Yargıtay Kararları › Yargıtay 4. Hukuk Dairesi › Nisan 2025 › 2025/2277 E., 2025/6541 K.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2025/2277 E., 2025/6541 K. (24.04.2025) – Tazminat

Mahkeme
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/2277
Karar No
2025/6541
Karar Tarihi
24.04.2025
Konu
Tazminat, Tapu

4. Hukuk Dairesi 2025/2277 E. , 2025/6541 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2024/1041 Değişik İş, 2024/1023 Karar SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU İTİRAZ HAKEM HEYETİ SAYISI : 2024/İHK-61116 SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ SAYISI : K-2024/223581 İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmiş olup duruşma istemi miktar itibarıyla reddedilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalıya Zorunlu Deprem Sigortası (ZDS) Poliçesi ile sigortalı konutun 06.02.2023 tarihinde meydana gelen depremde hasara uğradığını, müvekkiline 254.188,48 TL ödendiğini, yeni tarifeye göre tam ödeme yapılması gerektiğini belirterek fazlaya ilişkin talep hakkı saklı kalmak kaydıyla 100,00 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili ıslah dilekçesi ile dava değerini 254.188,48 TL'ye yükseltmiştir.

II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının talepte bulunabilmesi için ipotek alacaklısının açık muvafakati gerektiğini, kısmi dava açılmasında hukuki yarar bulunmadığını, ödeme yapıldığını, sorumluluğun sona erdiğini, ek prim alınmaksızın güncel tarife ücretinden sigorta bedeli ödenmesinin söz konusu olmayacağını, teminat dışında kalan bir durum olup olmadığının araştırılması gerektiğini, keşif yapılarak bilirkişi raporu alınması gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 25.11.2022 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Zorunlu Deprem Sigortası Tarife Ve Talimat Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Tebliğ'e göre sigorta bedelinin belirlenmesi gerektiği gerekçesiyle başvurunun kabulü ile 254.188,48 TL'nin 26.10.2023 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir.

IV. İTİRAZ Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından itiraz edilmesi üzerine; İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile itirazın reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; müvekkilinin zeyilname düzenlenmeksizin ve ek prim alınmaksızın değişen tarifeye göre ödeme yapacağına dair hukuki dayanak olmadığını, tebliğde ek prim alınmaksızın güncel tarifeden yararlanılacağına dair geçici madde bulunmadığını, davacıya ödeme yapıldığını ve zararın tamamen karşılandığını, davacıya bilgilendirme mesajı gönderildiğini ileri sürerek İtiraz Hakem Heyeti kararının bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; Zorunlu Deprem Sigortasında sigorta tazminatı olarak poliçe üzerinde yazılı olan sigorta bedelinin mi, yoksa poliçe düzenlendikten sonra yürürlüğe giren Zorunlu Deprem Sigortası Tarife ve Talimat Tebliği’ne göre belirlenecek bedelin mi ödeneceğine ilişkindir. Binalarda deprem sonucu meydana gelebilecek maddi zararların karşılanmasını teminen yaptırılacak zorunlu deprem sigortası ile sigorta şirketlerince teminat verilemeyen veya teminat verilmesinde güçlükler bulunan çeşitli afetler ve riskler sonucu meydana gelebilecek maddi ve bedeni zararların karşılanabilmesini teminen sunulacak sigorta ve reasürans teminatlarına ilişkin usul ve esasları belirlemek amacıyla 6305 sayılı Afet Sigortaları Kanunu kabul edilmiş ve 18.08.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Zorunlu Deprem Sigortası Afet Sigortaları Kanunu'nun “Kapsam ve sigorta yapma zorunluluğu" başlıklı 10 uncu maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre; 23.6.1965 tarihli ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu kapsamındaki bağımsız bölümler, tapuya kayıtlı ve özel mülkiyete tâbi taşınmazlar üzerinde mesken olarak inşa edilmiş binalar, bu binaların içinde yer alan ve ticarethane, büro ve benzeri amaçlarla kullanılan bağımsız bölümler ile doğal afetler nedeniyle Devlet tarafından yaptırılan veya sağlanan kredi ile yapılan meskenler zorunlu deprem sigortasına tâbidir. Afet Sigortaları Kanunu’nun 3/1. maddesi uyarınca bu Kanun'a göre sunulacak sigorta ve reasürans teminatları, Bakanlık nezdinde kurulan kamu tüzel kişiliğini haiz Doğal Afet Sigortaları Kurumu tarafından verilir. Aynı Kanun'un 7/1. maddesine göre zorunlu deprem sigortası teminatı münhasıran Kurum tarafından verilir. Bu teminat, risk yönetimi açısından şartların gerekli kılması durumunda ve Bakan tarafından uygun görülmesi hâlinde sigorta şirketleri ile müştereken de verilebilir. Sigorta, ‘güvence’ anlamına gelen Latince kökenli bir sözcüktür. Sigorta, aynı türden rizikoyla (tehlikeyle) karşı karşıya olan kişilerin, belirli bir miktar para (prim) ödemesi yoluyla toplanan tutarın, sadece o rizikonun gerçekleşmesi sonucu fiilen zarara uğrayanların zararını karşılamada kullanıldığı bir risk transfer sistemidir. Bu sistem sayesinde kişiler, karşı karşıya bulundukları tehlikelerin neden olabileceği parayla ölçülebilen zararlarını, nispeten küçük miktarlarda ödemiş oldukları primler yoluyla paylaşmaktadır. Sigorta sözleşmesi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1401 inci maddesi uyarınca, sigortacının bir prim karşılığında, kişinin para ile ölçülebilir bir menfaatini zarara uğratan tehlikenin, rizikonun, meydana gelmesi hâlinde bunu tazmin etmeyi ya da bir veya birkaç kişinin hayat süreleri sebebiyle ya da hayatlarında gerçekleşen bazı olaylar dolayısıyla bir para ödemeyi veya diğer edimlerde bulunmayı yükümlendiği sözleşmedir. Buna göre sigorta sözleşmesinin iki temel unsuru bulunmaktadır. Birincisi sigorta ettirenin sigortacıya bir prim ödemesi, ikincisi ise ödenen prim karşılığı sigortacının kişinin para ile ölçülebilir bir menfaatini zarara uğratan risk gerçekleştiğinde bunu tazmin etmesidir. Afet Sigortaları Kanunu, bu kanuna dayalı çıkarılan Yönetmelik ve Genel Şart hükümleri incelendiğinde Kat Mülkiyeti Kanunu kapsamındaki bağımsız bölümler, tapuya kayıtlı ve özel mülkiyete tâbi taşınmazlar üzerinde mesken olarak inşa edilmiş binalar, bu binaların içinde yer alan ve ticarethane, büro ve benzeri amaçlarla kullanılan bağımsız bölümler ile doğal afetler nedeniyle Devlet tarafından yaptırılan veya sağlanan kredi ile yapılan meskenlerin zorunlu deprem sigortasına tâbi olduğu, bu sigorta ile Doğal Afet Sigortaları Kurumu’nun (DASK) deprem riskine karşı teminat verdiği ve bu teminat karşılığı sigorta ettirenin bir prim ödediği görülmektedir. Bu durumda zorunlu deprem sigortasında sigorta ettiren ve sigortalayandan oluşan iki tarafın olduğu, sigorta ettirenin sigortacıya bir prim ödediği ve bunun karşılığında sigortacının, sigortalının para ile ölçülebilir bir menfaatini zarara uğratan rizikonun meydana gelmesi durumunda ortaya çıkan zararını sigorta bedeli kadar yükümlenmeyi üstlendiği dikkate alındığında zorunlu deprem sigortasının bir sigorta sözleşmesi olduğunu söyleyebiliriz. Poliçe, sigorta ettiren ile sigortacı arasında yapılan sigorta sözleşmesinin şartlarını taşıyan yazılı belgedir. Sigorta poliçesi, sigortacı ile sigortalı arasındaki sigorta sözleşmesinin yazılı, yasal delilidir. Bir sigorta poliçesi genel olarak, sigortacıyı ve sigortalıyı tanımlayıcı bilgileri, sigorta konusuna ilişkin açıklamaları, teminatın kapsamını, sigorta bedelini, sözleşmenin süresini, prim miktarını, poliçenin düzenlenme tarihini, tarafların borç ve yükümlülüklerini, temerrüde ilişkin hükümler ile Genel ve varsa Özel Şartları içerir. Sigorta bedeli ise, sigorta poliçesinde gösterilen ve tehlikenin gerçekleşmesi halinde sigorta değerini geçmemek kaydıyla sigortalıya ödenecek olan azami meblağı ifade eder. Sigorta bedeli ile sigorta tazminatı farklı kavramlardır. Zira sigorta tazminatı hasarın meydana gelmesi halinde ödenecek olan ve gerçek zarara tekabül eden miktar iken, sigorta bedeli poliçede sigorta ile teminat altına alınan menfaat değerinin karşılığıdır. Türk Ticaret Kanunu’nun 1461. maddesine göre, sigortacının sorumluluğu sigorta bedeli ile sınırlıdır. TTK'nın 1486. maddesi uyarınca 1461. maddesine aykırı yapılan sözleşmeler geçersiz olup kanun bu hükmü emredici olarak düzenlemiştir. Bu nedenle bu hükmü hakim kendiliğinden dikkate almak zorundadır. Benzer bir düzenleme Zorunlu Deprem Sigortası Genel Şartları B.3.1 maddesinde yer almaktadır. Bu maddeye göre, sigorta tazminatı, hiçbir durumda sigorta bedelinden fazla olamaz. Davaya konu dosya incelendiğinde davacı tarafça ıslah dilekçesiyle 254.188,48 TL bakiye DASK tazminatı talep edildiği, Uyuşmazlık Hakem Heyetince TTK'nın 1423. maddesinde düzenlenen “Aydınlatma Yükümlülüğü” ile TTK'nın 1452. maddesinde düzenlenen “Koruyucu Hükümler” ve sözleşme kurulduktan sonra yayımlanan Zorunlu Deprem Sigortası Tarife ve Talimat Tebliği’ne göre sigorta bedelinin 518.752,00 TL olduğu gerekçesine dayalı olarak davanın kabulüne karar verildiği, karara itiraz edilmesi üzerine İtiraz Hakem Heyetince itirazın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık Hakem Heyetince kabul kararı verilirken ve İtiraz Hakem Heyetince itirazın reddine karar verilirken sigortacının “Aydınlatma yükümlülüğü” ve “Koruyucu hükümler” hususlarının gerekçe gösterilmesi nedeniyle bu kavramlara değinmek gerekir. Sigortacının sigorta ettiren/sigortalıyı aydınlatma yükümlülüğüne ilişkin olan TTK'nın 1423. maddesi “Sigortacının aydınlatma yükümlülüğü” başlığı altında düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, “Sigortacı ve acentesi, sigorta sözleşmesinin kurulmasından önce, gerekli inceleme süresi de tanınmak şartıyla kurulacak sigorta sözleşmesine ilişkin tüm bilgileri, sigortalının haklarını, sigortalının özel olarak dikkat etmesi gereken hükümleri, gelişmelere bağlı bildirim yükümlülüklerini sigorta ettirene yazılı olarak bildirir. Ayrıca, poliçeden bağımsız olarak sözleşme süresince sigorta ilişkisi bakımından önemli sayılabilecek olayları ve gelişmeleri sigortalıya yazılı olarak açıklar.” Bilgilendirme yükümlülüğü ayrıca 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 11. maddesinin üçüncü fıkrasında; “Sigorta şirketleri ve sigorta acenteleri tarafından, gerek sözleşmenin kurulması gerekse sözleşmenin devamı sırasında sigorta ettiren, lehdar ve sigortalıya yapılacak bilgilendirmeye ilişkin hususlar yönetmelikle düzenlenir.” ifadesi ile düzenlenmiştir. Sigortacılık Kanunu'na dayanılarak “Sigorta Sözleşmelerinde Bilgilendirmeye İlişkin Yönetmelik” 14.02.2020 tarihli ve 31039 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Aydınlatma yükümlülüğü, belirli bir sigorta ilişkisine girmek isteyen kişilerin, gerek sözleşmenin kurulmasından önce gerekse kurulması sırasında sözleşmenin konusu, teminatları ve diğer özellikleri hakkında oluşabilecek bilgi eksikliklerinin giderilmesi ile sözleşmenin devamı sırasında ortaya çıkabilecek ve sözleşmenin işleyişi ile ilgili olarak sigorta ettireni, sigortalı veya lehtarı etkileyebilecek nitelikteki değişiklik ve gelişmelerden ilgililerin haberdar edilebilmesini teminen, sigortacı tarafından yazılı olarak yerine getirilmesi gereken görev ve yükümlülüklerdir. Sigortacının aydınlatma yükümlülüğünden bahsedilebilmesi için Kanunda, Genel Şartlarda veya poliçe özel şartlarında sigortacıya bir yükümlülük, bir görev verilmiş olması gerekir. Zira Kanunda, Genel Şartlarda ve poliçe özel şartlarında olmayan bir yükümlülük ve görev için sigortacıya o konuda bildirim yükümlülüğü yüklenemez. Gerek TTK, gerek Deprem Sigortası için daha özel bir kanun olan Afet Sigortaları Kanunu, gerekse Zorunlu Deprem Sigortası Genel Şartları ve dosya içerisinde bulunan poliçe özel şartlarında poliçe düzenlendikten sonra yürürlüğe giren Zorunlu Deprem Sigortası Tarife ve Talimat Tebliği’ne göre belirlenecek bedelin sigorta bedeli olarak kabul edileceği veya sonradan belirlenen bu bedelin tazminat olarak ödenebilmesi için zeyilname düzenlenerek gönderilmesi veya zeyilname düzenlenmesini talep edip etmeyeceğine yönelik sigorta ettirenin bilgilendirileceği hususunda davalı DASK’a bir yükümlülük ve sorumluluk getirilmemiştir. Kanunda, Genel Şartlar ve poliçe özel şartlarında olmayan bir sorumlulukla ilgili olarak davalıya bilgilendirme yükümlülüğü yüklenerek bu yükümlülüğün yerine getirilmediği gerekçesi ile yine Kanunda, Genel Şartlarda ve poliçe özel şartlarında olmayan bir tazminatı sigortacının ödenmesine karar verilmesi doğru değildir. TTK'nın 1423/2. maddesinin “Aydınlatma açıklamasının verilmemesi hâlinde, sigorta ettiren, sözleşmenin yapılmasına ondört gün içinde itiraz etmemişse, sözleşme poliçede yazılı şartlarla yapılmış olur.” hükmü uyarınca sigorta ettirenin kendisine poliçenin verildiği tarihten itibaren ondört gün içinde poliçe şartlarına itiraz etmemesi halinde sözleşme ilişkisi poliçe şartlarında kurulmuş olacaktır. Davacının kendisine verilen poliçe şartlarına itiraz ettiğine yönelik dosya içerisinde bir delil olmadığına göre, davacı ile DASK arasında poliçe şartlarında sigorta sözleşme ilişkisi kurulmuştur. Poliçe şartları incelendiğinde 20.03.2022 başlangıç ve 20.03.2023 bitiş tarihli sözleşmede sigorta bedeli 259.376,00 TL olarak belirlenmiş olup depremin meydana geldiği tarihteki Zorunlu Deprem Sigortası Tarife ve Talimat Tebliği’ne göre belirlenecek bedelin sigorta bedeli olarak kabul edileceğine ilişkin bir şart da bulunmamaktadır. Hakem Heyetince, kabul kararı verilirken gösterilen bir diğer gerekçe TTK'nın 1452. maddesidir. Bu maddeye göre, TTK'nın 1404 ve 1408 inci madde hükümleriyle 1429 uncu maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesine, 1418 ve 1420 nci maddeler ile 1430 uncu maddenin ikinci fıkrası hükmüne aykırı sözleşme şartları geçersizdir. Ayrıca TTK'nın 1405, 1409, 1413 ilâ 1417, 1419, 1421, 1422 ilâ 1426 ncı maddeler, 1427 nci maddenin ikinci ilâ beşinci fıkraları, 1428 inci madde, 1430 uncu maddenin birinci ve üçüncü fıkraları, 1431 inci maddenin birinci, ikinci ve dördüncü fıkraları ve 1433 ilâ 1449 uncu madde hükümleri, sigorta ettiren, sigortalı ve lehtar aleyhine değiştirilemez; değiştirilirse bu Kanun hükümleri uygulanır. Görüldüğü gibi bu madde koruyucu hükümleri düzenlemekte olup TTK'nın 1423. maddesi ile ilgili bir koruyucu hüküm olmadığı gibi, TTK hükümlerinde tebliğ ile sonradan belirlenen sigorta bedelinin geçerli olacağına ilişkin bir hüküm de bulunmadığı ve bu nedenle poliçede sigorta ettiren aleyhine bir hükümden bahsedilemeyeceği gözetilmeden, bu madde gerekçe gösterilerek DASK’ın sorumlu olmadığı bir tazminattan sorumlu tutulması da doğru değildir. Yukarıda izah edildiği üzere taraflar arasında zorunlu deprem sigortası sözleşmesinin yazılı delili olan, dosya içerisinde bulunan 20.03.2022 tarihli poliçede sigorta bedelinin 259.376,00 TL olarak belirlendiği ve her bir hasarda %2 oranında tenzili muafiyet uygulanacağının kararlaştırıldığı, davalının muafiyet düşüldükten sonra kalan 254.188,48 TL sigorta bedelinin tamamını 24.03.2023 tarihinde davacıya ödediği, TTK'nın 1461. maddesi ve Zorunlu Deprem Sigortası Genel Şartları B.3.1 maddesi uyarınca sigortacının sorumluluğunun poliçede yazılı sigorta bedeli ile sınırlı olduğu anlaşılmakla, başvurunun reddi gerekirken, kabulüne karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.

VI. KARAR Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA, Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 24.04.2025 tarihinde Üye ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Sigorta hukuku bakımından zorunlu deprem sigortası verdiği teminatın ve karşıladığı zararın niteliği gereği zarar sigortaları kategorisi altında mal sigortası niteliğindedir Türk Ticaret Kanunu’nda zorunlu sorumluluk sigortaları düzenlenmiş ancak zorunlu mal sigortasına ilişkin herhangi bir hükme yer verilmemiştir Zorunlu mal sigortası niteliğinde olan zorunlu deprem sigortası ilk olarak 25.11. 1999 tarihli Ve 587 sayılı Zorunlu Deprem Sigortasına Dair Kanun Hükmünde Kararname ile düzenlenmiş 18.05.2012 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 6305 sayılı Afet Sigortaları Kanunu ile de son halini almıştır. Kanunun 1 inci ve 2 nci maddesi amaç, kapsam ve tanımları düzenlerken 3 ila 9 uncu maddeleri Doğal Afet Sigortaları Kurumunu düzenlemekte yalnızca 10 ila 13 üncü maddeleri deprem sigortasına ilişkin hükümlere yer vermektedir. Zorunlu deprem sigortalarının ilk elden ve tek düzenlendiği Afet Sigortaları Kanunu’nun zorunlu deprem sigortası yaptırılan hallerde öncelikle uygulanacağı izahtan varestedir. Ancak anılan kanunda hüküm bulunmayan hallerde hangi kanunun uygulanacağı özellikle Türk Ticaret Kanunu’nun uygulanıp uygulanmayacağı tartışmalıdır. Afet Sigortaları Kanunu’nun konuya ilişkin düzenlemesi son derece sınırlı olduğuna göre zorunlu deprem sigortası yaptırılmasından kaynaklı sorunların çözümü bakımından ikincil olarak uygulanacak mevzuatın belirlenmesinde esasen zorunluluk vardır. Bu zorunluluğun bir sebebi budur. Diğer sebebi ise bazı hususların genel şartlarla veya tarife ve talimatlarla düzenlenemeyecek olmasıdır. Öncelikle hemen belirtilmelidir ki, Afet Sigortaları Kanunu’nda zorunlu deprem sigortası ile ilgili hüküm bulunmayan hallerde hangi kanunun uygulanacağına ilişkin adı geçen kanunda herhangi bir atıf yoktur. Ancak bu durum yukarıda belirtilen zorunluluğu ortadan kaldırmamaktadır. Uygulanacak mevzuatın belirlenmesi bakımından tarafların sıfatının aralarında yapmış oldukları hukuki işlemin niteliğinin tespiti önemlidir. Zira ancak bu şekilde sonuca gidilmesi mümkün olacaktır. Zorunlu deprem sigortası hukuki ilişkisinin bir tarafında Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) vardır. Kurum, Afet Sigortaları Kanunu’ndan aldığı yetki ile sigorta poliçesi düzenlemektedir. Her ne kadar sigortacılık faaliyetinde bulunma yetkisi kanunlarla ruhsat alan şirketlere veya kooperatiflere tanınmış ise de bunun amacı rastgele herkesin sigortacılık faaliyetinde bulunmasını ve kişilerden prim (para) toplamasını engellemek ve sigorta yaptıracak kişileri korumaktır. Devletin kendisi açısından böyle sakıncalı durumların ortaya çıkması söz konusu olmayacağına göre yani düzenleyici ve denetleyici organ olarak devlet ruhsat gibi şekil koşullarına bağlı olmaksızın sigortacılık yapabileceğine ve bunu da yine özel bir kanun‘dan aldığı yetkiyle yaptığına göre Devletin(DASK) yaptığı sigortacılık faaliyetine de sigorta şirketlerine ve kooperatiflere uygulanan normların tatbik edilebileceği kabul edilmelidir. Dolayısıyla DASK’ın şirket veya kooperatif olmaması kamu tüzel kişiliğini haiz bir kurum olması bu anlamda sonuca etkili görülmemelidir. Hukuki ilişkinin diğer tarafında ise Kat Mülkiyeti Kanunu kapsamındaki bağımsız bölümlerin, tapuya kayıtlı ve özel mülkiyete tabi taşınmazlar üzerinde mesken olarak inşa edilmiş binaların, bu binaların içinde yer alan ve ticarethane büro ve benzeri amaçlarla kullanılan bağımsız bölümler ile meskenlerin malikleri veya intifa hakkı sahipleri yer alırlar ki bunlar da sigorta ettiren konumundadırlar. DASK ile geniş anlamda mesken malikleri veya intifa hakkı sahipleri arasında doğal afet sebebiyle oluşabilecek zararların belli bir prim karşılığında teminat altına alınmasını sağlamak amacıyla yapılan sözleşme ise sigorta sözleşmesi niteliğindedir. Az önce belirtildiği üzere DASK‘ın kamu tüzel kişisi olması sözleşmenin sigorta sözleşmesi niteliğinde olmasını etkilememektedir. Nitekim Afet Sigortaları Kanunu’nun 13/3 maddesine dayanılarak hazırlanan Zorunlu Deprem Sigortası Genel Şartlarının A.7, B.2, C.2, C.4, C.6 ve C.7 maddelerinde taraflar arasındaki sözleşmeden sigorta sözleşmesi olarak bahsedilmiştir. Devletler sigorta sözleşmelerini önceleri sadece klasik sigorta sözleşmelerinin hüküm ve sonuçları bakımından düzenlemişken yenilerde klasik sigorta sözleşmeleri yanında büyük rizikolar sigorta sözleşmelerine de mevzuatlarında yer vermeye başlamışlardır. Bilindiği üzere klasik sigorta sözleşmelerinin düzenlendiği mevzuatta kanun koyucu sigorta ettirenleri sigortalıları ve lehtarları koruyucu hükümler öngörmektedir. Bu hükümler emredici niteliktedir. Oysa büyük rizikolar sigorta sözleşmelerinin düzenlendiği kanun hükümlerinde emredici kurallara ya hiç yer verilmemekte veya çok az yer verilmektedir. Büyük rizikolar sigorta sözleşmelerinin kabul edildiği ülkelerde sigorta sözleşmesinin taraflarının tabiri caiz ise eşitliği kabul edilmektedir. Türk hukukunda büyük rizikolar sigorta sözleşmelerine halen mevzuatlarda yer verilmemiştir. Zorunlu deprem sigortası da klasik bir sigorta sözleşmesi olduğundan TTK‘nın koruyucu hükümlerinin bu sigortanın sigortalısı yönünden de uygulanması gerekir. Buraya kadar yapılan açıklamaların sonucu olarak sigorta sözleşmelerine ilişkin genel hükümler Türk Ticaret Kanunu’nun altıncı kitabında düzenlendiğinden Afet Sigortaları Kanunu’nda hüküm bulunmayan hallerde Türk Ticaret Kanunu’nun altıncı kitabının zorunlu deprem sigortaları hakkında da uygulanması gerektiği söylenebilir. Bu gereklilik yukarıda belirtildiği gibi Afet Sigortaları Kanunu’nun konu hakkındaki düzenlemesinin son derece yetersiz olmasının bir sonucu olduğu gibi kamu düzenini ilgilendirmesi sebebiyle bazı hususların genel şartlarla veya tarife ve talimatlarla düzenlenemeyecek olmasının da bir sonucudur. Örneğin sigorta sözleşmesinden kaynaklı taleplerin tabi olacağı zamanaşımının belirlenmesinde olduğu gibi... Bilindiği üzere bu konuda Afet Sigortaları Kanunu’nda herhangi bir düzenleme yoktur. Zorunlu Deprem Sigortası Genel Şartlarında zamanaşımı süresi düzenlenmiş ise de kamu düzeninden olan zamanaşımı süresi genel şartlarla belirlenemeyeceğinden burada yer alan düzenlemede geçersizdir. Bu durumda Türk Ticaret Kanunu’nun uygulanmasından başka çare bulunmadığı görülmektedir. Bunun gibi sigortalanan menfaat mevcut olmadığı halde zorunlu deprem sigortası yapılması durumunda TTK 1408; sigortacı tarafından aydınlatma ve bildirim yükümlülüğüne uyulmaması durumunda TTK 1423; yine sigortacı tarafından sigorta poliçesi verme yükümlülüğüne aykırı davranılması halinde TTK 1424; genel şart değişikliği sebebiyle ek prim talep edilmesinin unutulması durumunda TTK 1425 vs TTK‘nın ilgili hükümlerinin uygulanması gerekecektir. Üzerinde durulması gereken bir diğer konu zorunlu deprem sigortaları bakımından sözleşme tarihindeki sigorta bedeli ve azami teminat limitinin mi geçerli olacağı? Yoksa riziko’nun gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan tarife ve talimattaki sigorta bedeli ile azami teminat limitinin mi geçerli olacağıdır? Bu konuya ilişkin olarak da Afet Sigortaları Kanunu’nda açık bir düzenlemeye yer verilmemiş, sorunun çözümü 13 üncü madde ile “zorunlu deprem sigortasına ilişkin tarife ve talimatlar ile azami teminat tutarı her yıl bakan tarafından belirlenir ….ve zorunlu deprem sigortasına ilişkin uygulama usul ve esasları ile sigorta genel şartları müsteşarlık tarafından belirlenir” denilmek suretiyle bu konuda çıkarılacak genel şartlar ile tarife ve talimatlara havale edilmiştir. Hali hazırda bu konularla ilgili karar alma yetkisi Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumuna (SEDDK) geçmiştir. 16.05.2011 tarihinden itibaren geçerli olan Sigorta Genel Şartlarına göre sigorta bedeli sigorta edilen meskenin Hazine Müsteşarlığı nca yayımlanan zorunlu deprem sigortası tarife ve talimatında belirlenen metrekare bedeli ile aynı meskenin brüt yüzölçümünün veya yaklaşık yüzölçümünün çarpılması sonucu bulunur. Sigorta bedeli herhalde zorunlu deprem sigortası tarife ve talimatında belirlenen azami teminat tutarından çok olamaz(A.4). Sigorta tazminatının hesabında ise tam veya kısmi hasar olmasına bakılmaksızın riziko‘nun gerçekleştiği yer ve tarihte benzer yapı özellikleri göz önünde bulundurularak binanın piyasa rayiçlerine göre hesaplanan yeniden yapım maliyeti esas alınır. Ancak sigorta tazminatı hiçbir durumda sigorta bedelinden fazla olamaz(B.3). Bu hükümlerden anlaşılacağı üzere rizikonun gerçekleşmesi sonucu oluşan zarar riziko tarihine göre belirlenecek ancak ödenecek tazminat zarar miktarı daha fazla olsa bile sözleşmede yazılı sigorta bedelini aşamayacaktır (bu kabul TTK 1461 düzenlemesi ile de muvafıktır). Diğer taraftan, zorunlu deprem sigortasında zeyilname düzenlenmeksizin ve ek prim alınmaksızın değişen tarifedeki sigorta bedelinin ve azami teminat limitinin uygulanacağına ilişkin mevzuatta herhangi bir hüküm yoktur. Belirtilmelidir ki riziko tarihinde geçerli sigorta bedelinin ve azami teminat limitinin uygulanmasının bu konuda tarife ve talimatlarda hüküm bulunması halinde uygulanabileceği tartışmasızdır. Nitekim 19.01.2021 tarihli ve 31369 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Zorunlu Deprem Sigortası Tarife ve Talimat Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Tebliğin üçüncü maddesi ile eklenen geçici madde 3 de bu maddeyi ihdas eden Tebliğin yayımı tarihinden önce akdedilen sigorta sözleşmelerinin prime ilişkin herhangi bir işlem yapılmaksızın bu tebliğ kapsamındaki teminatlara tabi olduğu belirtilmek suretiyle bu yönde bir hükme yer verildiği görülmüştür. Sözleşmeden sonra arttırılan teminatlardan yararlanabilmenin bir diğer yolu ise sözleşmeye ek zeyilname düzenlenmesidir. Esasen zorunlu deprem sigortalarında sözleşmeden sonra teminatın artırılması amacıyla zeyilname düzenlenebileceğine ilişkin olarak da ne Afet Sigortaları Kanunu’nda ne de zorunlu deprem sigortası genel şartlarında hüküm vardır. Ancak zorunlu deprem sigortası bir mal sigortası olduğundan tarife ve talimatlardaki teminat limitlerine kadar sigorta bedelini artırmak amacıyla zeyilname yapılması her zaman mümkündür. Somut olayda zorunlu deprem sigortasına ilişkin sözleşme yapıldıktan sonra ve bu sözleşme yürürlükte iken 25.11.2022 tarih ve 32024 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Zorunlu Deprem Sigortası Tarife ve Talimat Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Tebliğ ile sigorta bedeli hesabına esas metrekare bedeli ve azami teminat tutarı iki katına çıkarılmış tarife ve talimat değişikliğindeki sigorta bedeli ve azami teminat tutarının değişiklikten önce akdedilen sözleşmelere ek prim alınmaksızın uygulanacağına ilişkin herhangi bir hükme yer verilmemiştir. Tarife ve talimat değişikliği sonrası DASK tarife ve talimat değişikliği ile sigorta bedelinin ve azami teminat limitinin arttırıldığını, arttırılan miktarlardan yararlanmak isteyen mevcut sigortalıların ek prim ödemek suretiyle zeyilname düzenletebileceklerini, zeyilname düzenlenmediği taktirde sözleşmedeki sigorta bedelinin ve sözleşme tarihindeki azami teminat limitinin geçerli olduğunu sms yoluyla sigortalıya bildirmiştir. Sigortalı sms bildirimine rağmen zeyilname düzenlenmesi için sigortacıya başvurmamıştır. 6 Şubat 2023 tarihinde on şehrimizi kapsayan elim deprem olayı meydana gelmiş, davacı sigortalının meskeni de bu depremde hasar görmüştür. DASK sözleşme tarihindeki sigorta bedelini ödemeyi kabul etmiş ancak 25.11.2022 tarihinde yayınlanan tarifedeki rakamlara göre ödeme yapmayı reddetmiştir. Somut olay bağlamında çözümlenmesi gereken sorun zorunlu deprem sigortacısı olan DASK‘ın tarife ve talimat değişikliğini daha önce akdedilen sigorta sözleşmelerinin tarafı olan sigortalıya bildirmesinin gerekli olup olmadığı, gerekli ise bu bildirimin yapılmamış olmasının yaptırımının ne olacağıdır. Zorunlu deprem sigortaları bakımından DASK‘ın aydınlatma (bildirim )yükümlülüğü bulunup bulunmadığı konusunda Afet Sigortaları Kanunu’nda ve Zorunlu Deprem Sigortası Genel Şartlarında herhangi bir hüküm olmadığından başlangıçta yaptığımız açıklamalar kapsamında bu durumda Türk Ticaret Kanunu’nun Altıncı Kitabına başvurulması gerekir. Altıncı kitabın konuya ilişkin 1423. maddesi sigortacı….. sözleşme süresince sigorta ilişkisi bakımından önemli sayılabilecek olayları ve gelişmeleri sigortalıya yazılı olarak açıklar hükmünü amirdir. Ekonomik koşullar göz önünde bulundurularak teminat limitlerinin artırılması sigorta ilişkisi bakımından önemli hatta en önemli sayılabilecek gelişmelerden olduğundan bu durumun sigortalıya bildirilmesi gerektiği tartışmasızdır. Nitekim DASK‘da bu kapsamda sms yoluyla bilgilendirme yapmıştır. Ancak bu bilgilendirme TTK 1423. maddede ve Zorunlu Deprem Sigortası Genel Şartları C.5 de belirtildiği üzere yazılı şekilde yapılmadığından geçerli bir bildirimden söz etmek mümkün değildir. Sözleşmenin yürürlüğü sırasında yapılması gereken bildirimin yapılmamasının yaptırımı bundan kaynaklanan zararın giderilmesi şeklinde olmalıdır. Yani sigortalı zeyilname yaptırmış gibi deprem sonucu oluşan zararını geçmemek koşuluyla yeni tarife ve talimat değişikliği ile belirlenen sigorta bedelini DASK’tan talep edebilmeli, ortaya çıkan zarar yeni belirlenen sigorta bedelinden az ise zararının tazminini isteyebilmelidir. Dairemiz çoğunluğunca da taraflar arasındaki ilişki sigorta sözleşmesi olarak kabul edilmiş, bu yapılırken 6102 sayılı TTK’nın 1401. maddesine atıf yapılmış, sigortacının sorumluluğunun sınırı belirlenirken de yine TTK‘nın 1461. maddesine dayanılmıştır. Bunlarla da yetinilmemiş aydınlatma açıklamasının verilmemesi halinde tarafların hukuki durumlarını düzenleyen TTK 1423/2 maddede düzenleme altına alındığı üzere davacının kendisine verilen poliçe şartlarına itiraz ettiğine yönelik dosya içerisinde bir delil olmadığı, mevcut poliçede de depremin meydana geldiği tarihteki Zorunlu Deprem Sigortası Tarife ve Talimat Tebliğine göre belirlenecek bedelin sigorta bedeli olarak kabul edileceğine ilişkin bir şart bulunmadığı bu itibarla davacı ile DASK arasında poliçe şartlarında sigorta sözleşme ilişkisi kurulmuş sayılması gerektiği belirtilmiştir. Sayın çoğunluk, kararın haklılığının ispatı için bir taraftan TTK hükümlerine dayanırken diğer yandan aynı Kanun’un sigortalı lehine olan 1423/1(son cümle) hükmünü görmezden gelerek çelişkiye düşmüştür. Açıklanan tüm bu sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun bulunan İtiraz Hakem Heyeti kararının onanması gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma yönünde tezahür eden kanaatlerine iştirak edemiyorum. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 744554ea2871b45e 97b60216bce6a12a

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi – Nisan 2025 kararlarının tamamı