Yargıtay Kararları › Yargıtay 9. Hukuk Dairesi › Mayıs 2025 › 2025/1379 E., 2025/4283 K.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2025/1379 E., 2025/4283 K. (12.05.2025)

Mahkeme
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/1379
Karar No
2025/4283
Karar Tarihi
12.05.2025

9. Hukuk Dairesi 2025/1379 E. , 2025/4283 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/3515 E., 2024/3263 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Kaş 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi SAYISI : 2022/304 E., 2024/255 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ... davalı Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü (İŞKUR) vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından davacı Şirkette teftiş yapıldığını, 03.08.2021 tarihli 7113/10 sayılı noksanlıklar, aykırılıklar konulu tespit yapılarak tutanak düzenlendiğini, tutanağı 03.08.2021 tarihinde tebliğ aldıklarını, 13.09.2021 tarihinde tutanağa karşı yazılı açıklamada bulunduklarını, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından hazırlanan raporu 24.02.2022 tarihinde tebliğ aldıklarını, tutanakta 52 işçi için ödenmediği iddia edilen fazla çalışma ücreti olarak 349.892,99 TL bedel belirlendiğini, işbu iddiaları kabul etmediklerini belirterek itirazlarının kabulü ile müfettiş raporunun iptalini talep etmiştir.

II. CEVAP 1. Davalı Türkiye İş Kurumu vekili cevap dilekçesinde; Kurumlarının, 4904 sayılı Türkiye İş Kurumu Kanunu'na göre Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının ilgili kuruluşu olup, özel hukuk hükümlerine tâbi, tüzel kişiliği haiz, idarî ve malî bakımdan özerk bir kamu kuruluşu olduğunu, bu sebeple davanın Kuruma değil, sadece Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına yöneltilmesi gerektiğini, husumetin Türkiye İş Kurumuna yöneltilmesi yerinde olmadığı için davanın kurumları açısından husumet yönünden reddedilmesini, mahkeme aksi kanaatte ise esastan reddini talep etmiştir. 2. Davalı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı vekili cevap dilekçesinde; iş müfettişi raporu düzenlenirken ilgili kurumun tüm kayıtları, işçi ifadeleri, ilgili kurum yöneticilerinin beyanları dikkate alınarak denetleme ve teftiş işleminin yerine getirildiğini, görevli müfettişin, adil ve nesnel bir sonucun ortaya çıkması amacıyla dürüstlük, tarafsızlık ve bağımsızlık ilkelerini gözeten bir yaklaşım içerisinde hareket ederek mevcut raporu hazırladığını, işveren tarafından işyerinde mevzuata aykırı hareket edildiği bu nedenle uygulanan yaptırımın yerinde olduğunu savunarak davanın reddini talep istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın açıldığı tarihin 22.04.2022 olduğu, davacı tarafından arabuculuya başvurulmuş ise de davanın arabuluculuk dava şartına tâbi olmadığı bu nedenle arabuculuya başvurulmasının dava açma süresini durdurmayacağı, davanın 30 günlük süre içinde açılmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı İŞKUR vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde; a. Davalı tarafından müfettiş raporuna itiraz edilmesi hâlinde öncelikle arabulucuya başvurulması gerektiğinin belirtildiği, yasal süre içerisinde arabuluculuk yoluna başvurulduğunu, 21.04.2022 tarihinde de arabulucu tarafından son tutanağın düzenlendiğini, yasal süresi içerisinde de işbu davayı açtıklarını, b. Davanın arabulculuk dava şartına tâbi olmadığı gerekçesiyle davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davanın mahiyetinin iş başmüfettişinin raporu ve işçilerin fazla çalışma ücretleri ile ilgili olduğunu, hâliyle davanın açıldığı tarihte zaten arabuluculuk dava şartına tâbi olduğunu, bu nedenlerle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması gerektiğini ileri sürmüştür. 2. Davalı İŞKUR vekili temyiz dilekçesinde; a. Davacı tarafından vekilliğini yaptıkları İŞKUR'a ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına karşı mevcut dosya kapsamında ayrı ayrı dava açıldığını, Mahkemece davanın reddine karar verildiğini, fakat sadece Bakanlık lehine vekâlet ücretine hükmedildiğini, İŞKUR'un davalı sıfatının bulunduğu ve İŞKUR lehine de vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığının .. sayılı teftiş raporunun iptali istemine ilişkindir. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 2. maddesinde “hukuk devleti” ilkesi, cumhuriyetin temel niteliği olarak düzenlenmiş ve bu ilke Anayasa Mahkemesinin kararlarında; “... ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygı gösteren, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı denetimine açık olan, yasaların üstünde kanun koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasa bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tarif edilmiştir. Hukuk devleti niteliği uyarınca devletin üstlendiği bu görevler çerçevesinde Anayasa’da, temel hak ve hürriyetlerin korunması ve gerçekleştirilmesine ilişkin en genel kural 40. maddede düzenlemiş ve “Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir” denilmiştir. Hukuk devleti, devletin hukuk kurallarına bağlı olmasının yanında, bireylere yargısal denetim güvencesini de sağlamasını gerektirdiğinden, yargısal başvuru yolu 36. maddede düzenlemiştir. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36/1 hükmünde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” denilerek, bu kapsamda yargı mercilerine davacı ... davalı olarak başvurma, bunun doğal sonucu olarak iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Anayasa Mahkemesi kararlarında maddeyle korunan hak arama özgürlüğünün, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, Anayasa’nın 40. maddesi uyarınca diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biri olduğu vurgulanmaktadır. Hak arama özgürlüğü sadece yargısal yollara başvuruyu değil, aynı zamanda idari başvuru yollarını, hatta duruma göre kurumlara başvuru yollarını da kapsamaktadır. Bu özgürlüğün başvuru hakkı ve başvuru yollarıyla kullanıldığı dikkate alındığında, hak arama özgürlüğünün yargılama hukukundaki en önemli somut görünümü dava açmak yoluyla mahkemeye başvurudur. Anayasa veya kanunlarda tanınmış bir hakkının ihlal edildiğini iddia eden herkes mahkemeye başvurabilmelidir. Bu nedenle en kısa şekliyle mahkemeye erişim hakkı; bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karar bağlanmasını isteyebilmek olarak tanımlanmaktadır. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye mahkemeye erişim imkanının tanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle mahkeme erişim hakkı sağlanmazsa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz. Hukuk devleti ilkesine dayalı çağdaş hukuk düzenleri, vatandaşına hukuki koruma sağlamayı yeterli görmemekte, bu hukuki korumanın etkin bir koruma olmasına da özen göstermektedir. Başka bir anlatımla, devlet, hukuk devleti olmanın bir gereği olarak, hem hak arama özgürlüğünün ve dolayısıyla dava hakkının etkin bir biçimde kullanılmasını sağlamak hem de bu özgürlüğün ve hakkın kullanılacağı mekanizmaları oluşturmakla yükümlüdür. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, mahkemeye etkili erişim hakkını“hukukun üstünlüğü” ilkesinin temel unsurlarından biri olarak kabul etmekte ve mahkemeye etkili erişim hakkının, mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirdiğini ifade etmektedir. Bu sebeple hukuki belirsizliklerin ya da uygulamadaki belirsizliklerin tarafların mahkemeye erişimine zarar verdiği durumlarda bu hakkın ihlal edildiğine karar verilmektedir (Geffre/Fransa, B. No: .... ...). Somut olayda, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Rehberlik ve Teftiş Başkanlığının .... sayılı raporu ile birlikte işverene tebliğ edilen iş başmüfettişi tarafından imzalanan "İşverence Yerine Getirilmesi ve Uyulması Gereken Hususlar" başlıklı yazıda; işyerinde fazla çalışma yapıldığı ve karşılığı ücretlerinin ödenmediği ya da noksan ödendiği hususu davacıya bildirilerek aksinin iddia edilmesi durumunda raporun esasını oluşturan konu ile ilgili işverenin ilk önce arabulucuya başvurma ve sonrasında 30 gün içinde yetkili iş mahkemesinde dava hakkının olduğu bildirilmiştir. İşverence 24.02.2022 tarihinde tebliğ edilen müfettiş raporuna itiraz edilerek 22.03.2022 tarihinde arabuluculuğa başvurulmuştur. Tarafların anlaşamaması üzerine 21.04.2022 tarihinde arabuluculuk son tutanağı düzenlenerek 22.04.2022 tarihinde işbu dava açılmıştır. Mahkemece, arabuluculuk dava şartına tâbi olmayan davanın süresinde açılmadığı gerekçesiyle hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince davacının bu yöndeki istinaf başvurusu esastan reddilmiş ise de; varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemiştir. Yukarıdaki paragraflarda da açıklandığı gibi, davalı tarafından teftiş raporunda, rapora itiraz edilmesi hâlinde öncelikle arabulucuya başvurulması gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu bildirim nedeniyle davacı tarafından önce arabuluculuğa başvurulmuş ve ardından işbu dava açılmıştır. Davalı tarafından yapılan bildirim nedeniyle davacı önce arabulucuya başvurmuş olup, Mahkemece davanın arabuluculuk dava şartına tâbi olmadığının kabul edilmesi, davacının mahkemeye erişim hakkının kısıtlanması ve hak arama hürriyetinin ihlali niteliğindedir. Bu nedenle davanın süresi içerisinde açıldığı kabul edilerek işin esası hakkında karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi hatalı olup, bozma nedenidir. 3. Davacı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına izafeten Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına izafeten Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğüne dava açmıştır. Bölge Adliye Mahkemesince davalı Bakanlık ve Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğünün aynı vekil ile temsil edildiği, bu hâli ile davanın doğrudan Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğüne açılmayıp husumetin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına yöneltildiği, bu durumda Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü vekilinin ayrıyeten vekâlet ücreti talebinin yerinde olmadığı gerekçesi ile bu yöndeki istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş ise de; varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemiştir. Şöyle ki; davalı Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğünün çalışanı müfettişler değildir. Davalı taraf olarak gösterilerek husumet yöneltilen Kurum, raporları düzenleyen İş Teftiş Kurulunun bir organı olmayıp Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (ÇSGB) teşkilatı içerisinde yer alan tüzel kişiliği haiz, idari ve mali bakımdan özerk bir kamu kurumu olmakla, davalı Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü hakkında husumet yönünden ret kararı verilmesi gerekir. Dava dilekçesinde davacının her iki kurumu da davalı olarak göstermiş olması nedeniyle davalı Türkiye İş Kurumuna dava açılmadığının kabulü yerinde değildir. Bu nedenle davalı Türkiye İş Kurumu lehine davanın husumet yokluğundan reddi gerektiği kabul edilerek bu davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile karar verilmesi de hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacıya iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 5b8a08c8eab0fcdc e52bc9e0837a08b8

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi – Mayıs 2025 kararlarının tamamı