Yargıtay Kararları › Yargıtay 7. Hukuk Dairesi › Mayıs 2025 › 2024/4523 E., 2025/2714 K.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2024/4523 E., 2025/2714 K. (21.05.2025) – Tapu

Mahkeme
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/4523
Karar No
2025/2714
Karar Tarihi
21.05.2025
Konu
Tapu, Miras

7. Hukuk Dairesi 2024/4523 E. , 2025/2714 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/2356 E., 2024/2554 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Samsun 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/1009 E., 2024/703 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin el birliği hâlinde malik olduğu dava konusu bağımsız bölümü davalının kullandığını, gönderilen ihtarnameye müvekkillerinin murisi ile yaptığı kira sözleşmesinin mirasçıları bağlayacağı şeklinde cevap verildiğini ileri sürerek, davalının taşınmaza el atmasının önlenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde, müvekkilinin davacıların murisi ile Ekim 2020 tarihinde yaptığı kira sözleşmesine dayalı olarak taşınmazı kullandığını, 15.11.2020 tarihinden itibaren aylık kira bedelini davacılardan ...'ın banka hesabına kira açıklaması ile havale ettiğini, davacının da kira bedellerini tahsil ettiğini, müvekkilinin taşınmazı 14.11.2022 tarihine kadar çekişmesiz şekilde kiracı olarak kullandığını, davacı ...'nin konut kiralarındaki artış nedeniyle kira bedelini artırmak istediğini ancak müvekkilinin kabul etmemesi nedeniyle anlaşamadıklarını, müvekkilinin kiraya verenin ölümünü geç öğrendiğini, mirasçılarını çekilen ihtarname ile öğrendiğini ve kira bedellerini davacıların adreslerine konutta ödemeli olarak gönderdiğini ancak teslim almadıklarını, taraflar arasında kira ilişkisi bulunduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı konutu kira sözleşmesine dayalı olarak kullandığını savunmuş ise de davacılar murisi ... ile yapıldığı iddia edilen kira sözleşmesinin ...’nın öldüğü tarihten sonra yapılmış olduğu, tüm mirasçıların katılımı ile düzenlenmiş yasal, hukuken geçerli bir kira sözleşmesi bulunmadığı, davalı tarafından kira ilişkisine icazet verildiğini ispata elverişli kanıt getirilmediği, davalı tarafça teklif edilen yeminin davacılar tarafından eda edilerek kira ilişkisi bulunmadığının beyan edildiği, davalının dava konusu taşınmazı sözlü yargılama için tayin edilen duruşma gününden önce tahliye ettiği, davanın konusunun kalmadığı, mevcut koşullarda davalının dava açılmasına sebebiyet verdiği gerekçesiyle konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve delillerin takdirinde ve değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, İlk Derece Mahkemesince konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesinde ve hükmün fer'ilerinde usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde, davanın mülkiyet hakkına el atma değil, zilyetliğe yapılan el atmanın önlenmesi olarak ele alınması gerektiğini, davacının mülkiyet hakkına dayanarak el atmanın önlenmesini istediğini, müvekkilinin ise emlakçının düzenlediği kira sözleşmesine dayandığını, taraflar arasındaki uyuşmazlığın mülkiyet hukukundan değil zilyetlik hukukundan doğduğunun, bu nedenle Mahkemenin görevsiz olduğunu, müvekkilinin kira ilişkisi içinde olduğunu düşünerek 24 ay kira bedeli ödediğini, tapu malikinin öldüğünden haberi olmadığını, müvekkili aleyhine 212.000,00 TL vekâlet ücretine hükmedilmesinin dosya kapsamı ile bağdaşmadığını, vekâlet ücretinin hatalı hesaplandığını taşınmaz anahtarının emlakçı tarafından müvekkiline teslim edildiğini, müvekkilinin iyi niyetli olduğunu, davanın esasını ve görevi etkileyecek bilgiye sahip olan tanık ...'ün tanık olarak dinlenmemesinin usule aykırı olduğunu, ... hakkında başlatılan savcılık soruşturmasının sonucunun beklenmesi gerektiğini, ... ile müvekkilinin konuşmalarını içeren HTS kayıtları delil olarak bildirilmesine rağmen getirtilmediğini, ...'ın Mahkemede yalan yemin ettiğini, eksik inceleme ile karar verildiğini, müvekkilinin davanın açılmasına davalının sebebiyet vermediğini ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Taraflar arasındaki uyuşmazlık, mülkiyet hakkına dayalı el atmanın önlenmesi istemine ilişkindir. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 21.05.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y Uyuşmazlık, müdahalenin men'i talebine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince (İDM) müdahalenin men'i talebi konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına, davalı davanın açılmasına sebebiyet verdiğinden dava konusu taşınmazın değeri üzerinden 29.885,62TL harç ve 212.000,00TL vekâlet ücretinden sorumlu olması yönünde hüküm kurulmuştur. Kararın istinafı üzerine istinaf talebi esastan reddedilmiş, temyiz başvurusu üzerine Dairemizin Sayın Çoğunluğunca da anılan hüküm onanmıştır. Sayın Çoğunluk ile aramızda oluşan uyuşmazlık söz konusu müdahalenin men'i davasında esas alınması gereken dava değerinin ne olduğu, bir başka ifadeyle söz konusu davanın taşınmazın aynına ilişkin bir dava olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Sayın Çoğunluk müdahalenin men'i davalarının tümünün kategorik olarak taşınmazın aynına ilişkin dava olduğunu ve bu davalar yönünden 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 16. maddesi uyarınca taşınmazın değeri üzerinden nispi harca ve vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini benimsemektedir. Kanaatimizce ise müdahalenin men'i davalarının tamamının kategorik olarak taşınmazın aynına ilişkin dava olarak kabul edilmesi doğru olmayıp taraflar arasındaki ihtilafın niteliğine göre davanın taşınmazın aynına ilişkin olup olmadığının saptanması gerekmektedir. Aşağıda bu görüşün dayanağı açıklanmaya çalışılacaktır. 492 sayılı Kanun'un "Değer" başlıklı 16. maddesinin birinci fıkrası şöyledir: "Değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır. Müdahelenin men'i, tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda gayrimenkulün değeri nazara alınır." Buna göre gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda harcın gayrimenkulün değeri nazara alınarak belirleneceği açıktır. Bir başka ifadeyle anılan hükümle taşınmazın değerinin esas alınacağı davalar tek tek sayılmak suretiyle değil bazı örnekler verilmek suretiyle ama nihai kertede temel kıstas gayrimenkulün aynına taalluk eden dava olarak belirlenmiştir. Burada dikkat edilecek husus hükümde müdahalenin men'i davası bir belirleyeci kriter olarak değil belirleyici kriter olan taşınmazın aynına ilişkin dava esasının bir örneği olarak gösterilmiştir. Gerçekten de müdahalenin men'i davalarının önemli bir kısmına bakıldığında davacı taraf mülkiyet hakkına dayanmakta karşı taraf davalı da taşınmazda davacının değil kendisinin mülkiyet hakkının bulunduğunu, davacının mülkiyet kaydının yolsuz veya hukuka aykırı olarak oluştuğu yönünde ihtilaf çıkarmaktadır. Bu çerçevede bu nevi müdahalenin men'i davalarının taşınmazın aynına ilişkin olduğu hususunda hiçbir kuşku bulunmamaktadır. Ancak el atma davalarının tamamı bu niteliğe sahip olmayıp bazılarında davacı taraf mülkiyet hakkına dayanmakta iken davalı taraf kira ilişkisi vb. şahsi hakka dayanmakta, bu bağlamda taşınmazın mülkiyetinin davacıya ait olduğunu davalı da kabul etmektedir. Sadece kira, davacı gayrimenkul sahibinin taşınmazı belli bir süre kullanmasına rıza göstermesi ve benzeri gibi bir şahsi hakka dayanarak taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisinin bulunduğunu ileri sürmektedir. Bu ikinci örnekte taraflar arasında taşınmazın mülkiyeti üzerinde bir ihtilafın bulunmadığı çok açıktır. Bir başka ifadeyle taşınmazın kime ait olduğu hususunda taraflar arasında bir uyuşmazlık dolayısıyla bir dava bulunmamaktadır. Bu nedenle bu davaların da taşınmazın aynına ilişkin kabul edillerek harç ve vekâlet ücretinin taşınmazın toplam değeri üzerinden hesaplanmasının, tarafların mülkiyet hakkını ölçüsüz biçimde ihlal etmesi söz konusu olacağı gibi bunun gerek hakkaniyetle ve gerekse de mevzuatımızın bu konuyla ilgili genel sistemiyle/mantığıyla bağdaştırılması mümkün olmayan sonuçlar doğurabileceği değerlendirilmektedir. Bu çerçevede örneğin taşınmazın değerinin çok yüksek olduğu ancak bir yıllık kira ücretinin nispeten çok daha az olduğu ve fakat davalının taşınmazın mülkiyeti üzerinde bir hak iddia etmediği sadece kira sözleşmesine dayanarak bir yıllık kullanım açısından taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisinin bulunduğunu iddia ettiği ve davanın da kira sözleşmesinin geçerli olup olmadığı noktasında ele alındığı müdahalenin men'i davalarında davalının haksız çıkması durumunda taşınmazın değeri üzerinden harç ve vekâlet ücretine mahkûm edilmesinin davalının uğrayabileceği fahiş maddi kayıplar nedeniyle mülkiyet hakkı açısından ciddi bir mağduriyete maruz kalacağı tartışmasızdır. Keza davalının taşınmazın aynı üzerinde hiçbir hak iddiasında bulunmazken davayı davalının kazanması hâlinde davalının taşınmazın tamamı üzerinden vekâlet ücreti almaya hak kazanması da aynı derecede hakkaniyet duygusunu zedeleyecektir. Dolayısıyla anılan hükümde kastedilen "dava"nın "ihtilaf konusu uyuşmazlık" olarak anlaşılması gerektiği, bu çerçevede iki tarafın da taşınmazın mülkiyetinin davacıya ait olduğunu benimsediği, dolayısıyla taşınmazın mülkiyeti konusunda aralarında uyuşmazlığın/ihtilafın bulunmadığı davalarda dava konusunun taşınmazın aynına müteallik olmadığının kabul edilmesi gerekir. Söz konusu Kanun maddesinin de yorum yapmaya elverişli olması karşısında kanun koyucunun buradaki muradının sadece taşınmazın aynına ilişkin olan davalara yönelik müdahalenin men'i davasına örnek göstermek olduğu, yoksa taşınmazın aynının ihtilaflı olmadığı müdahalenin men'i davalarında ihtilaf konusu ne ise onun dava değeri olarak belirlenmesini, bu çerçevede örneğin kira ilişkisinin bulunduğu durumlarda ecrimisil bedeli üzerinden harç ve vekâlet ücretine hükmedilmesini amaçladığı söylenebilir. Dolayısıyla bu anlayışla anılan kanun hükmü yorumlandığında kategorik olarak tüm müdahalenin men'i davalarının değil, sadece taşınmazın aynına ilişkin olan müdahalenin men'i davalarında taşınmazın değerinin harca ve vekâlet ücretine esas alınması gerektiği değerlendirilmektedir. Aksi takdirde çözdüğü uyuşmazlığın niteliğine göre harç alan devletin aslında ihtilaflı olmayan ve devletin yargı yetkisini kullanan mahkemenin çözmediği bir hususta harç alınması gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır ki bunun gerek hukukla gerekse de sistemin mantığıyla bağdaştırılması mümkün değildir. Öte yandan 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'nun "Mülkiyet Hakkının İçeriği" başlıklı 683. maddesinde yer alan "Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir." biçimindeki hüküm de yukarıdaki yorumun yapılmasını engellememektedir. Zira ifade edildiği üzere el atmanın önlenmesi davalarının çok önemli bir bölümü, davanın iki tarafının da gayrimenkulün mülkiyetini ihtilaf konusu ettiği davalardan oluşmaktadır. Dolayısıyla bu hükümde geçen el atmanın önlenmesi kavramı da kategorik olarak tüm el atmanın önlenmesi davalarının taşınmazın aynına ilişkin olduğu sonucuna gidilmesini gerektirmemektedir. Belirtmek gerekir ki 492 sayılı Kanun'un 16. maddesinde belirtilen dava kavramı taraflar arasındaki uyuşmazlık veya ihtilaf olarak kabul edilmesi gereken bir kavram olup neyin dava olduğuna sadece davacının dayandığı hakka göre karar vermek doğru olmayacaktır. Burada esas alınması gereken taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu olmalıdır. Yoksa taraflar arasında ihtilaf veya uyuşmazlık bulunmayan konularda bir davanın bulunduğunu söylemek makul olmayacaktır. Bir an için anılan hükmün önerdiğimiz şekilde yorumlanamayacağının kabul edilmesi durumunda dahi bu tür davalarda taşınmazın toplam değeri üzerinden harç ve vekâlet ücreti hesaplanmasının yine de hukuken mümkün olmaması gerektiği düşünülmektedir. Zira hükmün bu şekilde anlaşılmasının zorunlu olduğunun kabulü hâlinde de söz konusu hükmün Anayasa'ya aykırı olduğunun dikkate alınması gerekmektedir. Bu çerçevede taşınmazın aynına ilişkin bir ihtilaf bulunmadığı hâlde davanın taşınmazın aynına ilişkin olduğu kabul edilerek tarafları makul olmayan ve fahiş sayılabilecek parasal yükümlülükler altına sokmanın mülkiyet hakkını açıkça ihlal edeceğinin değerlendirilmesi ve bu durumda söz konusu hükmün anılan haksızlığa yol açmayacak biçimde yeniden düzenlenmesi sağlamak üzere Anayasa Mahkemesine somut norm denetimi yoluyla itiraz başvurusunda bulunulması gerektiği değerlendirilmektedir. Dava konusu olay bu çerçevede ele alındığında davacının davada mülkiyet hakkına dayanırken davalının taşınmaz üzerinde bir mülkiyet iddiasında bulunmadığı, taşınmazın davacıların murisiyle Ekim 2020 tarihinde yapılan kira sözleşmesine dayalı olarak kullandığı iddiasına dayandığı, uyuşmazlığın taşınmazın aynına ilişkin değil taşınmazın davalı tarafından kira sözleşmesi kapsamında kullanma yetkisinin bulunup bulunmadığına ilişkin olduğu, buna göre dava değerinin gayrimenkulün değerine göre hesaplanmaması gerektiği düşünülmektedir. Açıklanan nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İDM kararının bozulması veya Sayın Heyet Kanun'un lafzının yoruma elverişli olmadığının kabul etmekte ise Anayasa Mahkemesine itiraz başvurusunda bulunulması yönünde karar alınması gerekirken Sayın Çoğunluğun aksi yönündeki onama kararına iştirak edilememiştir. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 02cc2c6d68675804 f0127492f8c31e43

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi – Mayıs 2025 kararlarının tamamı