11. Hukuk Dairesi 2024/6508 E. , 2025/4771 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/924 Esas, 2024/1126 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2016/850 E., 2022/164 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı- karşı davacı vekili tarafından Yargıtay'ca duruşma istemli olarak temyiz edilmekle; dava konusu meblağ 567.540,00 TL'nin altında bulunduğundan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 369/2 hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR
I. DAVA VE KARŞI DAVAYA CEVAP Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; müvekkilinin bilişim ve IT alanında hizmet vermek üzere kurulan ve birleşmiş teknolojiler konusunda ilk ve tek çözüm firması olduğunu, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 03.12.2008 yılında başladığını, davalı tarafından gönderilen sipariş formlarına istinaden müvekkili tarafından karşılanan malların teslim edilerek faturalarının kesildiğini, müvekkilinin ödemelerini alamamasına karşın mal teslimine devam ettiğini, 16.02.2010 tarihinde ... tarafından, cc'de ... (...), ..., .. ..., ...'nın mail adresleri eklenmek suretiyle telafi sözleşme örneği gönderildiğini, sözleşme metninde müvekkili şirkete 175.000,00 USD ve KDV (206.500,00 USD) ödeme yapılmadığının açıkça kabul edildiğini, ... 8. Noterliği aracılığıyla davalı/karşı davacıya gönderilen ihtarname ile sulh görüşmesi yapmaya hazır olduklarının bildirildiğini, ancak bu görüşmenin gerçekleşmediğini, bunun üzerine alacağın tahsili için icra takibi başlatıldığını, davalının itirazı üzerine takibin durduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile tahsilde mükerrer olmamak üzere şimdilik 15.000,00 TL'nin ticari faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiştir.Asıl davada davacı vekili 30.12.2020 tarihli dilekçesi ile asıl dava değerini 278.513,76 TL olarak ıslah etmiştir. Karşı davaya cevap dilekçesinde ise; ayıp ihbarından 8 sene geçtikten sonra sonra talep edilen alacağın zamanaşımına uğradığını, taraflar arasında imzalanmış bir sözleşme bulunmadığını, hangi sözleşme içeriği güncel olduğu belli değilken, müvekkilince atıfta bulunulduğu iddia edilerek sözleşme içeriğinin kabul edildiğini ve 3. maddedeki zarar rakamının tahrif edildiğinin ileri sürülemeyeceğini, mevcut ticari ilişkinin üç taraflı değil, müvekkili açısından iki taraflı olduğunu, davalı- karşı davacının iddia ettiği ayıp ihbarının kanun ve ticari örf ve adetlere uygunluk taşımadığını, yasal süresi içinde ayıp ihbarının yapılmaması nedeni ile alıcının kanundan doğan seçimlik haklarına başvuramayacağını, taşeron ..’ın ... firması tarafından satın alınan, parası ödenmeyen ürünleri, tekrar müvekkiline satmaya çalıştığını, ... tarafından da satmaya çalışılarak mallarda herhangi bir problem bulunmadığının açıkça belirtildiğini, iddia edilen ayıbı kabul etmemekle birlikte bir an için gerçekleştiği varsayımında mevcut ayıbın satılan maldan dolayı mı, işçilik hatasından dolayı mı gerçekleştiğinin tespit edilmediğini savunarak karşı davanın reddini istemiştir.
II. CEVAP VE KARŞI DAVA Davalı vekili asıl davada cevap ve karşı dava dilekçesinde; müvekkilinin ...’un esas iş sahibi olduğu projeye ilişkin erişim şebekesinde kullandırılmak üzere davacı şirketten MDF almak üzere teklif istediğini, teklif aşamasında, davacı tarafça ... kalite standardının sağlanacağının ve TS-13045 standardındaki testlerden geçeceğinin taahhüt edildiğini, davacı temsilcisinin taahhüdüne bağlı olarak 09.02.2009 tarihinde ürünlerin teknik onay raporları ile birlikte gönderildiğini, buna istinaden davacı şirkete MDF siparişi yapıldığını, bir kısım ürünlerin alındığını ve dava dilekçesinde kabul edilen ödemelerin yapıldığını, ancak denetimde “... tarafından onaylanmış bir taşeronun ürettiği malzemenin üstüne ... markası basılarak sattığının” anlaşıldığını, bu tespit üzerine, ...'un ... Ltd. Şti. tarafından satılan standart dışı MDF'lerin sökülmesine karar verildiğini, davacı ... Ltd. Şti. tarafından 07.04.2009 tarihinde uygunluk için ...’a yeniden müracaat ettiğini, ancak ... tarafından verilen 29.06.2009 tarihli yazıda, ilgili ürünlerin yeterlilik başvurusunun reddedildiğinin belirtildiğini, müvekkilinin yanıltılarak satılıp teslim edilen ürünlerde bozulmalar meydana geldiğini, bu durumun 02.04.2009 tarihinde davacıya bildirildiğini ve resimlerle birlikte ihtar edildiğini, davacı tarafından dosyaya sunulan kontratın 3. maddesindeki zarar rakamının kasten ve kötü niyetle tahrif edildiğini, tahrif edilmemiş kontratın suretinde zararın 685.865,00 ABD Doları olarak belirtildiğini, davacı tarafından da ilgili kontrata atıf yapılmakla içeriğinin kabul edildiğini, satılan malların ayıplı olduğunu, ayıplı mallar sebebi ile uğranılan zarar miktarı konusunda taraflarca anlaşma sağlandığını, buna rağmen davacı tarafça davanın faturadan kaynaklanan basit bir alacak davası gibi gösterilmeye çalışılmasının kabul edilemeyeceğini, müvekkilinin davacı tarafından satılan ayıplı mallar sebebiyle uğramış olduğu zararlar kapsamında herhangi bir borcunun bulunmadığını, aksine, gerek davacının kabul ettiği kontrat, diğer tedarıkçilere ödenen ikame mal bedeli ve gerekse ...’a ödenen cezai şart bedellerinden ötürü, müvekkilinin davacıdan alacaklı olduğunu savunarak asıl davanın reddine, belirsiz alacak mahiyetinde müvekkilin ayıplı mal tedariki nedeniyle uğramış olduğu zarara karşılık şimdilik 1.000,00 TL’lik kısmının ticari temerrüt (avans) faizi ile birlikte karşı davalıdan alınarak müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, taraflar arasında yazılı bir satış sözleşmesi olmadığı, ilişkinin sipariş formlarına dayandığı, davalı- karşı davacının ... Ltd. Şti.’den 03.12.2008 tarihinden 06.03.2009 tarihine kadar sipariş formları ile malzeme talep ettiği, malzemelerin de 18.12.2008 tarihinden 07.09.2009 tarihine kadar tesliminin gerçekleştirildiği, ... Ltd. Şti. çalışanı tarafından 02.02.2009 tarihinde gönderilen mailde “üretimi yapılan MDF'lerin yeni ... onay belgesi ve TSE Standartlarına uygun test raporları ve TSE onaylarının en geç 10-15 Şubat haftası ellerinde olacağı” belirtildiğinden taraflar arasında MDF’lerin ... tarafından aranılan TSE standardını sağlayacağı hususunda şifahi anlaşma sağlandığı, dosya kapsamında ... Ltd. Şti. tarafından alınan numuneler üzerinde ... ve TSE tarafından Telekom’un MDF için koyduğu şartnameye göre test edilip onaylandığına ilişkin 05.02.2009 tarihli raporların sunulduğu, taraflar arasındaki mail yazışmalarından teslim edilen MDF’lerin ... tarafından aranılan TSE standardını sağlayacağı hususunda sözlü anlaşma olduğu yönünde kanaat oluşmuş ise de aynı mail içeriğinden ...’un test yapan kuruluş olmadığı, akredite edilmiş resmi laboratuvarlardan alınan test raporlarının geçerli olacağının belirtildiği, davacı- karşı davalının ürünlerin ayıplı olduğuna ilişkin rapora itiraz ettiği, davalı- karşı davacı tarafından ürünlerdeki ayıbın tespiti için akredite edilmiş resmi laboratuvardan ayıbın tespitine ilişkin bir rapor almadığı, mahkemede ayıba ilişkin tespit yaptırmadığı, davalı karşı davacının, ...’un kendi fabrikasında yaptırdığı test sonucuna dayanarak ayıplı ürünlerin bir kısmını dava dışı ...’a değiştirttiği, ... tarafından söz konusu değişime konu 200.000 adet ... marka kullanılmış krone ürünün ... Ltd. Şti. çalışanına ürünlerde herhangi bir problem olmadığı belirtilerek satılmaya çalışıldığı, davalı- karşı davacı vekilinin “ayıplı MDF ürünlerinin kullanılamaz hale geldiği ve yenileri ile değiştirildiğinden ... iş sahasında bırakıldığı ve imha edilmiş olabileceği” şeklindeki beyanlarından söz konusu ürünlerin ayıplı olup olmadığı, ayıbın niteliği yönlerinde bir tespit de yapılamayacağından davalı- karşı davacının malların ayıplı olarak teslim edildiği yönündeki savunmasına itibar edilmediği, davalı- karşı davacı tarafından MDF tedariği telafi anlaşması kapsamında davacı- karşı davalının maldaki ayıbı kabul ettiği iddia edilmiş ise de söz konusu sözleşmenin davacı- karşı davalı tarafından imzalanmadığından bağlamayacağı, davacı- karşı davalı tarafından düzenlenen faturalara karşılık bakiye 79.909,33 TL ve teslim edilen ancak faturalandırılmayan 38.000 adet malzeme tutarının 62.776,00 USD (198.604,43 TL) olduğu, davacı- karşı davalının toplam 278.513,76 TL alacağının olduğunun belirlendiği, dava konusu alacakla ilgili Ankara 17 İcra Müdürlüğü'nün 2016/11097 E. sayılı dosyasında 28.04.2016 tarihi itibari ile başlatılan takibin zaman aşımını kestiği, ıslah tarihi itibari ile alacağın zaman aşımına uğramadığı, karşı dava bakımından ise; taraflar arasındaki satış sözleşmesine istinaden malların 18.12.2008- 07.09.2009 tarihleri arasında teslim edildiği, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 207. maddesinde, satıcı daha uzun bir süre üstlenmiş olmadıkça satılanın ayıbından doğan her türlü dava ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile teslim tarihinden itibaren bir sene geçmekle zaman aşımına uğrayacağının, aynı maddenin son fıkrasında iğfal halinde zaman aşımından söz edilemeyeceğinin düzenlendiği, malın sonradan ayıplı olduğunun saptanması ve bunun gizli ayıp niteliğinde olmasının tek başına iğfal olarak değerlendirilemeyeceği, dosya kapsamında satıcının anılan Kanun’un 207. maddesinin son fıkrası gereğince davalı- karşı davacıya mal tesliminde ağır kusurlu olduğunun ispatlanamadığı, bu nedenle ayıp nedeni ile açılan tazminat davasının zaman aşımına uğradığı gerekçesiyle asıl davanın kabulüne; 15.000,00 TL’nin dava tarihi, 263.513,76 TL’nin ıslah tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karşı davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davalı- karşı davacı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davalı- karşı davacı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Asıl dava, taraflar arasında yapılan MDF satım sözleşmesi kapsamında davacı- karşı davalı tarafından, davalı- karşı davacıya teslim edilen malların bedelinin ödenmediği iddiasına dayalı faturadan kaynaklı bakiye alacağın tahsili; karşı dava ise taraflar arasındaki satış sözleşmesi kapsamında teslim edilen malların ayıplı olduğundan bahisle uğranılan zararın tazmini davasıdır. B.Değerlendirme ve Gerekçe 1. Asıl dava, taraflar arasında yapılan MDF satım sözleşmesi kapsamında davacı- karşı davalı tarafından, davalı- karşı davacıya teslim edilen malların bedelinin ödenmediği iddiasına dayalı faturadan kaynaklı bakiye alacağın tahsili; karşı dava ise taraflar arasındaki satış sözleşmesi kapsamında teslim edilen malların ayıplı olduğundan bahisle uğranılan zararın tazmini davasıdır. Uyuşmazlık ise asıl ve karşı davada davacı tarafların her ikisinin de dayanmış olduğu tarihsiz ve imzasız telafi protokolünün bağlayıcı olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre karşı davada, davalı ... Ltd. Şti.'nin sorumluluğunun bulunup bulunmadığı hususlarında toplanmaktadır. Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, HMK'nın 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352/1-b hükmü uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. Dosya içeriğine göre asıl davada, davalı tarafça temyize konu edilen toplam miktar 278.513,76 TL olup Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL’nin altında kalmaktadır. 2.Karşı davaya yönelik temyize gelince; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 12. maddesi uyarınca Kanun'da aksi öngörülmediği sürece sözleşmenin geçerliliği şekle bağlı değildir. Yine aynı Kanun'un 1. maddesinde; sözleşmenin, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulacağı, irade açıklamasının, açık veya örtülü olabileceği düzenlenmiştir. Somut olayda, asıl davada davacı- karşı davada davalı, asıl davada davalı- karşı davada davacı aynı protokole dayanmışlardır. Diğer bir ifade ile somut olayda her iki taraf da birbirlerine sundukları ancak imzalamadıkları protokolü iddialarına dayanak yapmışlardır. Bu durumda tarafların iradeleri uyuşmuş olduğundan anılan hükümler uyarınca geçerli bir sözleşmenin (protokolün) kurulmuş olduğunun kabulü gerekir. Hal böyle olunca, anılan protokole hukuki değer verilerek, protokol hükümlerine göre değerlendirme yapılıp varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken anılan protokolün imzasız olduğundan hareketle karşı davada davalı tarafı bağlamayacağı düşüncesi ile hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
V. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan sebeple; asıl davada davalı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle karşı davada davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1 hükmü uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 02.07.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 946497a50dce6a1f 78b39f0db55041a2