Yargıtay Kararları › Yargıtay 7. Hukuk Dairesi › Ekim 2025 › 2025/2959 E., 2025/4559 K.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2025/2959 E., 2025/4559 K. (23.10.2025) – Nafaka

Mahkeme
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/2959
Karar No
2025/4559
Karar Tarihi
23.10.2025
Konu
Nafaka, Tapu, Miras

7. Hukuk Dairesi 2025/2959 E. , 2025/4559 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/310 E., 2025/392 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Kocaeli 4. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2012/830 E., 2017/4 K. Bölge Adliye Mahkemesince Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararına uyularak verilen karar bir kısım davacılar vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin murisi ...’nun maliki olduğu 8848 parsel sayılı taşınmazını davalı Kuruma bağış suretiyle devrettiğini, bu tasarruf ile saklı paylarının ihlal edildiğini iddia ederek tenkisine karar verilmesini talep etmiş, taşınmazın müstakil parsel üzerinde tek bina olarak mevcut olması ve bölünmesinin imkânsız olması dikkate alınarak 4721 sayılı Kanun’un 564. maddesi uyarınca tenkis edilecek kısmın müvekkillerine para olarak ödenmesi gerektiğini ileri sürerek şimdilik 50.000,00 TL bedelin tahsiline karar verilmesini talep etmiş, yargılama aşamasında talebini her bir müvekkili yararına 3.618.348,33 TL olarak yükseltmiştir.

II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; murisin 26.12.2010 tarihinde öldüğünü, dava konusu taşınmazın müvekkili kuruma 24.02.2000 tarihinde hayır amacı ile bağışlandığını, bu nedenle zamanaşımı nedeniyle davanın reddi gerektiğini, davacıların, erkek kardeşleri olan ... ’na karşı da tenkis davası açtıklarını, bu nedenle sıra itirazında bulunarak dava konusu taşınmazın en son sırada tenkise tâbi tutulması gerektiğini, ayrıca murisin sağlığında davacılara da birtakım taşınmazlar bağışladığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 31.01.2017 tarihli ve 2012/830 Esas, 2017/4 Karar sayılı kararı ile; davanın kabulüne, her bir davacı için 253.010,00 TL alacağın 12.02.2016 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara ödenmesine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin 31.01.2017 tarihli ve 2012/830 Esas, 2017/4 sayılı kararına karşı süresi içinde davalı vekilinin istinaf başvurusunda bulunması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 05.04.2017 tarihli ve 2017/322 Esas, 2017/352 Karar sayılı kararı ile; ".... davaya konu kazandırıcı tasarrufun mirasbırakan tarafından saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yapılmadığı" gerekçesiyle davalı tarafın istinaf başvurusunun kabulüne ve İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Birinci Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin 05.04.2017 tarihli ve 2017/322 Esas, 2017/352 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacılar vekilinin temyiz isteminde bulunması üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 08.10.2019 tarihli ve 2017/2662 Esas, 2019/5109 Karar sayılı kararı ile; "...Dosya içeriği ve toplanan delillerden; mirasbırakan ...’nun maliki olduğu 8848 parsel sayılı taşınmazının intifa hakkını üzerinde bırakıp çıplak mülkiyetini 24.02.2000 tarihinde davalı Kuruma bağış suretiyle devrettiği, 1932 doğumlu murisin 26.12.2010 tarihinde öldüğü, geride mirasçı olarak kendisinden önce ölen ilk eşi ...’dan olma davacı kızları ..., ..., ..., ... ile dava dışı çocukları ..., ..., ... ve ...’den olma torunları ... ve ... ile dava dışı ikinci eşi ...’nın kaldıkları anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, mirasçılık ve mirasın geçişi mirasbırakanın ölüm tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir (4722 s. Türk Medeni Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun m. 17). Mirasbırakan 1.1.2002 tarihinden önce ölmüşse 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi hükümlerinin, 01.01.2002 tarihinden sonra ölmüşse 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun ilgili hükümlerinin uygulanması gerekir. Tenkis (indirim) davası, miras bırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlar arası kazandırmaların (bağış) yasal sınıra çekilmesini amaçlayan, öncesine etkili, yenilik doğurucu (inşai) davalardandır. Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul; mirasbırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Saklı payların zedelendiğinden söz edilmesi ise kazandırma konusu tereke ile kazandırma (temlik ) dışı terekenin tümüyle bilinmesiyle mümkündür. Tereke mirasbırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu malvarlığı kıymetleri ile iadeye ve tenkise tabi olarak yaptığı kazandırmalardır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur. Mirasbırakanın borçları, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin 743 sayılı Kanun uygulanacaksa bir aylık 4721 sayılı Kanun uygulanacaksa üç aylık nafakası, terekenin defterinin tutulması, mühürlenmesi, cenaze masrafları gibi giderler de pasifidir. Aktiften belirtilen borçların indirilmesi net terekeyi oluşturur. Tereke bu şekilde tesbit edildikten sonra mirasın açıldığı tarihteki fiyatlara göre değerlendirilmesi yapılarak parasal olarak miktarının tespiti gerekir (TMK m.564). Miras bırakanın 4721 sayılı Kanun'un 506. maddesinde belirlenen saklı paya tecavüz edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır. Tasarruf oranı aşılmış ise tasarrufun niteliğine göre icap ederse kazandırma işleminde, saklı payları zedeleme kastının bulunup bulunmadığı objektif (nesnel) ve sübjektif (öznel) unsurlar dikkate alınarak belirlenmelidir. Zira tasarruf oranını aşan her kazandırmada saklı payları zedeleme kastının varlığından söz edilemez. Mutlak olarak tenkise tâbi tasarruflarda (ölüme bağlı tasarruflar veya 4721 sayılı Kanun'un 565. maddesinin 1, 2 ve 3 bentlerinde gösterilenler) veya saklı payın ihlal kastının varlığı kesin olarak anlaşılan diğerlerinde özellikle muayyen mal hakkında tenkis uygulanırken 4721 sayılı Kanun'un 570. maddesindeki sıralamaya dikkat etmek davalı mahfuz hisseli mirasçılardan ise aynı Kanun'un 561. maddesinde yer alan mahfuz hisseden fazla olarak alınanla sorumluluk ilkesini gözetmek, dava konusu olup olmadığına bakılmayarak önce ölüme bağlı tasarruflarla davacının saklı payını tamamlamak, sonra sağlar arası tasarrufları dikkate almak gerekir. Bu işlem sırasında dava edilmeyen kişi veya tasarrufların tenkisi gerekeceği sonucu çıkarsa davacının onlardaki hakkını dava etmemesinin davalıyı etkilemeyeceği ve birden çok kişiye yapılan teberru tenkise tabi olursa 563. maddede yer alan, alınanla mütenasip sorumluluk kuralı gözetilmelidir. Davalıya yapılan tasarrufun tenkisine sıra geldiği takdirde tasarrufun tümünün değeri ile davalıya yapılan fazla teberru arasında kurulan oranda (Sabit Tenkis Oranı) tasarrufa konu malın paylaşılmasının mümkün olup olamayacağı (TMK m.564) araştırılmalıdır. Bu araştırma sonunda tasarrufa konu mal sabit tenkis oranında bölünebilirse bu kısımların bağımsız bölüm hâlinde taraflar adına tesciline karar verilmelidir. Tasarrufa konu malın sabit tenkis oranında bölünmezliği ortaya çıktığı takdirde sözü geçen 564. maddedeki tercih hakkı gündeme gelecektir. Böyle bir durum ortaya çıkmadan davalının tercih hakkı doğmadan davalının tercihini kullanması söz konusu olamaz. Daha önce bir tercihten söz edilmişse sonuç doğurmaz. O zaman davalıdan tercihi sorulmak ve 11.11.19 94... /4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca süratle dava konusu olup sabit tenkis oranına göre bölünemeyen malın, karar tarihindeki rayice göre değeri belirlenmeli ve bu değerin sabit tenkis oranıyla çarpımından bulunacak naktin ödetilmesine karar verilmelidir. Öte yandan, bilindiği ve 4721 sayılı Kanun'un 565/4 hükmünde düzenlendiği üzere mirasbırakanın saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yaptığı açık olan kazandırmalar tenkise tabidir. Somut olayda, dava konusu temlik bakımından mirasbırakanın saklı payı zedeleme kastı olup olmadığı yönünde 4721 sayılı Kanun'un 565/4 hükmü gereği araştırma yapılmamış, davacı taraf, dava dilekçesinde tanık deliline dayandığı hâlde tanık isimlerini bildirmek üzere süre verilmemiş, davalıya tercih hakkı kullandırılmamış ve taşınmazın keşif tarihinde belirlenen değerine sabit tenkis oranı uygulanmıştır. Hâl böyle olunca; Mahkemece yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde hareket edilmesi, davacılara tanıklarını bildirmesi hususunda süre verilmesi ve isimlerin bildirilmesi halinde tanık deliline dayanan davacı tanıklarının eksiksiz bir şekilde dinlenmesi, 4721 sayılı Kanun'un 565/4 hükmü uyarınca mirasbırakanın saklı payı zedeleme kastı ile hareket edip etmediğinin araştırılması, saklı payı zedeleme kastı ile hareket ettiği belirlenir ise yukarıdaki ilkeler uyarınca tenkis hesabı yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir..." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesince Birinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar Bölge Adliye Mahkemesinin 24.09.2020 tarihli ve 2019/1773 Esas, 2020/965 Karar sayılı kararı ile bozma ilâmına uyularak yapılan yargılama sonunda; dosya kapsamına göre murisin ölümünden on yıl önce dava konusu taşınmazın çıplak mülkiyetini bağışladığı, müteahhitlik yapan murisin birçok taşınmazın maliki ve mal varlığı sahibi olduğu, sağlığında davacı mirasçılar ile murisin ilişkisinin kesilmediği, bayramlarda murisi ziyarete devam ettikleri, davacılara muris tarafından devredilen taşınmazların bulunduğu, davacıların bu taşınmazların bedelini ödeyerek satın aldıklarına dair tanık anlatımlarına itibar edilemeyeceği, para ödenerek alındığına ilişkin bir delilin mevcut olmadığı, miras nedeniyle mirasçılar arasında açılan ve feragatle sonuçlanan davaların bulunduğu hususları dikkate alındığında mirasbırakanın bağışlama işlemi sırasında saklı payı ihlâl etmek kastıyla hareket ettiğinin ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. C. İkinci Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin 24.09.2020 tarihli ve 2019/1773 Esas, 2020/965 Karar sayılı kararı kararına karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 21.06.2021 tarihli ve 2020/3288 Esas, 2021/3430 Karar sayılı kararı ile; "...Dosya içeriği ve toplanan delillerden; mirasbırakan ...’nun maliki olduğu 8848 parsel sayılı taşınmazını intifa hakkını üzerinde bırakıp çıplak mülkiyetini 24.02.2000 tarihinde davalı kuruma bağış suretiyle devrettiği, 1932 doğumlu murisin 26.12.2010 tarihinde öldüğü, geride mirasçı olarak kendisinden önce ölen ilk eşi ...’dan olma davacı kızları ..., ..., ..., ... ile dava dışı çocukları ... ..., ..., ... ve ...’den olma torunları ... ve ... ile dava dışı ikinci eşi ...’nın(murisin ilk eşinin öz yeğeni) kaldıkları anlaşılmaktadır. Somut olayda, dinlenen davacı tanıkları ifadelerinde, mirasbırakanın, ölen ilk eşi ile evlilik birliği devam ederken 1990’lı yıllarda eşinin öz yeğeni ile ilişki yaşamaya başlaması nedeniyle mirasbırakan ile davacı çocuklarının arasının açıldığını ve mirasbırakanın çocuklarına mal bırakmak istemediğine dair beyanda bulundukları, diğer yandan mirasbırakanın en değerli malvarlığını hibe suretiyle temlik ettiği ancak ölünceye kadar intifa hakkını uhdesinde tuttuğu olguları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, temlikin saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yapıldığı sonucuna varılmaktadır. Hâl böyle olunca, mirasbırakanın saklı payı ihlal kastı ile hareket ettiği gözetilerek, önceki bozma kararında değinilen ilkeler uyarınca tenkis incelemesi yapılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir..." gerekçesiyle karar oy çokluğu ile bozulmuştur. D. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin 23.12.2021 tarihli ve 2021/1433 Esas, 2021/2009 Karar sayılı kararı ile önceki kararda yer alan gerekçenin yanında; bozma kararının mevcut delillerle iddianın kanıtlanamadığı gerekçesine dayalı olması nedeniyle sübuta ilişkin olduğu, maddi denetim içeren bozma kararlarının usul hukuku kurallarına aykırı olduğu, zira bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmeden önceki uygulamasında Yargıtayın ilk derece mahkemelerince verilen kararların maddi olaya uygun olup olmadığını da denetlediği, bu sebeple Yargıtayın iş yükünün arttığı ve gerçek amacını sağlamasına engel olduğu, yeni sistemde ise temyiz yoluyla ancak hukuka uygunluk denetimi yapabileceğinin düzenleme altına alındığı, dolayısıyla temyiz incelemesinde artık somut olayın yeniden incelenemeyeceği, diğer bir ifade ile Temyiz Mahkemesinin kararı ile "taraflar arasındaki uyuşmazlık" değil "uyuşmazlığı çözen mahkeme kararının kanuna ve usule uygun olup olmadığının" tespit edilmesi gerektiği, bu kapsamda Yargıtayın maddi vakıalara, yargılama kurallarının yanlış uygulanması dışında delil değerlendirmesine, alt derece mahkemesinin takdir hakkı ve benzeri hususlara ilişkin inceleme yapamayacağı, ayrıca alt derece mahkemesinin yerine geçerek ya da o anlama gelecek bir karar vermesinin de mümkün olmadığı gerekçesiyle bozma ilâmına direnilerek davanın reddine karar verilmiştir. D. Hukuk Genel Kurulu Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararına karşı davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Hukuk Genel Kurulunun 13.12.2023 tarihli ve 2022/1-1177 Esas, 2023/1237 Karar sayılı ilâmıyla; "...miras bırakan ...'nun 01.02.1932 doğumlu olup ölen ilk eşi ... ile olan evliliğinden davacı çocukları ..., ..., ..., ... ile dava dışı çocukları ..., ... ..., ... ve ... olmak üzere sekiz çocuğunun dünyaya geldiği, evlilik birliği devam ederken 1990’lı yıllarda eşinin abisinin kızı olan ... ile ilişki yaşamaya başladığı ve resmi nikah olmaksızın birlikte yaşadıkları, sonrasında resmi nikahlı eşi ...'nin 02.06.2008 tarihinde ölmesi ile 12.08.2008 tarihinde ... ile evlendiği, eşinin öz yeğeni ile yaşadığı ilişkiden dolayı gerek aile gerekse sosyal çevresince kınanan murisin çocukları tarafından da dışlandığı, kız çocuklarının babalarına daha büyük tepki gösterdiği, bu yaşananlar karşısında mirasbırakanın da çocuklarını mirasından mahrum bırakmakla tehdit ettiği, dinlenen davacı tanıklarının "mirasbırakanın çocuklarına mal bırakmak istemediğine" dair beyanda bulundukları, diğer yandan miras bırakanın terekesine bakıldığında mal varlığının çok büyük bir bölümünü oluşturan dava konusu taşınmazını intifa hakkını uhdesinde tutarak çıplak mülkiyetini davalı kuruma bağışladığı anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında yapılan işlemin davacıların saklı paylarını zedelemek kastıyla yapıldığının kabulü gerekmiştir. Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. E. Bölge Adliye Mahkemesince Hukuk Genel Kurulu Bozma ilamına Uyularak Verilen Karar Bölge Adliye Mahkemesinin 13.02.2025 tarihli ve 2024/310 Esas, 2025/392 sayılı kararıyla davanın kabulüne, her bir davacı için 3.618.348,33 TL tenkis alacağının davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Bir kısım davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; 1.1. Yargılama sürecinde dava konusu taşınmazda en son keşfin mahkemece 28.11.2014 tarihinde yapıldığını, aradan geçen sürede taşınmazın değerinin 20 kat arttığını, yeniden keşif yapılması talebinin usul ve kanuna aykırı olarak reddedildiğini, taşınmazda yeniden keşif yapılarak tenkis alacağının belirlenmesi gerekirken denkleştirici adalet ilkesi gereğince tenkis alacağının belirlenmesinin doğru olmadığını, 1.2. Müvekkilleri lehine vekâlet ücretinin yanlış takdir edildiğini ileri sürerek hükmün bozulmasını istemiştir. 2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle, 1.1. Murisin davacılara ivazsız devrettiği taşınmazların tenkis hesabında dikkate alınması gerektiğini, taşınmazların ivazsız devredildiğinin anlaşılamadığı gerekçesi ile tenkis hesabında dikkate alınmamasının usul ve kanuna aykırı olduğunu, 1.2. Davacıların, dava dışı kardeşleri aleyhine açtığı muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davasından 100.000,00 TL bedel karşılığında feragat ettiğini, bu bedelin tenkis alacağından mahsup edilmesi gerektiğini, 1.3. Murisin aktif terekesinin hatalı belirlendiğini ileri sürerek temyiz isteminde bulunmuştur. B. Değerlendirme ve Gerekçe 1. 4721 sayılı Kanun'un 560. maddesine göre, "Saklı paylarının karşılığını alamayan mirasçılar, mirasbırakanın tasarruf edebileceği kısmı aşan tasarruflarının tenkisini dava edebilirler". Buna göre tenkis davası, mirasçıların saklı paylarını elde edememiş olması hâlinde açılabilir. Saklı payın zedelenip zedelenmediği ise mirasın açıldığı tarihteki terekenin durumuna göre belirlenir. 2. Tereke; miras bırakanın ölüm tarihi itibari ile sahip olduğu ve mirasçılarına intikal edebilen mal, hak, alacak ve borçların tümüdür. Miras bırakanın tasarruf özgürlüğünün belirlenebilmesi için terekenin ölüm tarihindeki değerinin tespit edilmesi ve kanunda belirtilen değerlerin eklenip çıkarılmasıyla net terekenin hesaplanması ve bu değerden saklı paylar toplamının çıkarılması gerekir. 3. Tereke denildiğinde akla ilk olarak miras bırakanın ölüm tarihinde sahip olduğu ve mirasçılara intikali elverişli olan mal ve haklar gelse de; tasarruf nisabının belirlenmesinde esas alınan tereke, yalnızca aktif değerlerden ibaret değildir. Net terekenin hesaplanabilmesi için mirasbırakanın mal varlığının aktifine; denkleştirmeye tâbi tasarrufları (4721 sayılı Kanun'un 669. maddesi), tenkise tâbi sağlararası tasarrufları (4721 sayılı Kanun'un 508, 565. maddeleri) ile hayat sigortası satın alma bedeli (4721 sayılı Kanun'un 509, 567. maddeleri) değerlerinin terekeye eklenmesi gerekir. 4. 4721 sayılı Kanun'un 507/2 hükmü ile tasarruf nisabının hesaplanması için terekeden çıkarılması gereken değerler düzenleme altına alınmıştır. Hükme göre hesap yapılırken; miras bırakanın borçları, cenaze giderleri, terekenin mühürlenmesi ve yazımı giderleri, miras bırakan ile birlikte yaşayan ve onun tarafından bakılan kimselerin üç aylık geçim giderleri, terekeden indirilir. 5. Mirasbırakanın mevcut mal ve haklarına, yukarıda belirtilen değerlerin eklenip çıkarılması sonucunda farazi bir tereke değeri elde edilmiş olur ve ortaya çıkan bu değere tenkise esas tereke adı verilir. 6. Tereke bu şekilde tespit edildikten sonra mirasın açıldığı tarihteki fiyatlara göre değerlendirilmesi yapılıp parasal olarak miktarının tespiti gerekir. Tasarrufun saklı payı ihlal edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır. Ayrıca sabit tenkis oranı hesaplanırken de bu rakam esas alınır. 7. Uygulamada mirasbırakanın ölüm gününe göre bulunan tenkis oranına, sabit tenkis oranı denilmektedir. Özellikle tenkis konusu kazandırma bölünemeyecek bir mal ise, tenkisin aynen yapılması mümkün değildir. Bu durumlarda tenkis, kazandırmanın parasal değerine göre hesaplanır. Burada mirasbırakanın ölüm gününe göre tenkis edilecek miktarın, taşınmazın o günkü değerine oranı esas alınarak, bu oranın aynısının karar tarihine en yakın andaki taşınmazın değerine uygulanması suretiyle ödenecek miktar tespit edilir. 8. Sabit tenkis oranı hesaplanırken ayrıca 4721 sayılı Kanun'un 570. maddesindeki sıralamaya dikkat etmek, davalı saklı paylı mirasçılardan ise aynı Kanun'un 561. maddesinde yer alan saklı paydan fazla olarak alınanla sorumluluk ilkesini gözetmek, dava konusu olup olmadığına bakılmayarak önce ölüme bağlı tasarruflarla davacının saklı payını tamamlamak, sonra sağlar arası tasarrufları dikkate almak gerekir. Bu işlem sırasında dava edilmeyen kişi veya tasarrufların tenkisi gerekeceği sonucu çıkarsa davacının onlardaki hakkını dava etmemesinin davalıyı etkilemeyeceği ve birden çok kişiye yapılan kazandırma tenkise tâbi olursa 563. maddede yer alan, alınanla mütenasip sorumluluk kuralı gözetilmelidir. 9. Davalıya yapılan tasarrufun tenkisine sıra geldiği takdirde tasarrufun tümünün değeri ile davalıya yapılan fazla teberru arasında kurulan oranda (sabit tenkis oranı) tasarrufa konu malın paylaşılmasının mümkün olup olamayacağı (TMK 564. maddesi) araştırılmalıdır. 10. Bu araştırma sonunda tasarrufa konu mal sabit tenkis oranında bölünebilirse bu kısımların bağımsız bölüm hâlinde taraflar adına tesciline karar verilmelidir. 11. Tasarrufa konu malın sabit tenkis oranında bölünmezliği ortaya çıktığı takdirde, sözü geçen 564. maddedeki tercih hakkı gündeme gelecektir. Böyle bir durum ortaya çıkmadan davalının tercih hakkı doğmayacağından, davalının tercihini kullanması söz konusu olamaz. Daha önce bir tercihten söz edilmişse de sonuç doğurmaz. O zaman; davalıdan tercihi sorularak ve dava konusu olup sabit tenkis oranına göre bölünemeyen malın karar tarihindeki değeri belirlenmeli ve bu değerin sabit tenkis oranıyla çarpımından bulunacak nakdin ödetilmesine karar verilmelidir. 12. Somut uyuşmazlıkta; davacıların murisi tarafından sağlığında davalıya bağışlanan ... ili, ... ilçesi, 8848 parsel sayılı, tapu kaydında kargir ev ve dükkân, zeminde ise 1 bodrum + zemin + 5 normal kat + çatı katlı binada Bakırköy 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/123 Talimat sayılı dosyasından 12.02.2016 tarihinde İnşaat Mühendisi ve Gayrimenkul Değerleme Uzmanı bilirkişiler refakatiyle yapılan keşif sonucu dosyaya ibraz edilen 18.02.2016 tarihli bilirkişi raporunda 8848 parsel sayılı taşınmazın keşif tarihi itibariyle değerinin 7.834.140,00 TL olduğu belirlenmiştir. Hükme esas teşkil eden 25.11.2024 tarihli hesap bilirkişisi raporunda tasarrufa konu taşınmazın 18.02.2016 tarihi itibariyle tespit edilen değerine uygulanan sabit tenkis oranı sonucunda, tecavüz edilen saklı payın değerinin her bir davacı yönünden 244.170,92 TL olduğu, Türkiye İstatistik Kurumu'nun üretici fiyat endeksindeki artışlar dikkate alınarak rapor tarihindeki güncel tutarın her bir davacı için 3.618.348,33 TL olduğu belirlenmiştir. 13. Mahkemece yeniden keşif yapılmaksızın, davacıların murisince davalıya bağışlanan taşınmazın 2016 yılı değerinin üretici fiyat endeksi artışlarına göre 2024 yılına güncellenerek tenkis alacağına hükmedildiği anlaşılmıştır. Hâl böyle iken yukarıda anlatılan usulde tenkis alacağının hesaplandığını söyleme imkânı bulunmamaktadır. Mahkemece yapılacak iş, 4721 sayılı Kanun'un 564/2 hükmüne uygun olarak 8848 parsel sayılı taşınmazın karar tarihine en yakın olacak değerinin tespit edilerek, belirlenecek miktarın sabit tenkis oranıyla çarpılması suretiyle bulunacak değer üzerinden tenkis alacağına hükmetmek olmalıdır. Hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.

VI. KARAR Yukarıda belirtilen sebeplerle temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Tarafların sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine, Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23.10.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi – Ekim 2025 kararlarının tamamı