8. Hukuk Dairesi 2022/6837 E. , 2025/1681 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2020/28 E., 2022/97 K. KARAR : Davanın kısmen kabulüne Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen tescil davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Davacı ..., dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği ... köyünde bulunan taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararına oluştuğunu iddia ederek, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 713 üncü maddesi hükmüne göre adına tescilini istemiş; Hazine, 4721 sayılı Kanun'un 713/6 ncı maddesi gereğince karşı tescil talebinde bulunmuştur. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili ve Hazine tarafından temyiz edilmekle Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 13.05.2013 tarihli ve 2013/387 Esas, 2013/5479 Karar sayılı kararı ile bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince bozma kararına uyulmasının ardından yapılan yargılama sonunda, taşınmazın (B) harfli bölümünün orman ağaçlarıyla kaplı orman sayılan yerlerden olduğu, (A) harfli bölümünün ise orman sayılan yerlerden olmadığı ve davacı yararına zilyetlikle taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 19.11.2014 tarihli fen bilirkişi rapor ve krokisinde (A) harfi ile gösterilen 7.924,93 m2 yüzölçümündeki taşınmazın davacı adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm, davalı Hazine tarafından (A) harfli bölüme yönelik olarak temyiz edilmiştir. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince 17/04/2018 tarihli ve 2016/7949 Esas, 2018/3118 Karar sayılı kararıyla; "Mahkemece davanın kısmen kabulü yönünde hüküm kurulmuş ise de yapılan inceleme ve araştırma hüküm kurmaya yeterli değildir. Şöyle ki; mahkemece davanın reddine ilişkin verilen ilk kararın, çekişmeli (A) ve (B) harfli taşınmazların en eski tarihli resmi belgelerde orman sayılan yerlerden olup olmadığı yönünde inceleme yapılması için Daire tarafından bozulması üzerine, bozmaya uyarak yargılama yapan mahkemece yapılan keşif sonrası hazırlanan ve hükme dayanak yapılan orman bilirkişi raporunda 1959 tarihli memleket haritası ve dayanağı 1955 tarihli hava fotoğrafında (A) ve (B) harfli bölümlerin memleket haritasında çalılık rumuzlu yeşil alanda kaldığı, hava fotoğrafında ise çalılık türü bitki örtüsü ile kaplı olduğu belirtilmiş ise de rapora eklenen görüntülere bakıldığında hava fotoğrafının kadostral paftayla sayısal ortamda çakıştırmasının yapılmadığı ve hava fotoğrafı üzerinde nokta olarak işaretlendiği, ayrıca stereoskopik incelemesinin de yapılmadığı, memleket haritasının paftayla çakıştırılmış görüntüsünde ise her iki bölüm üzerinde ve yakın çevresinde geniş yapraklı ağaç rumuzunun bulunduğu görülmüş ve bu anlamda bozma gereklerinin tam olarak yerine getirilmediği anlaşılmış, taşınmaz bölümlerinin orman sayılan yerlerden olup olmadığı noktasında tereddüt meydana gelmiş ve hazırlanan bilirkişi raporu hüküm kurmaya elverişli görülmemiştir. Ayrıca eldeki davanın niteliği dikkate alındığında, taraf teşkili açısından karar tarihi itibariyle Sakarya Büyükşehir Belediyesinin davada taraf olmaması, TMK'nın 713/4. maddesine sözü edilen yasal ve zorunlu ilanların yapılmamış olması, davacı adına aynı yörede zilyetlikle taşınmaz mal iktisabının olup olmadığının tapu, kadastro ve yazı işleri müdürlüklerinden sorulmaması ve TMK'nın 713/6. maddesi gereğince Hazinenin karşı tescil talebi hakkında olumlu olumsuz karar verilmemiş olması doğru görülmemiştir. Hal böyle olunca, sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için; öncelikle mahkemece en eski ve davadan 15-20 yıl öncesine ait hava fotoğrafları, bu hava fotoğraflarından yararlanılarak üretilen memleket haritaları ve varsa amenajman planı ve fotogometri yöntemiyle kadastro çalışmalarına altlık olarak düzenlenen kadastro paftası ile çekişmeli taşınmaza komşu bulunan parsellerin kadastro tespit tutanakları, tapu kayıtları ve dayanakları ilgili yerlerden getirtilip, halen Çevre ve Orman Bakanlığı ile bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman yüksek orman mühendisleri arasından seçilecek bir mühendis, bir fen elemanı ve ziraat fakültelerinin toprak bölümünden mezun olan bir ziraat mühendisi aracılığıyla mahallinde yapılacak inceleme ve keşifte, çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanun'un 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 tarihli ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 tarihli ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 tarihli ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş, kalan fıkraları da 03.03.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanun'un 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, eğimi, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle taşınmazın konumunu gösteren orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritası ve hava fotoğrafının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ve hava fotoğrafı ölçeğine çevrildikten sonra, bu haritalar komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle,çekişmeli taşınmazın konumunu çevre parsellerle birlikte aynı haritalar üzerinde gösterecekleri yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalı, bilirkişilere hava fotoğrafları ve dayanağı haritaları stereoskop aletiyle ve üç boyutlu olarak incelettirilip, raporlarında taşınmazın niteliğinin bu belgelerde ne şekilde görüldüğü, taşınmaz üzerinde bulunan bitki örtüsünün niteliği, ağaçların yaşları ve dağılımları ile ilgili açıklama yapmaları istenmelidir. Yukarıda açıklanan yöntemle yapılacak araştırma sonucu, taşınmazın orman sayılan yerlerden olmadığı, zilyetlik yoluyla kazanılabilecek yerlerden olduğu belirlendiği takdirde, bu kez, dava tarihinden 15-20 yıl öncesine ait stereoskopik hava fotoğrafları, memleket haritaları ile fotogrametri yöntemiyle düzenlenmiş 1/5000 ölçekli arazi kadastro paftasının orjinal fotokopi örneği ve kadastro paftası ziraat mühendisi, fen elemanı ve orman mühendisi ile birlikte ölçekleri eşitlenip çakıştırıldıktan sonra mahalline uygulanmalı, hava fotoğrafları stereoskop aletiyle incelenmeli, taşınmazın niteliğinin bu belgelerde ne şekilde görüldüğünün ve fotogrametri yöntemiyle düzenlenen 1/5000 ölçekli arazi kadastro paftasında zilyet ve tasarruf edilen yerlerden olup olmadığı yönünde krokili rapor alınmalı, bu araştırmalar sonucu bilirkişiler tarafından taşınmaz üzerinde tam olarak hangi tarihten itibaren zilyetliğin başladığı belirlenmeli, ziraat bilirkişiden kültür arazisi olup olmadığı yönünden rapor alınmalı, zilyetlik olgusunun maddi olaylara dayalı olmasından hareketle, maddi olayların ancak tanık, bilirkişi ve benzeri anlatımlarla kanıtlanacağı gözetilmeli (H.G.K. 30.03.1994 tarihli ve 1993/8 - 939 - 1994/176 sayılı kararı), komşu parsellerin tutanak ve dayanakları uygulanmalı; bu taşınmazı sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı; tarafların bildirecekleri zilyetlik tanıkları ile mahalli bilirkişiler taşınmaz başında dinlenmeli; zilyetliğin ne zaman başladığı, kaç yıl, ne şekilde devam ettiği sorulup, kesin tarih ve olgulara dayalı, açık yanıtlar alınıp; dava tarihine kadar davacı kişi yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluşup oluşmadığı belirlenmeli; 3402 sayılı Kanun'un 14. maddesi uyarınca, davacı ile eklemeli zilyetler yönünden de tapu ve ilgili kadastro müdürlükleri ile mahkeme yazı işleri müdürlüğünden senetsiz belgesiz araştırması yapılıp, sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, yasanın getirdiği 40/100 dönüm sınırlamasının aşılıp aşılmadığı saptanmalı, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır. Dava konusu taşınmaz Sakarya ili, ... ilçesi, ... köyü hudutları içerisinde kalmaktadır ve eldeki dava Medenî Kanun'un 713. maddesine göre açılmış tescil istemidir. 06.12.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6360 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile; büyükşehir statüsündeki illere bağlı ilçelerin mülkî sınırları içerisinde yer alan köy ve belde belediyelerinin tüzel kişiliği kaldırılmış, köyler mahalle olarak, belediyeler ise belde ismiyle tek mahalle olarak bağlı bulundukları ilçenin belediyesine katılmıştır. Aynı Kanun'un geçici 1. maddesinin onüçüncü fıkrasında 1. maddeye göre tüzel kişiliği kaldırılan belediye ve köylerin mahkemelerde süren davalarında katıldıkları ilçe belediyesinin taraf olacağı belirtilmektedir. Somut olayda; davacı kişi, dava dilekçesi ile her ne kadar davasını 30.03.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6360 sayılı Kanun'un 1/2. maddesi ile sadece ilçe belediyesi olarak ... Belediyesine yöneltmiş ise de, Sakarya Büyükşehir Belediyesinin sınırları il mülkî sınırları olarak genişletildiğinden Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanlığının davaya dahil edilmemesi de doğru görülmemiştir. Ayrıca; Türk Medenî Kanunu'nun 713/4. maddesi gereğince “Davanın konusu, mahkemece gazeteyle bir defa ve ayrıca taşınmazın bulunduğu yerde uygun araç ve aralıklarla en az üç defa ilân olunur.” hükmü düzenlenmiş olup mahkemece yasal ve zorunlu ilânların yaptırılmadan karar verilmiş olması ve yine Hazine vekili taşınmazın Medeni Kanun'un 713/6. maddesi gereğince Hazine adına tescilini talep etmesine rağmen bu talep hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir. Açıklanan hususlar gözetilmeksizin, eksik incelemeye dayanılarak yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır." gerekçeleriyle İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. Sakarya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 08.12.2020 tarihli ve 2018/268 Esas, 2020/293 Karar sayılı kararıyla, dava konusu taşınmaza ilişkin olarak yargılama sürecinde kadastro tutanağı düzenlendiği gerekçesiyle, Mahkemenin görevsizliğine karar verilerek dosyanın Sakarya Kadastro Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş, Kadastro Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; davacı lehine 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 üncü maddesi uyarınca zilyetlikle mülkiyeti kazanma şartlarının gerçekleştiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, Sakarya ili ... ilçesi Kayalarmemduhiye mahallesi 1406 ada 19 parselin fındıklık vasfıyla davacı murisi ... mirasçıları adına miras payları oranında tesciline karar verilmiş, hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup, davalı Hazine vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. S O N U Ç : Yukarıda açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA, Harçtan muaf olduğundan Hazineden harç alınmasına yer olmadığına, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 03.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 1084310e3f60a2d6 41cfbebc982d942f This XML file does not appear to have any style information associated with it. The document tree is shown below. 8. Hukuk Dairesi 2022/6837 E. , 2025/1681 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2020/28 E., 2022/97 K. KARAR : Davanın kısmen kabulüne Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen tescil davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Davacı ..., dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği ... köyünde bulunan taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararına oluştuğunu iddia ederek, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 713 üncü maddesi hükmüne göre adına tescilini istemiş; Hazine, 4721 sayılı Kanun'un 713/6 ncı maddesi gereğince karşı tescil talebinde bulunmuştur. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili ve Hazine tarafından temyiz edilmekle Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 13.05.2013 tarihli ve 2013/387 Esas, 2013/5479 Karar sayılı kararı ile bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince bozma kararına uyulmasının ardından yapılan yargılama sonunda, taşınmazın (B) harfli bölümünün orman ağaçlarıyla kaplı orman sayılan yerlerden olduğu, (A) harfli bölümünün ise orman sayılan yerlerden olmadığı ve davacı yararına zilyetlikle taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 19.11.2014 tarihli fen bilirkişi rapor ve krokisinde (A) harfi ile gösterilen 7.924,93 m2 yüzölçümündeki taşınmazın davacı adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm, davalı Hazine tarafından (A) harfli bölüme yönelik olarak temyiz edilmiştir. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince 17/04/2018 tarihli ve 2016/7949 Esas, 2018/3118 Karar sayılı kararıyla; "Mahkemece davanın kısmen kabulü yönünde hüküm kurulmuş ise de yapılan inceleme ve araştırma hüküm kurmaya yeterli değildir. Şöyle ki; mahkemece davanın reddine ilişkin verilen ilk kararın, çekişmeli (A) ve (B) harfli taşınmazların en eski tarihli resmi belgelerde orman sayılan yerlerden olup olmadığı yönünde inceleme yapılması için Daire tarafından bozulması üzerine, bozmaya uyarak yargılama yapan mahkemece yapılan keşif sonrası hazırlanan ve hükme dayanak yapılan orman bilirkişi raporunda 1959 tarihli memleket haritası ve dayanağı 1955 tarihli hava fotoğrafında (A) ve (B) harfli bölümlerin memleket haritasında çalılık rumuzlu yeşil alanda kaldığı, hava fotoğrafında ise çalılık türü bitki örtüsü ile kaplı olduğu belirtilmiş ise de rapora eklenen görüntülere bakıldığında hava fotoğrafının kadostral paftayla sayısal ortamda çakıştırmasının yapılmadığı ve hava fotoğrafı üzerinde nokta olarak işaretlendiği, ayrıca stereoskopik incelemesinin de yapılmadığı, memleket haritasının paftayla çakıştırılmış görüntüsünde ise her iki bölüm üzerinde ve yakın çevresinde geniş yapraklı ağaç rumuzunun bulunduğu görülmüş ve bu anlamda bozma gereklerinin tam olarak yerine getirilmediği anlaşılmış, taşınmaz bölümlerinin orman sayılan yerlerden olup olmadığı noktasında tereddüt meydana gelmiş ve hazırlanan bilirkişi raporu hüküm kurmaya elverişli görülmemiştir. Ayrıca eldeki davanın niteliği dikkate alındığında, taraf teşkili açısından karar tarihi itibariyle Sakarya Büyükşehir Belediyesinin davada taraf olmaması, TMK'nın 713/4. maddesine sözü edilen yasal ve zorunlu ilanların yapılmamış olması, davacı adına aynı yörede zilyetlikle taşınmaz mal iktisabının olup olmadığının tapu, kadastro ve yazı işleri müdürlüklerinden sorulmaması ve TMK'nın 713/6. maddesi gereğince Hazinenin karşı tescil talebi hakkında olumlu olumsuz karar verilmemiş olması doğru görülmemiştir. Hal böyle olunca, sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için; öncelikle mahkemece en eski ve davadan 15-20 yıl öncesine ait hava fotoğrafları, bu hava fotoğraflarından yararlanılarak üretilen memleket haritaları ve varsa amenajman planı ve fotogometri yöntemiyle kadastro çalışmalarına altlık olarak düzenlenen kadastro paftası ile çekişmeli taşınmaza komşu bulunan parsellerin kadastro tespit tutanakları, tapu kayıtları ve dayanakları ilgili yerlerden getirtilip, halen Çevre ve Orman Bakanlığı ile bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman yüksek orman mühendisleri arasından seçilecek bir mühendis, bir fen elemanı ve ziraat fakültelerinin toprak bölümünden mezun olan bir ziraat mühendisi aracılığıyla mahallinde yapılacak inceleme ve keşifte, çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanun'un 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 tarihli ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 tarihli ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 tarihli ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş, kalan fıkraları da 03.03.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanun'un 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, eğimi, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle taşınmazın konumunu gösteren orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritası ve hava fotoğrafının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ve hava fotoğrafı ölçeğine çevrildikten sonra, bu haritalar komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle,çekişmeli taşınmazın konumunu çevre parsellerle birlikte aynı haritalar üzerinde gösterecekleri yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalı, bilirkişilere hava fotoğrafları ve dayanağı haritaları stereoskop aletiyle ve üç boyutlu olarak incelettirilip, raporlarında taşınmazın niteliğinin bu belgelerde ne şekilde görüldüğü, taşınmaz üzerinde bulunan bitki örtüsünün niteliği, ağaçların yaşları ve dağılımları ile ilgili açıklama yapmaları istenmelidir. Yukarıda açıklanan yöntemle yapılacak araştırma sonucu, taşınmazın orman sayılan yerlerden olmadığı, zilyetlik yoluyla kazanılabilecek yerlerden olduğu belirlendiği takdirde, bu kez, dava tarihinden 15-20 yıl öncesine ait stereoskopik hava fotoğrafları, memleket haritaları ile fotogrametri yöntemiyle düzenlenmiş 1/5000 ölçekli arazi kadastro paftasının orjinal fotokopi örneği ve kadastro paftası ziraat mühendisi, fen elemanı ve orman mühendisi ile birlikte ölçekleri eşitlenip çakıştırıldıktan sonra mahalline uygulanmalı, hava fotoğrafları stereoskop aletiyle incelenmeli, taşınmazın niteliğinin bu belgelerde ne şekilde görüldüğünün ve fotogrametri yöntemiyle düzenlenen 1/5000 ölçekli arazi kadastro paftasında zilyet ve tasarruf edilen yerlerden olup olmadığı yönünde krokili rapor alınmalı, bu araştırmalar sonucu bilirkişiler tarafından taşınmaz üzerinde tam olarak hangi tarihten itibaren zilyetliğin başladığı belirlenmeli, ziraat bilirkişiden kültür arazisi olup olmadığı yönünden rapor alınmalı, zilyetlik olgusunun maddi olaylara dayalı olmasından hareketle, maddi olayların ancak tanık, bilirkişi ve benzeri anlatımlarla kanıtlanacağı gözetilmeli (H.G.K. 30.03.1994 tarihli ve 1993/8 - 939 - 1994/176 sayılı kararı), komşu parsellerin tutanak ve dayanakları uygulanmalı; bu taşınmazı sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı; tarafların bildirecekleri zilyetlik tanıkları ile mahalli bilirkişiler taşınmaz başında dinlenmeli; zilyetliğin ne zaman başladığı, kaç yıl, ne şekilde devam ettiği sorulup, kesin tarih ve olgulara dayalı, açık yanıtlar alınıp; dava tarihine kadar davacı kişi yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluşup oluşmadığı belirlenmeli; 3402 sayılı Kanun'un 14. maddesi uyarınca, davacı ile eklemeli zilyetler yönünden de tapu ve ilgili kadastro müdürlükleri ile mahkeme yazı işleri müdürlüğünden senetsiz belgesiz araştırması yapılıp, sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, yasanın getirdiği 40/100 dönüm sınırlamasının aşılıp aşılmadığı saptanmalı, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır. Dava konusu taşınmaz Sakarya ili, ... ilçesi, ... köyü hudutları içerisinde kalmaktadır ve eldeki dava Medenî Kanun'un 713. maddesine göre açılmış tescil istemidir. 06.12.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6360 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile; büyükşehir statüsündeki illere bağlı ilçelerin mülkî sınırları içerisinde yer alan köy ve belde belediyelerinin tüzel kişiliği kaldırılmış, köyler mahalle olarak, belediyeler ise belde ismiyle tek mahalle olarak bağlı bulundukları ilçenin belediyesine katılmıştır. Aynı Kanun'un geçici 1. maddesinin onüçüncü fıkrasında 1. maddeye göre tüzel kişiliği kaldırılan belediye ve köylerin mahkemelerde süren davalarında katıldıkları ilçe belediyesinin taraf olacağı belirtilmektedir. Somut olayda; davacı kişi, dava dilekçesi ile her ne kadar davasını 30.03.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6360 sayılı Kanun'un 1/2. maddesi ile sadece ilçe belediyesi olarak ... Belediyesine yöneltmiş ise de, Sakarya Büyükşehir Belediyesinin sınırları il mülkî sınırları olarak genişletildiğinden Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanlığının davaya dahil edilmemesi de doğru görülmemiştir. Ayrıca; Türk Medenî Kanunu'nun 713/4. maddesi gereğince “Davanın konusu, mahkemece gazeteyle bir defa ve ayrıca taşınmazın bulunduğu yerde uygun araç ve aralıklarla en az üç defa ilân olunur.” hükmü düzenlenmiş olup mahkemece yasal ve zorunlu ilânların yaptırılmadan karar verilmiş olması ve yine Hazine vekili taşınmazın Medeni Kanun'un 713/6. maddesi gereğince Hazine adına tescilini talep etmesine rağmen bu talep hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir. Açıklanan hususlar gözetilmeksizin, eksik incelemeye dayanılarak yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır." gerekçeleriyle İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. Sakarya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 08.12.2020 tarihli ve 2018/268 Esas, 2020/293 Karar sayılı kararıyla, dava konusu taşınmaza ilişkin olarak yargılama sürecinde kadastro tutanağı düzenlendiği gerekçesiyle, Mahkemenin görevsizliğine karar verilerek dosyanın Sakarya Kadastro Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş, Kadastro Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; davacı lehine 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 üncü maddesi uyarınca zilyetlikle mülkiyeti kazanma şartlarının gerçekleştiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, Sakarya ili ... ilçesi Kayalarmemduhiye mahallesi 1406 ada 19 parselin fındıklık vasfıyla davacı murisi ... mirasçıları adına miras payları oranında tesciline karar verilmiş, hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup, davalı Hazine vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. S O N U Ç : Yukarıda açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA, Harçtan muaf olduğundan Hazineden harç alınmasına yer olmadığına, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 03.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 1084310e3f60a2d6 41cfbebc982d942f ... ...
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2022/6837 E., 2025/1681 K. (03.03.2025) – Tapu
- Mahkeme
- Yargıtay 8. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2022/6837
- Karar No
- 2025/1681
- Karar Tarihi
- 03.03.2025
- Konu
- Tapu, Miras
Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.
SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.
Emsal karar araAynı daireden yakın tarihli kararlar
- Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2022/3471 E., 2025/1664 K. 03.03.2025
- Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2023/4627 E., 2025/1665 K. 03.03.2025
- Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2024/5564 E., 2025/1674 K. 03.03.2025
- Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2023/4808 E., 2025/1684 K. 03.03.2025
- Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2023/3769 E., 2025/1688 K. 03.03.2025
- Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2025/902 E., 2025/1709 K. 03.03.2025