Yargıtay Kararları › Yargıtay 7. Hukuk Dairesi › Nisan 2025 › 2024/3167 E., 2025/2029 K.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2024/3167 E., 2025/2029 K. (15.04.2025) – Tazminat

Mahkeme
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/3167
Karar No
2025/2029
Karar Tarihi
15.04.2025
Konu
Tazminat, Tapu

7. Hukuk Dairesi 2024/3167 E. , 2025/2029 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/571 E., 2024/473 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Gaziosmanpaşa 4. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2017/343 E., 2022/253 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından duruşma istemiyle temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 15.04.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde temyiz eden davalılar vekili Avukat ... ile karşı taraftan davacı vekili Avukat ... geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Gelenlerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra açık duruşmanın bittiği bildirildi. İşin incelenerek karara bağlanması için Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacı vekili özetle; müvekkili ile davalıların murisi ... 'ye vekaleten dava dışı ...'nun murise ait 326 parsel için ............ Noterliğinin 22.07.2013 günlü satış vaadi sözleşmesini akdettiklerini, müvekkilinin bedeli peşin ödeyerek taşınmazı teslim aldığını, ayrıca satış vaadi sözleşmesinden önce murisin adi yazılı belge ile taşınmazı müvekkilinin organik bağı olan derneğe bağışladığını; ancak bağışın tapuda yapılmadığından geçerli olmaması nedeniyle 7 yıl sonra dava konusu satış vaadi sözleşmesini akdettiklerini, lehine bağış yapılan derneğin taşınmaz üzerine 2006 ve 2007 yıllarında bina yaparak eğitim kurumu inşa ettiğini ileri sürerek satış vaadi sözleşmesi nedeniyle tapunun iptali ile davacı adına tescilini, aksi halde taşınmazın teslim edilmemesinden doğan davacıya ait tüm müspet ve güncel zararın tazminini istemiştir.

II. CEVAP Davalılar vekili özetle; müvekkillerinin murisine vekaleten satış vaadi sözleşmesini akdeden ...'nun davacının çalışanı olduğunu, davacı ile işbirliği içinde hareket ederek satış vaadi sözleşmesini murisin iradesi ve talimatı hilafına akdettiğini, murisin zararlandırıldığını, taşınmaz satış bedelinin rayicin altında olduğu gibi muris tarafından alınan bir paranın da olmadığını, resmi şekle uygun olmadığından geçersiz olan bağış sözleşmesinin ise murisin gerçek iradesini gösterdiğini, zira murisin dindar biri olup amacının hayır için derneğe bağış yapmak olduğunun anılan bağış sözleşmesiyle ortaya konulduğunu, murisin iradesinin bu yönde olmasına karşın bağış lehtarı derneğin yöneticisi...'in muristen vekalet temin edilmesini sağladıktan sonra kendi adına ticaret şirketi kurarak satış vaadi sözleşmesini şirketi lehine akdettirdiğini, bu yöntemle...'in kendine kişisel menfaat sağladığını, bu hususun murisin iradesine aykırılık oluşturduğunu, murisin iradesinin sakatlandığının ve vekaletin kötüye kullanıldığının aşikar olduğunu, dava dışı Dernek ile davacı Şirket arasında organik bağın olduğu yönündeki iddiaları kabul etmediklerini, derneğin bir hayır kurumu iken Davacı şirketin ise amacı para kazanmak olan bir tacir olduğunu, ayrıca murisin amacının bağış olmasına ve para alınmamasına karşın görünürdeki işlemin satış vaadi olmasının muvazaayı gösterdiğini, bu hususun davacının da kabulünde olduğunu, satış vaadi sözleşmesinden ne müvekkillerinin ne de müvekkillerinin murisinin haberinin olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile irade sakatlığının ve vekaletin kötüye kullanıldığının ispatlanamadığı, murisin iradesinin bağış olduğu, murisin bağıştan dönmediği, bağış lehtarı olan dava dışı Dernek ile davacı Şirket arasında organik bağ olduğu, yer teslim edildikten sonra şekle aykırılığın ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması olduğu gerekçeleriyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile murisin bağışlama yönündeki iradesini satış vaadi sözleşmesiyle kullandığı yönündeki İlk Derece Mahkemesi kararının hukuka uygun olduğu gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalılar vekili, yargılama sırasındaki iddialarının yanı sıra İlk Derece Mahkemesi ile Bölge Adliye Mahkemesi gerekçelerinin çeliştiğini, Bölge Adliye Mahkemesinin murisin bağış yönündeki iradesini satış vaadi sözleşmesiyle kullandığı yönündeki gerekçesinin muvazaanın kabulü olduğunu, bu durumda bağışın şekle aykırılıktan, satış vaadi sözleşmesinin ise iradeye aykırılıktan geçersiz sayılacağını, irade sakatlığı, vekaletin kötüye kullanılması ve muvazaa nedenleri ile sözleşmenin geçersiz olduğunu ve davanın reddi gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, terditli tazminat istemine ilişkindir. 1. Temyizen incelenen kararda, davacı........Şirketi, .............. Noterliğinin 22.07.2013 günlü satış vaadi sözleşmesine dayanarak davalıların murisine ait 326 parseldeki hissenin davacı adına tescilini istemiş; davalılar ise satış vaadi sözleşmesinin murislerine vekaleten akdedildiğini, sözleşmenin vekaletin kötüye kullanılması, irade sakatlığı ve muvazaa nedenleriyle geçersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince, irade sakatlığının ve vekaletin kötüye kullanıldığının ispatlanamadığı, murisin iradesinin bağış olduğu ve bağıştan dönmediği, bağış lehtarı olan dava dışı Dernek ile davacı Şirket arasında organik bağ olduğu, yer teslim edildikten sonra şekle aykırılığın ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması olduğu gerekçeleriyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince, murisin bağışlama yönündeki iradesini satış vaadi sözleşmesiyle kullandığı yönündeki İlk Derece Mahkemesi kararının hukuka uygun olduğu gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. 2. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle satış vaadi sözleşmesi, bağışlama sözleşmesi, organik bağ, vekalet görevinin kötüye kullanılması kavramları hakkında açıklama yapılması faydalı olacaktır. Bu itibarla; 3. Kaynağını 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 29. maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, 6098 sayılı Kanun'un 237. maddesi ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 706 ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 89. maddesi hükümleri uyarınca noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Türk Medeni Kanunu'nun 716. maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir. 4. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 285 ve devamı maddelerine göre, bağışlama sözleşmesi, bağışlayanın sağlararası sonuç doğurmak üzere, malvarlığından bağışlanana karşılıksız olarak bir kazandırma yapmayı üstlendiği sözleşmedir. Bir taşınmazın veya taşınmaz üzerindeki ayni bir hakkın bağışlanması sözü vermenin geçerliliği, ancak resmî şekilde yapılmış olmasına bağlıdır. Şekle uyulmaması sebebiyle geçersiz olan bağışlama sözü verme, bağışlayan tarafından yerine getirildiğinde, elden bağışlama hükmündedir. Ancak, geçerliliği resmî şekle bağlanmış olan bağışlamalarda bu hüküm uygulanmaz. 5. Organik bağ, farklı tüzel kişilerin sorumluluğuna gidilmesine ve dolayısıyla bir tüzel kişinin alacaklarının takip edilmesinde asıl borçlu şirket ile birlikte onunla belirli bir düzeyde hukuki ilişkiye ve bağa sahip başka şirkete veya şirketlerinde sorumluluğuna gidilebilmesi imkanını alacaklıya veren hukuki bir yoldur. Bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilebilmesine imkan tanıyan organik bağ kavramının, kaynağını 4721 sayılı Kanun'un 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı oluşturmaktadır. Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı; şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Görüldüğü üzere, organik bağ tespitine, kural olarak tüzel kişilerin sorumluluğunun söz konusu olduğu hallerde başvurulur. 6. Bilindiği üzere, Türk Borçlar Kanunu'nun temsil ve vekalet akdini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanunu'nun 390.) aynen; "Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir. Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır" hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir (TBK'nın 504/1). Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. 7. Vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz. 8. Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu Yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (res'en) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır. 9. Açıklanan ilkeler ışığında somut uyuşmazlığa gelince; hem dava dışı ...Derneği Yönetim Kurulu Başkanı olan ve hem de davacı Özel ...Eğitim Kurumları Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinin tek sahibi ve münferit yetkili temsilcisi olan ... 26.08.2020 tarihli kolluk ifadesinde, davalıların murisi olan ... Dirice'nin dava konusu taşınmazını eğitim işiyle uğraştıkları için taraflarına bağışlamak istediğini, bu amaçla gayri resmi sözleşme yaptıklarını, daha sonra murisin çocuklarının sıkıntı çıkartacağını söyleyerek taraflarına satış yapmak istediğini, satış için murisin kendileri tarafından belirlenen ve aynı zamanda kurumlarında şoförlük yapmakta olan ...'na vekalet verdiğini belirtmiştir. Dosyada bulunan belgelerden anlaşıldığı üzere muris, 12.06.2013'te dava dışı ...'na vekalet vermiş, daha sonra 01.07.2013 tarihinde davacı Şirket kurulmuş ve 22.07.2013 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile ... tarafından muris adına vekaleten davacı Şirkete dava konusu taşınmazın satışı vadedilmiştir. Görüldüğü üzere murisin vekaletname verdiği tarihte davacı Şirket henüz kurulmamıştır. Ayrıca duruşmada dinlenen tanıklar da murisin amacının bir hayır kurumuna bağış yapmak olduğunu belirtmiştir. Bunun yanı sıra, davacı tarafından dava dilekçesinde delil olarak gösterilen tarihsiz harici bağış sözleşmesinde davalıların murisi ... nin dava dışı ...Derneği lehine dava konusu 326 parseli "derneğin kuruluş amacı dışında kullanılmaması şartıyla" bağışladığı yazılıdır. Sonuç olarak, murisin iradesinin ve amacının dava konusu parselini bir hayır kurumu olarak gördüğü dava dışı derneğe "derneğin kuruluş amacı dışında kullanılmaması şartıyla" bağışlamak olduğu, bu amaçla davacının çalışanına vekalet verdiği ve murisin bu amacının davacı tarafından da bilindiği tüm dosya kapsamı ile sabittir. O halde, murisin iradesine aykırı olarak kâr amacı güden davacı Limited Şirket lehine satış vaadi sözleşmesi akdedilmesi nedeniyle vekilin murisin talimatı dışında hareket ettiği ve davacının da bu durumu bildiği anlaşıldığından akdedilen satış vaadi sözleşmesi geçersizdir. Öte yandan, kural olarak tüzel kişilerin sorumluluğunun söz konusu olduğu haller için başvurulan bir hukuki yol olan organik bağın uygulama koşulları somut olay bakımından gerçekleşmemiştir. Bu itibarla, dava dışı Dernek ile kâr amacı güden davacı...........Şirket arasında organik bağ olduğundan bahisle somut uyuşmazlık bakımından sonuca gidilebilmesi mümkün değildir. Açıklanan nedenlerle davanın reddi gerekirken kabulü doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.

VI. KARAR Açıklanan sebeple; 1. Bölge Adliye Mahkemesince verilen istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararın ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesinin kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Yargıtay duruşma vekalet ücreti 28.000,00 TL'nin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 15.04.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! dd2b2fdb14266184 1aa3eae8b02e3a8e

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi – Nisan 2025 kararlarının tamamı