Yargıtay Kararları › Yargıtay 8. Hukuk Dairesi › Temmuz 2025 › 2025/2718 E., 2025/5110 K.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2025/2718 E., 2025/5110 K. (01.07.2025) – Tapu

Mahkeme
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/2718
Karar No
2025/5110
Karar Tarihi
01.07.2025
Konu
Tapu, Miras

8. Hukuk Dairesi 2025/2718 E. , 2025/5110 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1556 E., 2025/216 K. KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddine İLK DERECE MAHKEMESİ : Çanakkale Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2023/13 E., 2023/75 K. Taraflar arasındaki uygulama kadastrosuna itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın katılan davacı ... mirasçısı ... tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı katılan davacı ... mirasçısı ... tarafından temyiz edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince ek kararla temyiz talebinin süreden reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi 14.04.2025 tarihli ek kararı katılan davacı ... mirasçısı ... tarafından temyiz edilmekle; süre, temyiz şartları ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Uygulama kadastrosu sırasında Çanakkale ili ... ilçesi ... köyü eski 913 parsel sayılı ve 4.300 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, 152 ada 18 parsel numarasıyla ve 3863,99 metrekare yüzölçümlü olarak; eski 914 parsel sayılı ve 444 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, 152 ada 17 parsel numarasıyla ve 383,58 metrekare yüzölçümlü olarak tespit edilmiiştir. Davacı ..., uygulama kadastrosu sonucunda kendisine ait taşınmazın yüzölçümünün sınırının yanlış belirlendiğini ve yanlışlığın 152 ada 19 ve 16 parsel sayılı taşınmazlardan kaynaklandığını ileri sürerek, eski hale getirilmesine istemiştir. Katılan davacı ..., dava konusu taşınmazların kardeşi davacı ... ve kendisine miras olarak kaldığını, taşınmazın 1/2 hissesinin kendisinin mülkiyetinde olduğunu belirterek taşınmazların eski hale getirilmesine istemiştir. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile yüzölçümü farklılığının 1245 parsel dışındaki parsellerin yanılma sınırı içinde kaldığının ve tesis kadastrosunda tersimat hatasının bulunmadığının, dava konusu parsellerin ada raporuna göre parseller arası sınırların sabit ve geçerli sınır tipinde olduğu ve dengeleme planına göre oluşturulan belirsiz sınır tipinde parsel sınırının bulunmadığının tespit edildiği, tesis kadastrosu yapım yılına en yakın tarihlerde çekilmiş 1971 ve 1976 tarihli fotoğraflarında parsel sınırlarının uygulama ile alınan sınırlarla birebir uyumlu olduğu ve parsel sınırlarının tesis kadastrosundan sonra hiç değişmediğinin görüldüğü, uygulama öncesi ve sonrası arasındaki farklılığın dava konusu parsellerin bir kısmının fotogrametrik bir kısmının takeometrik ve prizmetik usulle ölçülmesinden ve iki pafta arasında pafta kenarlamasından meydana gelen hatanın düzeltilmesinden, dolayısıyla ölçü hesaplama ve teknoloji farklılığından meydana geldiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, katılan davacı mirasçısı ... tarafından hükme karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiş, hükme karşı Katılan davacı mirasçısı ... tarafından temyiz kanun yoluna başvurulmuştur. 1. 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun (7201 sayılı Kanun) 10/1. maddesi gereğince tebligat, muhatabın bilinen en son adresinde yapılır. Buna göre, ilk defa bildirilen adresin muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi veya başka bir adres olması arasında fark yoktur. Her iki adres de 7201 sayılı Kanun'un 10/1. maddesi kapsamında bilinen adrestir. Muhatabın adres kayıt sistemindeki adresine, Kanunun 21. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca doğrudan tebligat yapılması mümkün değildir. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre ise, bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat bu adrese yapılır. Dolayısıyla, muhataba önce bilinen en son adresi esas alınarak tebligat çıkartılmalı, bu tebligat yapılırken 7201 sayılı Kanun'un 21/1. maddesi hükmü göz önüne alınmalı, adres tebligata elverişli değilse ya da tebligat yapılamazsa o takdirde adres kayıt sistemindeki adresine, mernis adresi olduğuna ilişkin şerh düşülmek suretiyle, 7201 sayılı Kanun'un 21/2. maddesi uyarınca tebligat yapılmalıdır. Somut olayda; temyiz talebinde bulunan mirasçı ...'na mernis adresi olduğu tebliğ zarfı üzerinde belirtilmek suretiyle, doğrudan 7201 sayılı Kanun'un 21/2. maddesine göre yapılan gerekçeli karar tebligatları usulsüzdür.Bölge Adliye Mahkemesince usulsüz tebligata değer verilerek mirasçılar vekilinin temyiz talebi, süre yönünden reddedilmiş ise de, hükmün adı geçen taraflara 24.03.2025 tarihinde usulsüz olarak tebliğ edildiği anlaşıldığından, 7201 sayılı Kanun'un 32. maddesi karşısında13.04.2025 tarihli temyiz talebinin süresinde yapıldığının kabulü gerektiğinden, Bölge Adliye Mahkemesince temyiz talebinin reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir. Hal böyle olunca;Bölge Adliye Mahkemesince verilen istinaf talebinin reddine ilişkin 14.04.2025 tarihli ek kararının kaldırılarak istinaf talebinin esastan reddine dair kararın incelenmesine geçildi. 2. Uygulama (yenileme) kadastrosunun amacı, tapulama, kadastro veya değişiklik işlemlerine ilişkin; sınırlandırma, ölçü, çizim (tersimat) ve hesaplamalardan kaynaklanan hataları gidermektir. Uygulama kadastrosu, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesinin istisnası olmadığı gibi, mülkiyet ihtilaflarının idari işlemle ortadan kaldırılması gibi bir amaca da sahip değildir. Bu nedenlerle, uygulama kadastrosu sırasında mülkiyet ihtilafları gündeme getirilemez ve değerlendirmeye alınmaz. Kazanılmış hakların korunması ve mülkiyet hakkının zedelenmemesi için uygulama kadastrosunun amacına ve yöntemine uygun şekilde yapılması zorunludur. Uygulama kadastrosu yapılırken öncelikle zeminde bulunan ve tesis kadastrosu tarihinde mevcut olan sabit nokta ve sınırlardan, aynı döneme ya da yöreye ait farklı amaçlarla üretilmiş haritalar ile benzeri verilerden yararlanılarak yapılan teknik çalışmalarla, tesis kadastrosuna ait pafta haritaları ortofoto üzerine işlenmekte; haritanın zemine uygun olmaması halinde farklılıkların nerelerden ve hangi sebeplerden kaynaklandığı tespit edilip varsa hatalar yöntemine uygun şekilde giderilmekte, düzenlenen ada raporu ile yapılan teknik çalışmalar ve gerekçeleri açıklanmakta; bundan sonra yukarıda sözü edilen yönetmelikte açıklanan ilkeler çerçevesinde taşınmazların bütün sınırları tek tek değerlendirmeye tabi tutularak ilk tesis kadastrosu sırasındaki gerçek fiili duruma ulaşılmaya çalışılarak, uygulama tutanağı düzenlenmekte ve uygulama kadastrosu haritaları üretilmektedir. İşte, uygulama kadastrosuna itiraz davaları, uygulama kadastrosu faaliyetinin yöntemine uygun yapılıp yapılmadığının denetlenmesine yönelik davalardır. Bu nedenle mahkemelerce, uygulama faaliyetine eşdeğer ve amaca uygun bir araştırma yapılması zorunludur. Mahkemece, amacına ve yöntemine uygun bir araştırma yapılabilmesi için öncelikle, denetime veri teşkil etmek üzere, varsa tesis kadastrosunun yapıldığı tarihe en yakın tarihli başkaca hava fotoğrafları, temin edilebilen en eski ve güncel ortofoto ve uydu fotoğrafları getirtilip dosya arasına alınmalı, bundan sonra mahallinde, yerel bilirkişiler, taraf tanıkları, harita ya da jeodezi mühendisi teknik bilirkişinin katılımı ile keşif yapılmalıdır. Yapılacak keşif sırasında yerel bilirkişi ve tanıklardan, tesis kadastrosu sırasında da zeminde mevcut olan sabit sınır ya da yapılar bulunup bulunmadığı sorularak varsa yerleri teknik bilirkişiye işaretlettirilmeli, fotoğrafları çekilmeli, taraflar keşif sırasında hazır bulunmakta ise zeminde ortak sınır üzerinde uzlaşıp uzlaşmadıkları tespit edilip gerektiğinde imzaları ile beyanları tevsik edilmeli, uzlaşılan sınırlar ile iddia edilen sınırlar teknik bilirkişi tarafından haritasında işaretlenmeli, keşif sırasında hazır edilmeleri halinde ziraat bilirkişisi ile jeoloji mühendisi bilirkişisinden, taşınmazlar arasında değişmeyen doğal ya da yapay sınırlar bulunup bulunmadığı, sınırlarda mevcut ağaçların yaşları gibi hususlarda bilgi alınmalı, teknik bilirkişiden denetime veri teşkil etmek üzere dosya içine getirtilen bilgi ve belgeler ile bilirkişi ve tanık anlatımlarından yararlanarak uygulama kadastrosunu denetlemesi istenmelidir. Teknik bilirkişiden, tesis kadastrosunun, paftaların üretim yılı, üretim tekniği, altlığı ve ölçeği gibi hususları da açıklar tarzda hangi yöntem ve tekniklerle yapıldığı, uygulanan yöntemlerin hata paylarının ne olduğu, üretilen haritaların zeminle uyumsuz bulunması halinde farklılığın nereden ve hangi sebeplerden kaynaklandığı, sırasıyla tersimat hatası, hesap hatası, ölçü hatası ve sınırlandırma hatası bulunup bulunmadığı, uygulama kadastrosu sonucu tespit edilen yeni sınırların niteliğinin ne olduğu ve yönetmelik hükümlerine uygun olarak belirlenip belirlenmediği, uygulama kadastrosunda hata yapılmış ise doğru sınır ve haritanın nasıl olması gerektiği gibi hususlarda ve "ada raporu" ile "uygulama tutanağı ve haritasını" irdeler şekilde, teknik ve bilimsel verilere dayalı, gerekçelendirilmiş, denetlenebilir ve ayrıntılı rapor ve haritalar alınmalıdır. Raporun denetime elverişli olması için teknik bilirkişiden, düzenleyeceği haritalardan iki tanesinde hava fotoğrafı üzerinde, iki tanesinde ise ortofoto (yoksa uydu fotoğrafı) üzerinde ilk tesis kadastrosu paftası ve uygulama kadastrosu paftasını çakıştırması istenmeli; çakıştırmaların birer tanesinin ada bazında değerlendirme yapmaya elverişli geniş ölçekli olması, diğerinin ise dava konusu taşınmaz ve çevresini gösterir şekilde daha dar ölçekli olması istenmelidir. Yukarıda anlatılanlar ışığında dosya kapsamında alınan bilirkişi raporu hüküm kurmaya elverişli değildir. Şöyle ki; bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazların uygulama kadastrosu ile tesis kadastrosu arasındaki yüzölçümü farklılığının ölçü yöntemlerinin teknik yetersizlikleri nedeniyle tecviz sınırları içinde kaldığından szöedilmiş ise de davacılara ait 152 ada 18 parsel ile davalı 152 ada 19 parselin ortak sınırının güney kısmında oluşan farklılığın sebebi ve iki parsel arasında tesis kadastrosu sırasında sabit sınır bulunup bulunmadığı, sabit sınır var ise bu sınırın neden esas alınmadığı hususları araştırılmaksızın tecviz sınırını ve ölçü yöntemlerini esas alarak yapılan değerlendirme ile karar verilmiş olması doğru olmamıştır. O halde Mahkemece yapılacak iş; yerel bilirkişiler, taraf tanıkları, harita ya da jeodezi mühendisi teknik bilirkişinin katılımı ile keşif yapılarak keşif sırasında yerel bilirkişi ve tanıklardan, tesis kadastrosu sırasında da zeminde mevcut olan sabit sınır ya da yapılar bulunup bulunmadığı sorularak varsa yerleri teknik bilirkişiye işaretlettirilmeli, fotoğrafları çekilmeli, teknik bilirkişiden denetime veri teşkil etmek üzere dosya içine getirtilen bilgi ve belgeler ile bilirkişi ve tanık anlatımlarından yararlanarak uygulama kadastrosunu denetlemesi istenmelidir. 1972 yılında yapılan tesis kadastrosuna en yakın 1971 tarihli hava fotoğraflarının da dosyada bulunduğu gözetilerek kullanım durumu ve sabit sınır bulunup bulunmadığı tespit edilmeli, sabit sınır bulunduğunun anlaşılması halinde tesis kadastrosu sırasında sınırlandırma hatası yapıldığının kabulü ile sabit sınır esas alınmak suretiyle, sabit sınır bulunmaması halinde uygulama kadastro tutanakalarının iptali ile tesis kadastro sınırlarına döndürülmesi gerekeceği gözetilerek hüküm kurulması gerekirken yetersiz bilirkişi raporu ile belirtilen şekilde hüküm kurulması doğru olmadığından hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ : Yukarıda (1) no.lu bentte yazılı nedenlerle temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesinin 14.04.2025 tarihli ek kararının KALDIRILMASINA, Yukarıda (2) no.lu bentte yazılı nedenlerle 06.02.2025 tarihli istinaf talebinin esastan reddine dair kararın KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,01.07.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 5c3fcb79c56c0262 0ea11ab94d00e326

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi – Temmuz 2025 kararlarının tamamı