Yargıtay Kararları › Yargıtay 10. Hukuk Dairesi › Şubat 2025 › 2024/10601 E., 2025/1611 K.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/10601 E., 2025/1611 K. (06.02.2025) – Tazminat

Mahkeme
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/10601
Karar No
2025/1611
Karar Tarihi
06.02.2025
Konu
Tazminat

10. Hukuk Dairesi 2024/10601 E. , 2025/1611 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2019/93 E., 2022/554 K. Mahkeme kararı, davacı Kurum ve davalılardan... İnş. Turizm Tekstil San. ve Tic. A.Ş., ... ve... İnşaat Kuyumculuk İç ve Dış Tic. Ltd. Şti. vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlenildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacı vekili, 10.02.2010 tarihinde meydana gelen iş kazası nedeniyle sigortalının hak sahiplerine yapılan ödemeler nedeniyle oluşan Kurum zararının tazminine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP Davalı ... vekili cevap dilekçesi ile davalının ... İnşaat ve Tic. Ltd. Şti.'nin sahibi olduğunu, şirketin kazanın gerçekleştiği ...Konakları inşaatında alt işveren olarak faaliyet gösterdiğini, davalının olayda herhangi bir kusuru olmadığını, ...'nin geçirmiş olduğu kazanın iş kazası olarak nitelendirilemeyeceğini, kazanın tamamen işçinin kendi kusurundan kaynaklandığını öncelikle kendileri yönünden davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmesini ve davanın esasdan da reddine karar verilmesini talep etmiştir. Diğer davalılar vekili ise cevap dilekçesi ile zamanaşımı itirazında bulunarak esasa ilişkin olarak ise müteveffanın davalıların işçisi olmadığını, davalıların işlerini taşeron olan diğer davalı ...'ın yetkilisi olduğu ... İnş. Ltd. Şti.'ye yaptırdıklarını, müteveffanın da ... İnş. Ltd. Şti. çalışanı olduğunu bu nedenle davalıların sorumluluğu olmadığını beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 24.03.2015 tarihli kararı ile "Davanın kabulüne, 66.692,87 TL'nin onay tarihi olan 27.05.2011 tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte davalı ... İnş.tur. Teks. San. ve Tic. A.Ş.'den tahsiline, Davalılar ..., ... ve ... hakkında açılan davanın reddine" karar verilmiştir.

IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararının süresi içinde davacı Kurum ile davalılardan ... İnş. Turizm Tekstil San. ve Tic. A.Ş. vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Daire'nin 23.10.2017 tarihli kararında; "... Somut olayda, sigortalı...’nin dava dışı alt işveren ... İnş. Ltd. Şti.’nin sigortalısı olarak çalıştığı inşaatın B1 Blok 1. kattaki dairesinde kalırken yanında arkadaşı ... ile ısınmak için sobayı yakarken tinerin parlayıp patlaması sonucu vefat ettiği anlaşılmıştır. Mahkemece hükme esas alınan 04.06.2014 tarihli kusur raporuna göre, davalı asıl işveren... İnş. Turizm Tekstil San. ve Tic. A.Ş.’nin %80, sigortalının %20 oranında kusurlu olduğu, diğer davalılar... (alt işveren ... İnş. Ltd. Şti. yetkilisi), ... (... İnş. Turizm Tekstil San. ve Tic. A.Ş. yetkilisi) ve ... (şantiye şefi) hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı bulunmadığından bahisle bu davalıların ve başkaca bir kişinin kusuru olmadığı belirtilmiştir. Ancak, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 74. maddesi (Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu 53. madde) hükmü uyarınca hukuk hakimi ceza davasında alınmış kusur raporu ile bağlı değilse de kesinleşmiş ceza ilamıyla saptanmış maddi olgularla bağlıdır. Bu nedenle Mahkemece; 1-Dava konusu kaza ile ilgili davalı gerçek kişiler hakkında Küçükçekmece 8. Asliye Ceza Mahkemesinin E. 2011/246 - K.2013/723 sayılı gerekçeli kararının Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 25.02.2015 tarih ve E. 2014/9511 K. 2015/3548 sayılı kararı ile bozulmuş olduğu da gözetilmek suretiyle ceza davası sonucunun araştırılarak davalı gerçek kişiler hakkında kesinleşmiş mahkumiyet olup olmadığının araştırılması ve ceza davasında kusurlu bulunarak mahkum olanlara, zararlandırıcı sigorta olayın meydana gelmesinde az da olsa bir miktar kusur verilmesi gereği gözetilerek 2-Yine, aynı kazada yaralanan ...’a ait dava dosyası olup olmadığı araştırılarak olması halinde gözetilerek kusurun belirlenmesinde bu hususun da değerlendirilmesi, 3-Ayrıca sigortalının işvereni olan alt işveren konumundaki ... İnş. Ltd. Şti.’nin de olayın meydana gelmesinde kusuru olup olmadığının irdelenmesi, ve olayın gerçekleştiği iş kolunda iş güvenliği bakımından uzman kişilerden oluşan bilirkişi heyetinden iş güvenliği mevzuatına göre hangi önlemlerin alınması gerekeceği, buna göre davada kusurlu olan tarafların kusur oran ve durumlarını ayrıştırarak oluşa uygun nitelikte kusur raporu alınarak elde edilecek sonuca göre karar vermek gerekirken eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir." gerekçesiyle söz konusu karar bozulmuştur. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen İkinci Karar Mahkemenin 29.11.2022 tarihli kararı ile "Asıl davanın kısmen kabulü ve birleşen davanın kabulü ile 1-66.692,87 TL peşin sermaye değerli gelirin onay tarihi olan 27.05.2011 tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte davalı ... .... İnş.Teks. San. ve Tic. A.Ş. (Devralan; .... A.Ş.), davalı... İnşaat Kuyumculuk İç ve Dış Tic. Ltd. Şti. (Eski Ünvan: .... İnş. ve Tic. Ltd. Şti.) ile davalı ...'dan (davalı ...'ın sorumluluk miktarı 6.669,28 TL ile sınırlı olmak üzere) müştereken ve müteselsilen alınarak davacı Kuruma verilmesine, 2-Davanın ... ve ... yönünden reddine" karar verilmiştir. Mahkemenin 12.12.2023 tarihli ek kararı ile de "Davalılar... İnşaat Turizm Tekstil Sanayi ve Ticaret A.Ş., ... ve ... vekili ...'in Mahkememize vermiş olduğu 29.11.2023 tarihli dilekçesiyle davalılardan ... ve ... adına temyizden feragate ilişkin dilekçesi dikkate alınarak temyizden feragat talebinin kabulü ile temyiz talebinin davalılardan ... ve ... adına bu nedenle reddine" karar verilmiştir.

V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı Kurum vekili, tüm davalıların %100 kusurlu olduğunu beyanla davanın kabulünü ve kararın bozulmasını talep etmiştir. Davalı ... ve ... İnşaat Kuyumculuk İç ve Dış Tic. Ltd. Şti. vekili, kusura itiraz ettiğini, asıl ve birleşen davalar yönünden ayrı ayrı yargılama giderlerine hükmedilmesi gerektiğini, birleşen davanın zamanaşımına uğradığını, kazalının müvekkil şirket çalışanı olmadığını, olay ile yapılan iş arasında illiyet bağı olmadığını, kararın eksik araştırmaya dayalı olduğunu beyanla davanın reddini ve kararın bozulmasını talep etmiştir. Davalı ... İnş. Turizm Tekstil San. ve Tic. A.Ş. vekili, kusur, hesap ve yargılama giderlerine itirazla, verilen kararın eksik araştırmaya dayalı olduğunu beyanla davanın reddini ve kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe 1.Mahkemenin, Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine, o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu; Mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirdiği gibi Mahkemenin kararını bozmuş olan Yargıtay Hukuk Dairesince; sonradan, ilk bozma kararı ile benimsemiş olduğu esaslara usuli kazanılmış hakka aykırı bir şekilde, ikinci bir bozma kararı verilememektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Hukuk Genel Kurulu’nun 12.07.2006 gün, 2006/9-508 E., 2006/521 sayılı kararı) Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan Mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur. (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK) 2. Dava, rücuan tazminat istemine ilişkin olup davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesidir. 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesinin 1. fıkrasında, iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir davranışı sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamının, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirileceği belirtilmiştir. Rücu davaları, kusur sorumluluğuna dayanmakta olup iş kazasında kusuru olanlar davacı Kurumun rücu alacağından kusurları karşılığında sorumludur. Kusurun belirlenmesinde ise zararlandırıcı sigorta olayının ne şekilde oluştuğunun, dosya içeriğindeki tüm deliller taktir olunarak belirlenmesi ve kabul edilen maddi olgular doğrultusunda, konusunda uzman sayılacak kişilerden oluşturulacak bilirkişi heyetinden, aynı olay nedeni ile daha önce açılmış ve kesinleşmiş tazminat ve ceza davaları varsa, bu davalardaki kusur raporları ile çelişki oluşturmayacak şekilde kusur oran ve aidiyeti konusunda rapor alınması gereklidir. Kusur durumu saptanırken iş güvenliği mevzuatına göre hangi önlemlerin alınması gerektiğinin, bu önlemlerin işverence alınıp alınmadığını ve alınmış önlemlere sigortalı işçinin uyup uymadığının, 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesi, 4857 sayılı Kanun'un 77. maddesi, İşçi sağlığı ve iş Güvenliği Tüzüğü hükümleri çerçevesinde değerlendirilerek belirlenmesi gerekir. 3. Davanın yasal dayanağı olan 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesinin 1. fıkrasında, iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir davranışı sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamının, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirileceği, 4. fıkrasında, iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle gerçekleşmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısının, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücû edileceği belirtilmiştir. Anlaşılacağı üzere 1. fıkrada işverenin, 4. fıkrada üçüncü kişinin rücu alacağından sorumlulukları düzenlenmiş olup bunlara dayanılarak açılan rücuan tazminat davalarında işveren ile üçüncü kişi arasında müteselsil borçluluk ilişkisi bulunduğundan konuya ilişkin olarak 818 sayılı Borçlar Kanununun irdelenmesi de gerekmektedir. Söz konusu Kanunun 141 – 148. maddelerinde müteselsil borçlara yer verilmiş olup 141. maddede, alacaklıya karşı, her biri borcun tümünden sorumlu olma yükümü altına girdiklerini beyan eden birden çok borçlu arasında teselsül bulunduğu, böyle bir beyanın yokluğunda teselsülün ancak kanunun belirlediği durumlarda olacağı, 142. maddede, alacaklının, müteselsil borçluların tümünden veya birinden borcun tamamen veya kısmen ödenmesini istemekte serbest olduğu, borç tamamen ödeninceye dek borçluların tümünün sorumluluklarının devam edeceği, 145. maddede, yaptığı ödeme veya takas ile borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmiş olan müteselsil borçlulardan birinin, sona eren borç oranında diğer borçluları borçtan kurtarmış olacağı, 146. maddede, borcun niteliğinden aksi anlaşılmadıkça, müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ödemeden birbirine eşit birer payı üzerine almak zorunda olduğu ve payından çok ödeme yapanın, fazla tutar yönünden diğer borçlulara rücu hakkının bulunduğu, 147. maddede, rücu hakkından yararlanan müteselsil borçlulardan her birinin, ödediği tutar oranında alacaklının haklarına halef olacağı bildirilmiştir. Diğer taraftan Kanunun haksız eylem yönünden müteselsil sorumluluğa ilişkin 50. maddesinde, birden çok kimseler birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri takdirde, önayak olan (kışkırtan) ile asıl gerçekleştiren ve yardımcı olanların, ayırım gözetilmeksizin müteselsilen sorumlu olacakları, hakimin, bunların birbiri aleyhinde rücu hakları olup olmadığını takdir ve gerektiğinde bu rücunun kapsamının derecesini saptayacağı belirtilmiş, çeşitli nedenlerin birleşmesi bakımından müteselsil sorumluluğa dair 51. maddesinde, birden çok kimseler çeşitli nedenlere (haksız eylem, sözleşme, kanun) dayanarak sorumlu oldukları takdirde haklarında, birlikte bir zarara sebebiyet veren kimselere ilişkin hükümlere göre işlem yapılacağı, kural olarak haksız bir eylemi ile zarara sebebiyet vermiş olan kimsenin en önce, tarafından hata gerçekleşmemiş ve üzerine borç alınmamış olmasına karşın yasal olarak sorumlu olan kimsenin de en sonra, zarar ile yükümlü tutulacağı açıklanmıştır. Müteselsil borç, birden çok borçlunun alacaklıya karşı borcun tümünden sorumlu olduğu, alacaklının tamamen veya kısmen edayı her bir borçludan isteyebildiği, eda tamamen yerine getirilinceye dek borçluların sorumluluklarının süregeldiği, her borçlunun iç ilişkideki payına bakılmaksızın borcun tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, borçlulardan birinin borcu ödemesi durumunda diğerlerinin de alacaklıya karşı borçtan kurtulduğu, borcun, her bir borçlu yönünden tali değil asli nitelik taşıdığı, alacaklı karşısında birden çok borç ve borçlunun bulunduğu borç ilişkisidir. Bu ilişkide ifa, asıl alacağı ortadan kaldırmayıp alacak hakkı, ödeme yapmak suretiyle rücu hakkını kazanan borçluya geçtiğinden, anılan borçlu, alacaklının halefi olarak diğerlerine rücu edebilmektedir. Bununla birlikte, rücua konu olan borcun müteselsil niteliği bulunmadığından, sorumluluktan kurtulmak için her borçlunun borcun tümü yerine, kendine düşen payını ödemesi yeterli olmaktadır ki burada kanundan doğan halefiyet söz konusudur. Kuşkusuz, ödeme yapan borçlu ile alacaklının öncesinde, halefiyeti ortadan kaldırıcı sözleşme yapmak yetkileri de bulunmaktadır. Öğreti ve yargı kararlarında, borçların aynı sebepten doğması durumuna “tam teselsül” denilmekte ve değinilen 50. maddenin bunu karşıladığı ifade edilmekte, borçların farklı nedenlerden (kanun, sözleşme, haksız eylem) doğması halinde ise “eksik teselsül”ün varlığından söz edilerek 51. maddenin de bunu tanımladığı kabul edilmektedir. 50. maddede, aynı zarardan dolayı birden çok kişinin birlikte müteselsilen sorumlu tutulmaları, birden çok kişinin ortak kusurlarıyla zarara birlikte sebebiyet vermiş olmaları koşuluna bağlanmıştır. 51. maddede ise müteselsil sorumluluk, ortak kusur yerine farklı hukuksal nedenlere bağlanmıştır ve bunlar kanun, sözleşme veya haksız eylemdir. Birden çok kişi, kanun, sözleşme veya haksız eylem nedeniyle aynı zarar için zarara uğrayana karşı sorumlu iseler, bunlar arasında, bir zarara ortaklaşa sebep olanlar hakkındaki dönmeye (rücu) ilişkin kurallar uygulanmakta, kural olarak ilk önce, haksız eylemiyle zarara yol açan sorumlu tutulmakta, en son olarak da kusuru olmaksızın ve sözleşme gereği sorumluluğu olmadığı halde kanun hükmü gereğince sorumlu tutulan kişiye başvurulmaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.2013 gün ve 2013/9-1559 Esas - 2013/1461 Karar, 15.05.2015 gün ve 2013/17-2267 Esas - 2015/1352 Karar, 19.06.2015 gün ve 2013/10-2281 Esas - 2015/1727 Karar, 24.06.2015 gün ve 2014/13-19 Esas - 2015/1743 Karar sayılı ilamlarında aynı görüşlere yer verilmiştir. Önemle vurgulanmalıdır ki 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda eksik ve tam teselsül ayırımına son verilmiş, 61. maddede, birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerin uygulanacağı, 62. maddede, tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğunun göz önünde tutulacağı, tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişinin, bu fazla ödemesi için diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olacağı bildirilmiştir. İşveren veya üçüncü kişiye karşı açılan davalarda 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesine göre rücu alacağından sorumluluk belirlenirken kural olarak işveren yönünden 1. fıkraya göre gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri ile yargılamada yöntemince hesaplanacak gerçek (maddi) zarar karşılaştırması yapılıp düşük (az) olan tutar esas alınmalı, üçüncü kişi bakımından 4. fıkra gereğince gerçek zarar gözetilmeksizin gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı benimsenmeli ve bunlara kusur oranları uygulanmalı ise de işveren ve üçüncü kişinin birlikte taraf olarak yer aldığı, başka anlatımla aynı anda 1. ve 4. fıkralara dayalı uyuşmazlıklarda, fıkralarda yer alan hükümlerin nasıl anlaşılması ve giderek ne şekilde uygulama yapılması gerektiği önem arz etmektedir. Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla neden olmaları durumunda, anılan 50. ve 51. maddeler (6098 sayılı Kanunun 61. ve 62. maddeleri) gereğince teselsül hükümleri kapsamında bu kişilerin birlikte sorumlulukları vardır ve 146. maddeye (6098 sayılı Kanun'un 62. maddesine) göre, kendi payından fazlasını ödeyenin diğer müteselsil borçlulara karşı rücu hakkı saklı kalmak kaydıyla, her bir borçlu yönünden kusurlarına karşılık gelen miktar ayrılmaksızın teselsül kurallarına göre sorumluluklarına karar verilmelidir. İş kazası veya meslek hastalığına birlikte sebebiyet veren sorumluların işveren ve üçüncü kişi olması durumunda ise işverenin müteselsilen sorumlu olacağı tutar, 1. fıkra gereğince kendi kusur payı gözetilerek sorumlu tutulacağı miktarın (gelirin ilk peşin sermaye değeri X işverenin kusur oranı), üçüncü kişinin 4. fıkraya göre sorumlu olacağı tutar (gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı X üçüncü kişinin kusur oranı) ile toplamı kadar olmalı, kanun koyucunun getirdiği “gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı” sınırlaması karşısında üçüncü kişinin müteselsilen sorumlu tutulacağı miktarın ise gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı ile işveren de dahil olmak üzere tüm davalıların kusurları toplamının çarpımı sonucu elde edilecek tutar kadar olması gerekmektedir. Bu yaklaşım ve uygulama, işvereni, iç ilişkide üçüncü kişiye rücu edemeyeceği miktarı Kuruma ödemek zorunda bırakmadığından da hakkaniyete uygundur. Ayrıca, gerçek zarar hesabı, tazminat hukukuna ilişkin genel ilkeler doğrultusunda yapılmalıdır. Sigortalı sürekli iş göremezlik durumuna girmişse bedensel zarar hesabı, ölüm halinde ise destekten yoksun kalma tazminatı (818 sayılı Borçlar Kanununun 45 ve 46, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 54 ve 55. maddeleri) hesabı dikkate alınmalıdır. Uygulamada, sigortalının veya hak sahibinin bakiye ömürleri 1931 tarihli “PMF (Population Masculine et Feminine)” Fransız yaşam tablosundan yararlanılmakta ise de Başkanlık Hazine Müsteşarlığı, .... Üniversitesi Fen Fakültesi .... Bilimleri Bölümü, .... Danışmanlık, .... Üniversitesi ve ... Üniversitesi’nin çalışmalarıyla “TRH2010” adı verilen “Ulusal Mortalite Tablosu” hazırlanmış olup, Sosyal Güvenlik Kurumu'nun 2012/32 sayılı Genelgesiyle de ilk peşin sermaye değerlerinin hesabında anılan tabloların uygulanmasına geçilmiştir. Gerçek zarar hesabı özü itibariyle varsayımlara dayalı bir hesap olup gerçeğe en yakın verilerin kullanılması esastır. Bu durumda, ülkemize özgü ve güncel verileri içeren hükme en yakın tarihli tablonun bakiye ömrün belirlenmesinde nazara alınması gerekir. Tazminatların peşin olarak hesaplanması, oysa gelirlerin taksit taksit elde edilmesi, bu nedenle peşin belirlenen tazminattan her taksitte ödenen kısmın bakiyesinden faiz geliri elde edileceğinden sermayeye ekleneceği nazara alınarak tazminata esas gelire iskonto uygulanmaktadır. Peşin sermayeden elde edilecek yarar reel faiz kadardır. Buna göre; önceki uygulamalardaki gibi %10 iskonto oranı yerine, enflasyon dışlanarak, değişen ekonomik koşullar ve reel faiz oranları da nazara alınıp, Sosyal Güvenlik Kurumu ilk peşin sermaye değeri hesaplamalarına paralel olarak %5 oranının uygulanması hakkaniyete uygun olacaktır. Gelirin yansıma oranına gelince; 5510 sayılı Kanun'un 19. ve 34. maddeleri uyarınca, ölenin gelirinin %70’i dağıtıma esas tutulmalı, çocuk yoksa bu meblağın %75’i eşe bağlanmalıdır. Çocuk varsa eşin payı (%70 üzerinden) %50’ye düşmeli, her bir çocuk için %25 gelir bağlanmalıdır. Hak sahibi erkek çocuğun 18 yaşını, lise ve dengi öğrenim görmesi halinde 20 yaşını, yüksek öğrenim yapması halinde 25 yaşını doldurduğu tarihte gelirden çıkacağı gözetilmeli, kız çocuğunun ise evlenme tarihine kadar gelire hak kazanacağı kabul edilerek evlenme yaşının rapor tarihine en yakın TUİK Türkiye "ortalama evlenme yaşı istatistikleri"ne göre belirlenmesi gerektiği dikkate alınmalıdır. Hak sahibi eş ve çocuklardan artan hisse bulunması halinde her türlü kazanç ve irattan elde etmiş olduğu gelirinin asgari ücretin net tutarından daha az olması ve diğer çocuklarından hak kazanılan gelir ve aylıklar hariç olmak üzere gelir ve/veya aylık bağlanmamış olması şartıyla ana ve babaya toplam % 25'i oranında; ana ve babanın 65 yaşın üstünde olması halinde ise artan hisseye bakılmaksızın yukarıdaki şartlarla toplam %25'i, oranında gelir verilmelidir. 4.Eldeki dava, 10.02.2010 tarihinde geçirmiş olduğu iş kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahiplerine yapılan ödemeler nedeniyle oluşan Kurum zararının tazmini istemine ilişkin olup somut olayda, sigortalı...’nin davalı alt işveren... İnş. Ltd. Şti.’nin sigortalısı olarak çalıştığı inşaatın B1 Blok 1. kattaki dairesinde kalırken yanında arkadaşı ... ile ısınmak için sobayı yakarken tinerin parlayıp patlaması sonucu vefat ettiği iş kazasında Mahkemece, bozma ilamı sonrasında alınan hükme esas bilirkişi raporu ile davalı asıl işveren... İnşaat Turizm Tekstil Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin olayda %20 oranında, işveren... İnş. Ltd. Şti.'nin %59 oranında kusurlu olduğu, hakkında kesinleşmiş ceza mahkumiyet hükmü bulunan ...'ın %1 oranında kusurlu olduğu, davalı ..., davalı ... ve dava dışı...'nın kusurunun bulunmadığı, ... işçinin %20 oranında kusurlu olduğunun tespiti üzerine davanın ... ve ... yönünden reddine, asıl davanın kısmen, birleşen davanın kabulüne karar verilmiş ise de alınan kusur raporunun oluşa uygun olmadığı anlaşılmaktadır. Somut olayda, soba yakarken kullandığı tinerin soba yanında unutulması suretiyle tinerin patlamasıyla kazaya sebebiyet veren sigortalının olayın meydana geldiği tarihte 37 yaşında tecrübeli bir işçi olduğu ve tinerin soba yanında patlayabileceğini öngörebileceği hususu gözetilmeden kusurun belirlenmesi hatalı olup işçinin kusurunun daha fazla olduğu gözetilerek kusur yönünden yeniden konusunda uzman bilirkişi heyetinden rapor alınmalıdır. Hesap yönünden de hak sahiplerinin her biri yönünden gerçek zarar hesabı ayrı ayrı yapılarak işveren yönünden 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesinin 1. fıkrasına göre gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri ile yargılamada yöntemince hesaplanacak gerçek (maddi) zarar karşılaştırması yapılıp düşük (az) olan tutar esas alınmalı, davalı ...'in de işveren vekili olduğu ve işveren gibi zarardan sorumlu olduğu gözetilmeli ve buna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olup bozmayı gerektirmektedir. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek eksik araştırma ve inceleme sonucu yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine,Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,06.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! e3b9090e8b428a4a 207741d1af6d881a

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi – Şubat 2025 kararlarının tamamı