hiçbir kusurunun bulunmadığını, müvekkili şirkete yüklenebilecek bir kusur bulunmadığının açık olup hatalı kusur oranları üzerinden hesaplama yapılması ve Mahkemece söz konusu raporlar doğrultusunda hüküm tesis edilmesinin hatalı olduğunu, Mahkemece bilirkişi tarafından kök hesap raporuna itirazları göz ardı edilerek yalnızca değişen asgari ücret dikkate alınmak suretiyle kök rapor doğrultusunda hesaplamada bulunulan ek rapor doğrultusunda karar verilmesinin hatalı olduğunu, hükme esas alınan rapordaki iskontosuz döneme ilişkin itirazları: bilirkişi raporunda, davacının Ekim 2019 tarihinden sonraki net ücretinin farazi olarak hesaplanmış olup gerek kök rapora itirazlarında gerekse de ek rapora itiraz dilekçesinde bu hususa taraflarınca özellikle itiraz edilmiş ise de itirazları göz ardı edilerek hatalı şekilde hüküm tesis edildiğini, dosya kapsamında, ... Şirketinden gelen müzekkere cevabında, en son Ekim 2019'a ait ücret bordrolarının sunulu olduğunu, sonraki dönem için ise tahmini gelir tablosunun sunulduğunu, aradan yaklaşık 2 yıl gibi bir süre geçmişken tahmini miktarlar dikkkate alınarak hesaplama yapılmasının hatalı olduğunu, Yargıtay kararlarında da bilinen (işlemiş devre) dönemin hesabının rapor tarihi itibariyle esas alınması, bu tarihten sonraki dönemin ise bilinmeyen devre olarak geçirilmesi ve hesabın bu şekilde yürütülmesi gerektiğinin kabul edildiğini, dosya kapsamında ... Ltd. Şti.'nden gelen ücret bordroları ile Mahkemece hükme esas alınan ek rapora dayanak kabul edilen bilirkişi kök raporunun 6. sayfasında bilinen devrenin dökümü yapılan Eylül 2016 - Eylül 2017 tarihlerine ait net kazanç tutarının örtüşmediğini, ayrıca, anılı bilirkişi raporunun 4. sayfasında kazanç unsuru olarak dökümü yapılan tarihlerde, Nisan 2016'dan Ağustos 2017'ye kadar dönemin boşta geçen dönem olarak belirtildiğini, oysaki; davacının o dönemin yaklaşık 1 yılında çalıştığını, davacının çalışmadığı dönemin sadece 2016 yılı Nisan - Ağustos ayları arası olduğunu, Bunchen Esman Ltd. Şti.'nden gelen ücret bordrolarında; davacının birim ücretinin 2016 yılında 1.180 TL, 2017 yılında 1.325 TL olduğunu, davacıya, 803,53 TL - 958,31 TL arasında net ücret ödemesi görünmekteyken, söz konusu raporun 6. sayfasında 1.300 - 1.400 TL esas alınması ve bu hususta yaptıkları itirazları göz ardı edilerek Mahkemece anılı raporda yer alan hesaplamalar doğrultusunda hüküm tesis edilmesinin hatalı olduğunu ve taraflarınca kabul edilemeyeceğini, Mahkemece itirazları göz ardı edilerek hükme esas alınan bilirkişi raporunda, iskontolu dönem, 01.01.2022 tarihinden itibaren başlatıldığını, oysaki, rapor tarihinin Ağustos 2021 olduğunu, hesap tarihini takip eden yılbaşından itibaren iskontonun başlatıldığı bilirkişi raporu doğrultusunda karar verilmesinin de hatalı olduğunu (Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin 2014/15075 E. - 2015/3457 K. ve 25.2.2015 tarihli kararı), hesap tablosunun temelini oluşturan bilinen bordrolu dönem, iskontolu aktif kazanç dönemi ile pasif kazanç dönemindeki bu hatalar nedeniyle bilirkişi raporuna itibar edilmemesi gerekirken anılı raporun hükme esas alınarak hüküm tesis edilmesinin hatalı olduğunu, yine söz konusu hükme esas alınan rapordaki iskontolu döneme esas alınan ücret hesabında izlenen yöntemin taraflarınca kabul edilemeyeceğini, davacının 2018 yılında müvekkili şirkette çalışsaydı alacağı ücretler toplamının asgari ücrete oranı bulunarak bilinmeyen devrenin hesaplandığını, bu hesap yönteminin Yargıtay içtihatlarına aykırı olduğunu, iskontolu döneme esas alınacak ücretin; usulü kazanılmış hakları saklı kalmak kaydı ile, son bilinen ücretinin asgari ücrete orantılanması sonucu bulunan katsayı üzerinden hesaplanması gerektiğini (Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin 2017/6202 E. - 2019/243 K. ve 21.1.2019 tarihli kararı), bu sebeple, Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporundaki 1,9721 katsayısı esas alınarak yapılan hesaplama ve bu doğrultuda tesis edilen hükmün hatalı olduğunu savunarak kararı temyiz etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, iş kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. A) Davacı vekilinin davacı yararına hükmedilen manevi tazminat alacaklarına ilişkin temyiz istemi yönünden; 1-Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. 2.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu 110. maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır. 3.Dosya içeriğine göre davacı için hükmolunan manevi tazminatın Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 238.730 TL’nin altında kaldığı anlaşıldığından davacı vekilinin temyiz itirazının miktardan reddine karar verilmiştir. B) Taraf vekillerinin davacı yararına hükmedilen maddi tazminat alacağına ilişkin temyiz istemleri yönünden; Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre tarafların aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Dosya kapsamından; davacı vekilince dava dilekçesinde davacının aylık 1.387,00 TL net ücretle çalıştığının ve hamurların kağıt haline getirilmesi işini yapan ... isimli makinenin elek kısmından sorumlu operatör olduğu sırada kazanın meydana geldiği, Mahkemece dosyaya davacı tarafından davalı işyerinden sonra çalışmaya başladığı dava dışı işyerlerinden alınan ücretler de göz önüne alınarak hesaplama yapıldığı maddi zararın 528.044,80 TL olarak hesaplandığı, dtarafların süresi içerisinde rapora ücret tespiti yönünden itiraz edildiği, Mahkemece davacı lehine 528.044,80 TL maddi tazminata hükmedildiği anlaşılmıştır. İş kazasına maruz kalan sigortalının veya ölümü halinde desteği altında bulunanların maddi zararılarının hesabında gerçek ücretin esas alınması koşuldur. Gerçek ücretin ise işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye bordrolarından saptanacağı, işçinin imzasının bulunmadığı iş yeri ve sigorta kayıtlarının nazara alınamayacağı, işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye bordrolarının bulunmaması durumunda işçinin yaşı, kıdemi, mesleki durumu dikkate alınarak, emsal işi yapan işçilerin aldığı ücret göz önünde tutularak belirlenmesi gerektiği, Dairemizin giderek Yargıtayın yerleşmiş görüşlerindendir. Somut olayda, davacının ücret iddiası yönünden emsal ücret araştırması yapılmaksızın,sonraki dönemde çalıştığı iş yerlerine ilişkin ücretler de esas alınmak üzere hatalı şekilde düzenlenen ücret tutarları esas alınarak düzenlenen rapora itibarla hüküm tesisi hatalı olmuştur. Mahkemece yapılacak iş; işçinin yaşı, işi, iş yerindeki kıdemi, mesleki kıdemi belirtilmek suretiyle, kaza tarihinde çalıştığı davalı işyerindeki kazancı belirlenmek suretiyle meslek odalarından, TÜİK, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Yüksek Fen İşleri Kurulundan sigortalının alabileceği ücretleri araştırmak ve bu suretle kazalının ücretini yukarıda açıklanan hususları da gözeterek tereddüte yer bırakmayacak şekilde belirlemek ve oluşacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, 1.Davacı vekilinin, davacının manevi tazminat istemi hakkında kurulan hükme yönelik temyiz isteminin miktardan REDDİNE, 2.Taraf vekillerinin davacı yararına hükmolunan maddi tazminat alacağına ilişkin temyiz istemi yönünden; Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgili davalıya iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22.01.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.