6. Hukuk Dairesi 2025/440 E. , 2025/3052 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1331 E., 2024/865 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2015/82 E., 2022/599 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekilince duruşmasız, davalı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 23.09.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde davalı vekili Avukat ... ile davacı vekili Avukat ...'ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı arasında "... Havalimanı 28/10 Pistinin Taksiyolu Düzleminde Yenilenmesi" işine ilişkin olarak 12.01.2005 tarihinde 26.465.900,00 TL bedelli sözleşmenin imzalandığını, projelerin davalı yüklenici tarafından hazırlanarak idareye tevdi edildiğini, işin tamamlanarak 15.07.2006 tarihinde geçici kabulü, 23.07.2007 tarihinde de kesin kabulünün yapıldığını, geçici kabulden sonra 25.04.2007-20.07.2011 tarihleri arasında toplam 567 adet pist kaplama anosunun davalı yüklenici tarafından kaldırılarak yenilendiğini, ancak pistin beton yüzeyindeki deformasyonların kaza ve kırılmaya sebebiyet vermek suretiyle uçuş güvenliği açısında risk oluşturması, can ve mal emniyetini tehlikeye atacak noktaya ulaşması üzerine davalı ayıpları gidermeyi kabul etmediğinden yeniden ihaleye çıkıldığını, işin ayıplı yapıldığının tespit edildiğini ileri sürerek, 30.889.318,75 TL'nin 20.11.2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ve KDV'si ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; gizli ayıp bulunması ve ayıbın müvekkilinden kaynaklanması halinde tespit edilen ayıpların müvekkiline ihbar edilmesi gerektiğini, delil tespiti raporunun kabul edilmesinin mümkün olmadığını, müvekkilinin imalatı onaylı projeye uygun şekilde ve yapı denetim yetkililerinin gözetiminde yaptığını, davacının pisti kullanması sebebiyle elde ettiği ekonomik yararın ve sökümden çıkan hurda malzemenin değerinin dikkate alınması gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının edimini ayıplı ifa ettiği, söz konusu ayıbın gizli ayıp olduğu ve davacı tarafından davalıya ayıp ihbarının süresinde yapıldığı, davanın süresinde açıldığı, projenin davalı yüklenici tarafından hazırlanmasının kararlaştırıldığı, bu hususta davacıya kusur atfedilemeyeceği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 14.258.040,17 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde; hesaplamanın pistin imalat özelliklerine göre yapılması gerektiğini, pistin tamamı için hesaplama yapılması gerekirken 1.450 metre kısmı için hesaplama yapılmasının hatalı olduğunu, hükmedilen alacağa 24.11.2014 tarihinde itibaren faiz işletilmesi ve faize de KDV uygulanması gerektiğini beyan etmektedir. 2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; davanın zamanaşımına uğradığını, süresinde ayıp ihbarının bulunmadığını, bilirkişi raporlarının yeterli olmadığını, idarenin denetimi ile işin yapıldığını, tüm bildirimlerin yapıldığını, davacının da kusurlu olduğunu ve indirim yapılması gerektiğini, ayıba karşı tekeffül şartlarının oluşmadığını, hesap raporunda hatalar olduğunu, ekonomik fayda ve hurda bedelinin dikkate alınmadığını, avans faizine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, itirazları karşılayacak bilirkişi raporu alınmadığını beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. Taraflar arasında düzenlenen 12.01.2005 tarihli sözleşme ile ... Havalimanı 28/10 pistinin taksiyolu düzleminde yenilenmesi işi kararlaştırılmıştır. Davacı iş sahibi, davalı yüklenicidir. Kamuya yararlı dernek ve vakıflar, iddia ve savunmalarında haklı göründükleri ve mali açıdan zor duruma düşmeden gerekli giderleri kısmen veya tamamen ödeyemeyecek durumda oldukları takdirde adli yardımdan yararlanabilirler. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 334/2. hükmü Anayasa Mahkemesinin 24.09.2024 tarihli, 2024/78 Esas, 2024/164 Karar sayılı kararı ile iptal edilmiş ve kararda belirtilen dokuz aylık sürenin dolmasıyla birlikte 21.08.2025 tarihinde iptal kararı yürürlüğe girmiştir. İptal kararında; kamuya yararlı dernek ve vakıflar dışındaki özel hukuk tüzel kişilerinin kanunda öngörülen şartlar oluştuğu hâlde yalnızca tüzel kişi olmaları nedeniyle adli yardım kurumundan yararlandırılmamalarının meşru amacı bulunmadığı gibi kuralla mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın ölçülü olduğunun da söylenemeyeceği (§ 73) belirtilmiştir. Tüzel kişilerin adli yardımdan yararlanmasıyla ilgili olan bu hükmün tümüyle iptal edilmiş ve yerine yeni bir düzenleme yapılmamış olmasını tüzel kişiler için bu konuda bir yasak getirildiği şeklinde değil, tüzel kişiler için kanunda ayrı özel bir hüküm bulunmadığı şeklinde değerlendirmek gerekir. Bu konuda AİHM yargısal makamların şirketlerle ilgili adli yardım taleplerine yönelik iç hukukta bir hüküm olmamasının genel bir kısıtlama nedeni olarak değerlendirilmesinin Sözleşme’nin 6. maddesi yönünden sorun oluşturacağını, mahkemelerin iç hukuk hükümlerini sözleşmeyi uygulayacak şekilde yorumlamak ve tatbik etmek hususundaki yükümlülüğünün AİHM'in denetleyici mekanizmalarındaki ikincillik rolünün bir gereği olduğunu vurgulamış ve ticari şirketin ödeme gücüyle ilgili bireysel durumunu dikkate almaksızın adli yardım talebinin iç hukukta hüküm bulunmadığı gerekçesiyle kategorik olarak reddetmesinin mahkemeye erişim hakkına orantısız müdahale olduğu sonucuna ulaşmıştır (Nalbant ve diğerleri/Türkiye, §§ 41-47). Anayasa Mahkemesinin iptal kararı öncesi verilen 2020/22192 başvuru numaralı ihlal kararında; adli yardım talebinin kabul edilmesi için gerekli olan yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olma kriterinin sadece gerçek kişiler için geçerli bir kavram olmadığı, borca batık durumda olan yani aktifleri borçlarını karşılayamayan ticari şirketlerin de bu kapsamda değerlendirileceği, ödeme gücünden yoksunluğun ise şirketlerin yıllık ve ara dönem finansal tablolardan, denetime tabi şirketlerde denetim raporlarından, erken teşhis komitesinin raporlarından, yönetim organının tespitlerinden objektif olarak belirlenebileceği (§ 71), dava ehliyetine sahip olduğu hâlde yargılama masraflarını ödeme gücü olmadığını iddia eden hak süjesi ticaret şirketlerinden -bu konuda herhangi bir sınırlayıcı yaklaşım olmaksızın, bireysel durumları göz önünde bulundurularak- alınması gereken harç ve diğer yargılama masraflarının miktarı, ilgilinin ödeme kabiliyeti ve kısıtlamanın getirildiği dava çerçevesinde değerlendirme imkânının tanınması hukuk düzeninin herkes için öngördüğü nimet-külfet dengesinin sağlanması açısından zorunlu olduğu (§73) belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesince bireysel başvuru kararındaki bu gerekçelere de atıf yapılarak iptal kararı verilmiştir. Kanunda tüzel kişiler için adli yardım kurumunun düzenlenmediği kabul edildiğinde bu konuda gerçek bir kanun boşluğu olduğu için gerçek kişiler için getirilen adli yardım kurumunun tüzel kişiler için de kıyasen uygulanması gerektiği kabul edilmelidir. Ancak Anayasa Mahkemesinin kararında da belirtildiği üzere ödeme gücünden yoksun olma kriterinin sadece gerçek kişiler için geçerli bir kavram olmadığı, borca batık durumda olan yani aktifleri borçlarını karşılayamayan ticari şirketlerin de bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği açık olup bu konuda Kanun boşluğu olduğundan da söz etmeye gerek olmaksızın HMK 334/1. madde hükmünün tüzel kişiler hakkında da uygulanması gerekli bir kural olduğunun kabulü gerekir. Bu açıklamalarla birlikte davalı tarafın temyiz yoluna ilişkin adli yardım talebi değerlendirildiğinde; davalı şirketin iflas halinde olduğu, iflas masasında para olmaması nedeniyle temyiz harçlarının yatırılmadığına dair belgenin dosyada olduğu, ödeme gücünden yoksun olma kriterinin gerçekleştiği anlaşıldığından temyiz incelemesi bakımından adli yardım talebinin oy birliğiyle kabulüne karar verilerek temyiz incelemesine geçildi. 1. Davalı vekili temyiz dilekçesi ekinde ... İflas Dairesi’nin 2024/2 İflas sayılı dosyası kapsamında verilen yetki belgesini sunmuş olup, davalı şirket hakkında Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 01.02.2024 tarihli, 2023/318 Esas, 2024/70 Karar sayılı kararı ile 01.02.2024 tarihi itibariyle iflasın açılmasına karar verildiği, kararın 01.03.2024 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. İcra ve İflas Kanunu'nun 191. maddesi gereğince borçlunun iflas açıldıktan sonra masaya ait mallar üzerinde her türlü tasarrufu alacaklılara karşı hükümsüz olup, müflisin masa malları üzerindeki tasarruf yetkisi iflâs ile kısıtlandığından, masanın kanuni mümessilinin iflas idaresi olduğu hükmü kabul edilmiştir. Diğer anlatımla, iflasın açılmasıyla dava takip yetkisi (ve taraf sıfatı), artık müflise değil, iflas idaresine ait olup, adi tasfiyede İİK'nın 226-229 maddeleri gereği iflas masasını temsil yetkisi iflas idare memurlarına, şayet basit tasfiye usulü benimsenmişse, bu temsil yetkisi İflas Dairesine aittir. İflâs idaresinin bu dava takip yetkisini kullanıp kullanmayacağını tespit edebilmek için, ilk önce iflâs organlarının oluşması ve her dava hakkında esaslı bilgi sahibi olunması gerekir. Bu ise, zaman isteyen bir husustur. İşte bu nedenle, Kanun, müflisin taraf bulunduğu hukuk davalarının, iflâsın açılması ile belli bir süre için durmasını kabul etmiştir. İflastan önce açılmış olup da devam eden, müflisin taraf bulunduğu hukuk davaları, (maddede yazılı istisnalar dışında) iflâsın açılması ile durur. Bu durma, ikinci alacaklılar toplantısından on gün sonraya kadar devam eder; ancak bundan sonra, duran hukuk davalarına devam edilebilir. Konuya ilişkin dairemizin yerleşik uygulaması yukarıda açıklandığı üzere bu yöndedir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında dava konusu somut olay değerlendirildiğinde; istinaf aşamasında davalı şirketin iflas ettiği, dolayısıyla alacak davasının kayıt kabul davasına dönüştüğü, bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesince müflisi temsil yetkisinin kimde olduğu hususu açıklığa kavuşturularak ve davayı iflas dairesine ihbar ederek 2. alacaklılar toplantısı beklendikten sonra bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın re'sen bozulması gerekmiştir. 2. Bozma nedenine göre taraf vekillerinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Adli yardım talebinin kabulüne, 2. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının re'sen BOZULMASINA, Taraf vekillerinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Taraflar yararına duruşma vekâlet ücreti takdirine yer olmadığına, Peşin alınan harçların istek halinde taraflara iadesine, Dosyayı kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.