Yargıtay Kararları › Yargıtay 9. Hukuk Dairesi › Mayıs 2025 › 2025/432 E., 2025/4839 K.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2025/432 E., 2025/4839 K. (26.05.2025) – Tazminat

Mahkeme
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/432
Karar No
2025/4839
Karar Tarihi
26.05.2025
Konu
Tazminat, Kıdem Tazminatı

9. Hukuk Dairesi 2025/432 E. , 2025/4839 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2544 E., 2024/2322 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Kütahya 3. İş Mahkemesi SAYISI : 2021/219 E., 2023/108 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin ... Santralinin Elektrik Üretim AŞ'ye (...) ait olduğu ve işletildiği dönemde 10.10.1994 tarihinde çalışmaya başladığını, işyerinin 17.06.2013 tarihinde özelleştirilmesi/devredilmesi sonrasında da fasılasız olarak çalışmalarını sürdürdüğünü, müvekkilinin davalı döneminde yeni işe giren gibi kabul edilmesi, ücretlerinin sürekli olarak eksik ödenmesi, iş güvenliği malzemelerinin verilmemesi gibi nedenlerle ve emeklilik sebebiyle Tavşanlı 1. Noterliğinin 16.03.2021 tarih ve 2173 yevmiyeli ihtarnamesi ile iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini, davalı işyerinin özelleştirilmesi öncesinde müvekkilinin muvazaalı bir şekilde sözde alt işveren işçisi olarak gösterilmek suretiyle çalıştırıldığını, ........ (...) Sendikası üyesi olduğu hâlde işletme toplu iş sözleşmesinden ve ilgili mevzuat hükümlerinden yararlandırılmadığından bahisle alacaklarının tahsili adına dava açtığını, Kütahya 2. İş Mahkemesinin 2016/170 Esas, 2016/225 Karar sayılı kararı ile davanın kabulüne karar verilerek kararın kesinleştiğini, müvekkilinin 19.06.2013-17.09.2013 tarihleri arasında ... yanında, 04.10.2013-11.10.2013 tarihleri arasında... İnşaat.... ve Sanayi Ticaret AŞ (.. ... Şirketi), 12.10.2013-17.03.2014 tarihleri arasında ... .. Elektrik Üretim AŞ'de (... Şirketi), 18.03.2014 gününden sonra .. .. Şirketinde çalışıyor gibi gösterilmiş ise de aslında özelleştirme işlemi sırasında ve sonrasında hiç ara vermeden kesintisiz davalı ... Şirketi emrinde ve işyerinde çalıştığını, müvekkiline 29.11.2013 tarihli Protokol’ün Ek:II-A (...’tan devir olan işçilere uygulanacak) yevmiye cetvelinin uygulanması gerekirken uygulanmadığını, işletme toplu iş sözleşmelerinin de hatalı, mağdur edici bir şekilde müvekkili aleyhine uygulandığını, ... döneminde muvazaalı alt işverenlerin her ihale döneminde işçilerden boş ibraname aldıklarını, işçilerin işsiz kalmamak adına rızaları hilâfına uygulamaya ses çıkartmadıklarını, müvekkili tarafından gerçekten alınan kıdem tazminatı bulunmadığını ileri sürerek kıdem tazminatı, ücret, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil, yıllık izin ücreti, vardiyasız işçilerin hafta tatilinde ve cumartesi günlerinde çalışmaları halinde ödenecek ücret, bakım tazminatı, sosyal yardım, işveren yardımı, üretim primi ve hizmet teşvik primi alacaklarının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP 1. Kütahya Aydoğdu Şirketi vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı def'inde bulunduklarını, davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, davacının müvekkili Şirket bünyesinde 18.04.2014-17.03.2021 tarihleri arasında beden işçisi olarak çalıştığını, davacının ücretinin zamanında ödendiğini, bordrolardan görüleceği üzere davacıya fazla çalışma ücreti alacaklarının ödendiğini, davacının hafta tatili alacağı bulunmadığını, davacı ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışmış ise buna ilişkin alacaklarının banka kanalıyla kendisine ödendiğini, yıllık izin ücreti alacağı bulunmadığını, müvekkili Şirketin herhangi bir sendika ile imzalamış olduğu işletme toplu iş sözleşmesi bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. 2. ... Şirketi vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı def'inde bulunduklarını, davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, yetki itirazında bulunduklarını, davacının 04.10.2013 tarihine kadar müvekkili Şirketin işçisi olmadığını, davanın husumetten reddi gerektiğini, davacının müvekkili Şirket bünyesinde 04.10.2013-17.03.2014 tarihleri arasında çalıştığını, davacının çalıştığı dönem boyunca hak ettiği ücretlerinin tamamının banka aracılığıyla ödendiğini, davacının hafta tatili alacağı bulunmadığını, davacının hem hafta tatili ücreti talebinde hem de vardiyasız işçilerin hafta tatilinde ve cumartesi günlerinde çalışmaları hâlinde ödenecek ücret talebinde bulunmasının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde gerçekleştirilen çalışmalara ilişkin ücretlerin kanuna uygun bir şekilde tahakkuk ettirilerek davacıya ödendiğini, davacının yıllık izin ücreti alacağı bulunmadığını, davacıya vardiya tazminatı ve sosyal yardım alacaklarının ödendiğini, müvekkili ile ... Sendikası arasında imzalanan 01.11.2013-28.02.2015 yürürlük süreli işletme toplu iş sözleşmesi protokolünde işveren yardımına ilişkin bir düzenleme bulunmadığını, davacının çalıştığı dönemde yürürlükte olan işyeri toplu iş sözleşmesi protokolünün hiçbir maddesinde müvekkilinin üretim primi ödemekle yükümlü kılınmadığını, davacıya hizmet teşvik primi ödemesinin yapıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının 18.11.2013 tarihinde ... Sendikasına üye olduğu ve 17.03.2014 tarihinde işkolu değişikliği nedeniyle üyeliğinin düştüğü, dava dilekçesi ve tanık anlatımlarından davacının davalı işyerinde inşaat bölümünde boyacı olarak çalıştığının anlaşıldığı, davacının ilk sendika üyeliğinin devir tarihinden önceki bir tarihe dayandığı, davacının sendika üyeliğinin işyerinin özelleşmesinden sonra işkolu değişikliği nedeniyle düşürüldüğü, davacının sendika üyeliğinden ayrılma talebinin bulunmadığı, davacının devir öncesindeki sendika üyeliğinin iradesi dışında düşürüldüğü, davacının üyesi olduğu sendikanın işkolunda değişiklik olmadığı gibi yapılan işte değişiklik olduğuna ilişkin bir delilin dosyaya sunulmadığı, bu nedenle işkolu değişikliği nedeniyle davacının sendika üyeliğinin düşürülmesinin ve bu nedenle sendikal haklarından yararlanamayacak olmasının hakkaniyete aykırı olacağı, bilirkişi raporlarında davacının sendika üyesi olduğu kabulü ile yapılan hesaplamalara itibar edildiği, davacının kıdem tazminatına hak kazandığı, davalı ... Şirketinin devir alan olarak davacının devir tarihinden önceki ve sonraki tüm hizmet süresinden sorumlu olduğu, yine davalı... Şirketinin ise son alt işveren olarak tüm hizmet süresinden sorumlu olacağı, davacının ihtarnamesi ekinde yer alan Sosyal Güvenlik Kurumundan aldığı yazıya göre emeklilik koşullarını yerine getirdiği, buna göre davacının devir tarihi öncesi hizmetleri de dâhil olmak üzere tüm süre üzerinden hesap edilen kıdem tazminatı alacağına hak kazandığı, davacının sendikalı işçi olarak kabul edilmesi ve hakkında kesinleşmiş muvazaa kararının varlığı ve davalı işverenlikte hem devir tarihinden önce hem de devir tarihinden sonra çalışmalarının olması nedeniyle davacının devir öncesi ve devir sonrasındaki hizmetleri ve yaptığı iş dikkate alınarak yapılan hesaplamaya göre hüküm kurulduğu, davacının fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarına ilişkin uyuşmazlığın davacının bordolarında gösterilenden daha fazla çalışması olduğuna ilişkin değil, davalı işverenlikçe davacının bu çalışmalarına istinaden ödenen tutarların davacıya Ek:II-B yevmiye cetvelinin uygulanması nedeniyle eksik ödendiğine ilişkin olduğu, toplu iş sözleşmesi düzenlemeleri ve davacının sendika üyeliğinin kabul edilmemesi nedeniyle fark alacağının bulunduğu, davacının sendika üyesi olduğu kabul edildiğinden davacıya sosyal yardım ödemesi yapılması gerektiği, yıllık izin kullanımları hakkında davacı asılın beyanının alındığı, davacının işyerindeki toplu iş sözleşmelerinde öngörülen izin süreleri dikkate alınmak suretiyle hak ettiği toplam yıllık izin süresi, kullanmış olduğu yıllık ücretli izinler ve bakiye izin süresi belirlenerek yıllık izin ücreti alacağının hesaplandığı, davacının işverenlikteki tüm hizmeti üzerinden hizmet teşvik primi alacağının hesaplandığı, davacının bakım tazminatı alacağının bulunmadığı, sosyal yardım ve işveren yardımının ayrı alacak kalemleri olmadığı, sosyal yardım alacağının kabulüne karar verildiğinden işveren yardımı alacağının reddine karar verildiği, davacının hafta tatilini kullandığı anlaşıldığından vardiyasız işçilerin hafta tatilinde ve cumartesi günlerinde çalışması halinde ödenecek ücret alacağının bulunmadığı, ücret primi alacağı bakımından davalı tarafından belge sunulmadığından ve davalı işverenin takdirinde olan bu konu hakkında davalı işverenlikçe bir karar karar alındığı halde davacıya uygulanmadığı ispat edilemediğinden bu alacak talebinin reddi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının sendika üyesi kabul edilmesine ilişkin İlk Derece Mahkemesi kararında isabetsizlik görülmediği, davacı ile ... arasında görülen muvazaa tespitinin yer aldığı Mahkeme kararının kesinleşmesi nedeniyle davacının esasında dava dışı ... işçisi olduğu ve 17.06.2013 tarihinde davalı Şirkete devredilen işçilerden olduğu, başlangıçtan itibaren ... işçisi olan davacının, toplu iş sözleşmesinde yer alan ayrıma göre ...'tan davalı işyerine devredilen işçiler arasında bulunduğunun kabulü ve ücretinin "devir işçileri" için belirlenen Ek: II-A yevmiye cetvelinde yer alan "devir işçisi" olarak belirlenmesi gerektiği hâlde intibakı yapılırken işe yeni giren işçiler için geçerli olan Ek:II-B yevmiye cetvelindeki (devir tarihinden sonra işe alınan işçi) ücretin dikkate alınmasının hatalı olduğu, davacının bu hatadan kaynaklı olarak fark ücret alacaklarının bulunduğu, iş sözleşmesinin emeklilik nedeniyle sona ermesi nedeniyle davacının kıdem tazminatına hak kazandığı, yıllık izinlerin kullanıldığının ve ücretinin ödendiğinin davalı işveren tarafından kanıtlanmasının gerektiğini, yıllık izin belgeleri ve davacı beyanı gözetilerek bakiye izin süresine ilişkin alacağa hükmedilmesinin doğru olduğu, davalı işyerinde çalışan işçiler arasında daha önce ... işçisi olarak çalışan işçiler ve özelleştirme sonrasında işe alınan işçiler arasında ücret tutarı bakımından farklılık bulunduğundan davalının taraf olduğu toplu iş sözleşmesi ve protokoller göz önüne alındığında, dava dışı ...'ın taraf olduğu davada tespit edilen muvazaanın, özelleştirme sonrasında işveren niteliğini kazanan davalılar bakımından da bağlayıcı olacağı, dinlenen tanıklar davacının kesintisiz çalıştığını beyan ettiklerinden, ... ile davalı arasında imzalanan protokol ile davalı işyerindeki toplu iş sözleşmesi hükümleri ve muvazaa kararı gözetildiğinde davalı tarafın çalışma süresine ilişkin istinafının yerinde olmadığı, fark işçilik alacakları bulunan davacının, söz konusu alacakları uzun süre dava etmemesinin kötüniyet göstergesi olarak nitelemeyeceği, hükmedilen işçilik alacaklarının nevi, hükümde yer alan faiz başlangıç tarihleri ve faiz türü göz önüne alındığında faize ilişkin istinaf nedenlerinin takdiren kaldırma kararı yapılmadığı gerekçesiyle davalı vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davalı ... Şirketi vekili temyiz dilekçesinde; a. Seyitömer Linyit İşletmesinin devrinin işyeri devri olarak değil, özelleştirme olarak değerlendirilmesi gerektiğini, b. Devam etmekte olan işlerin bitiminde işçilere ödenmesi gerekli olan kıdem tazminatı alacağından Satış ve İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi gereğince ...'ın sorumlu olduğunu, c. Davacının devir işçisi olmayıp müvekkili ile iş ilişkisinin ... taşeronu nezdindeki çalışmasından bağımsız olarak 12.10.2013 tarihinde başladığını, d. Davacının ... isimli firma nezdindeki çalışmasının 17.09.2013 tarihinde sona erdiğini, davacı ile müvekkili Şirket arasında 25 gün sonra, 12.10.2013 tarihinde yeni bir iş sözleşmesi kurulduğunu, Yargıtay tarafından kabul edilen makul sürenin geçmiş olduğunu, e. ... isimli firma ile müvekkili Şirket arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi dahil olmak üzere hiçbir hukuki bağın mevcut olmadığını, f. Müvekkili Şirketin dava dışı ...'ın muvazaasından sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, g. Davacının ... aleyhine açmış olduğunu davanın Ağustos 2012- Şubat 2013 arası döneme ilişkin olduğunu, davacının özelleştirme tarihinde muvazaalı olarak çalıştırıldığına dair mahkeme kararı mevcut olmadığını, Mahkemece davacının özelleştirme muvazaalı olarak çalıştığı, başlangıçtan itibaren ... işçisi olduğunun kabulü ile hüküm kurulmuş olmasının yerleşik Yargıtay içtihatlarına aykırı olduğunu, h. Davanın hakkın kötüye kullanılması yasağına ve çelişkili davranış yasağına aykırı olduğunu, bu yönüyle de davanın reddi gerektiğini, ı. Davacının iş sözleşmesinin kıdem tazminatını gerektirmeyecek şekilde sona erdiğini, i. Davacının müvekkili Şirket nezdindeki tüm hak ve alacaklarının kendisine eksiksiz ödendiğini, j. Davacının müvekkili Şirketteki çalışma süresi göz önüne alındığında yıllık ücretli izne hak kazanmadığını, k. Davacının yapmış olduğu fazla çalışma var ise de ücretinin ödendiğini, fazla çalışma ücreti alacağı l. Davacının hafta tatili günlerinin kendisine kullandırıldığını, kullanmadığı takdirde ücretinin kendisine ödendiğini, davacının çalıştığı ulusal bayram ve genel tatil günleri var ise bu günlerin ücretinin kendisine ödendiğini, m. Davacının müvekkili Şirketteki çalışması 17.03.2014 tarihinde sona erdiğinden hizmet teşvik primine hak kazandıran en az 5 yıllık süre çalışmasını tamamlamadığını, n. Hükmedilen faiz başlangıç tarihleri ile faiz oranlarının hatalı olduğunu ileri sürmüştür. 2. Davalı... Şirketi vekili temyiz dilekçesinde; a. Davacının müvekkili Şirket nezdinde 04.10.2013-11.10.2013 ve 18.03.2014-17.03.2021 tarihleri arasında çalıştığını, müvekkili Şirket ile dava dışı ... arasında herhangi bir hukuki ilişkinin mevcut olmadığını, müvekkili Şirketin davacının ...'ın alt ... nezdindeki çalışmasından sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, b. Müvekkili Şirketin dava dışı ...'ın muvazaasından sorumlu tutulmasının hukuken mümkün olmadığını, davacının özelleştirme tarihinde muvazaalı çalıştığına ilişkin mahkeme kararının mevcut olmadığını, c. Davanın hakkın kötüye kullanılması yasağına ve çelişkili davranış yasağına aykırı olduğunu, bu yönüyle de davanın reddi gerektiğini, d. İş sözleşmesinin kıdem tazminatını gerektirmeyecek şekilde sona erdiğini, e. Müvekkili Şirket ile ... Sendikası arasında toplu iş sözleşmesi akdedilmediğini, davacının müvekkili Şirkette çalıştığı dönemde toplu iş sözleşmesinden yararlanmasının mümkün olmadığını, f. Giydirilmiş brüt ücretinin hatalı bir şekilde tespit edildiğini, g. Davacının ücret bordroları ile tahakkuk ettirilen ücretinin banka kanalı ile eksiksiz ödendiğini, h. Davacıya hak ettiği yıllık iznin kullandırıldığını, bakiye yıllık izin ücretinin tahakkuk ettirilerek kendisine ödendiğini, ı. Davacının hafta tatili günlerinin kendisine kullandırıldığını, kullanmadığı takdirde ücretinin kendisine ödendiğini, davacının çalıştığı ulusal bayram ve genel tatil günleri var ise bu günlerin ücretinin kendisine ödendiğini, i. Kabul anlamına gelmemekle birlikte davacının yapmış olduğu fazla çalışma var ise ücretinin ödendiğini, bu hususun davacının imzasını havi ücret bordroları ve banka kayıtları ile sabit olduğunu ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davacının ...'tan devredilen işçi olup olmadığı, davalı ... Şirketinin tarafı olduğu asıl işveren alt işveren ilişkisinin kanuna uygun kurulup kurulmadığı, muvazaaya dayanıp dayanmadığı, bunun sonucu olarak da davacının dava konusu alacaklara hak kazanıp kazanmadığı, alacakların hesaplanması ve faize ilişkindir. 1.Asıl işveren alt işveren ilişkisi esas itibarıyla konusu iş görme olan borçlar hukuku sözleşmesinin iş hukukuna yansımasıdır. Taraflar arasındaki borçlar hukuku sözleşmesi, 4857 sayılı Kanun’un 2/7 hükmünde yer alan tanımın unsurlarını içeriyorsa bu durumda borçlar hukuku sözleşmesi olma özelliğinin dışında iş hukuku bakımından asıl işveren alt işveren ilişkisi oluşturur (Nurşen ..., “Asıl İşveren Alt İşveren İlişkisinin Unsurları-Unsur Yokluğunun ve Geçersizliğinin Sonuçları”, Sicil İş Hukuku Dergisi, S.50, 2023/II, s.14). 4857 sayılı Kanun'un 2/7 hükmüne göre bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren alt işveren ilişkisi denilmektedir. Kanun’daki bu tanımdan yola çıkıldığında, asıl işveren alt işveren ilişkisinin dayanağı olan sözleşmenin/asıl işveren alt işveren ilişkisinin geçerli olarak kurulabilmesi için öncelikle iki işverenin varlığına ihtiyaç vardır. Ancak asıl işveren alt işveren ilişkisinin tarafı olan işverenlerin, işverenlik sıfatına sahip olmaları mutlaka alt işverenlik sözleşmesine konu olan mal veya hizmet üretiminin gerçekleştirildiği işyerinde işçi çalıştırmaları nedeniyle olmalıdır (..., s.15, Ali Güzel, "İş Yasası'na Göre Alt İşveren Kavramı ve Asıl İşveren-Alt İşveren İlişkisinin Sınırları", Çalışma ve Toplum Dergisi, 2004/1, s.51, ). Bir diğer unsur ise asıl işverenin işyerindeki mal veya hizmet üretimine ilişkin işin bir başka işverene (alt işverene) verilmesidir. Kuşkusuz Kanun hükmünün açıklığı karşısında, alt işveren üstlendiği işi mutlaka asıl işverenin işyerinde yerine getirmesi ve bu iş için görevlendirdiği işçileri sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştırması gerektiği belirtilmelidir. Son olarak alt işverene verilen iş, asıl işin bir bölümü ise bu işin işletmenin ve işin gereği ile teknolojik sebeplerle uzmanlık gerektiren bir iş olması şarttır. İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl iş, bölünerek alt işverenlere verilemez. Söz konusu unsurlardan birinin yokluğu hâlinde, asıl işveren alt işveren ilişkisinin geçerli olarak kurulduğundan söz edilemez. Muvazaa ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenmiş olup tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla, kendi gerçek iradelerine uymayan, aralarında hüküm ve sonuç meydana getirmesini arzu etmedikleri, görünüşte bir anlaşma olarak tanımlanabilir. Muvazaada, taraflar arasında üçüncü kişileri aldatma kastı bulunmakta ve sözleşmedeki gerçek amaç gizlenmektedir. Muvazaa genel ispat kuralları ile ispat edilebilir. Bunun dışında işverenler arasında muvazaalı biçimde asıl işveren alt işveren ilişkisi kurulmasının önüne geçilmek amacıyla 4857 sayılı Kanun'un 2/8 hükmünde bazı muvazaa kriterlerine de yer verilmiştir. Maddenin sekizinci fıkrasına göre, asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz. Aksi hâlde ve genel olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edilerek alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler. Görüldüğü gibi 4857 sayılı Kanun’un 2/7 hükmünde asıl işveren alt işveren ilişkisinin geçerli olarak kurulmasına ilişkin koşullara yer verildiği hâlde 8. fıkrada özel muvazaa kriterlerine yer verilerek muvazaalı asıl işveren alt işveren ilişkisinin sonuçları belirlenmiştir. Bu durumda asıl işveren alt işveren ilişkisinin, Kanun’da belirlenen unsurlardan birinin yokluğu sebebiyle geçersiz olması ile muvazaa nedeniyle geçersizliğini birbirinden ayırmak gerekmektedir. Kuşkusuz her iki durumda geçersizliğin hüküm ve sonuçları aynıdır. Böyle bir durumda, 2. maddenin 8. fıkrasının 2. cümlesinde de ifade edildiği gibi, alt işverenin işçileri baştan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler (Güzel, s.62; ... Çelik, "Alt İşverenlik Konusunda Bir Yargıtay Kararındaki Değerlendirmeler Üzerine Düşüncelerimiz", İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Dergisi, C.9, S.35, 2012, s. 171). Diğer taraftan asıl işveren alt işveren ilişkisinin geçerli olarak kurulabilmesi için gereken unsurlardan birinin yokluğu o ilişkinin baştan itibaren geçersizliği sonucunu doğurur. Buradaki unsur yokluğu, yeni bir durum ortaya çıkmadığı sürece tamamlanamaz. Oysa Dairemizin yerleşik uygulamasına göre bir ihale dönemi için kurulan asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaaya dayanması, önceki ve sonraki ihale dönemleri bakımından bir sonuç doğurmaz. Her ihale sözleşmesi kendi dönemi ve şartlarında değerlendirmeye tâbi tutulmalıdır. Başka bir anlatımla, önceki ihale sözleşmelerinin muvazaalı olması, sonrakilerin de aynı şekilde muvazaaya dayandığını göstermez. Daha sonra yapılan sözleşmenin ayrıca muvazaa yönünden değerlendirmeye tâbi tutulması gerekir. Bu sebeple davalı tarafından yapılan sözleşmelerin muvazaalı olduğuna ilişkin kesinleşmiş yargı kararları sadece muvazaalı olduğu tespit edilen ihale dönemlerini bağlayacak olup önceki ve sonraki ihale dönemleri bakımından muvazaa araştırması yeniden yapılmalıdır. Bu duruma göre de kesinleşmiş muvazaa tespitine dayanılarak tespit döneminin dışında kalan ihale dönemleri için de herhangi bir inceleme yapılmaksızın muvazaanın kabul edilmesi doğru değildir. Bu sebeple muvazaaya dayalı olduğu ileri sürülen asıl işveren alt işveren ilişkisinde, her ihale dönemi bakımından muvazaa olgusunun ayrı ayrı ispatı gerekirken asıl işveren alt işveren ilişkisinin unsur eksikliği nedeniyle geçersizliğinde her ihale dönemi bakımından ayrı ayrı geçersizliğin tespitine ihtiyaç yoktur. Çünkü unsur eksikliği nedeniyle geçerlilik şartlarının yokluğu, yeni bir durum ortaya çıkmadıkça sonraki dönemlerde de etkisi gösterir. Somut uyuşmazlıkta, İlk Derece Mahkemesince gerekçeli kararda, davalı ... Şirketinin devir alan olarak davacının devir tarihinden önceki ve sonraki tüm hizmet süresinden sorumlu olduğu, yine davalı... Şirketinin son alt işveren olarak tüm hizmet süresinden sorumlu olacağı ve hakkında kesinleşmiş muvazaa kararının varlığı ile davalı işverenlikte hem devir tarihinden önce hem de devir tarihinden sonra çalışmalarının olması nedeniyle davacının devir öncesi ve devir sonrasındaki hizmetleri ve yaptığı iş dikkate alınarak yapılan hesaplamaya göre hüküm kurulduğu ifade edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararında da dava dışı ...'ın taraf olduğu davada tespit edilen muvazaanın, özelleştirme sonrasında işveren niteliğini kazanan davalılar bakımından da bağlayıcı olacağı belirtilmiştir. Dairemizce temyiz incelemesi sırasında Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesine hitaben yazılan 08.04.2025 tarihli dosya eksiklik talep yazısı ile, davacının 19.06.2013-17.09.2013 tarihleri arasında çalıştığı ... arasında hizmet alımı olup olmadığına ilişkin bilgi ve belgeler ile hizmet alımı var ise hizmet alımı sözleşmelerinin ve eklerinin, davalı ... Şirketi ile diğer davalı... Şirketi arasında yapılan hizmet alım sözleşmeleri ve eklerinin Dairemize gönderilmesi istenilmiştir. Cevabi yazıda, ... Şirketi ile... Şirketi arasında 20.09.2013 tarihinde imzalanan hizmet alım sözleşmesi gönderilmiş, davalı ... Şirketi vekili tarafından müvekkili Şirket ile dava dışı ... arasında alt işverenlik sözleşmesi bulunmadığı bildirilmiştir. Bu kapsamda, davacının ...'ta çalıştığı dönemde, özelleştirmeden önce yapılan ve kesinleşen muvazaa tespiti o dava tarihinde yürürlükte olan hizmet alım sözleşmesi dönemi ile sınırlı olduğundan özelleştirmeden önce muvazaalı olduğu tespit edilen hizmet alım sözleşmesinden sonra ihale ile yeni bir hizmet alım sözleşmesinin yapılıp yapılmadığının Mahkemece araştırılması gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi hatalıdır. Ayrıca, her ihale dönemi için muvazaa denetiminin yapılması gerektiğine yönelik Dairemiz içtihadı uyarınca muvazaa tespiti yapılmamışsa alt işveren işçisinin asıl işverenin tarafı olduğu toplu iş sözleşmesinden yararlanması mümkün değildir. Açıklanan nedenlerle Mahkemece yapılması gereken, davacının özelleştirme tarihinden sonraki çalışma dönemini kapsayan ihale sözleşmeleri celp edilip davaya konu dönemlere ilişkin ihalenin kapsamı tespit edilerek ve yukarıda izah edildiği üzere muvazaa bakımından her ihale dönemini kendi arasında değerlendirmek sureti ile öncelikle davalı ... Şirketi ile dava dışı ... arasında hizmet alımı olup olmadığını araştırmak, hizmet alımı var ise gerek ... Şirketi ile ..., gerekse davalı Şirketler arasındaki asıl işveren-alt işveren ilişkisinin geçerli olup olmadığı veya muvazaaya dayanıp dayanmadığı tespit edildikten ve işverenler arasında devir olgusu bulunup bulunmadığı da irdelendikten sonra sonucuna göre hüküm kurmaktan ibarettir. 2. Dosyada bulunan sendika üyelik fişine göre, davacının ... Sendikasına 18.11.2013 tarihinde üye olduğu, 17.03.2014 tarihinde işkolu değişikliği nedeniyle üyeliğinin düşürüldüğü anlaşılmıştır. İlk Derece Mahkemesince davacının sendika üyeliğinden ayrılma talebinin bulunmadığı, devir öncesindeki sendika üyeliğinin iradesi dışında düşürüldüğü, üyesi olduğu sendikanın işkolunda değişiklik olmadığı gibi yapılan işte değişiklik olduğuna ilişkin bir delilin de dosyaya sunulmadığı, bu durumda işkolu değişikliği nedeniyle davacının sendika üyeliğinin düşürülmesinin ve bu nedenle sendikal haklarından yararlanamayacak olmasının hakkaniyete aykırı olacağı gerekçesiyle davacının sendika üyesi olduğunun kabulü ile yapılan hesaplama doğrultusunda hüküm kurulmuş ise de eksik inceleme ile sonuca gidilmesi yerinde değildir. Mahkemece, yukarıda belirtilen ilke ve esaslara göre gerek muvazaa gerekse geçersizlik bakımından değerlendirme yapıldıktan sonra davacı bakımından işkolu değişikliği olup olmadığı hususu detaylı biçimde araştırılarak sonuca gidilmelidir. Ayrıca Mahkemece bozma ilâmı doğrultusunda yapılacak değerlendirmede; muvazaanın veya geçersizliğin tespiti hâlinde davacının asıl işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden ancak sendika üyeliğinin asıl işverene bildirildiği tarihten itibaren yararlanabileceğinin de gözden kaçırılmaması gerekir. Mahkemece açıklanan ilke ve esaslar dikkate alınmadan eksik inceleme ile hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 26.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 0bbe09ffe8bbcaee c5197d18a6bc1976

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi – Mayıs 2025 kararlarının tamamı