Yargıtay Kararları › Yargıtay 10. Hukuk Dairesi › Mart 2025 › 2024/2835 E., 2025/4369 K.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/2835 E., 2025/4369 K. (18.03.2025) – Tazminat

Mahkeme
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/2835
Karar No
2025/4369
Karar Tarihi
18.03.2025
Konu
Tazminat, Miras

10. Hukuk Dairesi 2024/2835 E. , 2025/4369 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:İş Mahkemesi Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar; davacı vekili tarafından temyiz, davalılar vekili tarafından katılma yolu ile temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA 1.Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının 01.02.1998 tarihinde çalışmaya başladığını, çalıştığı bölümün havasız, taşlamadan doğan çok tozlu ve elektrik–gaz altı kaynak nedeniyle oluşan çok dumanlı ortamda çalıştırılması nedeniyle ... hastalığına yakalandığının tespit edildiğini, davacının maruz kaldığı kronik hastalık nedeniyle dayanılmaz elem ve acıya maruz kaldığını, 30.000,00-TL maddi tazminat ve 100.000,00-TL manevi tazminatın 19.02.2013 maluliyet tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davacı vekili 13.03.2019 tarihli talep artırım dilekçesi ile maddi tazminat talebini 338.030,93 TL’ye çıkarmıştır.

II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davacının 01.02.1998 tarihinden itibaren davalılara ait işyerinde kaynak ustası olarak çalışmaya başladığını, Kurum tarafından 19.02.2013 tarihli rapor ile C-1, a ... meslek hastalığına yakalandığının tespit edildiğini ve bu meslek hastalığı nedeniyle %32 malul kaldığını, kusurun tamamının müvekkiller üzerinde olduğu iddiaları ile işbu davayı ikame etmişse de haksız ve mesnetsiz olarak açılan davanın reddinin gerektiğini beyan etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 11.03.2020 tarihli ve 2016/1 E-2020/209 K. sayılı kararı ile 1-Davacının maddi tazminat talebinin kabulü ile -338.030,93-TL net maddi tazminatın, meslek hastalığının tespit tarihi olan 19.02.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, 2-Davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile -30.000,00-TL net manevi tazminatın, meslek hastalığının tespit tarihi olan 19.02.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin 11.03.2020 tarihli ve 2016/1 E-2020/209 K. sayılı kararına karşı taraflar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 20.05.2021 tarih ve 2020/2192 E.-2021/1049 K. sayılı kararı ile taraf vekillerinin istinaf başvurularının ...nın 353/1–b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin 20.05.2021 tarih ve 2020/2192 E.-2021/1049 K. Sayılı kararının süresi içerisinde taraflar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 13.12.2022 tarih ve 2021/8539 E- 2022/15846K. ile "... davalı ...’ın devam edilen yargılama sırasında 03/12.2019 tarihinde vefat ettiği anlaşılmıştır. Hüküm ise mahkeme tarafından 11.03.2020 tarihli celsede verilmiş, ölü davalının mirasçıları davaya dahil edilmemiştir. Bu nedenle usulüne uygun taraf teşkili sağlandığı söylenemez. Mahkemece davalı ...’ın veraset ilamını sunması için davacı vekiline yetki ve süre verilmesi, bundan sonra adı geçen davalının mirasçılarının davaya dahil edilmesi, usulünce taraf teşkili sağlandıktan sonra işin esası hakkında karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde taraf teşkili sağlanmaksızın davanın esası hakkında karar verilmesi doğru değildir... " gerekçeleriyle bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının 01.02.1998 tarihinden başlayarak davalı şirketler ..., ...ve davalı ... San. ve Tic. A.Ş'.de kaynakçı olarak çalıştığı, davacının 1998 yılı öncesi çalıştığı diğer şirketler ve burada yaptığı işler incelendiğinde, meslek hastalığı oluşumuna yol açacak bir ortamda çalışmadığı, ... Meslek Hastalıkları Hastanesinden alınan raporda olayın bir meslek hastalığı olduğunun değerlendirildiği, davacının maruz kaldığı olayın 506 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 1.. madde A fıkrası a ve b bentleri ile B fıkrası gereğince de meslek hastalığı olduğu, ... Meslek Hastalıkları Hastanesinin 19.02.2013 tarih, 212 sayılı ve ... Üniversitesi ... Eğitim Araştırma Hastanesinin 18.02.2014 tarih, 282 sayılı sağlık kurulu raporlarına göre; ... Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünce %30,2 mesleki maluliyet oranı verildiği, yine dosya kapsamında aldırılan Adli Tıp Kurumu ve YSK raporlarında da davacının meslek hastalığından dolayı % 30.2 maluliyet oranının tespit edildiği, dosya kapsamında alınan kusur raporuna göre davalıların %75 ( davalı ... % 20, davalı ... San. ve Tic. A.Ş % 40, davalı ... San. ve Tic. A.Ş %15) davacının ise %20 kusurunun olduğunun ayrıca meydana gelen meslek hastalığında %5 oranında kaçınılmazlık faktörü olduğunun belirlendiği, davacının davalıya karşı açmış olduğu ... Anadolu 15. İş Mahkemesinin 2016/8 E. ve 2018/475 K. sayılı ilamında, davacının net maaşının 1.800,00-TL olduğunun kabulüyle yapılan hesaplamanın ilgili Mahkemece de hükme esas alındığı, davacının bu ücretinin fesih tarihindeki asgari ücrete oranlanması halinde davacının 19.02.2013 tarihinde alabileceği ücretin 978,60 x 3.63= 3.552,32 TL brüt ve 2.539,59-TL net olduğu, dosyadaki kusur oranları ve davacının tespit edilen ücreti de dikkate alındığında davacının uğramış olduğu meslek hastalığı nedeniyle nihai toplam zararının 338.030,93-TL olduğunun tespit edildiği, manevi tazminat davalarında tazminata hükmedilirken miktar yönünden davalının kusur oranlarının matematiksel bir oranla tespiti gerekmeyip az da olsa kusurlu olmaları durumunda manevi tazminat verilmesi gerektiği, 22/06/1966, 66/7-7 sayılı İBK içeriğine ve öngördüğü koşulların somut olayda gerçekleşme biçimi, hak ve nesafet kuralları,davacının olaydan sonra duyduğu elem ve ızdırabın derecesi, psikolojik olarak etkilenme durumu, davacının sürekli iş göremezlik oranı, işçinin yaşı, davacının vücudunda meydana gelen cizmani zararın boyutuna göre davacının manevi tatmin duygularının giderilmesi, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, bunların yanında olayın işverenin sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak davacının manevi tatmin duygusu yanında belirlenen miktarın caydırıcılık uyandırma oranı gözönüne alınarak davacı lehine 30.000,00 TL manevi tazminat belirlendiği gerekçesiyle; 1-Davacının maddi tazminat talebinin kabulü ile 338.030,93-TL maddi tazminatın, meslek hastalığının tespit tarihi olan 19.02.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ile ... davalı ... mirasçıları dahili davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, 2-Davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 30.000,00-TL manevi tazminatın, meslek hastalığının tespit tarihi olan 19.02.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılar ile ... davalı ... mirasçıları dahili davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. V.TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; a. Bakiye ömür sürelerinin PMF 1931 tablosuna göre tespit edildiğini, Yargıtay içtihatları ile PMF tabloları yerine SGK tarafından belirlenmiş güncel TRH 2010 nazara alınarak bakiye ömrün bu tablodan tespit edildiğini, SGK'nın, “rücu edeceği” peşin değerleri TRH 2010 tablosuna göre hesaplamaya başladığını, buna göre hesaplanan “rücu” miktarlarının çok yüksek çıktığını, iş kazaları ve meslek hastalıkları nedeniyle iş mahkemelerinde açılan tazminat davalarında halen PMF–1931 tablosuna göre yaşam süreleri belirlenirse aradaki önemli fark yüzünden hesaplanan tazminatın, Kurumun rücu alacağının çok altında kalıp ve işçinin açtığı davada maddi tazminat alacağı hak ettiğinden çok daha düşük çıktığını, davacının bakiye ömrünün 32 yıl olduğunu, alacakların bu husus nazara alınarak hesaplanmışsa da Mahkemenin bu itirazı dikkate almadığını, b. Manevi tazminatın düşük takdir edildiğini, c. Bilirkişinin hesaplamayı 2019 asgari ücretini nazara alarak yaptığını, ancak, kararın 2023 tarihinde verildiğini, hesaplamanın karar tarihindeki asgari ücretler nazara alınarak yapılması gerektiğini belirterek kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir. 2.Davalılar vekili katılma yolu ile temyiz dilekçesinde özetle; a. Mahkemece 11.03.2020 tarihinde ... aleyhine hüküm tesis edildiğini, davacının müvekkili şirketlerle iş akdinin sona erdiği 2009 yılından maluliyet oranına esas alınan rapor tarihi olan 19.02.2013 tarihine kadar benzer nitelikte işlerde çalıştığının gözardı edildiğini, bütün zararın müvekkili şirketten tahsilinin hukuken olanaklı olmadığını, davacının maluliyetinin 2009 yılından sonra ortaya çıkmış olması ihtimali de söz konusu iken diğer işverenlerin söz konusu maluliyet oranının ortaya çıkmasındaki ya da artmasındaki payı irdelenmeksizin karar verilmesinin hatalı olduğunu; SGK'dan celp edilen kayıtlar incelendiğinde; davacının maluliyetinin tespit edildiği 2013 yılına kadar ... İnşaat Turizm San. ve Tic. Ltd. ŞTi.'de 28.07.2009–31.01.2010 tarihleri arasında kaynak işçisi olarak; ... ve ... İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti.'de 22.02.2010–18.05.2010 tarihleri arasında kaynak işçisi olarak; ..... İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti.'de 04.09.2010 tarihinden itibaren halen dahi kaynak işçisi olarak çalıştığını; meydana gelen iş görmezliğinin sadece müvekkili şirkete yüklenmesinin mümkün olmadığını, Yargıtay uygulamasında da birden fazla işveren nezdinde çalışan işçi için işverenlerin sorumluğunun, çalışma süreleri ve koşulları dikkate alınarak ayrı ayrı belirleneceğinin ve müteselsil sorumluluk ilkesinin uygulanmayacağının açıkça ifade edildiğini; bilirkişi kusur raporu heyetinde kaynakçılık konusunda uzman teknik bilirkişi bulunmadığını, Mahkemece yapılan yargılamanın bu bağlamda da hukuka aykırı olduğunu; Mahkemece 11.03.2020 tarihinde ... aleyhine hüküm tesis edildiğini, davacının müvekkili şirketlerle iş akdinin sona erdiği 2009 yılından maluliyet oranına esas alınan rapor tarihi olan 19.02.2013 tarihine kadar benzer nitelikte işlerde çalıştığının gözardı edildiğini, bütün zararın müvekkili şirketten tahsilinin hukuken olanaklı olmadığını, davacının maluliyetinin 2009 yılından sonra ortaya çıkmış olması ihtimali de söz konusu iken diğer işverenlerin söz konusu maluliyet oranının ortaya çıkmasındaki ya da artmasındaki payı irdelenmeksizin karara verilmesinin hatalı olduğunu, SGK'dan celp edilen kayıtlar incelendiğinde; davacının maluliyetinin tespit edildiği 2013 yılına kadar ... İnşaat Turizm San. ve Tic. Ltd. Şti.'de 28.07.2009–31.01.2010 tarihleri arasında kaynak işçisi olarak; ... ve ... İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti.'de 22.02.2010–18.05.2010 tarihleri arasında kaynak işçisi olarak; ..... İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti.'de 04.09.2010 tarihinden itibaren halen dahi kaynak işçisi olarak çalıştığını; meydana gelen iş görmezliğinin sadece müvekkili şirkete yüklenmesinin mümkün olmadığını, Yargıtay uygulamasında da birden fazla işveren nezdinde çalışan işçi için işverenlerin sorumluğunun, çalışma süreleri ve koşulları dikkate alınarak ayrı ayrı belirleneceğinin ve müteselsil sorumluluk ilkesinin uygulanmayacağının açıkça ifade edildiğini; bilirkişi kusur raporu heyetinde kaynakçılık konusunda uzman teknik bilirkişi bulunmadığını, Mahkemece yapılan yargılamanın bu bağlamda da hukuka aykırı olduğunu, b.Taraflara isnat edilen kusur oranlarının kabulünün hatalı olduğunu, müvekkili işverenlerin davacı dahil tüm çalışanlarına mevzuatın kendisine yüklediği tedbirleri usulüne uygun olarak yerine getirdiğini, davacının olayın vuku bulduğu tarihlerde çalışma bölgesindeki zararlar ile ilgili olarak kendi iradesiyle kendi sağlığını koruyabileceği halde, müvekkili şirketler tarafından tedarik edilen tüm materyallerle önlemleri hiçe sayması ve uzun yıllar boyunca günde minimum 20 adet sigara içmesi kendi sağlığına verdiği önemi ispatladığını, bu unsurların tümünün bilirkişi raporunda yer almasına rağmen davacıya sadece %20 oranında kusur isnat edilmesinin yerleşik içtihatlara, kanuna ve hakkaniyete açıkça aykırılık teşkil ettiğini, c. Hüküm gerekçesinde davacının açtığı işçilik alacakları davasında net maaşının 1.800 TL olduğunun kabul edildiğinden bahisle davacının maaşının asgari ücretin 3.63 katı olarak kabul edilmesi ve bu şekilde yapılan hesaplamaya itibar edilerek fahiş bir maddi tazminata hükmedilmesinin hatalı olduğunu; aktif dönem maddi zarar tazminatı hesabına esas teşkil etmek üzere, davacının emekli olup olmadığının SGK'dan sorulmadan eksik incelemeye dayalı hesap raporu ile hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, d.Hükmedilen manevi tazminatın fazla olduğunu belirterek kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, meslek hastalığı nedeniyle sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının tazminat istemine ilişkindir. 1.Manevi tazminatlara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; a.Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanunun 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. b.6100 sayılı HMK.'nın 110. .maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı dikkate alınmalıdır. c.Dosya içeriğine göre, temyize getirilen miktarlar Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 238.730,00 TL’nin altında bulunduğu anlaşılmakla temyiz itirazlarının aşağıdaki şekilde reddine karar verilmiştir. 2.Maddi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; 1. Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere, hükmüne uyulan önceki Yargıtay bozma ilamına uygun biçimde verilmiş olmasına, bozma ile kesinleşen ve karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça ve yasaca cevaz bulunmamasına, temyiz kapsam ve nedenlerine göre; davalılar vekillerinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir. 2.Dava niteliği itibariyle SGK tarafından karşılanmayan maddi ve manevi tazminatın giderilmesi istemine ilişkin olup, bu tür davalarda, maddi tazminat miktarının hesabı açısından, sigortalı işçinin kaza tarihindeki yaşına göre, (Dairemizin 23.02.2021 tarih ve 2020/9717 E - 2021/2003 K sayılı ilamında da açıkça işaret olunduğu üzere) TRH 2010 bakiye ömür tablosu gereğince tespit olunacak olası bakiye ömrü esas almak, sigortalının 60 yaşına kadar aktif hesap devresi içerisinde bulunduğu gözetilerek sigortalının işveren nezdinde asgari ücrete oranla aldığı ücret belirlenerek aktif devre boyunca bu oran üzerinden hesap yapmak, 60 yaşından itibaren ise davacının pasif hesap devresi içinde bulunacağını dikkate alarak asgari geçim indirimi dışlanmış asgari ücret üzerinden hesap yapmak, öte yandan bilinen dönem ücretini belirledikten sonra bilinmeyen dönem hesabında da sigortalının hak kazacağı ücretin tespiti açısından artırım ve iskontolama yöntemiyle sigortalının bilinmeyen devre dönemi için hak kazanabileceği ücreti binen dönem için de olduğu gibi her yıl için ayrı ayrı belirlemek, bu şekilde hesap edilecek maddi tazminat alacağından sırasıyla davacı kusuru ve tespit olunan sürekli iş göremezlik oranında indirim yapmak akabinde ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 55. maddesi hükmü gözetilerek Kurumca davacıya geçici iş göremezlik döneminde yapılan ödeme ile yine Kurumca tespit olunan sürekli iş göremezlik oranı üzerinden bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin, rücuya kabil kısımlarını tazminat alacağından tenzil etmek suretiyle davacının hak kazanabileceği maddi tazminat alacağını hesaplamaktan ibarettir. 3.Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra, Mahkemece davacının maddi zararının belirlenmesi amacıyla alınan hesap bilirkişi raporlarında davacının bakiye ömrünün PMF 1931 tablosuna göre hesaplandığı, ancak davacı vekilinin işbu hesap raporlarına itiraz dilekçelerinde davacının bakiye ömrünün daha uzun süre olduğu yönünde itirazlarda bulunmasına rağmen Mahkemece bu hususun göz ardı edilerek bakiye ömür tespitinde TRH10 tablosu yerine PMF 1931 tablosunun esas alınması hatalı olmuştur. 4.Mahkemece yapılacak iş; davacının maddi zararının belirleneceği hesap raporunda davacının bakiye ömür tespitinde TRH10 tablosunu esas almak ve oluşacak sonuca göre taraflar lehine oluşacak usuli kazanılmış hakları gözeterek bir karar vermekten ibarettir. 5. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir. 6. O halde, temyiz eden davacı vekilince bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları dikkate alınarak, Mahkemece verilen hüküm bozulmalıdır.

VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1-Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının reddine, 2-Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine, Dosyanın kararı veren Mahkemesine gönderilmesine, Üye ...'nun muhalefetine karşı, Başkan ... ve Üyeler ..., ... ve ...'ün oyları ve oy çokluğuyla, 18.03.2025 tarihinde karar verildi. KARŞI OY Anayasa ile güvence altına alınan hukuki korunma hakkı (36 ncı madde) yalnızca şekli bir yargılama yapılmasını değil, bunun yanında adil ve doğru bir yargılamayı da gerektirmektedir. Adil yargılamanın teminatlarından biri de kanun yollarıdır. (... – Usul Hukukunda İstinaf) Mahkeme kararlarının hukuka uygunluğunun bir üst mahkeme tarafından denetlenmesi Anayasal bir gerekliliktir. Anayasa Mahkemesine göre de mahkeme hakkı sadece ilk derece mahkemesine başvurmayı değil temyiz yoluna başvurmayı da kapsar. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 341. maddesinde ilk derece mahkemesi kararlarına karşı istinaf yoluna başvurulabilen kararlar, HMK’nın 361. maddesinde; bölge adliye mahkemelerinin temyiz edilebilen kararları, 362. maddesinde ise bölge adliye mahkemelerinin temyiz edilemeyen kararları düzenlenmiştir. HMK’nın 373/4 maddesi gereğince, Yargıtayın bozma kararı üzerine, ilk derece mahkemesince bozmaya uygun karar verildiği takdirde bu karara karşı temyiz yoluna başvurulabilir. Bu gibi hallerde, ilk derece mahkemesi kararlarına karşı istinaf yolu mevcut olmayıp, sadece temyiz yoluna başvuru mümkündür. İlk derece mahkemesince yanlış ve hatalı kararlar verilebilmektedir. Bu hataların giderilebilmesi ancak kanun yoluna başvuru ile mümkün hale gelir. Kararın aleyhine olduğunu düşünen taraf kararın denetlenmesini ve düzeltilmesini kanun yoluna başvurarak isteyebilir. Kanun yolları hakimin yapabileceği hatalar karşısında taraflara tanınmış yasal bir güvencedir. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesi ile iki aşamalı kanun yolu sistemi söz konusu olmakla birlikte, HMK’nın 373/4 maddesi kapsamına giren ilk derece mahkeme kararlarında sadece temyiz yoluna başvuru mümkün olup, kanun yoluna incelenmesinde yüksek parasal sınırın uygulanması halinde çok sayıda dosyada ilk derece mahkemesi kararına ilişkin kanun yolu incelemesi mümkün olmayacaktır. Bu ise hak arama özgürlüğünün ağır ihlali anlamına gelir. Hukuk davalarında asıl olanın her karar için denetim yoluna açık olmasıdır. Ancak HMK’da öngörülen parasal sınırların uygulanması gerektiği de açıktır. HMK’da, bölge adliye mahkemesi kararları için öngörülen parasal sınırın, ilk derece mahkemesi kararları için uygulanması, yasanın lafzına ve ruhuna aykırıdır. Mahkemeye erişim hakkı, kanun yoluna başvuru hakkını da içerir. Böylesi bir uygulama adil yargılanma hakkına, mahkemeye erişim hakkına ve hak arama özgürlüğüne aykırılık teşkil eder. Yargıtayın temyiz incelemesi yapıp ilk derece mahkemesi kararını bozmasından sonra bozma üzerine verilen kararda temyiz incelemesi yapılması, mahkemeye erişim hakkının bir gereğidir. HMK’da, ilk derece mahkemesince verilen kararların temyiz edilmesi halinde kesinlik sınırının tespitine dair açık bir hüküm bulunmadığından, HMK’nın 341/2 maddesindeki düzenlemenin dikkate alınması gerekir. Kanun yolu başvuru sınırlarının başvurulacak kanun yoluna göre değil, kararı veren mahkemeye göre belirlenmesi gerekir. Hukuk Genel Kurulunun 24.06.2021 tarihli, 2021/4-307 Esas, 2021/833 Karar sayılı, 05.07.2023 tarihli, 2023/2-191 Esas, 2023/703 Karar sayılı kararlarında da bu husus vurgulanmıştır. Kanunda açık bir hüküm bulunmayan yoruma açık tartışmalı konularda hakkın engellenmesi değil, hakkın yoluna açan bir uygulamanın geliştirilmesi gerekir. Aksi halde bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle iki aşamalı kanun yolu sistemi uygulanan ülkemizde, istinaf inceleme sınırının çok üzerinde, ancak temyiz sınırının altında kalan çok sayıda ilk derece mahkemesi kararı esasa ilişkin hiçbir denetim yapılmadan kesinleşecek hak arama özgürlüğü ve mahkemeye erişim hakkı engellenmiş olacaktır. Açıkladığım nedenlerden dolayı; ilk derece mahkemesi kararlarına ilişkin temyiz yolu başvurusunda, HMK’nın 341/2 maddesindeki düzenlemenin ve parasal sınırın uygulanması gerektiği, bölge adliye mahkemesi kararlarına ilişkin HMK’nın 362. maddesindeki parasal sınırların uygulanması halinde, ilk derece mahkemelerinin çok sayıda kararının hukukiliğinin denetlenme imkanı ortadan kalkacağından, çoğunluğun temyiz talebinin miktardan reddine ilişkin kararına katılmıyorum.

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi – Mart 2025 kararlarının tamamı