Yargıtay Kararları › Yargıtay 10. Hukuk Dairesi › Eylül 2025 › 2024/13321 E., 2025/11722 K.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/13321 E., 2025/11722 K. (11.09.2025) – Tazminat

Mahkeme
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/13321
Karar No
2025/11722
Karar Tarihi
11.09.2025
Konu
Tazminat

10. Hukuk Dairesi 2024/13321 E. , 2025/11722 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2891 E., 2022/3254 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 24. İş Mahkemesi SAYISI : 2016/1073 E., 2021/732 K. Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davaların kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacılar vekili ile davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi ile davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak yeniden esas hakkında asıl ve birleşen davaların kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili ile davalı .... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacılar vekili; ...'in eşi ve ... ile ...'in babaları ...'in, 04... tarihinde saat 08:30 sıralarında .... San. Tic. Ltd. Şti.'nin işyerindeki Yetkilisi ... ile Şantiye Şefi ... gözetiminde kalıp montajı işinde çalışmakta iken, J Blok 5. katta vinç ile kalıp montajı yapılması sırasında, Vinç Operatörü ... tarafından kullanılan vincin kancası arasında bulunan ahşap tahtanın kırılmasıyla, üzerinde bulunduğu kalıp üzerinden güvenli bölgeye çekilmesine fırsat kalmadan devrilen 4,20 metre x 2,26 metre boyutlarında ve yaklaşık 600 Kg ağırlığındaki beton kalıbın altında kalması neticesinde, ağır şekilde yaralandığını, olay yerinde kendisine yapılan ilk müdahaleden sonra ... Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürülen ...'in hastaneye götürüldüğü sırada öldüğü anlaşılmış; Adana Adli Tıp Kurumundan alınan raporda müteveffanın göğsünde çok sayıda kot kırığı bulunduğu “Künt genel beden travmasına bağlı göğüste çoklu kot kırığı, iç organ ve büyük damar yaralanmasından gelişen kanama” nedeniyle hayatını kaybettiğinin tespit edildiğini, ... ..., lise mezunu, mekanik tesisat ve kalıp uzmanı, nitelikli ve özel becerileri olan bir işçi olup, elim kazadan önce davalı .... San. Tic. Ltd. Şti. nezdindeki çalışmasının karşılığı günlük en az 100,00 TL yevmiye ile çalışmakta, yemek ücreti de işveren tarafından sağlanmakta olduğunu, müteveffanın eşi Ol Ocak 1990 doğumlu ..., çalışma hayatını tanımamış, elim olayın meydana gelmesine kadar eşinin maaşı ve kazandığı ilave gelirler ile geçimini sürdüren kendi halinde bir ev hanımıdır. Çocuklarından 30 Temmuz 2013 doğumlu ... babasını kaybettiği kazanın meydana geldiği tarihte henüz iki yaşında dahi olmadığını, diğer çocukları ... 30 Haziran 2015 tarihinde doğduğunu, kaza tarihinde anne karnında olduğunu, müvekkillerin yaşamlarını devam ettirmeleri için zorunlu ve gerekli tüm ihtiyaçlarının mütevaffa ... tarafından karşılanmakta olduğunu, davacı müvekkillerinin, müteveffanın ölümü ile derin acılarının yanında hayatlarını devam ettirebilmek için herhangi bir gelirlerinin kalmağı ve ... ...'in desteğinden yoksun kalmaları nedeniyle ciddi maddi zorluğa düştüklerini, bu itibarla, müvekkillerinin uğradığı maddi zararın HMK 107. maddesi kapsamında tespiti ile tespit edilecek maddi tazminatın iş kazası tarihi olan 04... tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... San. Ltd. Şti., .... San. Tic. Ltd. Şti., ... ve ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ettiklerini, ...'in vefatı neticesinde müvekkilleri 01... doğumlu ..., 30 Temmuz 2013 doğumlu ... ve 30 Haziran 2015 doğumlu ... meydana gelen ölüm olayı nedeni ile telafisi mümkün olmayan manevi zararlara uğramış olduklarını, müteveffanın eşi Ol Ocak 1990 doğumlu ..., genç yaşında ve daha evliliğinin başında 25 yaşındaki eşini, ortak çocukları 30 Temmuz 2013 doğumlu ... hiç tanımadığı, 30 Haziran 2015 doğumlu ... ise henüz anne karnındayken babalarını kaybetmekten dolayı manevi olarak telafisi mümkün olmayan büyük zararlara maruz kaldıklarını, ..., çalışma hayatını tanımamış, elim olayın meydana gelmesine kadar eşinin maaşı ve kazandığı ilave gelirler ile geçimini sürdüren kendi halinde bir ev hanımı olduğunu, Çocuklarından 30 Temmuz 2013 doğumlu ... babasını kaybettiği kazanın meydana geldiği tarihte henüz iki yaşında dahi olmadığını, diğer çocukları ... 30 Haziran 2015 tarihinde doğmuş olup, kaza tarihinde anne karnında olduğunu, davacıların, müteveffanın ölümü ile eşleri ve babalarının sevgi ve ilgisinden mahrum kaldığının şüphesiz olmakla birlikte; ...'in ölümü, davacıları büyük bir maddi sıkıntı içine de sürüklemekle kalmadığını, davacıların ortaya çıkan maddi durumun vahametinin de etkisiyle tamamen ağır bir ruhi bunalımın içine girmesine sebebiyet verdiklerini iddia ederek maddi ve manevi tazminat talebinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP Davalılar ... San. Ltd. Şti. ve .... San. ve Tic. Ltd. Şti. Vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının dava tarihinden geriye dönük olarak dava konusu alacak kalemlerinin tümü için zamanaşımı defini tekrar ettiklerini, davacı tarafından beyan edilen Adana 25. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/315 E ve 2016/55 K sayılı kararının dayanağı olan kusur derecelendirmesi raporu, hukukçu kişilerin de bulunmadığı, iş güvenliği uzmanı ve mühendislik mesleğinden gelen kişilerce alınmış bir bilirkişi raporunda temellendirilmiş olduğunu, kusur derecelendirmeleri hatalı olduğu için itiraz ettiklerini, dava dışı müteveffanın kazadaki kusur oranı hesaplanmadığını, davacının dilekçesine göre müteveffanın yetişkin biri olup lise düzeyinde eğitimli birisi olduğunu, bu durumdaki birinin gereken kişisel önlemleri alması gerektiği gibi, aykırı durumları derhal birim amirlerine bildirme yükümlülüğü bulunmakta olduğunu, Ceza davasında hükme temel alınan bilirkişi raporunda .../kazazedenin elim olayın yaşandığı alanda sorumlu tutulduğu ya da orada bulunmasının kendisine birim amirlerince emirlendiğine dair hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Yaşanan olayda kazazede/müteveffanın kusur oranının yüksek olduğunu, dava dilekçesindeki 100,00-TL/Gün ücret ve bu ücrete denk gelebilecek, düz lise mezunu müteveffanın mekanik tesisat ve kalıp uzmanı, nitelikli ve özel becerileri olan birisi olduğu iddiasının dayanaksız olduğunu, davacının böyle bir belgesinin olabilmesi için, Mesleki Teknik Eğitim Yönetmeliği, Mesleki Eğitim Merkezlerinde açılan kursları bitirip sınavda başarı kazanmış olmasının gerektiğini, davacının görev tanımı belirsiz olduğu gibi talep ettiği ücret miktarı da afaki olduğunu, davacıların, manevi tazminatı bir zenginleşme fırsatına çevirmek istemekte olduklarını, davacılar yüksek meblağlar içeren taleplerle sınırlı kalmamakta, maddi ve manevi tazminatı bir zenginleşme fırsatı olarak gördükleri için, Yüksek Mahkemenin ilke kararları ve yasal çerçevenin dışında olduğunu, bu yönü ile de kabul etmediklerini iddia ederek davanın reddini talep etmiştir. Davalı ... İnş. Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; yetki itirazında bulunduklarını, müvekkilinin üst işveren sıfatının bulunmadığını, kazanın meydana geldiği, şantiyede uluslarası standartlarda iş güvenliği tedbirlerinin tamamı alınmış olup somut iş kazası tamamen mütevvefanın kusuru sonucu meydana geldiğini, davacının iş kazası geçirdiği Adana bulunan şantiyede uluslarası standartlarda tüm iş güvenliği tedbirleri alınmış olup çalışanların tamamı gerekli iş güvenliği eğitimlerini almış olduklarını, diğer yandan olası kazalara karşı tüm iş güvenliği ekipmanları çalışanlara günlük olarak imza karşılığında teslim edilmekte olduğunu, 04.03.2015 tarihinde 600 kg. Ağırlığındaki hazır kalıp perde betonda kullanıldıktan sonra sökülerek, Kule vinç yardımıyla çıkış merdivenine göre sağ taraftaki perde betona dayalı vaziyette indirildiğini, bu sırada ... kalıbın halkalarına takılı olan kule vincin zincirinin ucundaki kancaları boşandırarak serbest kalamsını sağlamış ardından telsizle vinç operatörüne zinciri kaldırması için komut verildiğini, ancak ... normalde takılı olduğu yerden çıkarıldıktan sonra kapatılıp kilitlenmesi gereken zincirin ucundaki kancayı açık bıraktığını, ve bu nedenle kanca açık kaldığı için vinç operatörü zinciri kaldırırken kancanın açık ucu kalıp üzerindeki kalasa takılınca kalıp yerinden oynarak ...'in üzerine düştüğünü, ... işçi her türlü iş güvenliği alınması konusunda eğitildiğini, bunun yanı sıra kendisine işçi sağlığı ve iş güvenliği kuralları taahhütnamesi,yüksekte çalışma talimatları, asma iskele ve hareketli platformlarda İSG talimatları, iskele üzerinde çalışma talimatları, kalıpçılar için talimatlar verildiğini ve bu talimatlar imza karşılığı teslim edildiğini ve işçi tarafından bu talimatlara uyulacağı taahhüdünde bulunulduğunu, ... işçiye kişisel koruyucu malzemelerin verildiği, şantiyede her türlü iş güvenliği alınmış, gerekli iş güvenliği uzmanları ve işyeri hekimleri görevlendirildiğini, işçilere de her türlü eğitimin verildiğini, kaza esnasında kullanılan vinçte TMMOB MMO tarafından periyodik olarak kontrol edilmiş olup kullanılan vinçte de herhangi sorun olmadığının tespit edilmiş olduğunu, iş kazasının, kule vincinin kaldırarak yerine bıraktığı beton kalıbını vincin kancasından çıkardıktan sonra kancayı kilitlemeden vinç operatörüne vinci kaldırmasını belirten müteveffanın eylemi dolayısıyla olduğunun müteveffanın her türlü iş güvenliği eğitimi almış, kendisine iş sağlığı ve güvenliği kuralları teker teker anlatılmış ve buna uygun davranmaya taahhüt etmiş bir işçi olarak kancanın kilitlenmesi gerektiğinin bilindiğini, ancak betoanrme kalıpçıları için verilen talimatın 13. maddesinde açıkça kalıp sökümü esnasında kalıpların indirilmeleri gerekiyorsa çift sapan takılarak vinçle indirilmeleri konusunda mütevaffaya açıkça talimat verilmesine ramen ... iş sağlığı ve güvenliği kurallarına riayet etmediğini ve kazanın bu nedenle meydana geldiğini, kazada davacının tam kusurlu olduğunu nedenle hatalı olduğunu iddia ederek davanın reddini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; asıl ve birleşen davaların kısmen kabulüne karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ile davalı ... Sigorta şirket vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; görevsizlik hususunun yargılama süresince göz ardı edildiğini, iş mahkemelerinin sigorta poliçelerinde ihtisaslaşmış mahkemeler olmadığını, bu doğrultuda müvekkili şirket nezdindeki poliçede hasarı kapsar nitelikte teminat dahi yokken aleyhe hüküm kurulması kabul edilemez olduğunu, müvekkili sigorta şirketine yöneltilen bu davanın, belirli türdeki davalara bakmak üzere kurulmuş olan bir özel mahkeme olan asliye ticaret mahkemesi'nde açılması gerektiğini, dosyada yetkili ve görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesi olduğunu, görevsizlik kararı verilmeden, mahkemenin ihtisas alanı olmayan sigorta alanında müvekkili sigorta şirketi aleyhine hüküm kurduğunu, dava konusu kazanın, müvekkili şirket tarafından düzenlenen poliçelerin teminatına girmediğini, hizmet ilişkisi işveren mali mesuliyet poliçesinin konusunu oluşturmaktadır, müvekkili şirket nezdinde bulunan üçüncü şahıs mali mesuliyet poliçesi genel şartları gereği hizmet ilişkisinin teminat dışı olduğunu, bu nedenle müvekkili sigorta şirketinin herhangi bir sorumluluğunun olmadığını, söz konusu poliçede işveren mali mesuliyet teminatının olmadığı, ... ile sigortalı arasında hizmet akti varken işçilerin yakınları sigorta poliçesinde 3. şahıs olarak nitelendirilemeyeceği, kabul anlamına gelmemek kaydı ile bir an için müvekkil sigorta şirketinin sorumluluğunun doğacağı düşünülse dahi poliçe limitleri ve muafiyet notu gözetilmeden hesaplama yapıldığını, bu doğrultuda hüküm kurulduğunu, itirazlarının dikkate alınmadığını, söz konusu taleplerin poliçe kapsamında olmadığı hususunun yukarıda detaylıca anlatıldığı, bir an için teminat bulunduğu varsayılsa dahi mahkemenin ihtisas alanı olmayan sigorta alanında hatalı değerlendirmesini ortaya koyabilmek adına poliçe limitlerinin ve muafiyet notunun göz ardı edildiğini, poliçede yer alan 3. şahıs mali mesuliyet teminat limitinin 500.000,00-tl olduğunu, bu tutar bir yargılama sonucunda sigortacının ödemekle yükümlü olacağı maksimum miktarı ifade etmekte olduğundan 500.000,00-tl'yi aşan faiz, vekalet ücreti, yargılama gideri gibi kalemler müvekkil şirkete yükletilemeyeceği, kararda müvekkil şirketin sorumlu olduğu miktarın açıkça yazılmamasının hatalı olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunu kabul etmediklerini, bahsi geçen bilirkişi ek raporunun hatalı değerlendirmeler içerdiğini, sigorta hukukçusunun da bulunduğu bir heyetten rapor alınması gerektiği, poliçe limitleri ve muafiyet şartı göz ardı edildiği, bilirkişi hesap raporunda ... sanki ayda 30 gün olmak üzere yılın 365 günü çalışıyormuş gibi hesaplama yapıldığı, tazminat hesabında ayrılan payların hatalı olduğunu, itiraza uğramış raporun hükme esas alınmasının bozma sebebi olduğu, faize hükmedilmesi de faiz başlangıç tarihininde hatalı olduğunu, müvekkil şirket'in faiz ödeme borcunun olmadığını, olsaydı dahi faiz hesabı huzurdaki davanın müvekkil şirkete yöneltildiği tarihten itibaren başlaması gerektiğini, müvekkil şirket aleyhine faize hükmedilemeyeceğine ilişkin açıklamalarının saklı kalmak üzere, dava konusu uyuşmazlığın tamamen “haksız fiil”den kaynaklanmakta olup haksız filden kaynaklanan taleplerde de uygulanacak faiz ancak kanuni faiz olabileceği, hukuka aykırı söz konusu hükmün kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Asıl ve Birleşen Davada davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; söz konusu kazaya ilişkin açılan ceza davasında Adana 25. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından davalılar aleyhine mahkumiyet hükmü kurulduğu ve bu hükmün bağlayıcılığı gözetilerek yerel mahkeme kararının kaldırılması ile asıl ve birleşen davaların bu davalılar yönünden de kabulüne karar verilmesi gerektiği, dava konusu kazaya ilişkin açılan Adana 25. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/312 E. 2017/433 K. sayılı dosyasında; sanıklar ... ve ...'in iş güvenliği önlemlerini almamak suretiyle asli kusurlu olarak taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçunu işledikleri gerekçesiyle sanıkların ayrı ayrı 21.200,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, Mahkeme tarafından bu davalılar yönünden işbu istinafa konu dosyada alınan bilirkişi raporlarında, davalıların olaya ilişkin kusurları bulunmadığının tespit edildiği gerekçesiyle davaların reddine karar verildiği, asıl işveren iş ortaklığının denetim ve gözetim yükümlüğünü gereği gibi yerine getirmediği ve davalıların kazada kusurlu olduklarının açık olduğu, Mahkeme tarafından dosya kapsamında alınan raporlarda kusurları bulunmaması kanaatine varılması nedeniyle davalılar ..., ..., ..., ..., ... hakkında açılan davaların reddine karar verildiği, dava konusu kazada, gereken dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmeyen davalılar açıkça kusurlu olduğundan, davalılar aleyhine açılan davaların kabulüne karar verilmesi gerektiği, Müteveffanın yaşı, kazanın meydana geliş şekli, tarafların kusur oranları, davacıların ekonomik durumu gözetildiğinde asıl ve birleşen davalarda hükmedilen manevi tazminat miktarının hakkaniyete aykırı olduğu, İzah edilen nedenlerle, istinaf talebimizin kabulü gerektiği, davalıların söz konusu tazminatlardan kaynaklı vekalet ücretlerinden de müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulması gerektiği, davalılar lehine maktu vekalet ücreti yerine nispi vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, Müteveffanın annesi, babası ve kardeşleri tarafından açılan birleşen dava dosyasında, davalılar .... Tic. A.ş, .... Tic. San. A.Ş, ... Ltd. Şti. lehine ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi, ..., ..., ... lehine ayrı vekalet ücretine hükmedilmesinin davacılar lehine hükmedilen tazminat miktarı da göz önünde bulundurulduğunda, açıkça hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, bu nedenlere doğrultusunda asıl ve birleşen davaların kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "..."davalıların söz konusu tazminatlardan kaynaklı vekalet ücretlerinden müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulması gerektiği, davalılar lehine maktu vekalet ücreti yerine nispi vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğu" na dair istinaf başvurusunun kabulü ile, vekalet ücretinin tayininde kusur oranlarına göre sonuca gidilmesinin hataya dayandığı anlaşılmış olmakla davalı şirket vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davacılar vekilinin vekalet ücretine yönelik istinaf başvurusunun kabulüne ..." karar verilerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında asıl ve birleşen davaların kısmen kabulüne karar verilmiştir.

V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ile davalı .... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı .... vekili temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20... . maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesi 3. Değerlendirme 1.Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; davaya konu iş kazasının ... Tic. A.Ş. ve ... Tic. ve San. Ltd. Şti. İş Ortaklığının alt işvereni .... Ltd. Şti. tarafından kaba inşaatı yürütülen Adana Adliye Sarayı binasının J Blok (Otopark inşaatı) 5. katındaki perde duvarlar için kullanılan 2,26 m genişliğinde 4.20 m. uzunluğunda, yaklaşık 600 kg. ağırlığındaki hazır kalıp, Doğu cepheye bakan perde betonda kullanıldıktan sonra sökülerek, Kule vinç yardımıyla çıkış merdivenine göre sağ taraftaki perde betona dayalı vaziyette indirildikten sonra, kazalı işçi ... tarafından kalıbın halkalarına takılı olan kule vincin zincirinin ucundaki kancalar boşandırılarak serbest kalması sağladığı, ..., ardından elindeki telsizle vinç operatörüne zinciri kaldırması için komut verdiği, ancak normalde takılı olduğu yerden çıkarıldıktan sonra kapatılıp kilitlenmesi gereken zincirin ucundaki kanca açık kaldığı için, operatörün zinciri kaldırmaya başlaması üzerine, kancanın açık olan ucu, kalıp üzerindeki kalasa takılınca yerinden oynayan kalıp, kancayı boşandıran İşçi ...'in olduğu tarafa devrilerek üzerine düşmesi şeklinde gerçekleştiği, Mahkemece hükme esas alınan kusur oran ve aidiyetinin tespitine yönelik 16.12.2019 tarihli kusur raporunda davalı üst işveren ... Adi ortaklığının %15, alt işveren davalı ... firmasının %60 , kazalı işçinin %25 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, davaya konu iş kazası ile ilgili olarak yürütülen Adana 25.Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2016/312 Esas, 2017/433 Karar sayılı ilamı ile kusurlu bulunarak haklarında adli para cezasına hükmolunan davalılar ... ile ... yönünden 16.12.2019 tarihli raporda kusurlarının bulunmadığının belirtildiği, Mahkemece anılan raporun hükme esas alındığı, davalı ... Şirketinin ise davaya konu iş kazasının gerçekleştiği Adana Adalet Sarayı yapım işi ilgili olarak inşaat all risk sigorta poliçesi gereğince sorumluluğunun bulunduğunun davacılar vekilince beyan edildiği, davalı ... şirketinin de hüküm altına alınan alacaklardan sorumlu tutulduğu anlaşılmaktadır. Davacılar vekilinin davalılar ... ile ... yönünden davanın reddine dair kararın hatalı olduğuna yönelik temyiz isteminin incelenmesi yönünden; İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesinin açık buyruğu iken, 4857 sayılı Kanun'un 77. ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37. maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir. İş kazası hukuki sebebine dayalı tazminat davalarında olayın gerçekleşme şeklinin tarafların gösterdiği deliller dikkate alınarak her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya konulması ve giderek kusur oranlarının bu olaya uygun şekilde belirlenmesi gerektiği açıktır. Somut olayda dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre; Mahkemece 16.12.2019 tarihli kusur raporu hükme dayanak kılınarak davalılar ... ile ... yönünden kusurları bulunmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmesi ceza dosyasında hükme esas alınan kusur raporu ile mahkumiyet hükmünün değerlendirilmemesi yönünden hatalı olmuştur. Davalı ...Ş. vekilinin davaya konu tazminatlardan sorumluluğunun bulunmadığına yönelik temyiz isteminin incelenmesi yönünden; Uyuşmazlık; İnşaat All Risk (Bütün Riskler) Sigorta Poliçesi kapsamında davalı ...nin iş bu davaya konu iş kazasından kaynaklanan maddi tazminatlardan sorumlu olup olmadığına ilişkindir. Sigorta sözleşmesi, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1401. maddesinin birinci fıkrasında tanımlandığı üzere, sigortacının bir prim karşılığında, kişinin para ile ölçülebilir bir menfaatini zarara uğratan tehlikenin, rizikonun, meydana gelmesi hâlinde bunu tazmin etmeyi ya da bir veya birkaç kişinin hayat süreleri sebebiyle ya da hayatlarında gerçekleşen bazı olaylar dolayısıyla bir para ödemeyi veya diğer edimlerde bulunmayı yükümlendiği sözleşmedir. Sigorta sözleşmesinin tarafları; sigortacı ile sigorta ettirendir. Bunlardan sigortacı, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 3. maddesine uygun şekilde kurulan ve faaliyet gösteren, sigorta sözleşmesini düzenleyen, sigortaya tabi bir riski üstlenen, sigorta himayesi sağlama borcunu üzerine alan taraftır. Sigorta ettiren ise menfaatini sigortacı nezdinde prim ödemek suretiyle teminat altına alan kişiyi ifade eder. Borçlar Hukukumuza egemen olan en önemli ilkelerden birisi “borç ilişkisinin nispiliği”ilkesidir. Bu ilkeye göre; sözleşme kural olarak onu yapan tarafları bağlar, üçüncü kişileri etkilemez. Borç ilişkisinin nispiliği ilkesinin iki önemli sonucu bulunmaktadır. Birincisi; bir sözleşmenin tarafları dışında kalan üçüncü kişiler o sözleşmeyle kurulan borç ilişkisi ile bağlı değildirler. Bir diğer söyleyişle, borç ilişkisinin (sözleşme ilişkisinin) doğurduğu haklar yalnızca borç ilişkisinin (sözleşmenin) tarafları arasında hüküm ifade eder. Dolayısıyla alacaklının, bir sözleşmedeki (borç ilişkisindeki) bir hakka dayanarak sözleşmenin dışında kalan üçüncü kişilerden borcun ifasını istemesi mümkün değildir. İkincisi ise; borç ilişkisi ancak borçlu tarafından ihlal edilebilir. Dolayısıyla alacaklının kural olarak borç ilişkisinin dışında kalan üçüncü kişilerden borcun ihlalinden bahisle tazminat talep etmesi mümkün değildir. Ancak kuvvetlendirilmiş nispi haklar ve üçüncü kişi yararına sözleşmeler bu ilkenin çok önemli istisnalarındandır. Sigorta sözleşmelerinde genellikle sigorta ettiren, sigortalı ve lehdar (sigortadan yararlanan kişi) aynı kişi olmaktadır. Ancak, kimi sigorta sözleşmelerinde sigorta şirketinin karşısında taraf olarak üç ayrı kişi bulunabilmektedir. Başka bir deyişle, sigorta ettiren, sigortalı ve lehdar ayrı ayrı kişiler olabilir. Sigorta ettiren hem kendisinin hem de başkasının menfaatini teminat altına alabilir. Borç ve yükümlülükler kendisine ait olmak üzere üçüncü kişi lehine sözleşme yapabilir. Sigorta sözleşmelerinin nispiliği ilkesinin istisnası olarak; sigorta ettiren üçüncü bir kişinin çıkarının korunması amacıyla sigorta sözleşmesi yapabilir. Zarar sigortalarında sigorta ettiren üçüncü bir kişinin çıkarı için sigorta sözleşmesi yapmış olduğunda riziko nedeniyle zarara uğrayacak (çıkarı zedelenecek) olan kişi “sigortalı” deyimiyle tanımladığımız üçüncü kişidir. Sözleşmeler hukuku, başkasına hak kazandıracak şekilde sözleşme yapılmasına izin vermektedir. Üçüncü kişi yararına sözleşme, Türk Borçlar Kanunu’nun 129. maddesinde düzenlenmiştir. Maddeye göre; kendi adına sözleşme yapan kişi, sözleşmeye üçüncü kişi yararına bir edim yükümlülüğü koydurmuşsa, edimin üçüncü kişiye ifa edilmesini isteyebilir. Üçüncü kişi veya üçüncü kişiye halef olanlar da tarafların amacına veya örf ve âdete uygun düştüğü takdirde edimin ifasını isteyebilirler. Bu düzenlemeye göre, borçlunun sözleşmeyle üstlendiği edimin üçüncü kişiye karşı yerine getirilmesini istemek hakkı kural olarak başkası lehine sözleşme yapmış olan kişiye (sözleşmenin tarafına) aittir. Ancak, lehine sözleşme yapılan üçüncü kişi de TBK’da öngörülen koşulların varlığı halinde (tarafların amacına veya örf ve adete uygun düştüğü takdirde) borçludan istemde bulunabilmektedir. Başkası lehine sigorta ise Türk Ticaret Kanunu’nun 1454. maddesinde düzenlenmiş olmakla birlikte ; “sigorta ettiren, üçüncü bir kişinin menfaatini, onun adını belirterek veya belirtmeyerek, sigorta ettirebilir. Sigorta sözleşmesinden doğan haklar sigortalıya aittir. Sigortalı, aksine sözleşme yoksa, sigorta tazminatının ödenmesini sigortacıdan isteyebilir ve onu dava edebilir.” şeklinde belirtilmiştir. Üçüncü kişi yararına sözleşme (TBK 129) niteliği taşıyan başkası lehine sigorta; sigorta ettiren, sigortacı ve sigortalı arasında üç köşeli bir ilişki kurar. Sigorta ettiren ile sigortacı sigorta sözleşmesinin tarafları olarak karşılıklı birtakım hak ve borçlara sahiptir. Lehtar (sigortalı) ise menfaati sigorta ettirilen kişi olup sözleşmenin tarafı konumunda değildir. Bu sözleşme ile sigorta ettiren üçüncü bir kişinin menfaatini sigorta ettirmektedir . Diğer taraftan, İnşaat All Risk sigortası, sigorta konusu yapı ile yapının inşasında kullanılan malzemelerde ve varsa poliçede sayılan diğer değerlerde, önceden bilinmeyen ve ani sebeple oluşan zararları teminat altına alan bir mal sigortasıdır. İnşaat All Risk sigorta sözleşmesinin tarafları; sigortacı ile sigorta ettirendir. Sigorta ettiren rizikonun gerçekleşmemesinde menfaati bulunan kimselerdir [TTK m. 1453(1)]. Bu kişilerin malik olması zorunlu değildir. Zira yapı veya yapının inşasında kullanılan malzeme ya da diğer şeyler üzerinde para ile ölçülebilir menfaati olan herkes, bu menfaatini sigorta ettirebilir. Kuşkusuz bu kişilerin başında iş sahibi olan gerçek ya da tüzel kişiler gelir. Zira işin yapılması esnasında ortaya çıkacak zarardan öncelikle etkilenecek olan kişi, iş sahibidir. Ayrıca iş sahibine sözleşmeyle bağlı olan mimar, mühendis veya müteahhitler ile taşeronlar da menfaatlerini inşaat sigortasıyla teminat altına alabilirler. (Işıl Ulaş, Uygulamalı Zarar Sigortaları Hukuku, B. 8, Ankara 2012, s. 426. ) Az yukarıda da bahsedildiği gibi, bu sözleşmede de sigorta ettiren hem kendisinin hem de başkasının menfaatini teminat altına alabilir. Borç ve yükümlülükler kendisine ait olmak üzere üçüncü kişi lehine sözleşme yapabilir. İnşaat All Risk sigortası, ek teminatlarla sigortanın, sorumluluk ve/veya malvarlığı sigortasını da kapsayacak şekilde kombine bir sigorta olarak uygulanması da mümkündür. Genel olarak inşaat sigortaları, bütün riskler (all risks) sigortası olarak uygulanır. Dolayısıyla, poliçede açık şekilde teminat dışı olarak sayılan rizikolar haricinde kalan, önceden bilinmeyen ve ani bir sebeple meydana gelen bütün zararların, sigorta teminatının kapsamında olduğu kabul edilir. Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra, somut olayda düzenlenen İnşaat All Risk Sigorta Poliçesi incelendiğinde; sigortalı olarak Adalet Bakanlığı Teknik İşler Daire Başkanlığının gösterildiği, sigorta ettirenin ise davalılar ... Adi Ortaklığı olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, davalı şirketlerin kendi menfaatine değil, üçüncü bir kişi lehine sigorta sözleşmesi yaptığı, diğer bir ifadeyle, sigorta teminatının sigorta ettiren davalılar lehine değil, dava dışı Adalet Bakanlığı Teknik İşler Daire Başkanlığı lehine düzenlendiği açıkça ortadadır. Dava dışı sigortalı kurum olan Adalet Bakanlığı Teknik İşler Daire Başkanlığın’nın, işbu olay bakımından ihale makamı sıfatını haiz olduğu, dolayısıyla meydana gelen zararda herhangi bir kusurunun ya da sorumluluğunun bulunmadığı sabittir. Bu itibarla, sigortalı kurumun herhangi bir tazminat talebi bulunmadığı gibi, sigorta sözleşmesinden kaynaklı olarak davalı ... şirketinin de zarar gören yüklenici ya da taşeronla ilgili herhangi bir borç altına girdiği kabul edilemez. Sigorta sözleşmesinin tarafı olmayan ve poliçede menfaat sahibi olarak da belirtilmeyen kişilerin, doğrudan sigorta şirketine karşı talepte bulunması mümkün değildir. Davalı ... şirketinin poliçedeki taraflar yönünden bir teminat yükümlülüğü doğmadığı gözetildiğinde, Mahkemece davalı ... şirketi yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde müteselsil sorumluluk esasına dayanılarak sorumluluğuna hükmedilmesi usul ve yasaya aykırıdır. O halde Mahkemece yapılacak iş, yukarıda yapılan açıklamalar gereğince ilgili ceza dosyası da getirtilmek suretiyle davalılar ... ile ... yönünden sorumluluğu bulunup bulunmadığı hususunu değerlendirmek üzere davacı itirazlarını karşılar mahiyette somut verilere dayalı kusur raporunun düzenlenmesi için dosyanın A sınıf İş güvenliği uzmanlarının bulunduğu heyete tevdi ederek, olayın gerçekleşmesinde tarafların kusur oranlarını belirlemek suretiyle dosyadaki tüm verileri değerlendirmek ve oluşacak sonuca göre davacının maddi tazminat miktarının hesaplanmasına dair temyiz isteminin bulunmadığı gözetilerek davalılar lehine oluşan ve devamla dosya kapsamına göre taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hakları da gözeten, temyiz eden davalı ... Şirketinin sorumluluğunun bulunmadığı hususunu gözeten bir karar vermekten ibarettir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada bozma sebebine göre temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozulmalıdır.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, Temyiz olunan, Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililere iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 11.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 37da6393fad87a2b dd0c47d20947f8a0

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi – Eylül 2025 kararlarının tamamı