Yargıtay Kararları › Yargıtay 4. Hukuk Dairesi › Şubat 2025 › 2022/3953 E., 2025/2404 K.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2022/3953 E., 2025/2404 K. (13.02.2025) – Tazminat

Mahkeme
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi
Esas No
2022/3953
Karar No
2025/2404
Karar Tarihi
13.02.2025
Konu
Tazminat, Tapu, Miras

4. Hukuk Dairesi 2022/3953 E. , 2025/2404 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/622 E., 2022/439 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2017/1130 E., 2019/1430 K. Taraflar arasındaki manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 15.10.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen gün ve saatte gelen davacılar vekili Avukat Yasemin Özer geldi davalı adına gelen olmadı davacılar vekilinin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 13.02.2025 gününde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacılardan Uğur ve ...'nın 22.02.2009 tarihinde vefat eden ...'nın yasal mirasçıları olduğunu, merhumun vefatından sonra diğer mirasçılar tarafından Sarıyer 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 2009/206 Esas sayılı dosyasında davacılardan Nurten ve Uğur aleyhine tenkis istemiyle dava açtığını, bu davanın adliyenin kapatılması nedeniyle İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/206 Esas sayılı dosyası üzerinden devam ettiğini, bir kısım diğer mirasçıların ise İstanbul 19. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/61 esas sayılı dosyasından davacılar Nurten, Uğur, Tat Turizm A.Ş, Altın Kadife A.Ş aleyhine tapu iptali ve tescil, mirasta iade, tenkis istemiyle dava açtığını, İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/206 Esas sayılı dosyasının İstanbul 19. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/61 Esas sayılı dosyası ile birleştirildiğini ve halen bu dosyada miras davasının derdest olduğunu, dosya Sarıyer 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/206 Esas sayılı dosyasında görülmekte iken bu dosyadan 17.09.2009 tarihinde davalı bankaya yazılan müzekkere ile davacılar Uğur ve Nurten ile murisin vefat tarihi olan 22.09.2009 tarihinden geriye doğru 10 yıl içinde açılmış tüm hesap numaraları ve hesap hareketlerinin dökümünün istenildiğini, davalı bankanın bu yazıya 27.10.2009 tarihli yazı ile cevap vererek hesap hareketlerini gönderdiğini, birleşen İstanbul 19. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/61 Esas sayılı dosyasından ise 30.03.2017 tarihinde davalı bankaya yazılan müzekkereyle geçmişte gönderilen 17.09.2009 tarihli eski müzekkere de eklenmek suretiyle ekte yer alan müzekkere cevabının gönderilmesinin istenildiğinin belirtildiğini, davalı bankanın 17.09.2009 tarihli müzekkere cevabının dosyaya gönderildiğini bildirmeyip bu kez 14.04.2017 tarihli cevap ile davacılar Uğur ve Nurten'in 07.04.2007-07.04.2017 tarih aralığındaki, 17.04.2017 tarihli cevap ile de 11.04.2007-11.04.2017 tarih aralığındaki hesap bilgileri ve hesap hareketlerinin mahkemeye gönderildiğini, davalı banka vekillerinin 29.05.2017 tarihinde mahkemeye verdikleri dilekçeler ile müzekkere cevabının dosyadan çıkarılması ve UYAP'tan silinmesini talep ettiklerini, mahkemece bu talep kabul edilerek verilen cevabın davalı bankaya iade edildiğini, belgelerin iadesinin esasen bunların mahkemece istenmediğini ayrıca gösterdiğini, davalı banka tarafından mahkeme müzekkeresine müzekkerenin kapsamı ve talep edilen tarih aralığını aşar şekilde verilen cevapla davacılara ait müşteri sırrı niteliğindeki belgeler ve hesap hareketlerinin ifşa edilmesinin ardından, her ne kadar belgeler uzun süre sonra fiziki dosyadan çıkarılmış ise de bu süre zarfında bu bilgilere diğer mirasçılar ve birçok kişi tarafından erişim sağlandığını, davalı banka tarafından davacılara ait sır niteliğindeki hesap bilgilerinin ifşa edilmesiyle birlikte "tatlicileaks.com" isimli bir internet sitesinde de davacıların hesap hareketlerinin kısmen yayınlandığını, davalı bankanın müracaatı üzerine mahkeme kararıyla 08.06.2017 tarihinde bu siteye erişimin engellendiğini, bu site İngilizce ve Türkçe olup yalnızca Türkiye'de erişime kapandığını, yurt dışında ise erişime açık olduğunu, davacıların da bu sitede yer alan içeriği mahkemeye başvurarak tespit ettirdiğini, davalı bankanın mahkemenin istememesine rağmen dosyaya gönderdiği müşteri sırrı niteliğinde yüksek meblağlı pek çok işlem kaydı bulunduğunu, davalı bankanın böylece davacıların sırları ve verilerini hukuka aykırı şekilde ifşa ederek başkalarının eline geçmesine ve yayınlanmasına sebebiyet verdiğini, bu bilgilerin tamamı müşteri sırrı niteliğindeki bilgiler olup bazı kişilere aylık olarak gönderilen miktarlar yer alırken diğer bazı havalelerin ise yabancı şirketlere gönderilen paralara ilişkin olduğunu, müşteri sırrının korunmamasının sadece banka ile işlemi gerçekleştiren kişi bakımından değil işlemin diğer tarafı bakımından da sorumluluk doğurduğunu, bu nedenlerle davacılar arasında yer alan 4 şirketin de müşteri kavramına dahil olduğunu ve müşteri sırrı niteliğindeki bilgilerinin ifşa edildiğini, davalı bankanın hukuka aykırı davranışının davacıların çok büyük manevi zararına sebebiyet verdiğini, sır niteliğindeki bilgilerin internet sitelerine kadar düşmüş olmasının olayın vahametini ayrıca ortaya koyduğunu, aynı mahkemece dava dışı ... Finansbank'a da aynı nitelikte müzekkere gönderilmiş olup bu banka tarafından talep edilen zaman aralığına ilişkin cevap verildiği ve yazılan ikinci müzekkereye verilen cevapta ise istenilen bilgilerin 2009 yılında bildirildiği şeklinde doğru cevap edildiğini belirterek davalı banka tarafından yapılan vahim ihlallerin ağırlığı, ifşa olunan sırlara ilişkin hesap hareketlerinin (işlem adedinin) binin üzerinde ve çok yüksek rakamlar içermesi, davacıların kişilik haklarından olan sır niteliğindeki belgelerin ifşa edilmesi ve bu bilgilerin bir internet sitesinde yayınlanarak aleni ... gelmesi de dikkate alınarak davacı ... için 100.000,00 TL, davacı ... için 100.000,00 TL ve diğer davacıların her biri için 50.000,00'er TL olmak üzere toplam 400.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; 17.09.2009 tarihli müzekkereye cevap verilerek 26.10.2009 tarihinde mahkemeye teslim edildiğini, bu süreçte Fortisbank ile birleşen davalı bankaya 30.03.2017 tarihinde tebliğ edilen müzekkere ile aynı hesaba ilişkin güncel (son 10 yıllık) hesap bilgilerinin talep edilmekte olduğunu, dosyaların birleşmesinden müzekkerede bahsedilmesi, tekit ibaresinin olmaması, ihtarın yer almaması nedeniyle davalı bankanın 17.04.2017 tarihli cevabı mahkemeye ibraz ettiğini, dava dışı ... Bankasına da aynı müzekkerenin gönderildiğini ve bu bankanın da aynı mahiyette cevap verdiğini, davalı bankanın talebi ile 14.04.2017 ve 17.04.2017 tarihli müzekkere cevabı ve eklerinin dosyadan çıkartılmasına karar verildiğini, hesap dökümlerinin internet sitesinde yayınlanması üzerine mahkemeden erişimin engellenmesine yönelik taleplerinin kabul edildiğini, davacılar tarafından banka yönetim kurulu üyelerinin tamamı aleyhine müşteri sırrının ifşası nedeniyle başlatılan soruşturma dosyasında suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini, müşteri sırrı kavramının ancak müvekkili banka müşterilerine ilişkin bilgilere yönelik olduğunu, davacı tüzel kişi şirketlerin bankanın müşterisi olmaması nedeniyle bu davacılar yönünden davanın reddi gerektiğini, zira mahkemeye sunulan cevaplarda davacı tüzel kişileri de kapsayan işlemlerin yer almasının müvekkili banka açısından 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nda yer alan müşteri sırrının saklanmasına ilişkin hükümlerin uygulanmasına sebebiyet vermeyeceğini, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 221 inci maddesi uyarınca mahkeme yazısına cevap verilmesinin banka bakımından yasal bir yükümlülük olduğunu, bu durumun bankanın hatalı eylem yahut işleminden değil müzekkerenin kaleme alınış şeklinden kaynaklandığını, yazının hesaba ilişkin güncel (son 10 yıllık) hesap bilgilerinin talep edilmekte olduğu şeklinde anlaşılmaya son derece elverişli olduğunu, cevabın da bu saik ve anlayış içinde tanzim edildiğini, davalı bankanın davacıların kişilik ve sair manevi haklarını hedef alan herhangi bir eylemi bulunmadığını, eylemin ifşa olarak nitelendirilemeyeceğini, aksinin kabulü halinde dahi davalı bankaya atfedilen eylem ile meydana geldiği iddia olunan zarar arasındaki illiyet bağının, üçüncü kişinin hukuka aykırı eylemiyle kesildiğini, davalı banka tarafından hesap hareketlerinin mahkeme dosyasına iletilmiş olmasının tek başına bu bilgilerin yetkisiz/ilgisiz kişilerin eline geçmesini sağlamayacağını, hukuka aykırılık teşkil eden unsurun belgelerin mahkemeye ibrazı değil bu bilgilerin kimliği meçhul kişilerce internet ortamına taşınması olduğunu, ifşa eyleminin müvekkili bankaya ait olmadığını, eylemin olası neticelerini ortadan kaldırma adına gerekli müracaatların banka tarafından yapıldığını, davalı bankanın kusur ve sorumluluğu bulunmadığını, sırrın ifşası olgusu nedeniyle davacıların zarara uğradıklarını ortaya koyan bir delil de bulunmadığını, talep edilen manevi tazminat tutarlarının fahiş olduğunu belirterek davacı tüzel kişiler yönünden davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine, diğer davacılar yönünden davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacılar her ne kadar davalı banka tarafından mahkemenin yazısına aykırı olarak talep edilmeyen dönemlere ilişkin hesap bilgilerinin gönderildiğini, bu nedenle sır niteliğindeki hesap hareketlerinin ifşa edilmesinden dolayı çok büyük manevi zarara uğradıklarını ileri sürerek manevi tazminat talebinde bulunmuş iseler de Mahkeme tarafından davalı bankaya gönderilen yazının, içeriği itibariyle açık olmadığı, dava dışı ... Bankasının da davalı banka gibi kendisine yazılan yazıya cevap verdiği, davalı bankanın hesap bilgi ve hareketlerinin Mahkemeye ibrazından yaklaşık 40 gün sonra belgelerin dosyadan ve UYAP ortamından çıkartılması talebinde bulunduğu ve bu talebinin kabul edilerek belgelerin fiziken dosyadan ve UYAP'tan çıkartıldığı, hesap hareketlerinin bir kısmının yayınlandığı internet sitesine erişimin engellenmesi için davalı banka tarafından müracaatta bulunulduğu ve bu talebin İstanbul Anadolu 8. Sulh Ceza Hakimliğince kabul edildiği ve internet sitesine erişiminin engellendiği, buna göre davalının bu eylemi dolayısıyla davacıların mevcut bir zararlarının olduğunun ispat edilemediği, ayrıca hesap bilgilerinin bir kısmının internet sitesine konulması fiilinin üçüncü kişi veya kişiler tarafından ancak kasten işlenebileceği ve bunların fiillerinin, davalının fiili ile sonuç arasındaki illiyet bağının kesilmesine sebebiyet verdiği, bu nedenle davalı bankanın sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacılar tarafından Bankacılık Kanunu'na aykırılık, sırların açıklanması iddiası ile yapılan şikayet üzerine başlatılan soruşturma sonucunda kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği, işbu karara yapılan itirazın reddedilerek kesinleşmiş olduğu, hesap bilgilerinin bir kısmının internet sitesine konulması fiili ile davalının eylemi arasında uygun illiyet bağı bulunmadığı, manevi zarar iddiası yönünden ispat yükü kendisine düşen davacıların iddiasını ispat edemediği, İlk Derece Mahkemesi kararında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesi bakımından yasaya aykırı bir durum bulunmadığı gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; davalı banka tarafından 2017 yılında gönderilen belgelerin miras davasının görüldüğü mahkeme tarafından istenilmemesine karşın davalı bankanın kastı veya en azından ağır kusuruyla miras davasıyla ilgisi olmayan davacıların sırlarını haksız şekilde ifşa ettiğini, bankanın güven kurumu olarak elinde bulunan verileri hukuka aykırı olarak aralarında birçok ihtilaf bulunan miras davasında davacıların ve üçüncü kişilerin eline geçmesine ve internette yayınlanmasına sebebiyet verdiğini, davacıların davayla ilgisi olmayan 11.04.2007-11.04.2017 tarihleri arası yaklaşık olarak 1.031 adet ve yüksek miktarlı işlem kaydının gönderildiğini, bu bilgilerin müşteri sırrı niteliğinde bulunduğunu, bazı kişilere aylık olarak gönderilen miktarlar bu belgelerde yer alırken, diğer bazı havalelerin ise yabancı şirketlere gönderildiğinin görülmekte olduğunu, tüzel kişi olan diğer davacıların da bu şekilde bilgilerinin hukuka aykırı olarak açıklandığını, davacı tüzel kişilerin de müşteri kavramına dahil olduğunu, müşteri sırrının bankanın müşteri ile olan ilişkisinden ve bankacılık işlemleri çerçevesinde müşteriyle yaptığı işlemler nedeniyle ortaya çıkan bilgiler olduğunu, bu çerçevede bankaca sunulan hizmetin taraflarını teşkil eden kişilerin hepsi hakkındaki bilgilerin müşteri sırrı kapsamında olduğunu, davalı bankanın sır saklama yükümlülüğüne aykırı olarak söz konusu bilgileri ifşa ettiğini, üçüncü kişilerin eline geçen bu bilgi ve belgelerin internet sitesinde dahi yayınlandığını, müzekkerenin aynısı dava dışı ... Finansbank'a da gönderilmiş olup bu bankanın ise istenilen hesap hareketlerinin daha önce 2009 yılında bildirildiği şeklinde doğru cevap verdiğini, bu husus dikkate alınmaksızın sadece dava dışı ... Bankasının cevabının dikkate alınmasının doğru olmadığını, davalı bankanın hukuka aykırı şekilde müşteri sırrını ifşası sonrası mahkemedeki yazıları kaldırtmak için müracaatlar yapmış olmasının, gerçekleşen ihlali, eylemin hukuka ayrılığı ile bankanın sorumluluğunu ortadan kaldırmadığını, bilakis bu hususun miras davasına bakan mahkemenin istemediği ve bu davayla ilgisiz belgelerin banka tarafından mahkemeye hukuka aykırı şekilde sunulduğunu açıkça gösterdiğini, belgelerin bu davada mahkemece davalıya iade olunmasının da esasen bu belgelerin miras davasına bakan mahkemece istenmediğinin ve davalı banka tarafından müzekkereye aykırı olarak verildiğinin ayrı bir göstergesi olduğunu, davalı bankanın müzekkere kapsam ve zamanını aşar şekilde müşteri sırrı niteliğindeki bilgileri haksız ifşası nedeniyle bu bilgilerin başkalarının eline geçtiğini, internette dahi yayınlandığını, bu durumun ihlalin boyutunu artırdığını, anılan internet sitesinde hesap hareketlerinin kısmen yayınlandığını, esasen davalı banka bu bilgileri haksız olarak sunmasaydı böyle vahim bir olayın da yaşanmayacağını, davalı banka tarafından, mahkemece istenmeyen belgelerin bildirilmesiyle müşteri sırrı ifaşı yönündeki ihlalin gerçekleştiğini, bu bilgilerin ayrıca yayınlanmasının ihlalin sonuçlarının artması sonucunu doğurduğunu, üçüncü kişilerce yayınlanması da ayrıca ihlal olup bu ihlalden kaynaklı haklarını yayınlayanlara karşı ayrıca saklı tuttuklarını, bu nedenle illiyetin kesilmesinden söz edilemeyeceğini, ceza mahkemesince verilen kararın hukuk hâkimini bağlamayacağını belirtmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; mahkemece talep edilmeyen döneme ilişkin davacılara ait müşteri sırrı niteliğindeki kişisel verilerin/banka hesap dökümlerinin, veri sorumlusu olan davalı banka tarafından dosyaya sunulması nedeniyle manevi tazminat talebine ilişkindir. 1. Kişisel veri, belirli veya belirlenebilir bir kişiye ait her türlü bilgiyi ifade etmektedir. Kişisel veri kavramı üç ana unsurdan oluşmaktadır. Bu unsurlar, kişisel verinin kapsamının her türlü bilgiden oluşabilmesi, verilerin gerçek bir kişiye ait olması gerekliliği, aslında koruma amacının kişiye yönelik olması sebebiyle verinin belirli bir kişiyle ilişkili ya da ilişkilendirilebilir olmasıdır. 6698 sayılı Kişisel Verileri Koruma Kanunu'nda (KVKK) hangi bilgilerin kişisel veri olarak kabul edileceğine ilişkin sınırlı sayım esasının benimsenmediği görülmektedir. Türk hukukunda kişisel verilerin korunmasına ilişkin normatif düzenlemelerde kişisel verilerin sınırlı sayıda belirlenerek düzenlenmesi veya örnek olarak sayılması yolları tercih edilmemiştir. Kanun koyucu kişisel veriyi tanımlarken kapsayıcı olmuş ve sadece belirli değil belirlenebilir kişilere ilişkin verileri de Kanun'a dahil etmiştir. KVKK hukuki düzlemde gerçek kişilere ilişkin bilgileri koruma altına alırken tüzel kişilere ait bilgileri koruma altına almamaktadır. Bu nedenle kanunda kişisel verisi işlenen gerçek kişiyi ifade etmek için "ilgili kişi" ifadesi kullanılmıştır. Tüzel kişiler açıkça korunmamakta ise de tüzel kişi aracılığıyla gerçek bir kişinin verilerine ulaşılabiliyorsa o ilgili kişi yine de korumadan yararlanabilecektir. Örneğin bir anonim şirketin kendisi KVKK kapsamında korunmayacak olsa da şirketin verilerinden şirket yöneticisi gerçek kişinin verilerine ulaşılabiliyorsa, bu gerçek kişi bakımından kişisel verilerin korunması gündeme gelecektir. Bunun yanında tek kişilik şirketler bakımından da şirkete ilişkin veri aynı zamanda söz konusu kişinin verisine ulaşmayı sağlıyorsa o şirketin verileri kişisel veriler olarak korunacaktır. Burada korunan menfaat tüzel kişiye değil, gerçek kişiye ait olacaktır. Bu kapsamda bankacılık sektöründe bireysel müşteri olarak adlandırılan finansal tüketiciler ile adi şirket sahibi gerçek kişilerin işlemlerinde KVKK hükümlerine uyumlu davranılması gerekirken, ticari müşteri olarak adlandırılan tüzel kişiler bu korumanın kapsamında değildir. Ancak tüzel kişilere ait bilgilerden gerçek kişiye ait bir bilgiye ulaşılabiliyor olması halinde bu verilere KVKK hükümlerinin uygulanabileceği açıktır. Örneğin bankada hesabı bulunan şirketin ticaret unvanı ya da adresi gibi tüzel kişiliğe ait bilgiler kişisel veri değilken, şirketin temsilcisi gerçek kişinin ad, soyadı ve iletişim bilgileri kişisel verilerin korunmasına ilişkin düzenlemelere tabi olacaktır. Bir kişinin belirli veya belirlenebilir olması, mevcut verilerin herhangi bir şekilde bir gerçek kişiyle ilişkilendirilmesi suretiyle, o kişinin tanımlanabilir ... gelmesini ifade etmektedir. Bankacılık sektöründe müşteriye banka tarafından verilen numara tek başına bir anlam ifade etmemektedir. Ancak bu bilginin ele geçirilmesi halinde banka sistemine ulaşan bir kişi, müşterinin kişisel verilerine ulaşabilecektir. Bu nedenle "müşteri numarası" da bir kişisel veri olarak kabul edilmelidir. KVKK'nın amacı 1 inci maddesinde kişisel verilerin işlenmesinde başta özel hayatın gizliliği olmak üzere kişilerin temel hak ve özgürlüklerini korumak ve kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişilerin yükümlülükleri ile uyacakları usul ve esasları düzenlemek olarak belirtilmiştir. KVK salt bilgi güvenliği düzenlemesi değildir. Bilgi güvenliği alanındaki düzenlemelerin amacı veriyi korumak, kişisel verilerin korunması düzenlemelerinin amacı ise o verinin adreslediği bireyi korumaktır. KVKK'ya göre kişisel verilerin işlenmesi tanımı o kadar geniştir ki veriye her bir dokunuş, işleme anlamına gelir. Her ne kadar kişisel verilerin korunması hakkı "özel hayatın gizliliği" başlığı altında Anayasa'nın 20 nci maddesinin üçüncü fıkrasında yer bulmuş olsa dahi bağımsız temel hak niteliği saklıdır. Anayasa anlamında temel hak olarak düzenlenen kişisel verilerin korunması hakkı 4271 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 24 üncü maddesi anlamında yeni bir kişisel değer olarak kişilik hakkının koruyucu kapsamına dahildir. Müşteri sırrı terimi, kişi itibariyle kişisel veri teriminden daha geniş olmakla birlikte, bilgilerin kapsamı bakımından kişisel veri teriminin müşteri sırrı teriminden daha geniş olduğunu belirtmek gerekir. Şöyle ki, müşteri sırrı müşteri ilişkisi kurulduktan sonra oluşan gerçek ve tüzel kişilere ait verileri ifade etmektedir. Müşteri ilişkisi kurulmadan önceki döneme ait bilgiler kişisel veri niteliği taşımakla birlikte kural olarak müşteri sırrı niteliğini haiz değildir. Bir gerçek kişiye ait kişisel veriler hem KVKK hem 5411 sayılı Kanun tarafından korunmaktadır. KVKK kapsamında tüzel kişiler her ne kadar tazminat talebinde bulunamayacak ise de 5411 sayılı Kanun'un 73 üncü maddesi ile bankalara yüklenen sorumluluk gereğince gerçek ve tüzel kişi ayrımı yapılmaksızın sır saklama yükümlülüğünün düzenlendiği anlaşılmaktadır. Müşteri sırrı bankanın gerçek kişi müşterisine ait olabileceği gibi onun tüzel kişi müşterisine ilişkin de olabilir. Bu türden bilgilere örnek olarak; kişinin kredi skoru, kredi geçmişi, diğer bankalara olan borcu; diğer bankalara yapmış olduğu kredi başvuruları, cari hesap numarası, finansman hesap numarası, işlem tarihi, finansman taksit numarası, finansman taksit tarihi, bankadaki hesaplarından bir yatırım firması hesabına gönderdikleri yatırım işlemi tutarı, banka hesap ve kiralık kasa bilgileri, hesap hareketleri, mevduat bilgileri, para yatırma ve çekme işlemleri, kredi kartı ekstresi gösterilebilir. Bu bilgiler müşterinin finansal durumuna ilişkin bilgiler olup bu türden veriler dışında, örneğin müşterinin adı soyadı, kimlik numarası, anne kızlık soyadı, cep telefonu numarası gibi bilgilerin de onun kişisel verileri olduğu ve benzer şekilde korunması gerektiği tabidir. Bu açıdan bakıldığında, bankanın tüzel kişi müşterilerine ilişkin finansal bilgilerin KVKK m. 3/1-d kapsamında kişisel veri niteliği taşımadığı ve yalnızca 5411 sayılı Bankalar Kanunu hükümlerine tabi olduğu kabul edilmelidir. Kişisel verinin işlenmesi KVKK'nın 3 üncü maddesinde tanımlanmıştır. "Kişisel verilerin tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla elde edilmesi, kaydedilmesi, depolanması, muhafaza edilmesi, değiştirilmesi, yeniden düzenlenmesi, açıklanması, aktarılması, devralınması, elde edilebilir hâle getirilmesi, sınırlandırılması ya da kullanılmasının engellenmesi gibi veriler üzerinde gerçekleştirilen her türlü işlem" kişisel veri işleme faaliyetidir. KVKK kapsamında veri sorumlusu; kişisel verilerin işlenme amaçlarını ve yöntemlerini belirleyen, veri kayıt sisteminin kurulmasından ve yönetilmesinden sorumlu olan gerçek veya tüzel kişidir. Veri işleyen ise veri sorumlusunun verdiği yetkiye dayanarak onun adına kişisel verileri işleyen, veri sorumlusunun organizasyonu dışındaki gerçek veya tüzel kişiler olarak tanımlanmaktadır. Bankalar gerçekleştirdikleri kişisel veri işleme faaliyetleri kapsamında veri sorumlusu veya veri işleyen sıfatını haiz olabilir. Bankalar 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun (5411 sayılı Kanun) 4 üncü maddesi uyarınca, gerçekleştirdiği bankacılık faaliyetleri açısından veri sorumlusudur. Bununla birlikte, acente ve aracı kuruluş olduğu sigorta, bireysel emeklilik, yatırım ürünleri, uluslararası hızlı para transferi ödemeleri sırasında ise veri işleyen sıfatını haiz olabilmektedir. Bu aşamada veri işlemeye hakim olan temel ilkelere de yer verilmesi zorunlu olacaktır. KVKK'nın "Genel ilkeler" başlıklı 4 üncü maddesinde, kişisel verilerin ancak anılan Kanunda ve diğer kanunlarda öngörülen usul ve esaslara uygun olarak işlenebileceği ve kişisel verilerin işlenmesinde anılan maddede, "a) Hukuka ve dürüstlük kuralına uygun olma, b) Doğru ve gerektiğinde güncel olma, c) Belirli, açık ve meşru amaçlar için işlenme, ç) İşlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma, d) İlgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilme" şeklinde sayılan ilkelere uyulmasının zorunlu olduğu düzenleme altına alınmıştır. Bu ilkelerden kişisel verilerin belirli, açık ve meşru amaçlar için işlenme ilkesi, kişisel veri işleme faaliyetlerinin ilgili kişi tarafından açık bir şekilde anlaşılır olmasını, kişisel veri işleme faaliyetinin hangi hukuki işleme şartına dayalı olarak gerçekleştirildiğinin tespit edilmesini, kişisel veri işleme faaliyetinin ve gerçekleştirilme amacının belirliliğini sağlayacak detayda ortaya konulmasını sağlar. Amacın meşru olması, veri sorumlusunun işlediği verilerin, yapmış olduğu iş veya sunmuş olduğu hizmetle bağlantılı ve bunlar için gerekli olması anlamına gelmektedir. Bir diğer önemli ilke olan işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olması ilkesine göre, işlenen veriler belirlenen amaçların gerçekleştirilmesine elverişli olmalı, amacın gerçekleştirilmesiyle ilgili olmayan veya sonradan ortaya çıkması muhtemel ihtiyaçların karşılanmasına yönelik veri işleme yoluna gidilmemelidir. Burada önemli olan, amacı gerçekleştirmeye yönelik yeterli verinin temin edilmesi, bunun dışındaki gerekli olmayan veri işlemeden kaçınılmasıdır. Ölçülülük ilkesi ise, veri işleme ile gerçekleştirilmesi amaç arasında makul bir dengenin kurulması yani veri işlemenin, amacı gerçekleştirecek ölçüde olması demektir. Anılan 4 üncü madde hükmünden açıkça anlaşılacağı üzere, kişisel verilerin işlenmesinde her hâl ve şartta KVKK'nın 4 üncü maddesinde sayılan genel ilkelere uyulması hukuki bir gerekliliktir. Kanundaki düzenlemede yer alan "belirli, açık ve meşru amaçlar için işlenme" ve "işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olması" ilkeleri ile 5411 sayılı Kanun'un 73 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında yer verilen "sadece belirlenen amaçlar ile sınırlı kılınması" şartı benzerlik göstermektedir. Dolayısıyla somut olay değerlendirilirken anılan kişisel verilerin işlenmesine ilişkin ilkeler özellikle göz önünde bulundurulmalıdır. Veri sorumlusunun veri güvenliğine ilişkin yükümlülükleri KVKK'nın 12 nci maddesinde düzenlenmiş olup maddeyle veri sorumlusuna kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesini önleme, kişisel verilere hukuka aykırı olarak erişilmesini önleme, kişisel verilerin muhafazasını sağlama amacıyla gerekli idari ve teknik önlemleri alma yükümlülüğü getirilmiştir. Güven kurumu olarak nitelendirilen banka ile ilişkiye giren her kişi, bankaya duymuş olduğu güven neticesinde bilgilerinin gizli tutulacağına inanmaktadır. Nitekim bankacılık sektörüne özgü mevzuat düzenlemeleri, kişisel veriler dahil olmak üzere tüm müşteri ve banka bilgilerinin gizliliği ve güvenliğinin de sağlanmasını amaçlamaktadır. Bankaların müşterilerden elde etmiş olduğu bilgi ve belgelerin gizliliğini sağlama yükümlülükleri temel olarak 5411 sayılı Kanun'un 73 üncü maddesinde "Sırların saklanması" başlığı altında düzenlenmiştir. KVKK'nın yürürlüğe girmesiyle birlikte bankaların müşterileri ile girdikleri ilişkilerde, kişisel verilerin işlenmesi, aktarılması ve veri güvenliği süreçleri de yasal bir zemine oturtulmuştur. KVKK'nın 8 inci maddesinin üçüncü fıkrasında, kişisel verilerin üçüncü kişilere aktarılmasına ilişkin diğer kanunlarda yer alan hükümlerin saklı olduğu ifade edilmektedir. Kanun koyucu, kişisel verilerin aktarılmasına ilişkin ana kuralı KVKK'da belirlemekle birlikte, diğer kanunlarda konuya ilişkin olarak yer alan düzenlemelerin saklı olduğunu da düzenlemiştir. Hâlihazırda kişisel verilerin korunmasına değinen ulusal düzeyde çok sayıda kanuni düzenleme mevcut olup 5411 sayılı Kanun da bu düzenlemelerden birisidir. Bu itibarla somut olayın özelliğine göre KVKK'nın 8 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca gerek 5411 sayılı Kanun'da gerek diğer kanunlarda yer verilen düzenlemeler çerçevesinde kişisel veriler aktarılabilecektir. Bankalar, Kanun uyarınca bilgi aktardıkları kurum ve kuruluşların kendi kuruluş kanunları ile diğer kanunlardan kaynaklanan bilgi talep etme yetkilerine istinaden yetkili mercilere kanunlardaki sınırlamalar çerçevesinde, ilgili kişilerin açık rızasına gerek olmaksızın kişisel veri aktarımında bulunabilir. Bankaların, müşteri ve banka sırlarını kanunen açıkça yetkili kılınan mercilere açıklama yükümlülükleri, 5411 sayılı Kanun'un 73 üncü ve 159 uncu maddelerine göre mercilerin "ilgili konularda sordukları soruların cevaplandırılması" ile sınırlandırılmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 221 inci maddesinin ilk fıkrasına göre "Mahkeme, üçüncü kişi veya kurumun elinde bulunan bir belgenin taraflarca ileri sürülen hususun ispatı için zorunlu olduğuna karar verirse, bu belgenin ibrazını emreder", ikinci fıkrasına göre "Belgeyi ibraz etmesine karar verilen herkes, elindeki belgeyi ibraz etmek, belgeyi ibraz edememesi hâlinde ise bunun sebebini delilleri ile birlikte açıklamak zorundadır. Mahkeme yapılan açıklamayı yeterli görmezse, bu kimseyi tanık olarak dinleyebilir." Hukuk Mahkemeleri tarafından anılan hükme istinaden bankalara iletilen belge talepleri söz konusu olduğunda, söz konusu belgeler kapsamında yer alan kişisel veriler/müşteri sırları da mahkemeye aktarılabilecektir. 5411 sayılı Kanun'un 73 üncü maddesinde, sıfat ve görevleri dolayısıyla bankalara veya müşterilerine ait sırları öğrenenlerin söz konusu sırları bu konuda kanunen açıkça yetkili kılınan mercilerden başkasına açıklayamayacağı hüküm altına alınmıştır. Dolayısıyla bilgi ve belge istenilmesine ilişkin yetkinin muhakkak kanunen tanınmış olması gereklidir. Bu durumda kanun kapsamında bir hukuka uygunluk nedeninin doğması için 5411 sayılı Kanun gereğince mutlaka "kanun" ile tanınan bir yetkilendirme olmalıdır. Şüphesiz ki, kanunen yetkili kılınan merciler tarafından talep edilebilecek bilgiler, ilgili mevzuatta belirlenen kapsam ve konusu ile sınırlı olmalıdır. Yetkili merciler tarafından gelen bilgi ve belge talepleri yerine getirilirken bankaların ilgili mevzuatta belirlenen sınırları gözetmeleri gerekmektedir. Aksi takdirde, belirlenen yetkinin kapsamı dışına çıkılarak bilgi ve belge veren bankanın bu eylemi hem 5411 sayılı Kanun'un 73 üncü maddesinde düzenlenen sır saklama yükümlülüğüne hem de KVKK'ya aykırılık teşkil edecektir. Talep edilen müşteri bilgilerinin gerçek kişiye ait olması halinde kişisel veri niteliği de taşıdığı açıktır. Dolayısıyla bankanın, ilgili kanunda belirtilen sınırı aşması, kişisel verilerin izinsiz paylaşımına da neden olacaktır. Bankacılık Kanunu'nun anılan maddesi kapsamında belirtilen sır saklama yükümlülüğünden istisna tutulan hallerde yapılacak paylaşımlar da dahil olmak üzere, yapılan paylaşım/ifşaların belirtilen amaçlarla sınırlı ve ölçülülük ilkesine uygun ve amacın gerektirdiği kadar veriyi içermek kaydıyla yapılabileceği düzenlenmiştir. Dolayısıyla bankaların kanunlarla izin verilen ya da hukuki yükümlülükleri çerçevesinde açık rıza olmaksızın gerçekleştirdiği bilgi/belge aktarımları kapsamında, gerçek kişi verisi içerir müşteri ve banka sırlarını kanunen açıkça yetkili kılınan mercilere açıklama yükümlülükleri, yetkili kılınan mercinin talep ettiği bilgi ile sınırlı olmalı ve banka, yetkili mercin talebinde açıkça belirtilenden fazla bir gerçek kişi verisini kendi takdiri ile paylaşmamalıdır. Bu bağlamda örneğin Kişisel Verileri Koruma Kurulunca verilen bir kararda, mahkemece veri sorumlusundan ilgili kişi hakkında bazı kişisel verilerin talep edilmesi halinde, veri sorumlusunun gereğinden fazla kişisel veri aktarımında bulunmasının; KVKK'nın 8 inci maddesinin (2) numaralı fıkrasında atıfta bulunulan KVKK'nın 5 inci maddesinin (2) numaralı fıkrasının (ç) bendinde yer verilen hukuki yükümlülüğün yerine getirilmesi için zorunlu olması kapsamında değerlendirilemeyeceğine, KVKK'nın 4 üncü maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendinde yer alan işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma ilkesine aykırılık teşkil ettiğine ve veri sorumlusu hakkında idari yaptırım uygulanmasına karar verilmiştir. (Kişisel Verileri Koruma Kurulu'nun İşlenme Amacının Gerektirdiğinden Fazla Kişisel Veri İşlenmesi/Aktarılması 'Veri Minimizasyonu İlkesine Aykırılık' konulu kararı) Dolayısıyla bankalardan bilgi ve belge talep etmeye yetkili kurum ve kuruluşlarla yapılacak kişisel veri paylaşımlarında, paylaşılan bilgi/belgenin talep edilen veriler ile sınırlı tutulması, bunun mümkün olmaması durumunda ilgili belgede yer alan diğer kişisel verilerin silinmesi/maskelenmesi/anonim ... getirilmesi suretiyle paylaşılması, Kişisel Verileri Koruma Kurumunun "Kişisel Verilerin Korunmasına İlişkin Bankacılık Sektörü İyi Uygulamalar Rehberinde" iyi uygulama örneği olarak değerlendirilmiştir. KVKK kişisel verilerin hukuka aykırı işlenmesinden doğan zararların tazminine ilişkin özel hükümler düzenlemekten kaçınmış, kişilik hakları ihlal edilenlerin genel hükümlere göre tazminat hakkının saklı olduğunu belirtmek suretiyle genel hükümlere yollama yapmayı tercih etmiştir. Bu bağlamda KVKK'nın 11/ğ maddesinde ilgili kişinin hakları düzenlenirken, kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesi nedeniyle doğan zararlarının giderilmesini talep etme hakkına sahip olduğu ve 14/3 maddesinde kişilik hakları ihlal edilenlerin genel hükümlere göre tazminat haklarının saklı olduğu ayrıca belirtilmiştir. Bu nedenle TMK'nın kişiliğin korunmasına ilişkin hükümlerine yollama yaptığı sonucu ortaya çıkmaktadır. KVKK maddi ve manevi zarar ayrımı yapmamıştır. TMK'da doğrudan doğruya kişisel verilerin korunmasına ilişkin bir hüküm bulunmamakla birlikte kişisel verilerin kişilik değerleriyle örtüşmesi ve kişilik hakkının koruma kapsamına dahil edilmesi nedeniyle; TMK'nın kişilik hakkını koruyan hükümleri, kişisel verilerin korunması hususunda da uygulanacaktır. KVKK m. 11'de kusur kavramına ilişkin bir ifadeye yer verilmemektedir. Türk hukukunda asıl olan kusur sorumluluğu, istisnai olan ise kusursuz sorumluluktur. KVKK m. 11'e dayalı sorumluluk bir kusur sorumluluğudur. KVKK m. 12'de veri sorumlusunun verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesini, erişilmesini önleme ve verileri muhafaza etmek için gerekli önlemleri alma yükümlülüğü açıkça hüküm altına alınmıştır. Kusurun tanımına bakılacak olursa gerekli özeni göstermeme şeklinde tanımlandığında gerekli özeni göstermeyen kişi kusurludur. KVKK m. 11'e dayanılarak zararın tazmini için, hukuka uygunluk sebebinin bulunmaması ve veri sorumlusunun özen yükümlülüğüne uymaması, hukuka aykırı fiilden dolayı veri sahibinin bir zarara uğraması ve fiil ile zarar arasında da uygun bir illiyet bağının bulunması gerekir. TMK'nın 25/3. maddesinde zarar görenin maddi ve manevi tazminat talebinde bulunabileceği düzenlenmiştir. Manevi tazminat talebinde hukuka aykırı bir saldırının varlığı şarttır. Bunun için kişilik hakkının ağır biçimde ihlali gerekmez; kişilik hakkının her türlü ihlali manevi tazminat için yeterlidir. Zarar verici fiil ile zarar arasında uygun illiyet bağı olmalıdır. Böylece ilgili kişinin Bankacılık Kanunu'nun ilgili hükümleri ile TMK'da düzenlenen genel hükümlere dayanarak zararının giderilmesi talebinde bulunabileceği açıkça anlaşılmaktadır. Yukarıda izah edilen hukuki düzenlemeler ve yapılan açıklamalar ışığında somut olaya gelince; murisin 22.02.2009 tarihinde vefatı sonrası, davacılardan ... ve ... aleyhine diğer mirasçılardan biri tarafından ilk önce Sarıyer 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/206 esas sayılı dosyasında açılan davada mahkemece davalı bankaya 17.09.2009 tarihinde yazılan müzekkere ile; muris ... tarafından davalılara aktarılan veya davalılara sarf edilen nakdi tutarların tespit edilebilmesi için Nurten ve Uğur ile murise ait geriye doğru 10 yıl içinde açılmış tüm hesap numaraları ile hesap hareketlerinin mahkemeye gönderilmesi istenilmiş; davalı banka bu yazıya 22.10.2009 tarihinde verdiği cevapta Nurten adına belirlenen hesapta herhangi bir hareket olmadığını belirterek, ... ve murisin son 10 yıla ait (01.10.1999-01.10.2009 tarih aralığına ilişkin) hesap hareketleri yazı ekinde mahkeme dosyasına teslim edilmiştir. Ardından işbu dosyanın, diğer mirasçıların ..., ..., Tat Turizm A.Ş, Altın Kadife A.Ş aleyhine açtığı İstanbul 19. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/61 esas sayılı dosyasıyla birleştirilmesi sonrası birleşen dosyadan davalı bankaya bu kez 30.03.2017 tarihinde yeniden yazılan müzekkerede dosyaların birleştiği vurgulanarak ve bir önceki müzekkere eklenmek suretiyle "Sarıyer 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/206 esas sayılı dosyası Mahkememizin 2010/61 esas sayılı dosyası ile birleşmiş olduğundan, ekte yer alan müzekkere cevabının gönderilmesi" istenilmiştir. 30.03.2017 tarihli müzekkere ile müzekkere tarihi itibariyle güncel hesap bilgilerinin talep edilmediği açıktır. Davalı bankanın ise müzekkereye konu belgelerin dosyaya daha önce iletildiğini bildirmekle yetinmesi ya da talebe konu 22.02.2009 tarihinden geriye doğru 10 yıllık tarih aralığına ilişkin aynı belgeleri tekrar göndermesi gerekirken, talep dışına çıkarak 14.04.2017 tarihli cevap ile davacılar Uğur ve Nurten'in 07.04.2007-07.04.2017 tarih aralığındaki güncel 10 yıllık hesap bilgileri ile hesap hareketleri ile 17.04.2017 tarihli aynı nitelikteki ikinci cevabi yazı ile de aynı kişilerle ilgili bu kez de güncel 11.04.2007-11.04.2017 tarih aralığındaki 10 yıllık hesap hesap bilgileri ile hesap hareketleri dökümünü mahkeme dosyasına ibraz etmiştir. Ardından davalı banka yanlış kayıtları gönderdiğini fark ederek 29.05.2017 tarihinde bu kez müzekkere cevaplarının dosyadan çıkarılması ve UYAP'tan silinmesi ile hesap hareketlerinin internet sitesinde yayınlanması üzerine de erişimin engellenmesi taleplerinde bulunmuştur. Davacıların talebi, miras davasında yargılamayı yapan mahkemece istenilmemesine karşın davalı bankanın bu davayla ilgisi olmayan ve müzekkere kapsamı ve talebe konu tarih aralığını aşar şekilde müşteri sırrı niteliğindeki hesap hareketlerinin yargılama dosyasına sunulması nedeniyle uğranılan manevi zararın tazminine yönelik olup talebin hesap hareketlerinin bir kısmının internette yayınlanmasına ilişkin olmadığı açıktır. Hukuka aykırılık, güven kurumu ve veri sorumlusu olan, ayrıca müşteri sırrının saklanması yükümlülüğü bulunan davalı bankanın gerekli özeni göstermemek, uyması gereken yükümlülüklere uymamak suretiyle davacıların müşteri sırrı niteliğindeki hesap bilgi ve hareketlerini/kişisel verilerini dosyaya sunmasıyla gerçekleşmiştir. Miras davasına bakan Mahkeme tarafından davalı bankaya gönderilen yazıda davaların birleştiği belirtilerek bir önceki müzekkere örneği de eklenip bu müzekkere cevabının gönderilmesi istenilmekte olup yazı içeriğinin açık olmadığı yönündeki mahkeme gerekçesi yerinde değildir. Böylece veri sorumlusu olan davalı banka, yasal yükümlülüğünü doğru şekilde yerine getirmemiştir. Somut olayın tüm özellikleri ve yukarıda açıklanan kişisel verilere ilişkin temel ilkeler göz önüne alınarak yapılan değerlendirme sonucu veri sorumlusu bankanın kusurlu hareketi ile hukuka aykırılık gerçekleşmiştir. İhlalin ortaya çıkmasının sebebi nazara alındığında internet sitesinde daha sonra bu bilgilerin kimliği tespit edilemeyen üçüncü kişilerce yayınlanması, davalı bankanın kusur ve sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi zarar ile eylem arasındaki illiyet bağını kesecek nitelikte de değildir. Öte yandan yetkili mercın talep etmediği belgelerin sonradan fiziki dosyadan ve UYAP'tan çıkarılması ve internet sitesine erişimin engellenmesi taleplerinde bulunulması, davalının hukuki sorumluluğunu ortadan kaldıracak nitelikte olmayıp mahkeme gerekçesinde açıklanan hususlar ancak tazminat miktarının belirlenmesinde göz önüne alınabilecek hususlardır. Açıklanan nedenlerle davacı gerçek kişiler yönünden manevi tazminat sorumluluğunu gerektirecek hukuka aykırılığın gerçekleştiği benimsenerek davacı gerçek kişiler yararına somut olaya uygun bir miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken yanılgılı gerekçeyle istemin reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. 2.Davacı tüzel kişiler yönünden yapılan incelemeye gelince; Somut olayda; İlk Derece Mahkemesince, davacı tüzel kişilerin talepleri ve taleplerin hukuki niteliği yönünden ayrıca bir gerekçe oluşturulmadan tüm davacıları kapsar şekilde davanın reddine karar verildiği görülmüştür. Bu durumda Mahkemece; yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve ilkeler gözetilerek davacı tüzel kişilerin talepleri yönünden varsa eksik deliller de toplanarak belirtilen hususlar irdelenip 5411 sayılı Kanun ve diğer mevzuat kapsamında değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekirken, bu hususlar incelenmeden eksik incelemeyle karar verilmesi usul ve yasaya uygun olmamıştır. Yukarıda açıklanan nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz olunan, ilk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 32.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davacılara verilmesine, Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davacılar iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi – Şubat 2025 kararlarının tamamı