Yargıtay Kararları › Yargıtay 10. Hukuk Dairesi › Şubat 2025 › 2024/4191 E., 2025/1398 K.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/4191 E., 2025/1398 K. (04.02.2025) – Tazminat

Mahkeme
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/4191
Karar No
2025/1398
Karar Tarihi
04.02.2025
Konu
Tazminat

10. Hukuk Dairesi 2024/4191 E. , 2025/1398 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 30. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2156 E., 2023/1889 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 15. İş Mahkemesi SAYISI : 2015/425 E., 2020/352 K. Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından temyiz, davacı vekili tarafından katılma yoluyla temyiz edilmek ve de davalılar vekili tarafından duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin ve işin duruşmaya tabi olduğunun anlaşılması nedeniyle duruşma talebinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için 04.02.2025 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü murafaalı temyiz eden davalılar adına Av. .... ile davacı asil ... ve adına Av. ... geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacı vekili özetle; müvekkilinin iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezliğe uğrayacak şekilde yaralandığı, kazanın meydana gelişinde davalıların kusurlu olduklarından bahisle; asıl dava dosyasında 1.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi, birinci birleşen dava dosyasında asıl dava dilekçesinde talep ettikleri maddi/manevi tazminatın faiz alacağına ilişkin olmak üzere 1.000,00 TL, ikinci birleşen dava dosyasında 1.583.021,95 TL maddi tazminatın davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.

II. CEVAP Davalılar özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuşlardır.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 05.08.2014 tarihli kararı ile derdestlik nedeniyle davanın reddine karar verilmiş, kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 07.05.2015 tarihli kararı ile derdestlik nedeniyle davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu, davanın esasının incelenmesi gerektiğinden bahisle mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece mahkemesince verilen 25.12.2020 tarihli kararla asıl dava dosyası ve birinci birleşen dava dosyasının kabulüne, ikinci birleşen dava dosyasının ise zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinden sonra taraflarca temyiz yoluna başvurulması üzerine Dairemizin 08.06.2021 tarihli kararı ile dosyanın kanun yolu açısından istinafa tabi olduğu, görevli merciinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi olduğu, bu nedenle dosyanın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmek üzere İlk Derece Mahkemesine iadesine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF Dairemizin iade kararından sonra Bölge Adliye Mahkemesince verilen 10.06.2022 tarihli kararla davacının istinaf başvrusunun esastan reddine, davalıların istinaf başvurularının ise manevi tazminat yönünden kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl ve birinci birleşen dava dosyasında 1.000,00 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, asıl dava dosyasında manevi tazminatın bölünmezliği ilkesi ve ibraname ile yapılan manevi tazminat ödemesi nedeni ile davacının manevi tazminat talebinin reddine, ikinci birleşen dava dosyasının zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Dairemiz'in 28.02.2023 tarih ve 2022/12057 Esas, 2023/1799 Karar sayılı kararı ile temyiz incelemesine konu eldeki davanın, esasen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107. maddesi kapsamında niteliği itibariyle belirsiz alacak davası olması, davacının 21.10.2019 tarihinde açtığı birleşen 2019/1045 Esas sayılı dava dosyasına konu ettiği tazminat tutarının belirsiz alacak davası niteliğindeki asıl dava dosyasında belirlenen tutar olması ve davacının zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilen söz konusu birleşen 2019/1045 Esas sayılı ek davayı, 11.10.2019 tarihli celsede zapta geçen sözlü celse beyanıyla "ıslah ya da ek dava açılması için" süre talep etmesi üzerine, İlk Derece Mahkemesince, bu beyanın 6100 sayılı Kanun'un 107. maddesi kapsamında bir arttırım talebi olup olmadığı açıklığa kavuşturulmaksızın, aynı celsenin 2 no.lu ara kararı ile davacı vekiline ek dava açmak üzere süre verilmesi üzerine açtığı gözetilerek zamanaşımı süresinin geçip geçmediği hususunun bu çerçevede irdelenip sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinin Bölge Adliye Mahkemesi tarafından gözetilmemesinin hatalı olduğundan bahisle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesi'nce Bozmaya Uyularak Verilen Karar Bölge Adliye Mahkemesi'nce bozma ilamına uyulduktan sonra verilen temyiz incelemesine konu 12.12.2023 tarih, 2023/2156 Esas, 2023/1889 Karar sayılı kararla davacı lehine 1.584.021,95 TL maddi tazminat ödenmesine, davacının manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.

VI. TEMYİZ Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; asgari ücret değişikliklerinin dikkate alınması ve yeniden zarar hesabı yapılması gerektiğini, manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; husumet itirazlarının yeterince incelenmediğini, kaza olayındaki kusurun oranı ile aidiyetinin hatalı şekilde belirlendiğini, somut olayda hem hak düşürücü sürenin hem de zamanaşımının gerçekleştiğini, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından müvekkili aleyhine açılan rücu davasında davacı tarafından herhangi bir itiraz ileri sürülmediğini, davacı tarafından açılan asıl ve birleşen davaların tamamının, fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak kısmi dava olarak ikame edildiğini, dava dilekçelerinde belirsiz alacak davasına ilişkin herhangi bir ifade yer almadığını, dosyada yer alan ibranamenin yalnızca makbuz olarak değerlendirilmesinin yerinde olmadığını, mahkemenin esas aldığı hesap raporlarında, davacının %100 maluliyet oranı kaza tarihinden itibaren ve herhangi bir hakkaniyet indirimi uygulanmaksızın dikkate alınarak hesaplama yapıldığını, SGK tarafından ödenen peşin sermaye değerleri, geçici iş göremezlik ödenekleri, müvekkili tarafından yapılan ödemeler ve tedavi masraflarının eksik ve hatalı biçimde değerlendirildiğini, raporlarda güncellemeler yapılmaksızın hesaplama yapıldığını, ayrıca davacının yardıma muhtaçlık durumunun belirlenmesi ve bu kapsamda gelir bağlatılması istemli ayrı bir dava açmak üzere süre verilmeden hüküm kurulmasının usule aykırı olduğunu, davacı tarafından yapılan masraflar ve giderlere ilişkin herhangi bir belge ya da makbuz sunulmamasına rağmen, bakıcı giderine ilişkin takdirin soyut biçimde yapılmasının hukuka aykırı olduğunu, İlk Derece ve İstinaf Mahkemelerinde görülen yargılamada müterafik kusur ve hakkaniyet indirimi hususlarının hiç tartışılmaksızın hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, İlk Derece Mahkemesince 04.12.2017 tarihli ara kararla müvekkili ...’a ait mallara ihtiyati tedbir konulmasına, ortada bir ihtilaf veya uyuşmazlık bulunmamasına rağmen bu tedbirin usul ve yasal düzenlemelere aykırı şekilde tesis edildiğini, tedbirin kaldırılması yönündeki taleplerinin karşılanmadığını ve tedbirin halen devam ettirilmesinin hukuka aykırı olduğunu beyan ederek, kararın temyizen incelenerek bozulmasını talep etmiştir. Davalıların ortak vekili temyiz dilekçesinde özetle, somut olayda zamanaşımı süresinin dolmuş olduğunu, bu hususun gözetilmeden hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, davacının, olay tarihinden yaklaşık iki ay sonra, 16.07.2006 tarihli ibraname düzenlediğini, maddi ve manevi tazminata ilişkin haklarını aldıktan sonra dava açmasının, hukuki süreci bir zenginleşme aracı olarak kullanma çabası olarak değerlendirildiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, yapılan bu ödemelerin uyarlanmak suretiyle hesaplanan tazminat tutarından mahsubunun gerektiğini, davacının sürekli iş göremezlik oranının yeniden tespitinin gerektiğini, bakıcı giderine ilişkin yapılan hesaplamanın hukuka aykırı olduğunu, herhangi bir belge, bilgi veya dayanak bulunmaksızın refakatçi gideri hesaplanmasının hem hukuka hem vicdana aykırı olduğunu, Noter aracılığıyla bizzat ödeme yapmış olan müvekkillerinin mağduriyetine sebebiyet verilmemesi gerektiğini, icra dosyasındaki alacak miktarının 5.500.000,00 TL’ye ulaştığını, bu tutarın davacının tüm yaşamı boyunca çalışarak dahi elde edemeyeceği açık bir maddi kazanım olduğunu beyan ederek, kararın temyizen incelenerek bozulmasını talep etmiştir.

VI. DEĞERLENDİRME ve GEREKÇE a. Davacı Vekilinin Manevi Tazminat İstemi Hakkında Kurulan Hüküme Yönelik Temyiz İtirazları Açısından; Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 110. maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır. Dosya içeriğine göre davacının reddine karar verilen manevi tazminat isteminin karar tarihi itbari ile kesinlik sınırı olan 238.730,00 TL'nin altında kaldığı anlaşıldığından anılan hükme yönelik temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. b.Tarafların Diğer Hükümlere Yönelik Temyiz İtirazları Açısından; Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Davacı vekilinin manevi tazminat istemi hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının miktardan reddine, 2.Taraf vekillerinin yerinde görülmeyen diğer tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden taraflara yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi – Şubat 2025 kararlarının tamamı