Yargıtay Kararları › Yargıtay 8. Hukuk Dairesi › Mart 2025 › 2022/5788 E., 2025/1743 K.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2022/5788 E., 2025/1743 K. (04.03.2025) – Tapu

Mahkeme
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi
Esas No
2022/5788
Karar No
2025/1743
Karar Tarihi
04.03.2025
Konu
Tapu, Miras

8. Hukuk Dairesi 2022/5788 E. , 2025/1743 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/289 E., 2022/6 K. Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen davada verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Davacı, Seki köyü çalışma alanında bulunan ve 1970 yılında yapılan kadastro sırasında tespit harici bırakılan taşınmazın bir bölümü hakkında imar ihya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak tescil istemiyle, 12.06.2012 tarihinde dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne, çekişmeli taşınmazın 29.07.2013 tarihli fen bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen 5.282,56 metrekare ve (D) harfi ile gösterilen 1.303,57 metrekare yüzölçümündeki taşınmazların davacı ... adına tesciline karar verilmiş; hükmün davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 22.01.2021 tarihli, 2020/9772 Esas, 2021/209 Karar sayılı ilamıyla; "hüküm tarihinden önce yürürlüğe giren 6360 sayılı Kanun uyarınca Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığının da yasal hasım sıfatını kazandıği dikkate alınarak, davacıya, davasını Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığına yöneltmesi için süre ve imkan tanınması" gereğine değinilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne, çekişmeli taşınmazın 29.07.2013 tarihli fen bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen 5.282,56 metrekare ve (D) harfi ile gösterilen 1.303,57 metrekare yüzölçümündeki taşınmazların davacı ... adına tesciline karar verilmiş, hüküm davalı hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmişse de; eksik inceleme ile hüküm kurulmuştur. Şöyle ki; hükme dayanak alınan bilirkişi raporunda 1981 ve 1992 tarihli hava fotoğrafları incelendiği belirtilmiş ancak ekindeki hava fotoğraflarında hangi hava fotoğrafının hangi tarihli olduğu belirtilmemiş, daha eski tarihli hava fotoğrafları incelenmemiş, raporda taşınmazın olduğu Seki köyünde 1970 tarihinde seri bazda orman kadastrosu yapıldığı taşınmazın bu çalışmada orman tahdit sınırları dışında kaldığı, daha sonra 1986 ve 2007 yıllarında 2/B çalışması yapıldığı belirtilmiş, ancak dosya içerisine bu çalışmalara ait tutanaklar ve haritaların tamamı getirilmediğinden bilirkişi raporunda yazan bilgiler denetlenemeden hüküm kurulmuştur. Ayrıca dava konusu taşınmaza komşu nitelikte olup tescil davasına konu olan taşınmazlar hakkında verilen kararlar getirtilerek bilirkişi raporlarında çelişki olup olmadığı da denetlenmemiştir. Kural olarak; orman kadastrosunun kesinleştiği yerlerde, bir yerin orman olup olmadığı kesinleşmiş orman kadastrosu, harita ve tutanaklarının uygulanmasıyla çözümlenir ise de, o yerde köy ya da belde sınırlarının tümünü kapsayan (seri bazda olmayan) orman kadastrosunun yapılması halinde sağlıklı çözüme ulaştırır. Orman kadastrosunun köy ve belde sınırı esas alınmak sureti ile yapılması ilk kez 6831 sayılı Kanun'da değişiklik yapan 1973 tarihinde yürürlüğe giren 1744 sayılı Kanun'da öngörülmüş ve 8. maddenin 3. fıkrasında; “orman kadastrosu belde ve köy sınırları esas alınmak sureti ile bu sınırlar dahilinde kalan bütün ormanları kapsayacak şekilde yapılır” hükmü getirilmiştir. Bu hüküm gözetilmeden seri bazda yapılan orman kadastrosunda, köy ve belde sınırları esas alınıp o yerin içindeki tüm taşınmazlar değerlendirilmediğinden çekişmeli taşınmazların/taşınmazın orman olup olmadığının 4785, 5658 sayılı Kanunlar ile 05.11.2003 tarihli ve 4999 sayılı Kanun'la ile Değişik 6831 sayılı Kanun'un 7. maddesi hükümlerine göre çözümlenmesi gerekir. Ne var ki; çekişmeli taşınmaz seri bazda yapılan orman kadastrosunda orman hattının sınırında ise veya çalışma tutanaklarında çekişmeli taşınmazdan bahsedilip orman olmadığı yönünde bir inceleme yapılarak orman hattı oluşturulmuş ise artık bu taşınmaz açısından geçerli bir orman kadastrosunun olduğu ve taşınmazın orman tahdit sınırları dışında kaldığını kabul etmek gerekir. Bilindiği gibi, aplikasyon; orman kadastrosu daha önceden yapılmış olan yerlerde, 2/B madde uygulaması sırasında, bağlantı kurularak gerekli orman sınır noktalarının yerlerinin arazide belirlenip ihya edilmesinden ibaret olup, bu belirleme ve ihya sırasında önceden kesinleşen orman sınır noktalarının aynı yerlerine konulması zorunludur. Aplikasyon işlemi yeni bir orman kadastrosu değildir. Aplikasyonla kesinleşmiş orman sınırları değiştirilemez. Somut olayda; dava konusu taşınmazın olduğu yerde ilk orman kadastrosu 1970 yılında seri bazda yapılarak kesinleşmiş, daha sonra 1986 yılında aplikasyon ve 2/B çalışması yapılmış ancak bu çalışmada yeniden orman kadastrosu yapılıp yapılmadığı orman tahdit tutanakları dosya içerisinde olmadığından bilinmemektedir. İlk Derece Mahkemesince bu çalışmalara ilişkin taşınmazı ilgilendiren çalışma tutanakları, orman kadastro haritası ve işe başlama, işi bitirme ve askı ilanları dosya içerisine alınmak sureti ile bilirkişi raporları denetlenmemiş, 1986 yılında çalışma yapan komisyonun orman kadastrosu yapma yetkisi bulunup bulunmadığı, taşınmazın orman sınırı içinde kalıp kalmadığı, kalıyorsa hangi kısmının hangi çalışmada orman sınırı içine alındığı, 1986 yılında çalışma yapan komisyonun sadece aplikasyon ve 2/B yetkisi ile çalışıp taşınmaz için yeni bir orman sınırlandırması yapmadığı anlaşıldığı takdirde aplikasyon ile orman tahdit hattıının uyumlu olup olmadığı, 1970 yılında yapılan orman kadastrosu sırasında çekişmeli taşınmazı ilgilendiren orman kadastro tutanaklarında ilgili orman sınır noktaları tarif edilirken taşınmazın orman olup olmadığı değerlendirilerek mi orman sınırı dışında bırakıldığı, yoksa hiç değerlendirilemeden yani orman kadastrosuna tabi tuttulmadan mı dışarda bırakıldığı hususlarının hiçbiri değerlendirilmemiştir. O halde Mahkemece çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede yapıldığı anlaşılan tüm orman kadastrosuna ilişkin işe başlama, çalışma, işi bitirme ve sonuçlarının askı ilan tutanakları ile taşınmazın bulunduğu yeri orman tahdit sınır noktalarıyla birlikte gösterir onaylı orman tahdit harita örneği dosyaya getirtilerek; önceki bilirkişiler dışında halen Tarım ve Orman Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman mühendisleri arasından seçilecek üç orman mühendisi bilirkişi kurulu, bir jeodezi ve bir ziraat mühendisi ve bir fen elemanı aracılığıyla yeniden keşif yapılmalıdır. Keşifte orman sınır noktaları tutanak ve haritalarda yazılı mevki, yer, kişi isimleri ile açı ve mesafelere göre, orman kadastrosu tutanak ve haritalarının düzenlenmesinde kullanılan hava fotoğrafları ve memleket haritalarından yararlanılarak, değişik açı ve uzaklıklardaki en az 6-7 adet orman sınır noktası bulunup röperlenmeli, orman kadastrosu ile ilgili sınır noktaları aynı ölçeğe çevrilerek, çekişmeli taşınmazın orman kadastro haritasına göre konumu genel kadastro paftası üzerinde ve aynı ya da yakın orman sınır hatlarında dava konusu edilen parseller varsa, bunların tümü birleşik harita üzerinde gösterilmeli; tutanaklardaki anlatımlar değerlendirilmeli; tutanaklarla tahdit haritası arasında çelişki bulunup bulunmadığı belirlenmeli; çelişki bulunmakta ise çekişmeli taşınmaz yönünden tahdit tutanakları ile haritalar arasındaki çelişki tahdit tutanaklarına değer verilmek suretiyle giderilecek şekilde müşterek imzalı, tereddüte mahal bırakmayacak, açıklamalı, krokili rapor alınmalıdır. Raporlara göre; çekişmeli taşınmazın seri bazda yapılan orman kadastrosunda orman hattının sınırında dışarda kaldığı veya çalışma tutanaklarında çekişmeli taşınmazdan bahsedilip orman olmadığı yönünde bir inceleme yapılarak taşınmazın kesinleşen orman sınırları dışında kaldığı anlaşılırsa artık bu taşınmaz açısından geçerli bir orman kadastrosunun olduğu ve taşınmazın orman olmadığı sonucuna ulaşılmalıdır. Seri bazda yapılan çalışmaya ait harita ve tutanaklar incelendiğinde bu çalışmada çekişmeli taşınmazın orman olup olmadığı yönünde bir inceleme yapılmadığı ve taşınmazın orman sınırına bitişik/yakın konumda olmadığı anlaşılırsa bu durumda ise, 1986 yılında yapıldığı belirtilen çalışmada komisyonun orman kadastrosu yapma yetkisinin olup olmadığı araştırılmalı eğer komisyon aplikasyon ve 2/B çalışması ile birlikte orman kadastrosu yapma yetkisi ver ve taşınmaz bu çalışmada da orman sınırı dışında kalmış ise, taşınmazın orman olmadığı sonucuna ulaşılmalı ve dava tarihinden geriye doğru 15-20-25 yıl öncesine ait hava fotoğrafları incelenmek sureti ile davacı yararına zilyetlikle kazanma koşulları araştırılmalıdır. Ancak taşınmazın seri bazda yapılan orman kadastrosunda orman sınırı dışında kalmakla birlikte orman olup olmadığı incelenmemiş veya taşınmaz orman sınırına yakın/bitişik konumda değil ve 1986 yılında çalışma yapan komisyonun orman kadastrosu yapma yetkisi olmadığı anlaşılırsa taşınmaz için geçerli bir orman kadastrosu bulunmadığı sonucuna ulaşılarak bu durumda hem en eski hem de dava tarihinden 15-20-25 yıl öncesine ait hava fotoğrafları incelenmek sureti ile taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı Kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; zilyetlikle veya hukuki değeri kalmamış olan tapu kayıtlarıyla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; keşifte, hakim gözetiminde, taşınmazın dört yönden renkli fotoğrafları çektirilip, onaylanarak dosyaya eklenmeli; yukarıda değinilen diğer belgeler fen, jeodezi ve fotogrametri ile uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp; orijinal-renkli (renkli fotokopi) hava fotoğrafları ve memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine eşitlenerek komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle çekişmeli taşınmaz, çevre parsellerle birlikte memleket haritası ve hava fotoğrafları üzerinde gösterilmeli; taşınmazın gerçek eğimi klizimetre aletiyle ölçülerek memleket haritalarındaki münhanilerden (yükseklik eğrilerinden) de faydalanılmak suretiyle belirlenmeli; stereoskopik hava fotoğraflarının stereoskop vasıtasıyla üç boyutlu incelemesi yapılarak, temyize konu taşınmazın niteliği ve kullanım durumu ile tasarruf sınırlarını belirgin olarak görünüp görünmediği belirlenmeli, taşınmazın üzerindeki bitki örtüsünün cinsi, yaşı, dağılımı, kapalılık oranı ile taşınmazın imar-ihyaya konu olup olmadığını, olmuş ise imar-ihyaya en erken ne zaman başlanıldığını ve imar-ihyanın hangi tarihte tamamlandığını, taşınmazın ekonomik amacına uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle zilyetliğine ne zaman başlanıldığını belirten müşterek imzalı, tereddüte mahal bırakmayacak şekilde, yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli ve dosyadaki belgeler ile karşılaştırıldığında denetime elverişli rapor alınmalıdır. Dava konusu taşınmazın orman sayılmayan ve zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden olduğunun belirlenmesi halinde, dava konusu taşınmazda kısmen veya tamamen imar ihyanın ne zaman tamamlandığı ve kazanımı sağlayacak zilyetlik şartlarının sağlanıp sağlanmadığı, önceki raporlardaki incelemeler de dikkate alınarak ve ortaya çıkacak çelişkiler giderilerek belirlenmelidir. Bu cümleden olarak; keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıklardan, taşınmazların öncesinin ne olduğu, kim veya kimler tarafından, hangi tarihten beri ve ne şekilde kullanıldığı, imar-ihya gerektiren yerlerden olup olmadığı, böyle yerlerden ise imar-ihyaya konu edilip edilmediği ve edilmiş ise imar-ihyasının hangi tarihte tamamlandığı hususları etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, komşu parsellerin tutanak ve dayanakları uygulanmalı; dava konusu taşınmazları sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı; yerel bilirkişiler ve tanıkların sözleri arasında doğabilecek çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılarak giderilmeye çalışılmalı; ziraat bilirkişisinden taşınmazın evveliyatını, toprak yapısını, niteliğini ve zilyetlikle mülk edinilebilecek yerlerden olup olmadığını, komşu taşınmazlarla karşılaştırmalı şekilde açıklayan, bilimsel esaslara ve somut verilere dayalı, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; fen bilirkişisinden ise, keşfi takibe ve denetlemeye olanak verir rapor ve kroki alınmalı, tanık ve yerel bilirkişi ifadeleri bilimsel esaslara ve maddi bulgulara dayanılarak hazırlanan söz konusu bilirkişi raporlarıyla denetlenmeli 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi uyarınca, adına tescil kararı verilecek kişi ya da kişiler ile diğer mirasçılar ve onların miras bırakanları adına aynı çalışma alanı içerisinde kayıtsız ve belgesizden başkaca taşınmaz mal tespit ya da tescil edilip edilmediği Tapu Müdürlüğü ve ilgili Kadastro Müdürlüğü ile Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürlüğünden sorulup, aynı Kanun'un 03.07.2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Değiştirilen 14/2. maddesi hükmü gözetilerek sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, Kanun'un getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanarak, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeplerle; Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 04.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! d7d8ed3c714b6002 9a0ff0a85ade2f3c

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi – Mart 2025 kararlarının tamamı