7. Hukuk Dairesi 2024/5045 E. , 2025/3051 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2024/375 E., 2024/491 K. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar asıl ve birleştirilen davada davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 17.06.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde temyiz eden asıl ve birleştirilen davada davacı vekili Avukat ... ile diğer taraftan davalılar ... ve ... vekili Avukat... geldiler. Başkan gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Gelenlerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra açık duruşmanın bittiği bildirildi. İşin incelenerek karara bağlanması için Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili asıl ve birleştirilen davadaki dava dilekçesinde; mirasbırakan ... 'nun ölmeden önceki son arzularının sözlü vasiyetnameye konu olduğunu, mirasbırakanın şahitlere sözlerini belirttikten sonra şahitlerin başvurusu üzerine vasiyetnamenin açılıp okunduğunu, mirasbırakanın vasiyetnamede Rize ..., ... Mahallesindeki konağın tüm ihtiyaçları için mirasının kullanılmasını, bu iş ile de kendisinin ilgilenmesini vasiyet ettiğini, saklı paya sahip olmayan davalıların, vasiyetnamenin açılmasını takiben aleyhine vasiyetnamenin iptali davası açtıklarını, davanın reddedildiğini ve kesinleştiğini, mirasbırakanın maliki olduğu taşınmaz ile banka hesabının bulunduğunu, bu taşınmazlardan ... ada ... parsel sayılı taşınmazdaki 11 numaralı bağımsız bölümün davacılar tarafından intikal yapılmak suretiyle dava dışı üçüncü kişiye satıldığını, davalıların mirasbırakana ait hesaptan da para çektiklerini, bu bedellerin davacıya verilmesi gereken bedeller olduğunu, davalıların mal kaçırma kastına yönelik davranışlarının olduğunu açıklayarak, fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla, vasiyetnamenin yerine getirilmesi ile şimdilik taşınmaz yönünden 115.000,00 TL'nin ve banka hesabı yönünden 350.000,00 TL’nin yasal faizi ile birlikte davalılardan yasal miras hisseleri oranında alınarak tarafına verilmesini ve anılan miktara hesaptan çekilme tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine karar verilmesini talep etmiş, 25.05.2015 tarihli ıslah dilekçesi ile asıl davada 115.000,00 TL olan alacak 255.000,00 TL arttırılarak 370.000,00 TL'nin devir tarihi olan 08.04.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP 1. Davalı ... ve ... vekili cevap dilekçesinde; davacının sanki atanmış bir mirasçı sıfatıyla alacak davası niteliğinde dava açtığını, ancak sözlü vasiyetnamede murisin terekesindeki Çamlıhemşin'deki konağın bakım ve ihtiyaçlarının giderilmesi için yetkilendirilmiş biri olduğunu, bu şekilde alacak davasının açılmasının mümkün olmadığını, şayet tereke ile ilgili bir davanın açılması söz konusu ise davanın tereke hâkimliğinde ikame edilmesi gerektiğinden Mahkemenin görevsiz olduğunu, davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini, bahsi geçen konakla ilgili mal sahiplerinin turistik otel ve tesis yapılması ve bu şekilde işletilmesi yönünde bir sözleşme yaptıklarını, dolayısıyla sözlü vasiyetnamenin temelinin çöktüğünü belirterek davanın reddini istemiştir. 2. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davacının alacağı bulunmadığını, davacının tereke üzerinde mirasçılık hakkının da bulunmadığını, hak sahibi olmadığından alacak davası ikame edemeyeceğini, davacı vasiyetle görevli kılındığını iddia etmekte ise bunun terekeye ilişkin bir dava olarak görülmesi gerektiğinden Mahkemenin görevsiz olduğunu, İstanbul Mahkemesinin yetkili olduğunu, vasiyetnamenin iptali talepli davada kesinleşen kararın vasiyetnamenin şekli özelliklerinin yerinde olduğuna dair bir karar olduğunu, davacının sadece malların bakım ve korunmasını yüklendiğinin saptandığını, davacının vasiyetnameyle mülkiyet hakkını elde etmediğini, murisin de böyle bir arzusu olmadığını, vasiyetnamenin uygulanabilmesinin hem teknik hem de hukuki açıdan imkansız olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 06.06.2017 tarihli ve 2014/72 Esas, 2017/184 Karar sayılı kararıyla; asıl ve birleştirilen dava yönünden davacının sınırlı yetkili vasiyeti tenfiz memuru olduğu, mülkiyeti mirasçılara ait taşınmazın satış bedelini ve tereke parasının kendisine ödenmesini isteme hak ve yetkisinin olmadığı, davacının sınırlı vasiyeti tenfiz memuru olarak miras hukuku boyutunda bağımsız yükleme dolayısıyla mirasbırakan tarafından istenen amacın yerine getirilmesini isteyebileceği ve davada mirasçılara miras yoluyla intikal eden taşınmazın satış bedelini ve tereke parasının kendisine ödenmesini isteme hususunda sıfatının bulunmadığı; sıfatın dava konusu subjektif hak ile taraflar arasındaki ilişki olup, esasa ilişkin olduğu gerekçesiyle asıl ve birleştirilen dava yönünden sıfat (husumet) yokluğundan (esastan) davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin 06.06.2017 tarihli kararına karşı süresi içinde davacı ve davalılar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 14.02.2019 tarihli ve 2018/980 Esas, 2019/157 Karar sayılı kararıyla; vasiyetname içeriğine göre davacının atanmış mirasçı veya vasiyeti tenfiz memuru atanmadığına, vasiyetnamede yasal mirasçıların terekeyi paylaşmasına veya tereke malları üzerinde tasarruflarına bir sınırlandırma getirilmediğine göre davacıya vasiyetname ile verilen görevin ölüm sonrasına etkili vekâlet olduğu, davacının bu sıfatı nazara alındığında yasal mirasçıların tasarrufunda bulunan taşınmaz bedeli veya banka mevduatının mirasçılardan tahsili ile tarafına ödenmesi yönünde aktif dava ehliyetinin bulunmadığı, murisin konağın bulunduğu taşınmazın tamamına malik olmayıp eşinden gelen hisse miktarı nazara alındığında ve diğer pay sahiplerinin taşınmazla ilgili tasarrufi işlemlerde bulunabileceği düşünüldüğünde, yasal mirasçıların murisin diğer malları üzerinde tasarrufta bulunmama gibi bir hâlin kendilerinden beklenemeyeceği; İlk Derece Mahkemesinin davanın aktif dava ehliyeti yokluğundan reddine ilişkin kararının sonuç itibarıyla doğru olduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 14.02.2019 tarihli ve 2018/980 Esas, 2019/157 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalılar vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 27.10.2020 tarih ve 2019/2952 Esas, 2020/6130 Karar sayılı ilâmında; dava konusu vasiyetnamenin iptali davasında eldeki dava davacısı, davalı mevkiinde değerlendirilerek kendisine pasif husumet ehliyeti tevcih edildiği, vasiyetnamenin ise, sözlü vasiyetname olarak değerlendirilip iptal talebinin reddedildiği, kesinleşen vasiyetnamenin iptali kararının nazarı dikkate alınarak, davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, davacının aktif husumet ehliyetinin olmadığından bahisle davanın usulden reddine yönelik yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediği, bozma kapsamına göre, tarafların sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmediği gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin 21.01.2022 tarih ve 2020/557 Esas, 2022/35 Karar sayılı kararı ile dosya kapsamında hukuken geçerli ve uygulanması gereken bir vasiyetnamenin söz konusu olduğu, davacının vasiyetnameyi yerine getirmekle görevli olduğu, taşınmazın terekeden çıkmasına sebep olan davalıların yaptığı işlem sonucu sebepsiz zenginleştikleri, bu nedenle iade yükümlülüklerinin bulundukları gibi oluşan zarar olması hâlinde bu zararı da karşılamaları gerektiği gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, birleştirilen davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak verilen kararı süresi içerisinde davalılar vekilleri temyiz etmiştir. C. İkinci Bozma Kararı İlk Derece Mahkemesinin 21.01.2022 tarih ve 2020/557 Esas, 2022/35 Karar sayılı kararına karşı davalılar vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Dairemizin 05.12.2023 tarih ve 2022/6407 Esas, 2023/5980 Karar sayılı ilâmında; davalıların mirasbırakanın yasal mirasçısı olarak mirasbırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak kazandıkları, Mahkemece davanın kabulü ile mirasçının vefatından sonra terekede bulunan 11 numaralı bağımsız bölüm ile bankadan çekilen paraların mirasçılardan alınarak sınırlı yetkili vasiyeti yerine getirme görevlisine verilmesi doğru olmadığı, davacının çekilen para ve taşınmazın satış bedeli üzerinde miras hakkına dayalı bir payı bulunmadığı, vasiyetname içeriğine göre konağın bakılıp korunması için giderler terekeden karşılanacak ise de, vasiyeti yerine getirme görevlisi tarafından görevini yerine getirme amacıyla yapılmış bir masrafın olduğu belirtilmediği, henüz vasiyete konu konağın idamesi için gerekli masraf ve giderler yapılmadan yahut belirlenmeden davalıların miras payına müdahale edecek şekilde belirlenen miktarların davalılardan alınarak davacıya verilmesine ilişkin karar verilmesinin doğru görülmediği gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir. D. İlk Derece Mahkemesince İkinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; henüz vasiyete konu konağın idamesi için gerekli masraf ve giderler yapılmadan yahut belirlenmeden davalıların miras payına müdahale edecek şekilde belirlenen miktarların davalılardan alınarak davacıya verilmesine ilişkin karar verilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle asıl ve birleştirilen davaların reddine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili duruşma istemli temyiz dilekçesinde; Mahkemece bozmaya uyulduğu hâlde gerekleri yerine getirilmeden karar verildiğini, müvekkilinin konak için yaptığı masraflara ilişkin delillerini sunmasına süre verilmeden eksik inceleme ile karar verildiğini, hukuki dinlenilme haklarının ihlal edildiğini, bozma ilâmının kesin bozma gibi değerlendirilerek karar verildiğini, bozma ilâmındaki gerekçesinin karara doğrudan gerekçe yapıldığı, İlk Derece Mahkemesince başkaca bir gerekçeye yer verilmeksizin adil yargılanma haklarını ihlal eder suretle karar verildiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının müvekkili lehine bozulması istemi ile temyiz yasa yoluna başvurmuştur. B.Değerlendirme ve Gerekçe Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, sınırlı yetkili vasiyeti tenfiz memurunun vasiyeti yerine getirme amacıyla mirasçılara intikal eden tereke malının iadesi istemine ilişkindir. 1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; asıl ve birleştirilen davada davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Asıl ve birleştirilen davada davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Yargıtay duruşma vekâlet ücreti olan 28.000,00 TL'nin davacıdan alınarak davalılar ... ve ...'e verilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,17.06.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.