9. Hukuk Dairesi 2025/3905 E. , 2025/5378 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/661 E., 2025/1376 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Afyonkarahisar 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2022/506 E., 2023/118 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesinden lisans diploması alarak mezun olduğunu, 15.03.2021 tarihinde lisans mezunu olarak davalı Bakanlığa bağlı ...Ana Bakım Fabrika Müdürlüğünde işçi statüsünde terzi branşında 9. dereceden işe başlatıldığını, kesin kabul işlemleri ile 11. dereceye terfi ettirildiğini ve hâlen 12. dereceden ücret aldığını, oysa taraflar arasında mevcut sözleşmenin 20. ve 21. maddesine göre 22. dereceden işe başlaması ve çalışma süresi nazara alınarak 26. dereceye terfi ettirilmesi gerektiğini, bu hususta başvuruda bulunularak intibakının düzeltilmesinin talep edildiğini, davalının cevabî yazısında müvekkilinin herhangi bir müracaatının olmadığının bildirildiğini, ancak başvuruda bulunmasına rağmen başvurusunun sonuçsuz kaldığını, bu nedenle müvekkilinin lisans mezunu olarak 15.03.2021 tarihinde davalı işyerinde taraftar arasındaki sözleşmenin 21. maddesine göre 22. dereceden işe başlatılması gerektiğinin tespiti ile çalıştığı süre nazara alınarak 26. dereceye terfi ettirilmesine ve 26. dereceden ücret alması gerektiğinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının müvekkili İdareye ait .... Ana Bakım Fabrika Müdürlüğünde 15.03.2021 tarihinde deneme süreli olarak T024-Terzi meslek kolunda ve 9. dereceden işe başladığını ve üç ay deneme süresi sonunda toplu iş sözleşmesinin 21 maddesinin (ç) bendi gereği kesin kabulüne karar verilerek özlük hakları ve intibak işlemleri yapılmak suretiyle 11. derecede çalıştırıldığını, davacı dava dilekçesinde lisans mezunu olduğundan bahisle 22. dereceden işe başlatılması ve 26. dereceye terfi ettirilmesi talep etmekte ise de sözleşme gereği kesin kabul işlemlerinden sonra başladığı dereceye uygun olarak intibakının yapıldığını, davacı herhangi bir teknik üniversitenin teknik bir bölümünden mezun olmadığından talebi gibi işe başlama intibak işlemlerinin yapılamadığını, yapılan işlemlerin de .......... Dönem Toplu İş Sözleşmesi hükümlerine aykırı olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesinden lisans diploması aldığı, sendika üyesi olduğu, ..........Dönem Toplu İş Sözleşmesi'nin 21. maddesinin, en az 4 yıl süreli ve devam mecburiyeti olan fakültelerin fizik, kimya, matematik, istatistik, işletme, iktisat bölümleri mezunlarının 22. ücret derecesinden işe alınacağı şeklinde hüküm içerdiği, aynı düzenlemenin 28. Dönem Toplu İş Sözleşmesi'nde de mevcut olduğu, açıköğretim öğrencileriyle aynı öğretim programına göre örgün öğretim öğrencileri arasında öğrenci hakları bakımından fark bulunmadığı, mezun olanların eşit hak ve yetkilere sahip olduğunun anlaşıldığı, tüm bunlardan hareketle davacının davalı işyerinde işe başladığı tarih olan 15.03.2021 tarihinde ..... Dönem Toplu İş Sözleşmesi'nde bildirilen 22. ücret derecesinden işe başlatılması ve bu tarihten sonra yapılan intibakların da bu derece üzerinden yapılması gerektiğinin tespitine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilince istinaf talebinde bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının işe başladığı tarihte yürürlükte olan .... Dönem Toplu İş Sözleşmesi'nin "İş Sözleşmelerinin Yapılması" başlıklı 21. maddesinin (b) fıkrasının 1/ç-I bendinde yer alan "İki yıl ve daha fazla süreli eğitim veren yükseköğretim kurumlarının teknik bölüm mezunları, meslek yüksekokullarının teknik bölüm mezunları ve teknik eğitim mezunları onüçüncü, 21.maddesinin (b) fıkrasının 1/ç-II bendi "En az 4 yıl eğitim süreli ve devam mecburiyeti olan fakültelerin Fizik, Kimya, Matematik, İstatistik, İşletme, İktisat (Ekonomi) bölümleri mezunları yirmiikinci ücret derecesinden işe alınırlar." hükmünü amir olduğu, davacının işe başladığı tarihte 22. derece ücret derecesinde devam mecburiyeti olan bir okuldan mezun olmaması nedeniyle 22. dereceden işe başlatılmamasının anayasal eşitlik ilkesine aykırı olduğunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen tespit kararında bir aykırılık görülmediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; 1. ...... Dönem Toplu İş Sözleşmesi'nin 21/b-(1)-(ç)-(II) hükmüne göre 22. dereceden işe başlayacak personelde aranan öğrenim şartının örgün eğitim olması gerektiğinin açıkça ifade edildiğini, 2. Davacının eşitlik ilkesine aykırılık iddiasının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, davacının ücret derecesinin belirlendiği toplu iş sözleşmesinin yalnızca İdarenin tasarrufunda olmadığını, davacı personelin üye olduğu sendika ile beraber hazırlandığını, 3. Müvekkili İdare tarafından gerçekleştirilen intibak işlemlerinin usul ve kanuna uygun olduğunu, davacı tarafın talepleri yerinde olmadığını, Toplu İş Sözleşmesi hükümleri olaya uygulanırken eksik inceleme ve değerlendirme ile hüküm kurulduğunu beyanla ve inceleme sırasında resen gözetilmesi gereken diğer nedenlerle kararın bozulması gerektiğini ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davacının eğitim durumuna göre intibak işleminin hatalı yapıldığının tespiti istemine ilişkindir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 53. maddesi ile koruma altına alınan toplu iş sözleşmesi özerkliği, işçi ve işveren taraflarının karşılıklı anlaşarak aralarındaki ilişkiyi düzenleyen kuralları serbestçe koyabilmelerini ifade eder (Fevzi Şahlanan, Toplu İş Hukuku, İstanbul, 2020, s.307). Ne var ki, toplu iş sözleşmesi özerkliği de sınırsız değildir. 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun 33/5 hükmüne göre; "Toplu iş sözleşmeleri ve çerçeve sözleşmeler, Anayasaya ve kanunların emredici hükümlerine aykırı düzenlemeler içeremez." Buna göre toplu iş sözleşmesine; iş sözleşmelerine ilişkin hükümler konulması mümkün ise de konulacak hükümlerin kanunların emredici hükümlerine aykırı olamayacağı açıktır. Ancak burada sözü edilen kanunun emredici hükümlerini mutlak emredici hükümler olarak anlamak gerekir. Anayasa'nın "X. Kanun önünde eşitlik" kenar başlıklı 10. maddesinin ilgili bölümü; “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. ...” şeklindedir. 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) "Eşit davranma ilkesi" kenar başlıklı 5. maddesinin 1. fıkrasında ise "(Ek: 6/2/2014-6518/57 md.) İş ilişkisinde dil, ırk, renk, cinsiyet, engellilik, siyasal düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ve benzeri sebeplere dayalı ayrım yapılamaz." hükmüne yer verilmiştir. Kanun'un bu hükmü uyarınca işverenin ırk, etnik köken, cinsiyet, cinsel eğilim, dinî felsefi inanç, siyasal düşünce gibi durumlar bakımından işçiler arasında ayrım yapmaması mutlaktır. Bunun dışında eşit davranma ilkesini düzenleyen 4857 sayılı Kanun'un 5. maddesinde, her durumda mutlak bir eşit davranma borcu düzenlenmiş değildir. Belli bazı durumlarda işverenin eşit davranma borcunun varlığından söz edilmiştir. İşverence, işçiler arasında farklı uygulamaya gidilmesi yönünden nesnel nedenlerin varlığı hâlinde eşit davranma borcuna aykırılıktan söz edilemez. Somut olayda, Mahkemece, 27. Dönem Toplu İş Sözleşmesi'nin 21/b-(1)-(ç)-(II) hükmünün eşitlik ilkesine aykırı olduğu, devam mecburiyeti olsun ya da olmasın, fakültelerin Fizik, Kimya, Matematik, İstatistik, İşletme, İktisat (Ekonomi) bölümleri mezunlarının 22. ücret derecesinden işe alınması gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de ulaşılan sonuç hatalıdır. 27. Dönem Toplu İş Sözleşmesi ile "En az 4 yıl eğitim süreli ve devam mecburiyeti olan fakültelerin Fizik, Kimya, Matematik, İstatistik, İşletme, İktisat(Ekonomi) bölümleri mezunları yirmiikinci ücret derecesinden işe alınırlar..." şeklinde düzenleme yapılarak devam mecburiyeti olan fakültelerden mezuniyet şartının getirilmesi toplu iş sözleşmesi özerkliği gereğince mümkündür. Somut olayda toplu iş sözleşmesinin ilgili hükmü Anayasa'ya aykırı olmadığı gibi 4857 sayılı Kanun'da öngörülen mutlak ayrım yasaklarına da aykırı değildir. Davacının toplu iş sözleşmesinin 21. maddesinde sayılan nitelikteki okullardan birinden mezun olmadığı sabit olup Mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,24.06.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. D E Ğ İ Ş İ K G E R E K Ç E Davacı işçi, davalıya ait işyerinde lisans mezunu olarak 15.03.2021 tarihinde işe başladığını, işyerinde yürürlükte bulunan toplu iş sözleşmesi uyarınca 22. dereceden işe başlatılması ve 26. dereceye terfi ettirilmesi gerekirken 9. dereceden işe başlatıldığını ve terfi ettirildiği 11. dereceden ücret aldığını, bu nedenle ücretinin eksik ödendiğini ileri sürerek toplu iş sözleşmesi uyarınca 26. dereceye terfi ettirilmesi ve bu dereceden ücret alması gerektiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince davacının davalıya ait işyerinde işe başladığı ilk tarih olan 15.03.2021 tarihinde 28. Dönem Toplu İş Sözleşmesi uyarınca 22. ücret derecesinden işe başlatılması ve bu tarihten sonra intibaklarının da bu derece üzerinden yapılması gerektiğinin tespitine karar verilmiştir. Davalı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesi tarafından esastan reddedilmiştir. Dairemizce yapılan temyiz incelemesi sonucunda kararın bozulmasına oy çokluğuyla karar verilmiştir. Sayın Çoğunluğun görüşüne aşağıda belirtilen gerekçelerle katılamıyorum: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 106. maddesine göre bir hakkın yahut hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesine yönelik açılan davalara tespit davası denir. Örneğin, bir malın mülkiyetinin kime ait olduğu veya taraflar arasında geçerli bir sözleşmenin bulunup bulunmadığı tespit davasının konusunu oluşturur. Tespit davaları bir hukuki ilişkinin varlığının tespitine yönelik açılan davalar (müspet) ve bir hukuki ilişkinin bulunmadığının tespitine yönelik açılan davalar (menfi) olmak üzere iki türlüdür ( Hakan Pekcanıtez, Pekcanıtez Usûl Hukuku, İstanbul, On Beşinci Bası, 2017, s.975 vd.). 6100 sayılı Kanun’un 106/2 hükmüne göre, kanunda belirtilen durumlar dışında tespit davası açan davacı, dava açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararının bulunduğunu açıkça ortaya koymak zorundadır. Bu nedenle diğer davalarda aranan hukuki yarar yanında tespit davası açan davacının, kendisi için söz konusu olan tehlike veya tereddütlü durumun ortaya çıkaracağı zararın ancak tespit davası ile giderilebileceğini ispat etmesi gerekir. Şayet davacı, kendisini tehdit eden tehlikenin tespit davası ile giderilebileceğini ispat ederse hukuki yararının varlığından söz edilebilir. Tespit davası ile elde edilecek hukuki koruma başka bir yolla veya başka bir davayla sağlanabiliyorsa bu konuda tespit davası açmakta hukuki yarar bulunmamaktadır. Bir dava içerisinde iddia veya savunma olarak ileri sürülebilecek hususlar da tespit davasının konusu olamaz (Pekcanıtez, s.976-977). Kural olarak eda davası açılabilecek hâllerde tespit davası açılmasında hukuki yarar olmadığı kabul edilmektedir. Çünkü eda davası neticesinde verilen hüküm eda hükmü taşıdığı gibi içerisinde tespit de barındırmaktadır. Davacının eda davası açması mümkünken tespit davası açmasında hukuki yararının bulunduğunun kabulü hâlinde hem mahkeme hem de taraflar için iki defa yargılama, daha fazla emek ve gereksiz masraf olacaktır. Kuşkusuz bu durum yargılama hukukunun temel ilkelerinden olan usul ekonomisi ilkesine aykırı olacaktır (Pekcanıtez, s.979, 980; Baki Kuru, Ali Cem Budak, Tespit Davaları, İstanbul, 2. Baskı, 2010, s.129; Emel Hanağası, Davada Menfaat, Ankara, 2009, s.255). Yargıtay da eda davası açma imkânı varken tespit davası açılamayacağı görüşündedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu,19.06.2013 tarihli ve 2012/22-1712 Esas, 2013/865 Karar; Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 21.05.2012 tarihli ve 2012/8408 Esas, 2012/12747 Karar; Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 12.09.2012 tarihli ve 2012/1522 Esas, 2012/5863 Karar; Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 02.07.2014 tarihli ve 2013/20877 Esas, 2014/22642 Karar sayılı kararları). Somut olayda davacı işçi ücretine esas derecesinin hatalı belirlenmesinden dolayı ücretinin eksik ödendiğini ileri sürerek işbu tespit davasını açmıştır. Yukarıda belirtildiği üzere eda davası açılabilecek hâllerde tespit davası açılmasında güncel hukuki yarar yoktur. Davacının ücret alacağı talebiyle açma imkânına sahip olduğu eda davasında söz konusu tespit yapılacaktır. .........davası açmak mümkün olduğu hâlde tespit davası açılmıştır. Hâl böyle olunca davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddi gerekirken işin esasına girilerek karar verilmesi hatalı olduğundan, Sayın Çoğunluğun kararın esastan bozulması yönündeki görüşüne katılamıyorum.