Yargıtay Kararları › Yargıtay 11. Hukuk Dairesi › Mart 2025 › 2024/2667 E., 2025/1444 K.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2024/2667 E., 2025/1444 K. (03.03.2025) – Tazminat

Mahkeme
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/2667
Karar No
2025/1444
Karar Tarihi
03.03.2025
Konu
Tazminat

11. Hukuk Dairesi 2024/2667 E. , 2025/1444 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1870 Esas, 2024/183 Karar HÜKÜM : Yeniden hüküm kurulmak suretiyle kısmen kabul İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/59 E., 2021/345 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR

I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; uluslararası spor salonları zinciri sahibi olan müvekkilinin 25, 28 ve 41. sınıflarda “... Gym” ibareli 99/001389, 2002/27222, 2007/13187, 2016/69801, 2016/69805 numaralı tescilli markalarının bulunduğunu, müvekkilinin "... Gym" ibaresi bakımından öncelik hakkı bulunduğu gibi bu ibarenin ticaret unvanında da yer aldığını, davalı adına tescilli 2015/38382 numaralı ve "... Gym" ibareli markanın müvekkili markalarına ayırt edilmeyecek derecede benzer olduğunu, kapsamında aynı tür ve benzer malların olduğunu, davalının markasının, müvekkilinin markasının ününden haksız biçimde istifade etmek amacıyla kötüniyetli tescil ettirildiğini, "www.goldgym.com.tr" alan adının da müvekkilinin marka ve ticaret unvanına dayalı haklarını ihlal ettiğini, davalının bir işletmesinde "... Gym" markasını spor salonu hizmetleri için, diğer işletmesinde markayı tescil ettirdiği şekilde değil, müvekkiline ait marka ile birebir aynı yazı tipi ve renk kombinasyonuyla ve benzerliği daha da artırmak amacıyla (') apostrof ekleyerek, "...' Gym" şeklinde sporcular için gıda takviyesi satışı için kullandığını ileri sürerek davalı adına tescilli 2015/38382 tescil numaralı “... Gym” markasının iptaline, sicilden terkine, "www.goldgym.com.tr" alan adının iptaline, müvekkiline ait 2016/69801, 2007/13187 ve 2002/27222 tescil numaralı markalar kapsamında yer alan 41. sınıf yönünden davalı faaliyetlerinin müvekkilinin marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, men'ine ref'ine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP Davalı cevap dilekçesinde; müvekkiline ait markanın usulüne uygun tescil edildiğini, taraf markalarının aynı olmadığını, markalar arasında ayırt edici özellikler bulunduğunu, müvekkilinin iyi niyetli olduğunu, müvekkilinin 6 yılı aşkın bir süredir markasını tescilli bir şekilde kullanmakta olduğunu, bu zamana kadar davacının hareket geçmemesinin kötüniyeti gösterdiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının 2002/27222 sayılı "...'S GYM" ibareli markasının kapsamında 25, 28, 41. sınıf, 99/001384 markasının kapsamında 25. sınıf, 2016/69801 markasının kapsamında 25, 28 ve 41. sınıf, 2016/69805 markası kapsamında 41. sınıf, 2007/13187 markası kapsamında 25, 28, ve 41. sınıf -kararda sayılı- emtianın yer aldığı, davalının 2015/38382 no.lu "... GYM" ibareli markası kapsamında 35. sınıfta -kararda sayılı- emtia ve hizmetlerin yer aldığı, dava konusu markanın başvuru kapsamında yer alan 35. sınıftaki hizmetlerin, davaya mesnet gösterilen markaların tescil kapsamında olmadığı, ancak 35. sınıftaki “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için malların bir araya getirilmesi hizmetleri (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir)” genel olarak satış hizmetlerine yönelik olduğu, bu kategori ile davalının markasının kapsadığı 25. sınıf mallar yönünden 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6/1 hükmünün uygulama koşullarından olan mal ve hizmetlerin benzerliğinin gerçekleştiği, taraf markalarının görsel ve işitsel olarak ayırt edilmeyecek kadar benzer olduğu, iltibas ihtimalinin olduğu, dolayısıyla dava konusu markanın belirtilen hizmetler açısından iptali şartlarının oluştuğu, www.goldgym.com.tr alan adının klavuz unsurunun “goldgym” olduğu, www.facebook.com/goldgymgaziantep ve www.instagram.com/goldgymgaziantep/ sayfalarının ... GYM ... CLUB isimli spor salonu işletmesine ait sosyal medya hesabı olduğu, davalının internet sitesinde www.facebook.com/goldgymgaziantep ve www.instagram.com/goldgymgaziantep/ tanıtım ve reklamlarını paylaştığı, “... GYM ... CLUB” ibaresini doğrudan markanın temel fonksiyonu olan ayırt etme fonksiyonunu icra edecek şekilde, baskın ve ön planda kullanıldığı, bu ibarenin davacı adına 99/001389 sayılı "... GYM", 2002/27222 sayılı "...'S GYM", 2007/13187 sayılı "...'S GYM" tescilli markalar ile ayırt edilmeyecek kadar benzer olduğu, davalının tescilli markası varsa da SMK'nın 155 .maddesi uyarınca daha önceki başvuru sahibinin açmış olduğu tecavüz davasında tescilli marka savunma gerekçesi olarak ileri sürülemeyeceğinden davalının tescilli markasının tecavüz davasında dikkate alınmadığı, davalının “... GYM ... CLUB” ibaresini ticari faaliyetlerle ilişkilendirmesi, reklam yapma amacına hizmet etmesi nedeniyle davalının, davacının tescilli ibaresini internet sitesindeki tanıtım ve reklamlarını paylaştığı www.facebook.com/goldgymgaziantep ve www.instagram.com/goldgymgaziantep/ kullanmasının ticari bir kullanım olduğu, dolayısıyla ticari etki yarattığı, davalının kullanımı ile karşılaşan orta düzey tüketicinin, bunu davacının bayisi olarak algılama ihtimalinin olduğu, bunun yanı sıra, davalının “... GYM ... CLUB” ibaresini kullanmak ile kendini, marka sahibinin dağıtım zincirindeymiş gibi gösterdiği, tescilli markanın aynı veya benzerinin aynı veya benzer mal ve hizmetlerde kullanılması halinde ve tescilli marka ile kullanılan marka arasında bağlantı ihtimali dahil karıştırılma ihtimali bulunduğu durumlarda bu izinsiz kullanımın marka hakkına tecavüz teşkil ettiği, davalının kullanımına konu “... GYM ... CLUB” ibaresindeki “... CLUB” ibaresi, kullanıma konu olan faaliyetlerin kendisini ifade ettiği için markasal bir fonksiyona sahip olmadığından markada esaslı ve baskın unsurun “... GYM olduğu, davalının davacının “...’S GYM” ibaresine ayırt edilmeyecek kadar benzer “... GYM ... CLUB” ibaresini reklamda kullandığı, bunun davacının markasıyla karıştırılma ihtimaline yol açacak nitelikte bir işaretin kullanımı olduğu, SMK’nın 29/1 hükmü kapsamında marka hakkına tecavüz niteliğinde bir fiil olduğu, davalının 2015/38382 sayılı ... GYM markası hükümsüz kılınmadığı/sicilden terkin edilmediği sürece, markasını kullanmasının haksız rekabet oluşturmayacağı, alan adı tescilli markaya dayalı alındığından iptali talebinin reddi gerektiği, davalı şahıs tarafından yapılan marka başvurusunun kötüniyetli olduğuna ilişkin somut verilerin dosya kapsamında bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm, taraflarca istinaf edilmiştir.

IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının internet sitesi ve sosyal medya hesaplarındaki kullanımlarının marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiği, kötüniyetli marka başvurularında hükümsüzlük davası yönünden beş yıllık hak düşürücü sürenin uygulanmayacağı, buna göre davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi gerektiği, davacı istinaf sebeplerine gelince, davacının "... Gym" ibareli markasının, davalının davaya konu markasının başvuru tarihi itibariyle, yaklaşık 15 yıldır Ülkemizde spor salonu hizmetlerinde tescilli olduğu, markanın uluslararası tescillerinin daha da eskiye dayandığı, markanın sektörde belli bir bilinirliğe de ulaştığı, davalının ise, tescilli olduğu mal ve hizmetlerde yüksek ayırt ediciliğe sahip "...'un jimnastik/spor salonu" anlamına gelen markasının ayırt edilemeyecek derecede benzerini "jimnastik ve spor aletlerini" de kapsar şekilde adına tescil ettirdiği, ancak markasını özellikle davacının markasının bilindiği fitnes ve spor salonu hizmetlerinde kullandığı, buna göre davalının 2015/38382 sayılı markasının başvuru tarihinde, davacının markasından haberdar olduğu, davalının internet sitesi ve sosyal medya hesaplarında kullandığı logolar dikkate alındığında da bu hususun açık bir şekilde anlaşıldığı, davalının davacı markalarının ayırt edilemeyecek derecede benzerini haklı bir gerekçe olmaksızın adına tescil ettirdiği, ibarenin tesadüfen seçilmesinin de mümkün olmadığı, bu hale göre davalının davacının markasından haksız yararlanmak için dava konusu markayı kötüniyetli olarak adına tescil ettirdiği, buna göre de dava konusu markanın tescilli bulunduğu tüm sınıflar yönünden hükümsüzlük koşullarının oluştuğu, somut uyuşmazlıkta davalının “... Gym ... Club” ibareli kullanımları nedeniyle marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet koşullarının da gerçekleştiği, dava konusu "www.goldgym.com.tr" alan adının davalı tarafından kullanıldığı, ancak alan adı sahip bilgilerinin gizlendiği ve sitenin davalıya ait olup olmadığı belirlenemediğinden söz konusu alan adının iptaline yönelik talebin reddi gerektiği, maddi olmayan talepler yönünden tek vekâlet ücretinin takdirinde isabetsizlik görülmediği, , mahkemece, davalının 2015/38382 sayılı markasının kötü niyetli olarak tescil ettirildiği anlaşıldığından, hükümsüzlük talebi yönünden davanın tümden kabulü gerekirken, yazılı şekilde hükümsüzlük talebi yönünden davanın kısmen kabulünün doğru olmadığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmasına, davanın kısmen kabulüne davalı adına tescilli 2015/38382 sayılı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, davalının dava konusu marka kapsamında 41. sınıf yönünden gerçekleştirdiği faaliyetlerinin marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin men'ine ve ref'ine, "www.goldgym.com.tr" alan adının iptaline yönelik talebin reddine karar verilmiş, hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.

V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, men'i ve ref'i, marka hükümsüzlüğü, alan adı iptali taleplerine ilişkindir. B.Değerlendirme ve Gerekçe 1.Bölge Adliye Mahkemesince, dava konusu alan adının davalı tarafından kullanıldığı ancak alan adı sahip bilgilerinin gizlendiği, internet sitesinin davalıya ait olup olmadığının belirlenemediği gerekçesiyle davacının alan adının iptaline yönelik talebi reddedilmiş ise de, davalının kullandığı www.goldgym.com.tr" alan adı davacı adına tescilli "... Gym" markasını içeren ibarelerden oluştuğundan bu kullanımın markasal korumanın ihlali olduğunun kabulü ile ihlale mesnet alan adının da iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile talebin reddi doğru olmamış, hükmün bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir. 2.Mahkemece davalının "... Gym ... Club" ibareli kullanımlarının marka hakkına tecavüzün yanı sıra haksız rekabet de oluşturduğu benimsenerek tescilli markanın kümülatif olarak korunması cihetine gidilmişse de bilindiği üzere kümülatif koruma, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını aynı anda taşıması halinde o mevzuatların tamamı ile korunabilmesidir. Yani bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını taşıması halinde hak sahibinin her bir yasal düzenlemeye birlikte dayanarak koruma talebinde bulunması ve mahkemelerce de eş zamanlı olarak her bir mevzuat hükümleri ile hak sahibinin tatmin edilmesidir (Cahit, Suluk/(Rauf, Karasu/Temel, Nal, Fikri Mülkiyet Hukuku, Ankara 2022, s. 20-21; Savaş, Bozbel, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2015, s.9). Diğer bir ifade ile somut davada olduğu gibi markanın izinsiz kullanılmasının hem marka hakkına tecavüz davası, hem haksız rekabet davasına konu edilmesi ve mahkemece de her iki müessese kapsamında taleplerin kabul görmesi kümülatif koruma olarak tanımlanmaktadır. Tescilli haklar bakımından ise ilke olarak sadece ilgili özel düzenleme uygulama alanı bulacaktır. Bununla birlikte özel düzenlemede haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanacağına ilişkin açık bir hüküm bulunması halinde yine haksız rekabete dair düzenlemelerin de devreye gireceği tartışmasızdır. Somut olay bakımından Dairemizin eski uygulamasına esas teşkil eden mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı Kanun) 57. maddesinin beşinci fıkrasında ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarının iltibasa meydan verebilecek surette kullanılmasının da haksız rekabet hallerinden olduğu düzenlenmişti. Bu kapsamda tescilli marka ve tasarım haklarının bu şekilde kullanılmasının marka ve tasarım hakkına tecavüz ile birlikte haksız rekabeti de oluşturduğu, anılan haklara tecavüz ve haksız rekabetin kesiştiği alanda hem özel hükümler hem de haksız rekabet hükümleri ile kümülatif korunması gerektiği Daire uygulaması haline gelmişti. Başlangıçta kümülatif korumanın benimsenmiş olması, 6762 sayılı Kanunda yer alan bu düzenlemeden kaynaklanmaktaydı. Ancak 1 Temmuz 2012 tarihin de yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda (6102 sayılı Kanun), 6762 sayılı Kanunda değinilen hükmün yerine getirilen 55. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinde, "ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları" ibaresine yer verilmemiştir. Anılan iki hüküm karşılaştırıldığında 6762 sayılı Kanunun 57. maddesinin beşinci fıkrası "Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak" şeklinde olmasına rağmen, yerine ikame edilen 6102 sayılı Kanun'un 55. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendi "Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak" şeklindedir. Görüldüğü üzere yeni hükümde "ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları" ibaresine yer verilmemiştir. Bunun temel nedeni, tescilli işletme adı ve ticaret unvanının 6102 sayılı Kanun'un 50. ve 53. maddeleri arasındaki hükümlerle düzenlenmesi ve dolayısıyla özel koruma getirilmesidir. 6102 sayılı Kanunun 55. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinin gerekçesinde eski hükümden ayrılmanın nedeni "Anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşul, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında KHK,'da, 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında KHK'da, 555 sayılı Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkında KHK'da ve unvanla ilgili olarak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden gerekli görülemez" şeklinde ifade edilmektedir. Bu kapsamda belirtmek gerekirse, kanun koyucunun haksız rekabete ilişkin eski ve yeni hüküm bağlamında anılan gerekçelerle eski hükümden ayrılması ile kümülatif koruma yönünden yukarıda belirtilen özel hükümlerin getirilmesi tescilli marka ve tasarım ile tescilsiz tasarımın tıpkı faydalı model ve patent hakkı gibi sadece SMK kapsamında korunmasını yeterli bulduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle artık, 6102 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara dayalı açılan davalarda, tescilli sınai haklar bakımından sadece özel kanun olan SMK hükümleri uygulanabilecek olup TTK'nın haksız rekabet hükümlerinin anılan özel hükümler yanında ve aynı anda uygulanması söz konusu olamayacaktır. Diğer bir ifade ile bu kapsamda kümülatif koruma uygulanmayacaktır (Bkz. NOMER/HELVACI/KAYA, s. 356 vd.; ARKAN, SABİH, Ticari İşletme Hukuku, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, 30. Bası, Ankara 2024, s.363). Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, davacı marka hakkına tecavüzün, haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, ref'i taleplerinde bulunmuş, davalı ise tescilli bir markası olduğunu, taraf markalarının aynı olmadığını, bu nedenle kullanımlarının da yasal olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Davacının ihlal edildiğini iddia ettiği marka hakkı Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde tescilli olup SMK ile getirilen özel hükümlerle haksız rekabet hukukunu da kapsayacak şekilde ve haksız rekabete göre daha üstün koruma getirerek düzenlenmiştir. Davacı bu özel hükümlere de dayanmış olduğundan markanın koruma alanları ile haksız rekabetin koruma alanının kesişmiş olduğu dava konusu olayda yalnızca özel hükümler uygulama alanı bulacak olup, özel hükmün yanında haksız rekabetin uygulanmasını gerektirir herhangi bir kanun hükmü olmadığından, özel kanunla birlikte eş zamanlı olarak haksız rekabet hükümlerinin de uygulanmasının hukuki dayanağı bulunmamaktadır. Hal böyle olunca, Dairemizin daha önceki bazı kararlarında da benimsediği üzere (Yargıtay 11.HD 14.03.2022 gün ve 2019/5189-1852 sayılı, yine 22.04.2021 gün ve 2021/89-3054 sayılı kararları) somut olay bakımından SMK ile haksız rekabet hükümlerinin birlikte uygulanmasını gerektiren kümülatif korumanın uygulama alanı kalmadığı gözetilerek haksız rekabetin tespiti, men'i ve ref'ine dair talepler yönünden ret kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, hükmün davalı yararına bozulmasını gerektirmiştir. 3.Bozma sebebine göre davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmiştir.

VI. SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle tarafların temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'un 373/2 hükmü uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istekleri hâlinde ilgililere iadesine, 03.03.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y Sayın çoğunlukla ortaya çıkan uyuşmazlık; haksız rekabet hukuku hükümlerinin fikrî mülkiyet hukuku hükümleriyle birlikte uygulanıp uygulanmayacağı (Kümülatif Koruma) noktasında toplanmıştır. Kümülatif koruma ilkesi “mevzuattaki birden fazla hükümle korunabilme” anlamına gelmektedir. Bu durumda, bir kişinin gerçekleştirdiği fiilin birden çok hükmün koruma kapsamında olması halinde, hak sahibinin bu hükümlerden dilediğine başvurabilmesine kümülatif koruma denilmektedir. Fikri haklar bakımından kümülatif koruma ilkesi ise, bir fikri ürünün birden çok kanuni düzenlemenin şartlarını taşıması halinde, hak sahibine her koruma yoluna başvurma yetkisi tanınmasıdır. Bu ilke kapsamında bir kümelenmenin meydana gelmesi için mevcut bir fikri mülkiyet korumasına ek olarak haksız rekabet korumasının var olması gerekir. Kümülatif koruma ilkesinin söz konusu olduğu halde hak sahibi seçme zorunluluğuna tabi olmayıp şartlarını taşıması koşuluyla hukuki sebeplerden birine, birkaçına veya tamamına bu ilke kapsamında dayanabilmektedir. Diğer yandan, taleplerin yarışması hali ile taleplerin seçimlik olması hali birbirinden tamamen farklıdır. Taleplerin seçimlik olması halinde hak sahibine aynı vakıa bakımından öngörülen birbirinden farklı ve birden fazla yaptırımdan birini seçme imkanı tanınmaktadır. Taleplerin yarışması veya yığılması halinde ise bundan farklı olarak aynı vakıa bakımından ileri sürülen talepler birbiri ile seçimlik olarak sunulmayan ve birlikte ileri sürülebilen farklı hukuki sebeplere dayandırılmaktadır. Hakların yarışmasından bahsedebilmek için aynı talebin dayandırılan her bir sebep bakımından haklı görülmesi gerekeceği gibi bu hukuki sebepler arasında özel hüküm-genel hüküm ilişkisi de bulunmaması gerekir.Nitekim bu korumada özel hüküm-genel hüküm ilişkisi bulunmamaktadır. Taleplerin yarışması veya yığılması halinde aynı vakıa bakımından birbiriyle seçimlik nitelikte olmayan, birbirini dışlamayan, birlikte var olabilen farklı hukuki sebeplere dayanılarak talepte bulunulduğundan kümülatif koruma ilkesi gereğince taleplerin yarıştığının kabulü gerekir. Bu durumda, aynı vakıa bakımından ileri sürülen talepler birbirini dışlamayan, bir arada ileri sürülebilecek birden fazla hukuki sebebe dayandırılmaktadır. Fikri mülkiyet koruması, sahibine mutlak nitelikte tekelci yetkiler sağladığından mütecavizin fiilinden sorumlu tutulması bakımından herhangi bir sübjektif şart aranmayacak ve mütecavizin her türlü izinsiz kullanımı sorumluluğunu gerektirecekken haksız rekabet korumasında durum farklıdır. Yine fikri mülkiyet korumasının konusu bizatihi fikri ve sınai hakkın kendisi iken, haksız rekabet koruması dürüst ve bozulmamış rekabet ortamını sağlamayı amaç edinmektedir. Fikri mülkiyet koruması sadece ilgili hak sahibini koruduğundan hakkın ihlali halinde yalnızca hak sahibi dava açma hakkına sahip olacaktır. Ancak haksız rekabet koruması rakiplerin yanı sıra tüketicileri de koruduğundan hak ihlali halinde rakiplerin yanı sıra tüketiciler ve meslek örgütleri de dava açma hakkına sahip olacaktır. Özel kanunun genel kanunu bertaraf edebilmesi için hem konusunu eksiksiz düzenlemiş hem de genel kanundan daha kapsamlı ve üstün koruma sağlamış olması gerekir . Fikri mülkiyet korumasının haksız rekabet korumasını bertaraf edeceğinin kabulü halinde ise, tüketiciler ve mesleki örgütler fikri haklarda ortaya çıkan haksız rekabete karşı korunma imkanından mahrum kalacağından bu kabul yerinde olmayacaktır. Sayın çoğunluk gibi, Fikri mülkiyet korumasının haksız rekabet korumasını bertaraf ettiği kabul edilirse fikri mülkiyet korumasına dayalı olarak açılan davada koruma konusunun şartları taşımadığı gerekçesiyle özel kanun kapsamında kalmadığı sonucuna varılırsa dava genel nitelikteki haksız rekabet koruması ile desteklenemeyeceğinden tecavüz eylemi kanıtlanamamış olacaktır . Bu itibarla, haksız rekabete ilişkin genel hükümler fikri mülkiyet koruması yanında ikinci dereceden değil, doğrudan uygulama alanı bulmalıdır. Burada dikkat edilmesi gereken diğer bir hususda, hak sahibinin birden fazla talebini aynı davada istemesi halinde davaların yığılması gündeme geleceğinden, ortada tek bir dava olmasına rağmen esasında talep sayısı kadar dava bulunmakta olup hakim her bir talep bakımından ayrı ayrı karar verecektir. Bu halde mahkemece her ne kadar talepler birlikte incelenecekse de, bu talepler birbirinden bağımsız taleplerdir. İşte işbu davayı diğer davalardan ayıran da bu dava türünün davacının talepleriyle değil, bu talepleri haklı gösterecek hukuki sebeplerle ilgili bir durum olmasıdır. Bu halde hak sahibi dilediği koruma modeline başvurarak zararının giderilmesini talep eder. Kümülatif koruma kapsamında davacının ihlal edilen hakkı için hem haksız rekabet korumasına hem de fikri hak korumasına birlikte başvurması halinde davacı ya fikri hak korumasına göre yada haksız rekabet korumasına göre tek bir tazminat alabilecektir. TBK m.60’a göre: “Bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir.” Bu hükme göre davacı talebini hangi hukuki sebebe dayandırdığını belirttiyse hakim buna göre tazminata karar verir ancak belirtmediyse hakimin davacıyı zorlama yetkisi olmadığından hakim zararı en iyi giderim imkanı veren talep sebebine göre hüküm kurar. Zira tazminatın işlevi mütecavizin zararını karşılamak olup aynı haksız eylem birden fazla hukuk kuralını ihlal etse dahi oluşan zarar tektir. Sayın çoğunluk, SMK sonrası sınai hakların haksız rekabet hükümleriyle korunmayacağı yönündeki görüşünün temel dayanaklarından bir gerekçesi de, 6762 sayılı TTK.nun 57/5.maddesi ile 6102 sayılı yeni TTK.nun 55/1.a.4.maddesi arasındaki farklılığa dayandırmaktadır. Bu itibarla bu hususda incelenmelidir. 2012 yılında yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin 54/1.a.4 hükmü ve gerekçesi, -henüz SMK kabul edilmeden önceki dönemde- fikrî mülkiyet haklarının bu hüküm kapsamında korunabilirliği hususunda tereddütlere neden olmuştur. Bu tereddüt, temelde hükmün 6762 sayılı eski TTK.nun 57/5.maddesine göre daha dar kapsamlı kaleme alınarak “mal, iş ürünü, faaliyet veya iş” ifadesinin tercih edilmesinden kaynaklanmıştır. Mülga 6762 sayılı TTK.nun 57/5.maddesi aynen” Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları kullanmak veyahut iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” hükmünü haiz iken 6102 sayılı yeni TTK.nun 55/1.a.4.maddesi aynen “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” hükmünü haizdir. TTK m. 54/1.a.4 hükmüne ilişkin madde gerekçesi aynen şu şekildedir: “Bu bent karıştırılmayı, yani 6762 sayılı Kanunun 57 nci maddesinin (5) numaralı bendinde kullanılan terimle iltibası düzenlemektedir. (4) numaralı alt bendin ilkeleri ve amacı, 6762 sayılı Kanunun 57 nci maddesinin (5) numaralı bendi ile özdeş olmasına rağmen lafızda farklıdır. Ancak, bu değişiklik 6762 sayılı Kanundaki hükmün öğreti ve mahkeme kararlarındaki birikiminin feda edilmesi, uygulanamaz kabul edilmesi anlamını taşımamaktadır. Çünkü, karıştırılma (iltibas) kavramı, pozitif hukuklar üstü anlamı ve işlevi ile varlığını sürdürmektedir. MarkKHK "iltibas" yerine "karıştırılma"yı kullandığı ve bu terim öğreti ve içtihatlarda yerleşmeye başladığı için, burada da aynı terim tercih edilmiştir. Bu sebeple bentte basit ancak kapsamı geniş bir ifadeye yer verilmiştir. "Karıştırılma", yanıltmayı, kandırmayı, yanlış algılattırmayı da kapsar. Hüküm, karıştırılmayı dış görünüş (tanıtım, takdim-görsellik) ve duyuruş (ses yönünden benzerlik) bağlamında düzenler. İç benzerlikten doğan karıştırılma (meselâ elektrik devrenin veya yarı iletken topografyasının benzerliği) hükmün kapsamı dışındadır. İç benzerlik "karıştırılma" kavramı ile tanımlanmaz. Dış görünüm koruması, takdim, şekil, tasarım ve donanım korumasıdır. Karıştırılma nesnel değerlendirmeyi gerektirir. 6762 sayılı Kanun hükmü, başkasının "ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları ile iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları" cümle parçasına yer vermiştir. Oysa, anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşulu, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani MarkKHK'da, EndTasKHK'da, CoğİşKHK'da ve unvanla ilgili olarak TK'da ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikrî mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden de gerekli görülemez.” şeklindeki ifadeden, esasen hâlihazırda kümülatif koruma ilkesinin geçerli olduğu, ancak bu ilkenin varlığının da belirtilen cümle parçalarının maddede yer almalarını gerektirmediği anlamı çıkmaktadır. Dolayısıyla, gerekçedeki ifadelerin kümülatif uygulama ilkesini destekler şekilde anlaşılması ve TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin düzenlemesinin, fikrȋ mülkiyet mevzuatının yanında, ondan bağımsız olarak uygulanabileceğinin kabulü gerekir. Şu hususun özellikle belirtilmesi gerekir: özel hukuki düzenlemelerin korudukları konu ile haksız rekabetin koruduğu konu farklıdır. Şöyle ki, bir markanın taklit edilmesi marka hakkına zarar verebileceği gibi haksız rekabete de yol açmaktadır. Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere ayırtedici işaretlerin ayrı ayrı sayılmamış olması, fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerle haksız rekabet hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez. (Prof. Hamdi Yasaman – Prof Reha Poroy, Ticari İşletme Hukuku, 20. Baskı. 2024, s. 410. vd) SMK hükümlerinin yürürlüğe girmesiyle TTK.nun haksız rekabet hükümleri kadük hale gelmemiştir. Aksinin kabulü aşkın yorumdur.(Prof.Arslan Kaya-Prof.Koray Demir,Rekabet ve Haksız Rekabet Hukukunun Esasları, Baskı 2024, s.122 vd) Haksız rekabet koruması fikri haklar korumasını tamamlayan bir konumda olmayıp bağımsız ve kendi kurallarını takip eden bir koruma olduğundan haksız rekabet kaynaklı talepler fikri haklar korumasından bağımsız olarak ileri sürülür. O halde korumanın şartları mevcut olduğu halde haksız rekabet hükümleri fikri mülkiyet hukukuna ilişkin hükümler yanında doğrudan ve birinci dereceden uygulama alanı bulur (Ünal Tekinalp Fikri Mülkiyet Hukuku 5.Bası s.37, 2012) TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin düzenlemesi, mehaz İsviçre hukukundan aynen aktarılan başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almaya ilişkin TTK m. 55/1.a.4’tür. Bu hükümle, ürünlerin kaynağı konusunda tüketicinin kafasını karıştırma ihtimali olan fiillerin engellenmesi, piyasada açıklık ve şeffaflığın sağlanması amaçlanmakta, bu suretle rakiplerin yanı sıra tüketicilerin ve toplumun da menfaatleri korunmaktadır. Piyasada oluşması muhtemel karışıklığın engellenmesi, rekabetten beklenen işlevlerin sağlanması açısından da önem taşımaktadır. Öte yandan AB hukukunda da kümülatif koruma ilkesi açıkça kabul edilmiştir. Yönerge ve Tüzük Tasarısı‟ndaki düzenlemelerde tasarımların marka, patent, faydalı model gibi Topluluğun fikri mülkiyet mevzuatı ile korunmasının üye ülke hukuklarındaki fikri mülkiyet mevzuatına göre ayrıca korunmalarına engel olmayacağı belirtilmiştir. Ancak, kümülatif olarak koruma üye ülke mevzuatlarına bırakılmış olup, ilkenin nasıl uygulanacağı gösterilmemiştir. Sınai Mülkiyet Kanunun genel gerekçesi ve madde gerekçeleri incelendiğinde, Sınai mülkiyet haklarının kanunla düzenlenme ihtiyacı yanında, uluslararası sözleşmeler ve AB mevzuatıyla uyumun arttırılması ve daha nitelikli ve etkin işleyen çağdaş bir sınai mülkiyet sistemine geçişin sağlanması için mevcut sistemin revize edilmesi gereğinin ortaya çıktığı, bu çerçevede marka, coğrafi işaret, tasarım, patent ve faydalı model haklarına ilişkin önemli yenilikler getiren düzenlemelerin yapıldığı, mevcut sistemde yer almayan geleneksel ürün adı korumasının sisteme dahil edildiği ve düzenlemelerde Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Anlaşması (TRIPS), Paris sözleşmesi, yeni 2015/2436 sayılı Avrupa Birliği (AB) Marka Direktifi ve 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğü, Patent kanunu anlaşmasına (PLT) uygun olarak kanunun hazırlandığı belirtilmiştir. Dolayısıyla kümülatif koruma AB müktesabına da uygundur. Sonuç olarak; Dairenin hiç değişikliğe uğramadan süre gelen görüşünde bir değişiklik yapılmasını gerektirecek hukuki bir değişiklik bulunmadığından kümülatif korumanın uygulanması gerektiği kanaatiyle kararın onanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılmamaktayız. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! cd5cd33307df78a3 9e3e18c926f185ab

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi – Mart 2025 kararlarının tamamı