10. Hukuk Dairesi 2023/4752 E. , 2025/11713 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/377 E., 2021/847 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 5. İş Mahkemesi SAYISI : 2019/203 E., 2020/303 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı .... vekili tarafından temyiz, davacı vekili tarafından katılma yolu ile temyiz edildiği; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili dava ve birleşen dava dilekçesinde özetle, sigortalının 03.02.2013 tarihinde meydana gelen iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğradığını iddia ederek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
II. CEVAP 1.Davalı ... Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının müvekkili şirketin değil diğer davalı ... Madencilik Şirketinin işçisi olduğunu, diğer davalı şirketin iş güvenliği konusunda alması gereken önlemleri aldığını, davacının göstermesi gereken asgari dikkat ve özeni göstermediğini, tedbirli hareket etmediğini, bu nedenle somut olayda davacı işçinin kusurunun asli olduğunu belirterek açılan davanın müvekkili şirket yönünden reddine karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davalı ... Madencilik Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının tazminat talebinin zamanaşımına uğradığını, davacının dikkatsizliği sebebiyle oluşan bu olayda müvekkilinin kusur ve sorumluluğunun bulunmadığını, müvekkili şirketin alt işveren olarak tüm iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini aldığını, müvekkili şirketin kazada bir sorumluluğu bulunmamasına karşın davacıya bir kısım ödemeler yapıldığını belirterek, açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 3.Davalı ... Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; davaya konu taleplerin ... numaralı poliçe teminatı kapsamında olmadığını, davacının sigortalıya bir hizmet akdi ile bağlı olduğunu, sigortalıya hizmet akdi ile bağlı olan kimselere ilişkin olan taleplerin de teminat kapsamında olmadığı genel şartlar ile ortaya konulduğunu, poliçe teminatı kapsamında olmayan taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; yapılan yargılama, SGK İş Kazası Komisyon kararı, inceleme raporu ve ekleri, tanık beyanları, bilirkişi heyeti (kusur) raporları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, asıl işveren davalı ....Tic.Komandit Şti.'nin ... Üniversitesi kampüs alanı 1500 Kişilik yurt binası inşaatının temel ve kaba işlerinin yapımı hususunda alt işveren davalı ...Ltd.Şti. ile anlaştığı, davacının davalı ..Ltd. Şti.'nin işçisi olduğu, kalıp ustası olarak çalıştığı, 03.02.2013 tarihinde çalışırken vinçle kamyondan indirilen kalıp malzemesinin sağlam ve uygun bir şekilde bağlanmaması nedeniyle sapandan çıkarak ayağına düşmesi sonucunda yaralandığı, somut olaydaki kazanın iş kazası olduğu, sürekli iş göremezlik oranının tarafların itiraz etmemesi nedeniyle %11,2 olarak kesinleştiği, davacının iş yerinde kaza tarihinde günlük 80,00-TL ücretle çalıştığı hususunun tanık beyanları ve ücret araştırma yazı cevapları ile ispatlandığı, ayrıca günlük üç öğün yemek yardımının 26,81TL'ye karşılık geldiğinin aktüer son ek raporunda belirlendiği, davacının yemek yardımından da faydalandığı, kusura ilişkin alınan heyet raporlarına göre davalı asıl işveren ... şirketinin %20, davalı alt işveren ... Madencilik Şirketinin %50, davacının ise %30 oranında kusurlu oldukları, her ne kadar birleşen dosya davalısı ... Sigorta Şirketi davacının zararının poliçe kapsamında olmadığını savunmuş ise de poliçenin davalı asıl işveren ile davalı ... şirketi arasında akdedildiği, davacının alt işveren ... Madencilik şirketinin işçisi olduğu, bu nedenle somut olayda davacının poliçenin tarafı olan asıl işveren şirketin işçisi konumunda olmaması, üçüncü kişi konumunda olması, üçüncü kişilerin iş yerinde görecekleri zararların poliçe kapsamında teminat altına alınmış olması gözetilerek davalı asıl-alt işverenler ile birlikte davalı ... Şirketinin de poliçeden dolayı sorumluluğunun bulunduğu, davacının tespit olunan %11,2'lik sürekli iş göremezlik oranı ve tarafların kusur oranlarının da göz önüne alınarak çekilen acının telafisi amacıyla manevi tazminat davasının kabulü ile 15.000,00-TL manevi tazminatın hüküm altına alınması gerektiği gerekçesiyle; "Davanın kısmen kabul kısmen reddine, 1- Davacının maddi tazminat davasının kabulü ile 273.531,43-TL maddi tazminatın davalı Tasfiye Halinde ... İnş.Tic. Komandit Şti., davalı . ..Ltd.Şti. ve davalı ... yönünden olay tarihi olan 03.02.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, davalı .... yönünden dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen (davalı ....'nin"poliçe limiti olan 100.000,00-TL ile sınırlı sorumlu olmak üzere") tahsili ile davacıya verilmesine, 2- Davacının manevi tazminat davasının kabulü ile 15.000,00-TL manevi tazminatın olay tarihi olan 03.02.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Tasfiye Halinde ... İnş.Tic. Komandit Şti., davalı . ..Ltd.Şti. ve davalı ...'den müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, davalı ... yönünden fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin reddine, " karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı .... Vekili tarafından istinaf, davacı vekili tarafından katılma yolu ile istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekilinin beyanı karşısında barınma gideri hariç sadece yemek yardımının dahil edilerek hesap raporu doğrultusunda karar verilmesinin yerinde olduğu, olayın meydana geliş biçimi, olay tarihindeki davacının yaşı, maluliyet ve kusur oranları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları nazara alındığında hakkaniyet ilkeleri de gözetilerek davacının yaralanması ve sonrasındaki manevi ızdırabını bir ölçüde dindirmeyi teminen talep olunan ve miktarına nazaran davacının haksız zenginleşmesine sebebiyet vermeyeceği düşünülen 15.000,00 TL manevi zararın kabulünün yerinde olduğu, dosyadaki yazılara, hükmün Dairece de benimsenmiş bulunan kanuni ve hukuki gerekçeleri ile dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, Mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca davacı vekilinin ve davalı ...vekilinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili katılma yolu ile temyiz dilekçesinde özetle; a.İlk Derece Mahkemesince hükmedilen maddi tazminat yönünden hesap raporunda hangi seçeneğin (hangi verinin) esas alındığının belirtilmediğini, b. Takdir edilen manevi tazminat miktarının az olduğunu, c.TRH 2010 tablosunun yaş hesabında nazara alınması gerektiğini, d.Kusurunun bulunmadığını belirterek kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir. 2.Davalı .... vekili temyiz dilekçesinde özetle; a. Alacakların poliçe kapsamında olmadığını, poliçe özel şartları arasında teminat dışı hallerin düzenlendiğini ve sigortalanana hizmet akdi ile bağlı olan kişilere ilişkin taleplerin teminat dışı olduğunun açıkça yazıldığını, davacının üçüncü kişi olmadığını ve alt işveren işçisinin üçüncü kişi sayılamayacağını belirterek kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 1.Manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; 1.Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362 inci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanunun 366 ıncı maddesi atfıyla aynı Kanunun 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. 2.6100 sayılı HMK'nın 110 uncu maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı dikkate alınmalıdır. 3.Dosya içeriğine göre, temyize konu edilen miktar Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 78.630,00 TL’nin altında bulunduğu anlaşılmakla manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının aşağıdaki şekilde reddine karar verilmiştir. 2.Diğer temyiz itirazlarının incelenmesinde; 1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere, temyiz kapsam ve nedenlerine göre davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine, davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne karar verilmiştir. 2.Uyuşmazlık; İnşaat All Risk (Bütün Riskler) Sigorta Poliçesi kapsamında davalı ....’nin iş bu davaya konu iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminatlardan sorumlu olup olmadığına ilişkindir. 3.Sigorta sözleşmesi, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1401. maddesinin birinci fıkrasında tanımlandığı üzere, sigortacının bir prim karşılığında, kişinin para ile ölçülebilir bir menfaatini zarara uğratan tehlikenin, rizikonun meydana gelmesi hâlinde bunu tazmin etmeyi ya da bir veya birkaç kişinin hayat süreleri sebebiyle ya da hayatlarında gerçekleşen bazı olaylar dolayısıyla bir para ödemeyi veya diğer edimlerde bulunmayı yükümlendiği sözleşmedir. 4.Sigorta sözleşmesinin tarafları; sigortacı ile sigorta ettirendir. Bunlardan sigortacı, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 3 üncü maddesine uygun şekilde kurulan ve faaliyet gösteren, sigorta sözleşmesini düzenleyen, sigortaya tabi bir riski üstlenen, sigorta himayesi sağlama borcunu üzerine alan taraftır. Sigorta ettiren ise menfaatini sigortacı nezdinde prim ödemek suretiyle teminat altına alan kişiyi ifade eder. 5. Borçlar Hukukumuza egemen olan en önemli ilkelerden birisi “borç ilişkisinin nispiliği”ilkesidir. Bu ilkeye göre; sözleşme kural olarak onu yapan tarafları bağlar, üçüncü kişileri etkilemez. Borç ilişkisinin nispiliği ilkesinin iki önemli sonucu bulunmaktadır. Birincisi; bir sözleşmenin tarafları dışında kalan üçüncü kişiler o sözleşmeyle kurulan borç ilişkisi ile bağlı değildirler. Bir diğer söyleyişle, borç ilişkisinin (sözleşme ilişkisinin) doğurduğu haklar yalnızca borç ilişkisinin (sözleşmenin) tarafları arasında hüküm ifade eder. Dolayısıyla alacaklının, bir sözleşmedeki (borç ilişkisindeki) bir hakka dayanarak sözleşmenin dışında kalan üçüncü kişilerden borcun ifasını istemesi mümkün değildir. İkincisi ise; borç ilişkisi ancak borçlu tarafından ihlal edilebilir. Dolayısıyla alacaklının kural olarak borç ilişkisinin dışında kalan üçüncü kişilerden borcun ihlalinden bahisle tazminat talep etmesi mümkün değildir. Ancak kuvvetlendirilmiş nispi haklar ve üçüncü kişi yararına sözleşmeler bu ilkenin çok önemli istisnalarındandır. 6.Sigorta sözleşmelerinde genellikle sigorta ettiren, sigortalı ve lehdar (sigortadan yararlanan kişi) aynı kişi olmaktadır. Ancak, kimi sigorta sözleşmelerinde sigorta şirketinin karşısında taraf olarak üç ayrı kişi bulunabilmektedir. Başka bir deyişle, sigorta ettiren, sigortalı ve lehdar ayrı ayrı kişiler olabilir. Sigorta ettiren hem kendisinin hem de başkasının menfaatini teminat altına alabilir. Borç ve yükümlülükler kendisine ait olmak üzere üçüncü kişi lehine sözleşme yapabilir. 7.Sigorta sözleşmelerinin nispiliği ilkesinin istisnası olarak; sigorta ettiren üçüncü bir kişinin çıkarının korunması amacıyla sigorta sözleşmesi yapabilir. Zarar sigortalarında sigorta ettiren üçüncü bir kişinin çıkarı için sigorta sözleşmesi yapmış olduğunda riziko nedeniyle zarara uğrayacak (çıkarı zedelenecek) olan kişi “sigortalı” deyimiyle tanımladığımız üçüncü kişidir. Sözleşmeler hukuku, başkasına hak kazandıracak şekilde sözleşme yapılmasına izin vermektedir. 8.Üçüncü kişi yararına sözleşme, Türk Borçlar Kanunu’nun 129. maddesinde düzenlenmiştir. Maddeye göre; kendi adına sözleşme yapan kişi, sözleşmeye üçüncü kişi yararına bir edim yükümlülüğü koydurmuşsa, edimin üçüncü kişiye ifa edilmesini isteyebilir. Üçüncü kişi veya üçüncü kişiye halef olanlar da tarafların amacına veya örf ve âdete uygun düştüğü takdirde edimin ifasını isteyebilirler. Bu düzenlemeye göre, borçlunun sözleşmeyle üstlendiği edimin üçüncü kişiye karşı yerine getirilmesini istemek hakkı kural olarak başkası lehine sözleşme yapmış olan kişiye (sözleşmenin tarafına) aittir. Ancak, lehine sözleşme yapılan üçüncü kişi de TBK’da öngörülen koşulların varlığı halinde (tarafların amacına veya örf ve adete uygun düştüğü takdirde) borçludan istemde bulunabilmektedir. 9.Başkası lehine sigorta ise Türk Ticaret Kanunu’nun 1454. maddesinde düzenlenmiş olmakla birlikte ; “sigorta ettiren, üçüncü bir kişinin menfaatini, onun adını belirterek veya belirtmeyerek, sigorta ettirebilir. Sigorta sözleşmesinden doğan haklar sigortalıya aittir. Sigortalı, aksine sözleşme yoksa, sigorta tazminatının ödenmesini sigortacıdan isteyebilir ve onu dava edebilir.” şeklinde belirtilmiştir. 10.Üçüncü kişi yararına sözleşme (TBK 129) niteliği taşıyan başkası lehine sigorta; sigorta ettiren, sigortacı ve sigortalı arasında üç köşeli bir ilişki kurar. Sigorta ettiren ile sigortacı sigorta sözleşmesinin tarafları olarak karşılıklı birtakım hak ve borçlara sahiptir. Lehtar (sigortalı) ise menfaati sigorta ettirilen kişi olup sözleşmenin tarafı konumunda değildir. Bu sözleşme ile sigorta ettiren üçüncü bir kişinin menfaatini sigorta ettirmektedir . 11.Diğer taraftan, İnşaat All Risk sigortası, sigorta konusu yapı ile yapının inşasında kullanılan malzemelerde ve varsa poliçede sayılan diğer değerlerde, önceden bilinmeyen ve ani sebeple oluşan zararları teminat altına alan bir mal sigortasıdır. 12.İnşaat All Risk sigorta sözleşmesinin tarafları; sigortacı ile sigorta ettirendir. Sigorta ettiren rizikonun gerçekleşmemesinde menfaati bulunan kimselerdir [TTK m. 1453(1)]. Bu kişilerin malik olması zorunlu değildir. Zira yapı veya yapının inşasında kullanılan malzeme ya da diğer şeyler üzerinde para ile ölçülebilir menfaati olan herkes, bu menfaatini sigorta ettirebilir. Kuşkusuz bu kişilerin başında iş sahibi olan gerçek ya da tüzel kişiler gelir. Zira işin yapılması esnasında ortaya çıkacak zarardan öncelikle etkilenecek olan kişi, iş sahibidir. Ayrıca iş sahibine sözleşmeyle bağlı olan mimar, mühendis veya müteahhitler ile taşeronlar da menfaatlerini inşaat sigortasıyla teminat altına alabilirler. (Işıl Ulaş, Uygulamalı Zarar Sigortaları Hukuku, B. 8, Ankara 2012, s. 426. ) Az yukarıda da bahsedildiği gibi, bu sözleşmede de sigorta ettiren hem kendisinin hem de başkasının menfaatini teminat altına alabilir. Borç ve yükümlülükler kendisine ait olmak üzere üçüncü kişi lehine sözleşme yapabilir. 13. İnşaat All Risk sigortası, ek teminatlarla sigortanın, sorumluluk ve/veya malvarlığı sigortasını da kapsayacak şekilde kombine bir sigorta olarak uygulanması da mümkündür. Genel olarak inşaat sigortaları, bütün riskler (all risks) sigortası olarak uygulanır. Dolayısıyla, poliçede açık şekilde teminat dışı olarak sayılan rizikolar haricinde kalan, önceden bilinmeyen ve ani bir sebeple meydana gelen bütün zararların, sigorta teminatının kapsamında olduğu kabul edilir. 14. Öte yandan, 6102 sayılı TTK'nın 1409/1. maddesinde yer alan; "Sigortacı, sözleşmede öngörülen rizikonun gerçekleşmesinden doğan zarardan ve bedelden sorumludur." hükmünden anlaşılacağı üzere sigortacının teminat borcunun kapsamı, sigorta sözleşmesi hükümlerine göre tayin edilir. Sayılan riskler prensibi dolayısıyla TTK'da sigorta teminatının kapsamının, sözleşme ile belirlenmesi esası benimsenmiştir. O halde hükmün mefhumu muhalifinden, sözleşmede yer almayan rizikolar bakımından sigortacının teminat borcundan söz edilemeyeceği neticesi doğmaktadır. Ancak Sigortacılık Kanunu’nun 11/4 üncü maddesinde yer alan; "Sigorta Sözleşmelerinde kapsam dahiline alınmış olan riskler haricinde, kapsam dışı bırakılmış riskler de açıkça belirtilir. Belirtilmemiş olan riskler teminat kapsamında sayılır." hükmü ile teminat altına alınan risklerin açıkça belirtilmesi aksi halde belirtilmeyen hususların da teminat kapsamında olduğu düzenlenmiştir. İnşaat All Risk (Bütün Riskler) Sigortası Genel Şartlarının kapsamı A.1 maddesinde ise“Bu sigorta, konusunu teşkil eden değerlerin teminat müddeti içinde, inşaat sahasında bulunduğu sırada, inşaat süresinde bu poliçede gösterilen istisnalar dışında kalan, önceden bilinmeyen ve ani bir sebeple herhangi bir ziya ve hasara uğraması halini temin eder.”şeklinde belirtilerek kapsam dahiline alınmış olan riskler dışında, kapsam dışı bırakılmış risklerin de açıkça belirleneceği, belirtilmemiş olan risklerin teminat kapsamında sayılacağı düzenlenmiştir. Yukarıda yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere Sigortacılık Kanunu'nun 11 inci maddesi ile İnşaat All Risk (Bütün Riskler) Sigortası Genel Şartları birbiri ile örtüşmekte ancak Türk Ticaret Kanunu'ndan farklı bir esasın benimsendiği görülmektedir. 15.Bu durumda SK m. 11/4 hükmü ile TTK. m. 1409/1 hükmünün çeliştiği aşikârdır. SK'ya göre; sigorta sözleşmesinde teminat kapsamında sayılan rizikoların yanı sıra TTK'dan farklı olarak teminat kapsamında olmayan rizikoların da belirtilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır. Belirtmek gerekirse böylece Sigortacılık Kanunu ile aksi ispat edilemeyen bir kanun karineye yer verilmiştir. Bu durum karşısında TTK hükümlerine üstünlük tanınırsa, teminat kapsamında sayılmayan bir rizikonun gerçekleşmesinden dolayı sigortacının sorumlu olmayacağı sonucuna varılır. Sigortacılık Kanunu'na üstünlük tanındığı halde ise sigortacının, sözleşmede öngörülmeyen bir riziko sebebi ile sigortalanan olayın meydana gelmesinden de sorumlu olacağı ortaya çıkacaktır. Zira Sigortacılık Kanunu uyarınca teminat dışında olan rizikoların da tek tek sayılması gerekir ve teminat dışında sayılmayan bir riziko teminat kapsamında kabul edilir. Böylece ortaya çıkan çelişkili durumun çözüme kavuşturulmasında, normlar çatışması halinde uygulanacak ilkeler yol gösterici olabilir. Ancak her ne kadar Türk Ticaret Kanunu, Sigortacılık Kanunu'na nazaran genel kanun niteliğinde olsa da özel kanun olan Sigortacılık Kanunu'ndaki bir husus, yeni tarihli olan genel kanunda özel hüküm ile yeniden düzenlendiğinden sonraki tarihli olan TTK. m.1409 hükmünün önceki tarihli özel kanun niteliğindeki SK. m. 11 hükmünden üstün tutulması gerekir. (Ortaç, Nurdan Orbay / Ölmez, Belin Köroğlu, Sigorta Hukuku Uygulama Kitabı, Ankara 2022, s 21 vd). Ayrıca SK. m.11/4, sigorta koruması kapsamında olmayan hallerin sigorta sözleşmesinde "açıkça" belirtilmiş olması gerektiğini öngörmektedir. Bunun "sayım yöntemiyle" yapılabilirliği bulunmamaktadır. Kaldı ki, bir şey ismiyle belirtildiği takdirde, aynı zamanda olmayan her şey de belirtilmiş olur. Kısaca yalnızca teminata giren hususların belirtilmesi aynı zamanda teminata girmeyen hususların da belirtilmiş olması anlamını taşır. Böylece TTK. m.1409 sadece sözleşmede kararlaştırılan rizikoların teminata dahil olacağını belirtmiş olmakla, SK. m.11/4 uygulama yeteneğinin kalmadığı ve hiç dikkate alınmaması gerekir. (Ünal, Samim, Sigorta Hukuku Cilt-1 s 97-98) (Y.11.HD.25.01.2023 tarih, 2021/5843E.2023/512K.) 16.Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; asıl işveren davalı ... İnş.Tic.Komandit Şti.'nin ... Üniversitesi Kampüs Alanı 1500 kişilik yurt binası inşaatının temel ve kaba işlerinin yapımı hususunda alt işveren davalı ...Ltd. Şti. ile anlaştığı, davacı sigortalının davalı ..Ltd. Şti. nezdinde kalıp ustası olarak çalıştığı, 03/02/2013 tarihinde vinçle kamyondan indirilen kalıp malzemesinin, sağlam ve uygun bir şekilde bağlanmaması nedeniyle sapandan çıkarak ayağına düşmesi sonucunda yaralandığı, kaza olayı sonucu davacı sigortalının %11,2 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, olayın meydana gelmesinde, birbirini doğrulayan kusur bilirkişi raporlarında, davalı asıl işveren ... Şirketinin %20, davalı alt işveren ... Madencilik şirketinin %50, davacının ise %30 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiği anlaşılmıştır. 17.Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra, somut olayda düzenlenen İnşaat All Risk Sigorta Poliçesi incelendiğinde; sigortalı olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Yapı İşleri Genel Müdürlüğü’nün gösterildiği, sigorta ettirenin ise davalı üst işveren ... İnşaat Ticaret Komandit Şirketi - ... olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, davalı şirketin kendi menfaatine değil, üçüncü bir kişi lehine sigorta sözleşmesi yaptığı, diğer bir ifadeyle, sigorta teminatının sigorta ettiren davalı lehine değil, dava dışı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Yapı İşleri Genel Müdürlüğü lehine düzenlendiği açıkça ortadadır. Dava dışı sigortalı kurum olan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Yapı İşleri Genel Müdürlüğü’nün, işbu olay bakımından ihale makamı sıfatını haiz olduğu, dolayısıyla meydana gelen zararda herhangi bir kusurunun ya da sorumluluğunun bulunmadığı sabittir. Bu itibarla, sigortalı kurumun herhangi bir tazminat talebi bulunmadığı gibi, sigorta sözleşmesinden kaynaklı olarak davalı ... şirketinin de zarar gören yüklenici ya da taşeronla ilgili herhangi bir borç altına girdiği kabul edilemez. Sigorta sözleşmesinin tarafı olmayan ve poliçede menfaat sahibi olarak da belirtilmeyen kişilerin, doğrudan sigorta şirketine karşı talepte bulunması mümkün değildir. Davalı ... şirketinin poliçedeki taraflar yönünden bir teminat yükümlülüğü doğmadığı gözetildiğinde, Mahkemece davalı ... şirketi yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde müteselsil sorumluluk esasına dayanılarak sorumluluğuna hükmedilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 20.Kabule göre, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 297 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiştir. Buna göre; mahkeme kararları, asgari olarak iki tarafın iddia ve savunmalarının özetlerini, incelenen maddi ve hukuki olayın özünü, mahkemeyi sonuca götüren gerekçelerin neler olduğu hususlarını ihtiva etmelidir. Anayasa'nın 141 inci maddesinin 3 üncü fıkrası hükmü de mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerektiğini düzenlemektedir. Dolayısıyla gerekçe, bir hükmün olmazsa olmaz unsurudur. Taraflar, ancak kararlara konulması gereken gerekçeler sayesinde hükmün hangi maddi ve hukuki nedene dayandırıldığını anlayabilirler. Ayrıca, karar aleyhine yasa yollarına başvurulduğunda da Yargıtay incelemesi sırasında gerekçe sayesinde kararın usul ve yasaya uygun olup olmadığı denetlenebilir. Hal böyle olunca; Bölge Adliye Mahkemesince, yukarıda açıklanan ilkelere aykırı şekilde davalı ... şirketinin istinaf itirazlarının somut gerekçe gösterilmeden reddedilmesi dahi usul ve yasaya aykırı olmuştur. 21. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. 22. O halde, davalı .... vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli istinaf itirazlarının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Davacı vekilinin manevi tazminata yönelik temyiz istemlerinin miktardan REDDİNE, 2.Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, 3.Davalı ...vekilinin temyiz istemleri nedeniyle temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 1-Aşağıda yazılı temyiz harcının davacıdan alınmasına, 2-Fazla yatırılan temyiz yoluna başvurma harcının istek halinde davacıya iadesine, 3-Davalı tarafından yatırılan harcın istek halinde iadesine, 4. Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,11.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 0214607acf705a79 651d278825940ace