7. Hukuk Dairesi 2024/4673 E. , 2025/2862 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1894 E., 2024/1501 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/603 E., 2023/98 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 27.05.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde temyiz eden davalı asil ... ... ile vekili Avukat ..., karşı taraftan davacı Hazine vekili Avukat ... geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Gelenlerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra açık duruşmanın bittiği bildirildi. İşin incelenerek karara bağlanması için Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA VE BİRLEŞTİRİLEN DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; mülkiyeti Hazineye ait 623 parsel sayılı taşınmaz üzerinde 835 yatak kapasiteli 4 yıldızlı otel ve 1.sınıf tatil köyü yapılmak amacıyla Kültür ve Turizm Bakanlığınca davalı şirket adına 04.07.1988 tarihinde başlamak üzere 49 yıl süreli kesin tahsis yapıldığını ve bu hakkın 07.09.1989 tarih 7944 yevmiye numaralı resmi senetle tapuya tescil edildiğini, davalı şirket tarafından verilen ek sürelere rağmen taahhütler yerine getirilmediğinden kesin tahsisin iptaline karar verildiğini ve bu kararın kesinleştiğini, hukuki dayanağı kalmayan ve rıza ile terkini sağlanamayan üst hakkının Medeni Kanun hükümlerine göre tapudan terkini gerektiğini belirterek üst hakkının tapuda terkinine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı Maliye Hazinesi vekili birleştirilen ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/32 Esas sayılı dosyasında sunduğu dava dilekçesinde özetle; davalı şirket lehine verilen kesin tahsisin iptali nedeni ile Kamu Taşınmazlarının Turizm Yatırımlarına Tahsisi Hakkındaki Yönetmelik hükümleri gereğince cari yıl kesin tahsis bedelinin %25'i olan 116.450,67 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; üst hakkın iptali için öngörülen koşulların somut olayda gerçekleşmediğini, davacının da resmi senet ile yüklendiği edimlerin hiçbirini yerine getirmediğini, müvekkilinin Kültür ve Turizm Bakanlığı Yatırım ve İşletmeler Genel Müdürlüğünün 11.06.2015 tarih ve 114982 sayılı yazısı ile "4916 sayılı Yasanın geçici 2. Maddesinden yararlanılarak gerçekleştirilen kesin tahsis ihyasının iptaline ilişkin işleme karşı açılan davadan feragat edilmesi" gerekçe gösterilerek Kültür ve Turizm Bakanlığınca kesin tahsisin iptal edildiğini, 24.04.1994 tarihinde üst hakkı tescilinin hukuksuz şekilde şirkete herhangi bir bilgilendirme yapılmadan iptal edildiğini, başvuru üzerine Tapu ve Kadastro Baş Müfettişlerince yapılan tespitlerde üst hakkının hukuka aykırı olarak terkin edildiğini, üst hakkının aradan 20 yılı aşkın süre geçtikten sonra ancak 13.08.2014 yılında tescil edildiğini, diğer yandan inşaatın yatırım sınırı olan %15'Iik bölümün ilk süreçlerden itibaren tamamlandığı mahkemece atanan bilirkişilerin raporlarında açık olarak vurgulanmasına ve tahsislerin iptal edildiği ifade edilmesine rağmen bu güne kadar yatırmış olduğu teminatların da iade edilmediğini, dava dilekçesinde yer alan 116.450,67 TL tazminat talebinin hukuken davalı müvekkilinden talep edilemeyeceğini, üst hakkının tescilinin terkin edildiği 24.04.1994 tarihinden, şirketin itirazı üzerine yeniden tescil edildiği 13.08.2014 tarihine kadar inşaat için Turizm Bakanlığınca şirkete verilen sürelerde şirket adına herhangi bir irtifak hakkı tescilinin bulunmadığını, bu nedenle yapılaşmaya gidilmesindeki fiili ve hukuki imkansızlık olduğunu, inşaat ruhsatı alınıp inşaata başlayabilmek için üst hakkının tapu kayıtlarında tescilinin gerektiğini, taşınmazın ilk kez tahsis edildiği tarihte 28.07.1988 tarihinde düzenlenen ve daha sonra iptal edilen ve tarihten bu yana bir çok talebe rağmen bir daha düzenlenmeyen Kesin Tahsis Belgesi'nin bulunmadığını, tüm bu hususların Kamu Arazilerinin Turizm Yatırımlarına Tahsisi Hakkında Yönetmeliğin 17. Maddesinin 7. Bendinde yer alan "kamudan kaynaklanan ve Bakanlıkça kabul edilebilir idari ve hukuki uyuşmazlıklardan doğan sebeplerle yatırıma başlanamaması veya yatırımın gerçekleştirilememesi" durumu kapsamında kaldığı ve değerlendirilmesi gerektiğini, bu nedenle somut olayda davacı Hazine'nin resmi senet ile yüklendiği edimleri yerine getirmediği belirtilerek haksız davanın reddine karar verilmesini talep etmiş, birleşen davaya karşı sunduğu cevap dilekçesinde ise özetle; müvekkili ile davacı arasında düzenlenen resmi senette talep edilen tazminatın ödeneceğine dair bir hüküm bulunmadığını, dava dilekçesinde belirtilen yönetmelik hükmünün ise 30.12.2016 tarihinde yürürlüğe girdiğini, sonradan yapılan bu düzenlemenin müvekkiline uygulanmasının mümkün olmadığını, bir an için mümkün olduğu düşünülse dahi mücbir ve kamudan kaynaklanan ve bakanlıkça kabul edilebilir idari ve hukuki uyuşmazlıklardan doğan sebepler dışında yatırımcının yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeni ile tahsisin iptal edilmesi halinde söz konusu tazminatın istenebileceğini, yönetmelikte belirtilen ayrık halin müvekkili yönünden geçerli olduğunu belirterek birleşen davanın da reddine karar verilmesini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; asıl davanın kabulüne, birleşen davanın kısmen kabulüne, Antalya ili, ... ilçesi, ... Mahallesi 623 parselde bulunan taşınmaz üzerindeki davalıya tahsisli üst hakkının iptaline, üst hakkının tapudan terkinine, 93.163,54 TL tazminatın 6183 sayılı Kanun'un 51. maddesine göre hesaplanan gecikme faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine; alacağa 15.01.2019 tarihinden itibaren faiz uygulanmasına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili cevap dilekçesindeki beyanlarını aynen tekrar ederek; üst hakkının temelinin 07.09.1989 tarihli tapu resmi senedi olduğunu, bu resmi senedin tarafların karşılıklı hak ve borçlarını düzenleyen bir özel hukuk sözleşmesi olduğunu, sözleşme tarafı idarenin kendi iç ilişkisi içinde aldığı sözleşmeyi fesih kararlarının (tahsisin iptali yolundaki idari işlemlerin) idari yargı denetiminden geçmiş ve kesinleşmiş olmasının sözleşme tarafı idarenin sözleşmeyi fesih, sona erdirme iradesinin hukuken ortaya konulmasından ibaret olduğunu, idarenin feshetme, sona erdirme iradesinde haklı olup olmadığını, üst hakkının dayanak sözleşmede yer alan veya TMK'de bu konuda öngörülen fesih ve sona erme koşullarının, her somut olay bazında, sözleşme hükümleri çerçevesinde ve sözleşmeler hukuku temelinde, görevli ve yetkili mahkemelerce incelenmesi, değerlendirilmesi, araştırılması ve hasıl olacak sonuca göre hüküm oluşturulması gerektiğini, aksi halin adli yargıyı idarenin bir tasdik makamı konumuna sokacağını, tahsis iptali kararının kesinleşmiş olmasının üst hakkının dayanaksız kaldığı şeklindeki yaklaşımın hukuka aykırı olduğunu, sözleşmenin 16. maddesinde irtifak hakkının iptalini gerektiren nedenlerin sayıldığını, müvekkili şirkete yatırım aşamasında herhangi bir yatırım belgesi düzenlenmediği gibi, tesis inşaatı da davalı idarenin engellemeleri nedeni ile bitirilemediğinden herhangi bir işletme belgesi de düzenlenmediğini, tüm taleplerine rağmen kendisine tahsis belgesi dahi verilmediğini, dava dilekçesinde hak tesisi sonrasında yükümlülüğe veya yasaklamaya uyuşmadığı konusunda bir iddiasının da bulunmadığını, sözleşmeye dayalı tek bir husus ileri sürüldüğünü bunun da irtifak hakkının terkini ve tesisi arasında ve sonrasında irtifak hakkı bedeli ödenmediği iddiası olduğunu, hakkın tapudan res'en terkini ile yeniden re'sen tesisi arasında geçen süreye ilişkin olarak davacı Hazinenin sözleşmeden kaynaklanan yıllık irtifak bedellerinin ödenmediği iddiasını ileri sürdüğü ve mahal mahkemesinin 2017/295 ve 2015/685 Esas sayılarında halen temyiz aşamasında olan derdest davalar bulunduğunu, her iki davada da ilk derece mahkemesinin Hazine taleplerini reddettiğini, bu iki davanın eldeki dava için bekletici mesele yapılması talebinin de dikkate alınmadığını, hakkın tapuya yeniden re'sen tesisi sonrasına ilişkin alacak iddiasının ise eldeki dava için bir sözleşme ihlaline delalet etmeyeceğini, sözleşmede davacı Hazinenin yüklendiği edimlerin hiçbirini yerine getirmemiş olduğu savunmalarını ve buna ilişkin delillerini inceleme ve değerlendirme dışı bıraktığını, taşınmazı üzerinde mevcut irtifak ve üst hakkı tesisini gerçekleştirmeyen veya mevcudu kaldıran ve buna bağlı olarak hakkın kullanımı koşullarını yaratmaktan çekinen veya kaldıran malik Hazinenin, sözleşmede yer alan bu temel edimini yerine getirmemesine rağmen hakkın terkinini talep etmesini hukukun korumayacağını, Hazine, tesis ettiği üst hakkına konu davalı haklarının elde edilebilmesi için zorunlu olan kesin tahsis belgesini, davalı taleplerine rağmen düzenlemediği gibi, 1994 yılından 2014 tarihine kadar da tapuda bir irtifak ve üst hakkı da tesis etmediğini, 24.04.1994 yılında, arazinin tapusu niteliğinde olan üst hakkı tescilinin, hukuksuz şekilde şirkete herhangi bir bilgilendirme yapılmadan iptal edildiğini, Tapu ve Kadastro Baş Müfettişlerince yapılan tespitlerde üst hakkının hukuka aykırı olarak terkin edildiğinin resmi kayıtlara geçtiğini, üst hakkının aradan 10 yılı aşkın süre geçtikten sonra ancak 13.08.2014 yılında yeniden tescil edilebildiğini, 20 yılı aşkın bir süre zarfında üst hakkı tescilli olmayan Hazineye ait bir arazide inşaatına başlanılmaması hususunun, tüm süreçlerde, sanki üst hakkı tescilli de inşaata başlanmıyor şeklinde lanse edildiğini, davalı şirketin bu konuda kapasitesi yok görüntüsü verilmeye çalışıldığını, bu vesile ile sürekli tahsisin iptali ve ayrıca yeniden başka şirketlere aktarılması yönünde yoğun bir çaba sarfedildiğini, tahsise ait tapu sicilinin şirket üzerinden haksız yere geri alınarak tahsisin tescilsiz bırakıldığı ve tescil olmadan inşaat ruhsatının alınmasının imkansız olduğu ve dolayısı ile inşaata başlamanın da bu nedenle mümkün olamayacağını, diğer yandan inşaatın yatırım sınırı olan %15'lik bölümün ilk süreçlerden itibaren tamamlandığının bilirkişi raporlarında tespit edildiğini, tahsislerin iptal edildiği ifade edilmesine rağmen bu güne kadar yatırmış olduğu teminatların da iade edilmediğini, tahsis işleminden sonra Turizm Bakanlığınca istenilen, inşaatın %15'inin bitirildiğinin mahkemece tespit edildiği, üst hakkının hukuksuz olarak terkin edildiği tarih ile yeniden tescil edildiği tarihler arasında irtifak hakkı tecilinin bulunmadığı, inşaat ruhsatı alınıp inşaata başlayabilmek için üst hakkının tapu kayıtlarında tescilinin gerektiği, taşınmazın ilk kez tahsis edildiği tarihte düzenlenen ve daha sonra iptal edilen ve o tarihten bu yana bir çok talebe rağmen bir daha düzenlenmeyen kesin tahsis belgesinin bulunmadığı, tüm bu hususların Kamu Arazilerinin Turizm Yatırımlarına Tahsisi Hakkında Yönetmeliğin 17. maddesinin 7. bendinde yer alan "kamudan kaynaklanan ve Bakanlıkça kabul edilebilir idari ve hukuki uyuşmazlıklardan doğan sebeplerle yatırıma başlanamaması veya yatırımın gerçekleştirilememesi" durumu kapsamında kaldığını, davacı Hazinenin resmi senet ile yüklendiği edimleri yerine getirmediğini, bu nedenle müvekkilinden edimini talep hakkının bulunmadığı, yargılama sırasında Anayasa Mahkemesinin 12.09.2019 tarih 2016/15702 sayılı kararının sunulduğunu, davalı müvekkilinin başvurusu ile ilgili olarak " Başvurucu ... Turistik Yatırımlar Ticaret ve Sanayi A.Ş.nin ihlal iddiaları yönünden; mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna" karar verildiğini, davacının tazminat talebinin kabul edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, bilirkişi raporuna rağmen, aksi yolda herhangi bir gerekçeye de yer vermeksizin talebin kabul edildiğini, hükmolunan tazminat tutarına faize hükmedilmesinin de gerek resmi senede ve davacı dayanağı Yönetmeliğe gerekse taleple bağlılık ilkesine aykırı olduğunu, davacı Hazinenin faiz veya gecikme faizi talebi olmadığını, sözleşmenin hiçbir yerinde 17. maddeye göre uygulanacak cezaya faiz işletileceği yolunda bir düzenleme olmadığını, ayrıca ne taraflar arasındaki sözleşmede ne de davacı dayanağı Yönetmelikte ceza veya tazminat uygulanacağı ve uygulanacak faiz veya gecikme faizinin 6183 sayılı Yasa'nın 51. maddesinde öngörülen faiz olacağına ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmadığını, birleşen dava talebi için hükmolunan tutara faiz işletilmesinin de hukuka aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, üst hakkının tapudan terkini birleşen dava ise tazminat istemine ilişkindir. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Yargıtay duruşma vekâlet ücreti 28.000,00 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 27.05.2025 tarihinde kesin olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 7214237cd1e34c26 b8a73999aa6ea43b