3. Hukuk Dairesi 2024/2257 E. , 2025/1714 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/157 E., 2024/332 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Giresun 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/78 E., 2022/364 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı ile bu kararın temyiz edilmesi üzerine verilen 27.03.2024 tarihli ek kararı davalı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın miktar itibariyle kesin olduğu gerekçesiyle 27.03.2024 tarihli ek karar ile davalı vekilinin temyiz talebinin reddine karar verilmişse de, davanın niteliği ve davalı vekilince taraflar arasında ortaklık ilişkisinin bulunmadığı yönündeki itirazları nazara alındığında verilen kararın kesin nitelikte olmayacağı anlaşılmakla, Bölge Adliye Mahkemesince verilen 27.03.2024 tarihli ek karar kaldırılıp davalı vekilinin temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili; müvekkili ile davalı arasında adi ortaklık kurulduğunu, bu adi ortaklık sözleşmesine göre ilgili işyerinde tarafların %50 ortak olduklarını, bu iş yerinin resmi tüm kayıtlarının davalı adına olacağı ve tüm kâr ve mal varlığında tarafların eşit hak sahibi olduğunun da kabul edildiğini, davalı ortağın müvekkilinin bu ortaklıktaki hak ve paylarını kabul etmediğini ve ortaklığa ait işyerine gelmesine izin vermediğini, bu nedenle ortaklığın tasfiyesini talep ettiklerini, bu davada mevcut mal varlığı üzerinden ortaklığın tasfiye edileceğini, bu nedenle öncelikle davanın açıldığı tarih itibari ile ortaklığa ait menkul, gayrimenkul ve hak ve alacakların tespitinin Mahkemece yapılması gerektiğini, bu tespitin davadan önce tespit davası yolu ile yapılması ve davanın tespit edilecek mal varlığı üzerinden yapılması yönünde Mahkemeye başvurmuş iseler de açtıkları davanın menfaat yokluğundan reddedildiğini ileri sürerek; müvekkili ile davalı arasında mevcut olan adi ortaklığın haklı nedenlerle feshine, tasfiye nedeni ile müvekkilinin hissesine düşecek bedel dışında fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 1.000,00 TL'nin mevduata uygulanan en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili; davacının müvekkilinin bilgisi dışında, gerek ailesine, gerekse müşterilere ve gerekse iş nedeni ile gittiği yerlerde kendisini ilgili işyerinin sahibi olarak tanıttığını, davacının iş yerinden para aldığının tespit edilmesi ve şikayet edilmesi neticesinde kendisini haklı çıkartmak adına sahte bir sözleşme düzenleyerek bu davayı açtığını, davacı ile müvekkili arasında ortaklık ilişkisi bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflar arasındaki adi ortaklık ilişkisinin 13.05.2015 tarihinden itibaren 10 yıl süreli kurulduğu, sözleşmede ortaklardan birinin şahsi borcu nedeniyle ortaklık konusu malların haczi dışında 10 yıllık süre öncesinde ve haklı nedenlere binaen ortaklığın feshine dair açık bir düzenleme yer almadığı, ancak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 639/7 maddesindeki haklı sebeplerin bulunması hâlinde, her zaman başkaca koşul aranmaksızın fesih istemi üzerine Mahkeme kararıyla ortaklığın sona erdirilebileceğinin düzenlendiği, dosya kapsamındaki belgelerden davalı ortağın ortaklık ilişkisini inkara yönelik beyan ve eylemlerde bulunduğu, davacı ortağı hırsızlıkla suçlayıp hakkında ceza soruşturması açılmasına sebebiyet verdiği, ortak olunan dükkanla davacının ilişkisinin kesildiği, bu haliyle taraflar arasındaki güvenin sarsıldığı, anılan madde uyarınca haklı nedenlere binaen ortaklığın fesih ve tasfiyesine karar verilmesi gerektiği, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Kanun'un 620 ve devamı maddelerinde düzenlenen adi ortaklık hükümleri dikkate alınarak ortaklığın tasfiye edileceği ve tasfiye memuru atanmasına karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle; davanın kabulü ile taraflar arasındaki ilgili adresteki adi ortaklık sözleşmesi ile kurulu ortaklığın fesih ve tasfiyesine, tasfiye nedeniyle hisseye düşen 84.840,04 TL’nin dava tarihinden itibaren bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, tasfiye işlemlerini yapması için son tasfiye memuru olarak ...'ın atanmasına, kararın... Ticaret Sicil Müdürlüğünce tescil ve ilanına, kararın bir suretinin karar kesinleştiğinde ... Ticaret Sicil Memurluğuna gönderilmesine karar verilmiş; karara karşı, davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen tarihli kararıyla; daha öncesinde verilen kaldırma kararı uyarınca işlem yapılarak tasfiye payının belirlendiği, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; İlk Derece Mahkemesi kararının infazının mükerrer tahsilata sebebiyet verecek şekilde olduğunu, davacının müvekkilinin yanında asgari ücretle çalışan işçi iken kamera kayıtları ile tespit edildiği üzere işyerine ait kasadan para aldığının belgelendiğini, bu durumun ortaya çıkması üzerine müvekkilinden hakkı olmayan parayı alabilmek için gerçek dışı ortaklık sözleşmesi hazırladığını ve sonrasında belgenin de aslını imha ederek fotokopisini dava dışı mali müşavire ''aslı gibidir'' şerhi verdirip oluşturulan yasa dışı bu belge ile ortaklığın tasfiyesini hedefleyip eldeki davayı açtığını, Mahkemece verilen davanın reddine dair bu ilk karar da davalı lehine olduğundan istinaf edilmediğini, davacı tarafça istinaf edilen bu kararın Bölge Adliye Mahkemesi tarafından davacı tarafın istinaf dilekçesi ile sadece fesih koşullarının varlığına rağmen davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesi şeklinde gerekçeye dayandırdığını, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf gerekçesi olarak ileri sürülen nedenlere göre inceleme yaparak Mahkemenin ret kararını kaldırdığını, Mahkemece verilen kararın hatalı olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki tasfiye sürecine uyulmadığını, çelişki olduğunu, iki aşamalı olarak tesis edilmesi gereken işlemlerde önce şirketin yargıya konu süreçte aktif ve pasifinin taraflarca konulan sermaye, tarafların hakları, şirketin borç ve alacaklarının da dökümü yapılarak davacının alacaklı olduğunu iddia eden şahsın bir alacağı olup olmadığının belirlenmesi, akabinde tespit edilen bir alacak varsa icra yoluyla takibi veya paylaştırılacak mal varlığının satışı ile elde edilen meblağın paylaştırılması yoluna gidilmesi gerektiğini, davacının doğrudan ikinci aşamaya geçip icra takibi başlattığını ve 12.03.2024 tarihinde tebliğ edilen icra emri ile 84.840,05 TL'nin hangi tarih itibariyle hesaplandığı anlaşılamayacak şekilde hesaplanan en yüksek faiz ile tahsili amaçlı olarak ilamlı icra takibi başlattığını, öte yandan dosyanın birinci aşamanın gereği olarak 04.03.2024 tarihinde tasfiye memuruna teslim edildiğini, aynı alacağın iki kez tahsilini amaçlayan bu işlemlerin Mahkeme kararındaki çelişkili hükümden kaynaklandığını, Bölge Adliye Mahkemesince bu çelişkiler giderilmeden müvekkilinin istinaf talebinin reddedildiğini, yargılama sürecinde açıkça imzası inkar edilen ve davacının da asıl sözleşme ile ispat edemediği bir ortaklığın olduğunu, taraflar arasındaki ortaklık ilişkisinin ispat edilemediğini, davacının ortaklık için koyduğu bir sermaye bulunmadığından öz varlığının paylaşılması şeklinde bir uygulamanın da olamayacağını, savcılıkça davacı ve eşinin müvekkilinin işyerinde alenen fotokopi makinesi ile uygulamalar yaptığına dair flash bellek görüntüleri de olduğu halde bu delillere rağmen takipsizlik kararı verildiğini, Sosyal Güvenlik Kurumunca sehven hatalı bilgi gönderildiğini, Mahkemenin hatalı belge gönderildiği kanaatinde ise işyeri numarasından sorgulama yapmak ve SGK İl Müdürlüğüne müzekkere yazarak ortaklığın giderilmesine konu işyerinin sahibinin kim, çalışanının kim olduğunu sorgulaması gerekirken bunu yapmadığını, davacının işyerinde hangi sıfatla çalıştığının araştırılması gerektiğini, davacının işçi olarak çalıştığının tespiti ve bu duruma itiraz etmemesinin zaten ortaklık ilişkisi olmadığını ispatladığını, davacıya çalışmasının karşılığının ücret olarak ödendiğini ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, var olduğu ileri sürülen adi ortaklığın fesih ve tasfiyesi istemine ilişkindir. 1.Taraflar arasında kurulan ortaklığın haklı sebeplerin bulunması nedeniyle feshedilmiş olmasına, ortaklığın tasfiyesi için Kanun'da öngörülen aşamalarda; gelir, gider ve ortaklığa ait öz varlıkların değerinin belirlenmiş bulunmasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.Adi ortaklığın sona ermesinin en önemli sonuçlarından biri ortaklığın tasfiye aşamasına girmesidir. Zira; sona erme sebeplerinden birinin gerçekleşmesiyle birlikte, adi ortaklık hemen ortadan kalkmaz; sadece sona erme sebeplerinin varlığı ortaklık bünyesinde bir takım değişikler meydana getirerek, ortaklığın tasfiye aşamasına girmesine neden olur. Ortaklar arasındaki hukuki bağ, tasfiyenin tamamlanması ile ortadan kalkar. Bu bağlamda tasfiye; ortaklar arasındaki ortaklık ilişkisinin tamamen sona erdirilmesine yönelik kanuni bir usuldür. Tasfiye ile artık ortaklık malvarlığı para haline dönüştürülür, borçlar ödenir, sermaye değerleri ortaklara iade edilir ve geri kalan meblağ ortaklar arasında kar ve zararın paylaşılması esasına göre dağıtılır. Ortaklar tasfiyeyi istememiş olsalar bile, ortaklık sona ermekle kendiliğinden tasfiye aşamasına girer. Tasfiyede sözleşme özgürlüğü esasının benimsenmesinin bir sonucu olarak ortaklar; ortaklığın tasfiyesi bakımından kanundaki hükümlere uygun tasfiyeyi kendi aralarında anlaşarak gerçekleştirebilirler. Ancak tasfiye husunda ortaklar anlaşamazlar ve tasfiye istemi ile Mahkemeye başvururlarsa, bu durumda tasfiyenin mutlaka Mahkeme tarafından bizzat gerçekleştirilmesi gerekir. Ortaklığın feshinin ve hesaplarının çıkarılmasının istenmesi tasfiye isteğini de kapsar. Adi ortaklığın, tüzel kişiliği olmadığı gibi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun şirketlerin tasfiyesine ait hükümlerine, 6098 sayılı Kanun'un 620 ve devamı maddelerinde bir atıf bulunmadığından, ticari şirketin tasfiyesine ilişkin hükümlerin ve özellikle tasfiyenin tayin edilecek memur marifetiyle yapılacağına dair hükümlerinin, davaya uygulanmasına imkan yoktur. Tasfiyenin ne şekilde yapılacağını düzenleyen 6098 sayılı Kanun'un 644 üncü maddesinin ilgili bölümü şöyledir; "Ortaklığın sona ermesi halinde tasfiye, yönetici olmayan ortaklar da dahil olmak üzere, bütün ortakların elbirliğiyle yapılır. Ancak ortaklık sözleşmesinde, ortaklardan biri tarafından kendi adına ve ortaklık hesabına belirli bazı işlemlerin yapılması öngörülmüşse, bu ortak ortaklığın sona ermesinden sonra da o işlemleri tek başına yapmak ve diğerlerine hesap vermekle yükümlüdür. Ortaklar tasfiye işlemlerini yürütmek üzere tasfiye görevlisi atayabilirler. Bu konuda anlaşamamaları halinde, ortaklardan her biri, tasfiye görevlisinin hakim tarafından atanması isteminde bulunabilirler." denilmiştir. O halde adi ortaklığın tasfiyesi ya ortakların anlaşması suretiyle ya da bizzat mahkemece yapılır. Bunun dışında bir olanak yoktur. Mahkemece yapılacak iş; yukarıdaki yasa hükümlerine göre, öncelikle, ortaklık sözleşmesinde düzenlenmemiş olması nedeniyle ortakların anlaşarak tasfiye memuru belirlemelerini istemek; bu konuda anlaşamamaları halinde ise hakim tarafından tasfiye işlemini gerçekleştirecek (ortaklığın faaliyet alanına göre konusunda uzman bir veya üç kişiyi) tasfiye memuru olarak resen atamak olmalıdır. Bundan sonra ise, tasfiye işlemleri; hakim tarafından öngörülecek üçer aylık (uyuşmazlığın mahiyetine göre süreler uzatılıp kısaltılabilir) dönemlerde tasfiye memuru tarafından 3 aşamada gerçekleştirilmelidir. Birinci aşamada; ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle ortaklığın tüm malvarlığı (aktif ve pasifi ile birlikte) belirlenmeli, yönetici ve idareci ortaktan ortaklık hesabını gösterir hesap istenmeli, verilen hesapta uyuşmazlık çıktığı takdirde, taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, tasfiye memurunun belirlediği malvarlığı bilançosu taraflara tebliğ edilmeli, bu husustaki itirazları da karşılanıp, toplanacak delillere göre değerlendirilmelidir. İkinci aşamada; ortaklığın malvarlığına ilişkin satış ve nakte çevirme işlemi (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 634 ve devamı maddelerinde düzenlenen resmi tasfiye işlemi kıyasen uygulanmak suretiyle) gerçekleştirilmeli, şayet bu mallar mevcut değilse,değerleri bilirkişi marifetiyle saptanmalıdır. Üçüncü ve son aşamada ise; yukarıdaki işlemler sonucu oluşan değerden, öncelikle ortaklığın borçları ödenmeli ve ortaklardan herbirinin, ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve katılım payı geri verilmeli, bundan sonra bir şey artarsa, bu kazanç veya (ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse) zarar da belirlenerek ortaklara paylaştırılmak üzere son bilanço düzenlenmelidir. Bu aşamalardan sonra ise; tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre hakim, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 297. maddesi uyarınca tarafların hak ve yükümlülüklerini saptayıp, tasfiye işlemini sonlandırmalı ve bu doğrultuda hüküm oluşturmalıdır. Somut olaya bakıldığında; Mahkemece her ne kadar tasfiye memurundan asıl ve ek raporlar alınarak 13.06.2022 tarihli bilirkişi raporunda belirlenen 169.680,07 TL'lik öz varlığın ortaklık sözleşmesi uyarınca %50'si olan 84.840,04 TL'nin davacı, %50 hisse karşılığı 84.840,03 TL'nin davalı hissesi olacağı belirlenip Mahkemece ortaklığın fesih ve tasfiyesi ile tasfiye nedeniyle hisseye düşen 84.840,04 TL'nin davalıdan tahsili ile tasfiye işlemleri için aynı hükümde tasfiye memuru atanmasına karar verilmişse de, yukarıda açıklandığı üzere somut uyuşmazlıkta tasfiye hususunda tarafların anlaşamadıkları hususu da gözetilerek tasfiyenin bizzat Mahkemece yapılması ve davacının tasfiye alacağının bulunup bulunmadığı belirlenmesi gerekirken, alınan bilirkişi raporu ile davacının tasfiye nedeniyle hissesine düşen kâr payının belirlendiği belirtilmesine rağmen, infazda tereddüt oluşturacak şekilde hükümde tasfiye sürecini devam ettirir şekilde tasfiye memuru atanmasına karar verilmesi doğru görülmemiştir. 3.Bundan ayrı, 6098 sayılı Kanun'un 321. maddesinin birinci fıkrası uyarınca; bu sözleşme ilişkisinde her ortak, para, alacak veya başka bir mal ya da emek olarak, ortaklığa bir katılım payı koymakla yükümlüdür. Aynı Kanun'un 622. maddesine göre ortaklar niteliği gereği ortaklığa ait olan bütün kazançları aralarında paylaşırlar. Adi ortaklık sözleşmesi; karşılıklı borçları kapsayan bir sözleşme olmayıp, herkesin belli bir amaca ermek için bir takım borçlar altına girdiği bir sözleşmedir. Bu sözleşmeden doğan borçlar, hukuk bakımından birbirinin karşılığı sayılmaz. Ortaklık sözleşmesinde, karşılıklı borç yükleyen (satış veya kira gibi) sözleşmelerde olduğu gibi 6098 sayılı Kanun'un 97. maddesi uyarınca, bir akidin borcunu yerine getirmemesi halinde diğerinin de borcunu yerine getirmekten kaçınması söz konusu edilemez. Bir tarafın katılım payı koyma borcunu yerine getirmekten kaçınması diğer tarafa ancak aynı Kanun'un 639. maddesinin yedinci fıkrası uyarınca ortaklığın haklı sebeple feshini isteme hakkını verir. Ortaklığın feshi, katılım payı koyma borcunu yerine getiren ortak tarafından istenmemiş ise ortaklık sözleşmesi yürürlükte kalır. Buna bağlı olarak, bir tarafın katılım payı koyma borcunu yerine getirmemesi, ortaklığın tasfiyesi durumunda onun hiç pay alamamasına değil, aksine sadece tasfiyede katılım payını taahhüt ettiği oranda alamamasına neden olur(Dairemizin 10.09.2019 tarihli ve 2018/7194 E., 2019/6457 K. sayılı ilamı da aynı yöndedir.) Somut olayda, İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınan tasfiye raporunda, şirket sermayesinin 100.000,00 TL olduğu, ortaklığa konu iş yerinin öz varlığının 169.680,07 TL olup iş yeri sermayesinin tamamının korunduğu, duran varlıklarının olmadığı, her dönem sonunda kâr ettiği belirtilip, ortaklık sözleşmesi de dikkate alınarak davacının hissesine düşen bedel 84.840,04 TL olarak belirlenmişse de, davacının ortaklığa katılım payı koyma borcunu ifa ettiğini yasal delillerle kanıtlayamadığı dosya kapsamı itibariyle sabittir. Bu durumda, davacının tasfiye sırasında katılım payını taahhüt ettiği oranda alamayacağı gözetilerek, davacının koyması gereken katılım payı tutarının davalı yararına değerlendirilmesi suretiyle tasfiyenin yapılması için önceki bilirkişiden ek rapor alınması gerekirken, bu hususun nazara alınmaması da yerinde bulunmamıştır. 4.Ayrıca, 6100 sayılı Kanun'un ''Taleple bağlılık'' başlıklı 26. maddesi gereği; hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. Eldeki davanın, fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak 1.000,00 TL üzerinden açıldığı, alınan bilirkişi kök ve ek raporları sonrasında davacı tarafından bir talep arttırım ya da ıslah dilekçesi sunulmamasına rağmen İlk Derece Mahkemesince taleple bağlılık kuralına aykırı şekilde 84.840,04 TL üzerinden hüküm kurulması da usul ve yasaya aykırıdır.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca davalı yararına BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,19.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 8e90da72738a366f a9a9bea7156a463a