Yargıtay Kararları › Yargıtay 8. Hukuk Dairesi › Mart 2025 › 2023/5914 E., 2025/2162 K.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2023/5914 E., 2025/2162 K. (17.03.2025) – Tapu

Mahkeme
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/5914
Karar No
2025/2162
Karar Tarihi
17.03.2025
Konu
Tapu, Miras

8. Hukuk Dairesi 2023/5914 E. , 2025/2162 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/264 E., 2023/500 K. Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen tescil davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; dilekçesi ekindeki krokide sayısal koordinatlarını bildirdiği Çatalca ilçesi ... Mahallesinde bulunan, 3.000,00 m² yüzölçümündeki taşınmazda davacı yararına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği koşullarının oluştuğunu ileri sürerek, taşınmazın davacı adına tescilini istemiştir.

II. CEVAP 1. Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 14 ve 17. maddeleri ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 713. maddesi uyarınca aranan şartların oluşmadığından davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. 2. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın imar planı dışında kaldığını, husumet yokluğu nedeniyle davanın reddini, ayrıca ... Mahallesi köy statüsünde iken köylülerin ortak kullanımında olduğunu bu nedenle de davanın esastan reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. 3. Davalı Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili cevap dilekçesinde; davanın usul ve kanuna aykırı olarak açıldığını, görev yönünden Kadastro Mahkemesinde açılması gerektiğini, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. 4. Feri müdahil İSKİ Genel Müdürlüğü vekili duruşmalara katılarak fer'i müdahale dilekçesinde; 2560 sayılı ... Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunla İstanbul'da su kaynaklarının korunması ve kullanımı ile ilgili tüm yetkinin İSKİ Genel Müdürlüğüne verildiğini, dava konusu tescil dışı bırakılan taşınmazın Terkos Barajı mutlak koruma alanına kaldığını, 13.03.1984 tarihinden itibaren fiilen hakimiyetin İski Genel Müdürlüğünde olduğunu açıklayarak, haksız ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 08.09.2015 tarihli ve 2014/740 Esas, 2015/537 Karar sayılı kararıyla; davanın kısmen kabülüne, kısmen reddine dava konusu taşınmazın bilirkişi raporunda (A) harfiyle gösterilen 2.497,16 m²'lik bölümünün davacı adına tapuya tesciline, (B) harfiyle gösterilen 417,13 m²'lik kısmın ise orman vasfıyla Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiştir.

IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar Hazine, Çatalca Belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 17.02.2020 tarihli ve 2019/4601 Esas, 2020/786 Karar sayılı ilamında özetle; "Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli değildir. Şöyle ki; orman bilirkişi tarafından hazırlanan ve hükme esas alınan raporda, yörede 1949 yılında 3116 sayılı Kanuna göre orman tahdidinin yapıldığı belirtilmesine rağmen mahkemece bu çalışmalara ilişkin belgeler dosyaya getirtilmediğinden, orman bilirkişinin çekişmeli taşınmazlardan temyize konu (A) harfli alanın tahdit haritasına göre orman sayılmayan yerlerden olduğuna ilişkin tespitinin doğru olup olmadığı denetlenememektedir. 3116 sayılı Kanuna göre yapılan tahdit sonrasında herhangi bir aplikasyon, 2. madde, 2/B çalışmasının olup olmadığı da dosyadan anlaşılamamaktadır. Keşifte taşınmazın konumu, toprak yapısı, üzerindeki bitki örtüsü ve çevre taşınmazlara göre arz ettiği özellikleri belirtir hâkimin gözlemi zabta yazılmamış, taşınmaz üzerindeki gerçek zilyetlik olgusunun yerel bilirkişi ve tanık beyanları dışında memleket haritası, hava fotoğrafı ve amenajman planındaki konumunun da incelenerek belirlenmesi gerekirken, hava fotoğrafları ile bu fotoğraflardan elde edilmiş memleket haritaları ile topoğrafik fotogrametri yöntemiyle düzenlenmiş kadastro paftası örneği getirtilerek uygulanıp taşınmazların niteliği ile konumu ve tasarruf edilen yerlerden olup olmadığı saptanmamış, çekişmeli taşınmaza komşu bulunan ve tescil harici bırakılmış olan yerlere ilişkin tescil davası açılıp açılmadığı araştırılmamıştır. Yine, terkos barajı mutlak mesafeli koruma alanında, imar planı kapsamında kaldığı bildirilen taşınmazın zilyetlikle iktisap edilebilecek yerlerden olup olmadığı; zilyetlikle iktisaba elverişli yerlerden ise imar planı içerisine alınma tarihinden geriye doğru 20 yıl kazandırıcı zilyetliğin bulunup bulunmadığı hususunda bir değerlendirme yapılmamış, davacı adına aynı yerde senetsizden zilyetlik yolu ile iktisap ettikleri taşınmaz olup olmadığı hukuk mahkemeleri yazı işleri müdürlükleri ile tapu ve kadastro müdürlüklerinden sorulmamıştır. Eksik araştırma ve incelemeye, yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulamaz." gereğine değinilerek hüküm araştırmaya yönelik olarak bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabul, kısmen reddine, 27.09.2021 tarihli fen bilirkişi raporunda (A) harfiyle gösterilen 2.496,42 m²'lik taşınmazın davacı adına tapuya kayıt ve tesciline; (B) harfiyle gösterilen 417,78 m²'lik taşınmazın orman vasfıyla Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiştir.

V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde; dava konusu taşınmazın (A) harfi ile gösterilen kısmının da Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan yerlerden olduğunu, tespit harici bırakılması işleminin de bir kadastral işlem olup hak düşürücü sürenin geçtiğini, taşınmaz eğiminin sonradan düzleştirilmiş olduğunu, dava konusu taşınmazın bulunduğu alanların Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünce hazırlanmış 29.07.1980 tarihinde onaylanan 1/50000 ölçekli İstanbul Metropoliten Alan Nazım İmar Planı kapsamında kaldığını, ayrıca İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nın 2009 tasdik tarihli ve 1/100.000 ölçekli İstanbul İl Çevre Düzeni Planı kapsamında bulunduğunu, dava konusu taşınmazın 27.03.2013 tarih onaylı 1/5000 ölçekli ... Celepköy Nazım İmar Planında, Terkos Gölü mutlak mesafe korumada tarımsal niteliği korunacak alanda kaldığını, ancak İlk Derece Mahkemesince dava konusu taşınmazın imar planı içerisinde oluşunun dikkate alınmadığını, 4721 sayılı Kanun'un 713. ve 3402 sayılı Kanun'un 14 ve 17. maddesindeki koşulların oluşmadığını beyan ederek hükmün bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dosya içeriğine göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, arazi kadastrosu sırasında tescil harici bırakılan taşınmaz için davacı yararına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yolu ile taşınmaz edinme koşullarının oluşup oluşmadığına ilişkindir. Mahkemece davanın kabulü yolunda hüküm kurulmuşsa da delillerin değerlendirilmesinde hataya düşülmüştür. Şöyle ki; Mahkemece yapılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporlarında çekişmeli taşınmazın 1942 yılına ait hava fotoğrafında, (A) harfi ile gösterilen kısım üzerinde orman ağacı bulunmadığı, açıklık alan olduğu ve aynı yıllarda yapılan orman tahdit çalışmasına ait tafsilat tutanağında çayırlık ve ağaçsız orman toprağı olarak tarif edildiği, 1972-1993 tarihleri arasına ait hava fotoğraflarında bazen çayırlık bazen ekili alan olarak kullanılan alan olduğu, imar-ihyanın ise 1990 yılında tamamlanarak tarım arazisi niteliği ile zilyet edinildiği ve çekişmeli taşınmazın 1980 yılında onaylanan Metropolitan Nazım İmar Planında "orman alanı" fonksiyonunda kaldığı belirtilmiştir. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı Planlama Müdürlüğünce dosyaya gönderilen 01.08.2018 tarihli yazıda, dava konusu taşınmazın 29.07.1980 tarihli ve 1/50.000 ölçekli Nazım İmar Planında “orman alanı” fonksiyonunda kaldığı, 07.07.2019 tarihli yazıda ise; 2009 tasdik tarihli 1/100000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planında "Gölet-Baraj alanı mutlak koruma kuşağında" ve "orman alanı" fonksiyonunda kaldığı bildirilmiştir. 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8/b maddesinde “İmar Planları, Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir” hükmüne yer verilmiştir. 3402 sayılı Kanun'un ihya edilen taşınmaz mallara ilişkin 17. maddesinin 2. fıkrası, "il, ilçe ve kasabaların imar planının kapsadığı alanlarda kalan taşınmaz mallarda bu hüküm uygulanmaz" hükmünü içermekte olup buna göre, imar planına alınan bir taşınmazın imar-ihya ve kazanmayı sağlayan zilyetlik hukuksal sebeplerine dayalı olarak mülk edinilebilmesi için tüm koşulların, imar planının onay tarihine kadar oluşmuş olması gerekir. Burada bahsedilen imar planı, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun (3194 sayılı Kanun) 8/b maddesinde tanımlanan, nazım ve uygulama imar planı olup, dosya kapsamından, dava konusu taşınmazın 29.07.1980 tasdik tarihli nazım imar planında orman alanında kaldığı bildirilmiştir. Tüm bu açıklamalar ışığında taşınmazın imar planı kapsamına alındığı tarihe kadar geçen zilyetlik süresinin 4721 sayılı Kanun'un 713. maddesi uyarınca aranan 20 yıla ulaşmadığı anlaşıldığından Mahkemece davanın açıklanan sebeple reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabul kararı verilmesi doğru görülmemiştir. Öte yandan, dava devam ederken taraflardan birisinin ölmesi halinde, 4721 sayılı Kanun'un 28/1. maddesi uyarınca ölen kişinin taraf ehliyeti son bulur. Ayrıca vekalet ilişkisi de ölüm ile son bulur. Bu nedenle davaya ölen kişiye karşı ve ölen kişi tarafından devam edilmesine imkan yoktur. Yalnız öleni ilgilendiren, yani mirasçılarına geçmeyen davalar, tarafın ölümü ile konusuz kalır. Bu davalara ölen tarafın mirasçılarına karşı veya mirasçıları tarafından devam edilmesine imkan yoktur. Yalnız ölen tarafı ilgilendirmeyen, yani mirasçıları da ilgilendiren, mirasçıların malvarlığı haklarını etkileyen davalar tarafın ölümü ile konusuz kalmaz. Bu davalara ölen kişinin mirasçılarına karşı veya ölen kişinin mirasçıları tarafından devam edilir. Mirasçıları ilgilendiren davalar, ölen tarafın mirasçılarına geçen alacakları, hakları ve mallarına ilişkin davalardır. Bu halde, ölen tarafın mirasçıları, davayı mecburi dava arkadaşı olarak hep birlikte takip ederler. Dava devam ederken davacı ölürse, davacının mirasçıları, davayı mecburi dava arkadaşı olarak hep birlikte takip ederler. Davalı ölürse dava davalının mirasçılarının hepsine karşı birlikte devam ettirilir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 55. maddesinde taraflardan birinin ölümü halinde, mirasçılar mirası kabul veya reddetmemişse, bu hususta kanunda belirlenen süreler geçinceye kadar davanın erteleneceği, bununla beraber hakimin, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, talep üzerine davayı takip için kayyım atanmasına karar verebileceği bildirilmiştir. 4721 sayılı Kanun'un 605. maddesinin birinci paragrafı gereğince yasal ve atanmış mirasçıların mirası 4721 sayılı Kanun'un 606. maddesi gereğince üç ay içinde reddedebilecekleri, bu üç aylık sürecin hak düşürücü süre olduğu, bu sürenin miras bırakanın ölümünü öğrendikleri tarihte başlayacağı, atanmış mirasçıların miras bırakanın tasarrufunun kendilerine resmen bildirildiği tarihten işlemeye başlayacağı bildirilmiştir. Somut olayda, davacı ...’ın yargılama sırasında 01.02.2019 tarihinde vefat ettiği anlaşıldığından, mirasçılık belgesinde yazılı mirasçılarının usulüne uygun olarak davaya katılmaları sağlandıktan, aktif dava ehliyeti tamamlandıktan sonra iddia ve savunmaları doğrultusunda sonucuna göre karar verilmesi gerekirken; aktif dava ehliyeti tamamlanmadan davanın esası hakkında yazılı şekilde hüküm tesisi de doğru görülmemiştir.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 17.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 2bdd642745113f4a 9e254c8335a18e86

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi – Mart 2025 kararlarının tamamı