Yargıtay Kararları › Yargıtay 8. Hukuk Dairesi › Şubat 2025 › 2023/3286 E., 2025/1486 K.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2023/3286 E., 2025/1486 K. (25.02.2025) – Tazminat

Mahkeme
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/3286
Karar No
2025/1486
Karar Tarihi
25.02.2025
Konu
Tazminat, Tapu, Miras, Tam Yargı

8. Hukuk Dairesi 2023/3286 E. , 2025/1486 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/462 E., 2023/153 K. KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Keşan 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2016/984 E., 2020/119 K. Taraflar arasındaki 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun'un (6292 sayılı Kanun) 7 inci maddesinden kaynaklı davadan dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının, davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Kullanım kadastrosunda, Edirne ili Keşan ilçesi Yayla Mahallesi çalışma alanında bulunan 1622 parsel sayılı 201,91 m2 taşınmaz, kadastro tutanağının beyanlar hanesine, "6831 sayılı Orman Kanunu'nun 2/B maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarıldığı, taşınmaz ... kullanımındadır " şerhleri yazılarak, tarla vasfıyla Hazine adına tespit ve tescil edilmiştir. Davacı ... ve arkadaşları vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili olan davacılar Edirne ili Keşan ilçesi Yayla Mahallesi 14 parsel sayılı 254 m2 mesahalı taşınmazın 1/2 hisse oranları ile tapulu müşterek maliki iken, söz konusu taşınmazın önce 877 parsel olarak tespit gördüğünü ve Orman İdaresi tarafından açılan tespit iptali davası sonucunda Tapulama Yargıçlığının 31.03.1977 tarihli ve 1977/79 Esas, 1977/110 Karar sayılı kararı gereğince tapulama dışı bırakıldığını, orman vasfını kaybetmiş taşınmazların hak sahiplerine satışını ve iadesini düzenleyen 6292 sayılı Kanun'un 7-c maddesi gereğince "bu fıkra kapsamında kalan taşınmazların kullanıcılarının kayıt maliklerinden farklı kişiler olmaları ve kayıt maliklerinin bu fikradan yaralanmak istemeleri halinde kullanıcılar bu kanunda belirtilen şartları taşısalar dahi doğrudan satış hakkından yararlanamaz.” denildiğini, müvekkilleri olan davacıların da iptal edilen tapularla ilgili Kanun'un verdiği satın alma hakkından faydalanmak istediğini, ancak taşınmazların kullanıcılarının tespiti ile ilgili yapılan kadastro çalışmasında düzenlenen kadastro tutanaklarında taşınmazın kullanıcısı olarak taşınmazla ilgisi olmayan bir kişinin isminin (... isimli şahıs) kullanıcı olarak tespit edildiğini öğrendiklerini, zaten 6292 sayılı Kanun'un 7-c maddesi gereğince kayıt maliki olan müvekkilleri dışında bir kişinin kullanıcı olarak tespit edilmesi halinde bu kişinin Kanun maddesi gereğince bu taşınmazı satın alma hakkının dahi bulunmadığını, ancak ve ancak kayıt maliki ile kullanıcısının aynı kişi olması halinde satış hakkının kayıt maliklerine tanındığını, davacı müvekkillerinin yapmış oldukları araştırma sonucunda tapusu iptal edilen 14 parsele ait taşınmazın 877 parsele dönüştüğünü ve daha sonra yapılan orman kadastro çalışmaları sırasında da 1621 parsel olarak değiştiğini öğrendiklerini, kadastro tespiti sırasında duzenlenen tutanaklara askı ilan süresi içerisinde dava açarak tespitin iptalini istediklerini, ancak yapılan araştırmada davacılara ait taşınmazın 1621 parsel olduğu yönünde taraflarına yanlış bilgi verildiği için 1621 parsele ilişkin kadastro tespitinin iptali davası açıldığını, yapılan yargılama sırasında dosya içerisine gelen belgelerden davacılara ait taşınmazın kadastro çalışmaları sırasında 1622 parsel olduğunu öğrendiklerini, yapılan bu maddi hatanın düzeltilmesi yönünde dilekçelerini dosyaya sunmalarına ve 1622 parselin kullanıcısı olan ... bu davada davaya dahil edilmiş olmasına rağmen mahkemece, açmış oldukları davanın reddedildiğini ve bu kararın Yargıtayca onanarak kesinleştiğini, bu dava dosyasının Keşan Kadastro Mahkemesinin 2012/14 Esas, 20137 Karar sayılı dosyası olduğunu, davacılara ait tapusu iptal edilen taşınmazın 1622 parsel olduğunu, bu taşınmazda kadastro çalışmaları sırasında nasıl ve ne şekilde olduğunu anlayamadıkları şekilde kadastro tutanaklarına davalı ...'in kullanıcı olarak yazıldığını, yapılan bu tespitin hatalı olduğunu ileri sürerek, davalı ... adına yapılan kadastro tespitinin iptaline, kadastro tespitine konu olan taşınmazın tutanağında beyanlar hanesinde hak sahibi olarak davacılar ... ve ... mirasçıları ... ve ...'in gösterilmesine (şerh verilmesine) karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, "... davanın, dava konusu taşınmazın 29.06.2012 tarihli kadastro tutanağına göre tapu sicilinde oluşturulan beyanlar sütununda davalının 'zilyetliği ve tasarrufunda olduğu' şeklindeki belirtmenin iptali ile davacıların hak sahibi olduğunun yazılması taleplerini içermekte olduğu, toplanan deliller, taraf beyanları, celp edilen kadastro dosyası, aldırılan bilirkişi raporu, dinlenilen tanıklar ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu taşınmazın Keşan Tapulama Hakimliğinin kesinleşen 31.03.1977 tarihli ve 1977/79 Esas, 1977/110 Karar sayılı ilamıyla orman sayılan yerlerden olduğu ve tapulama dışında bırakıldığı, davacıların kayıt malikliğinin söz konusu ilamla sona erdiği, 1978 yılında yapılan 01.07.1981 yılında kesinleşen Orman Kadastrosu ile dava konusu taşınmazın 13 nolu parsel olarak orman vasfıyla Hazinenin mülkiyetinde ve tasarrufunda olduğu, 15 nolu Orman Kadastro Komisyonunun 18.08.1985 tarihli tutanağına göre 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi gereğince orman sınırları dışarısına çıkması yönünde karar alındığı, tarla vasfıyla 2/B belirtmesiyle 1622 sayılı parsel olarak tapuya kaydı yapılırken halen Hazinenin mülkiyetinde olduğu ve söz konusu kaydın 6831 sayılı Kanun'un 2/2 maddesine uygun olduğu, 6292 sayılı Kanun'un 7/c maddesinde 2/B belirtmelerinin terkini ve iade edilecek taşınmazların kullanıcılarının kayıt maliklerinden farklı kişiler olmaları ve kayıt maliklerinin bu fıkradan yararlanmak istemeleri hâlinde, kullanıcılar bu kanunda belirtilen şartları taşısalar dahi doğrudan satış hakkından yararlanamayacağının düzenlendiği, buna göre davacıların zaten kayıt maliki olmadığı, kayıt malikinin Hazine olduğu, davacıların kendilerini sanki kayıt malikiymiş gibi görerek davalının 29.06.2012 tarihli kadastro tutanağına göre beyanlar hanesindeki davalının 'zilyetliği ve tasarrufunda olduğu' şeklindeki belirtmenin iptalini istemekte haklarının bulunmadığı, kaldı ki gerek keşif ve bilirkişi incelemesi gerekse tanık beyanıyla 29.06.2012 tarihli kadastro tutanağında dava konusu taşınmaz için davalının zilyet ve tasarrufunda olduğu ile Hazineden önceki kayıt maliki görünen davacıların kullanımında olmadığı yönündeki belirtmenin birbirlerini doğruladığı, davacıların ne kayıt maliki olarak ne de zilyet olarak dava konusu taşınmaz ile bir bağlarının bulunmadığı, dava konusu taşınmaz ile hem mülkiyet hem de zilyetlik ilişkisi kalmayan davacıların 6292 sayılı Kanun'un 7/c maddesine dayanarak Hazineden taşınmazın satışıyla ilgili talepte bulunabilmek için açtıkları davada hukuki yararlarının bulunmadığı ..." gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hükme karşı, davacılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; "... davanın, kullanım kadastrosuna itiraza ilişkin olduğu, davaya taşınmaza ait tapu kaydı ve kadastro tespit tutanağı incelendiğinde, Edirne ili Keşan ilçesi Yayla Köyü 1622 parsel sayılı 201,91 m2 mesahalı tarla vasıflı taşınmazın 29.08.2012 tarihli tesis kadastrosu sonucu Hazine adına kaydedildiği, taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu, 766 sayılı Kadastro Kanunu uyarınca 877 parsel nosu ile tahdit ve tespitinin yapıldığı ve 05.03.1974 ila 04.04.1974 tarihleri arasında yapılan askı ilanında orman işletme müdürlüğünce açılan dava neticesinde Hazine adına orman vasfı ile tescil edildiği ve 88 no.lu Orman Komisyonunca 05.081988 tarihinde 13 parsel nosu ile 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 2-B maddesi uyarınca Orman Kadastro Komisyonlarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığı ve 766 sayılı Kadastro Kanunu uyarınca 1974 yılında yapılan kadastro çalışmalarında uygulanan parselasyon haritasının teknik olarak uygulanmaya haiz olmadığı ve parselasyon planındaki sınırlarına uyulmadığı ve pafta ile zemin arasında uyumsuzluklar bulunduğundan şeklen faydalanılarak fiili zeminde kullanım durumuna itibar edildiği, bu hususun muhtar ve bilirkişilerin müşterek beyanları ve yapılan incelemeden anlaşıldığı ve kayıt maliklerinin bu taşınmazı kullanmadıkları ve iş bu taşınmazın 1980 yılından itibaren ... oğlu ...'in zilyet ve tasarrufunda olduğu bildirilerek Kadastro Kanunu ek madde 4 hükümlerine göre Hazine adına tarla vasfı ile tespitinin yapıldığı, 5831 sayılı Kanun ile 3402 sayılı Kanun'a eklenen Ek-4 üncü maddesi gereğince yapılan kadastro tespiti sırasında Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin, fiili kullanım durumları dikkate alınmak ve varsa üzerindeki muhdesatın kime veya kimlere ait olduğu ve kim veya kimler tarafından ne zamandan beri kullanıldığı kadastro tutanağının beyanlar hanesinde gösterilmek suretiyle Hazine adına tescil edileceğinin düzenlenmiş olduğu, belirtilen kanun hükmü gereği kullanıcı tespiti yapılan taşınmazlarda kim ya da kimler lehine kullanıcı şerhi verileceği belirlenirken tespit tarihi itibariyle taşınmazda fiili kullanımın bulunmasının gerektiği, somut olayda, davacıların öncesinde 14 parsel sayılı 254,00 m2 mesahalı taşınmazın 1/2 hisse oranları ile tapulu müşterek maliki iken önce 877 parsel olarak tespit gördüğünü ve Orman İdaresi tarafından açılan tespit iptali davası sonucunda tapulama yargıçlığının 31.03.1977 tarihli ve 1977/79 Esas, 1977/110 Karar sayılı kararı gereğince tapulama dışı bırakıldığını, sonrasında ise yapılan kadastro çalışmaları sırasında 1622 parsel olarak kullanıcısının taşınmaz ile ilgisi olmayan ... isimli kişinin kullanıcı olarak tespit edildiğini, zaten 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun'un (6292 sayılı Kanun) 7-c maddesi gereği bu kişinin taşınmazı satın alma hakkı bulunmadığını bildirerek taşınmazın beyanlar hanesinde hak sahibi olarak müvekkillerinin gösterilmesi istemi ile işbu davayı açtıkları, ancak taşınmazın 1974 yılında yapılar kadastro çalışmaları sırasında tapulama dışı bırakıldığı, en son yapılan kadastro tespitinde davacıların fiili kullanıcı olduğunun iddia ve ispat edilemediği, davacı tarafın tespit tarihi itibarıyla kullanıcı olmadığının sabit ve uyuşmazlık dışı olduğunun anlaşıldığı, ilk derece mahkemesince yazılı şekilde karar verilmiş olmasında isabetsizlik bulunmadığı ..." gerekçesi ile davacılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiş ve iş bu karar, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. İlk Derece Mahkemesince, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş ise de, bu karar usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır. Şöyle ki; Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı HMK'nın 33 üncü m). Dava dilekçesindeki anlatıma göre, davacıların talebinin, 6292 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi uyarınca taşınmazın bedelsiz iadesi talebine ilişkin olduğu ve dolayısıyla, eldeki davanın hukuki dayanağının ve sebebinin 6292 sayılı Kanun’un 7. maddesindeki bedelsiz iade müessesesi olduğu anlaşılmaktadır. 6292 sayılı Kanun'un " 2/A veya 2/B belirtmelerinin terkini ve iade edilecek ' Taşınmazlar başlıklı 7 inci maddesinde; (1) İlgililer tarafından idareye başvurulması ve idarece bu başvuru üzerine veya resen yapılan inceleme ve araştırma sonucunda doğruluğu tespit edilmesi hâlinde; a) Tapu ve kadastro veya imar mevzuatına göre ilgilileri adına oluşturulan ve tapuda halen kişiler adına kayıtlı olan taşınmazlardan Hazine adına orman sınırı dışına çıkarıldığı gerekçesiyle tapu kütüklerine 2/A veya 2/B belirtmesi bulunan veya konulan taşınmazların tapu kayıtları bedel alınmaksızın geçerli kabul edilir ve tapu kütüklerindeki 2/A veya 2/B belirtmeleri terkin edilerek tescilleri aynen devam eder, aynı gerekçeyle bu nitelikteki taşınmazlar hakkında dava açılmaz, açılan davalardan vazgeçilir, açılan davalar sonucunda tapularının iptaliyle Hazine adına tesciline karar verilen, kesinleşen ve tapuda henüz infaz edilmeyen taşınmazlar hakkında da aynı şekilde işlem yapılır. Ancak bu kararlardan infaz edilerek tapuda Hazine adına tescil edilen taşınmazlar ise, ilgilileri tarafından bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde idareye başvurulması hâlinde, bedelsiz olarak önceki kayıt maliklerine veya kanuni mirasçılarına iade edilir. b) Özel kanunları gereğince Devlet tarafından kişilere satılan, dağıtılan, trampa edilen, bedelli veya bedelsiz olarak devredilen veya iskânen verilen ya da özelleştirme suretiyle satılanlar ile hisseleri devredilen özel hukuk tüzel kişileri adına kayıtlı olan ancak daha sonra Hazine adına orman sınırı dışına çıkarıldığı gerekçesiyle tapu kütüklerine 2/A veya 2/B belirtmesi konulan taşınmazların tapu kayıtları geçerli kabul edilir, aynı gerekçeyle bu nitelikteki taşınmazlar hakkında dava açılmaz, açılan davalardan vazgeçilir, açılan davalar sonucunda Hazine adına tescil edilenler ise, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde ilgilileri tarafından idareye başvurulması hâlinde önceki maliklerine veya kanuni ya da akdî haleflerine bedelsiz olarak iade edilir. Ancak, bu kişilerden taşınmazlarına karşılık daha önce yer verilenlere veya bedeli ödenenlere iade işlemi yapılmaz. c) Bu fıkra kapsamında kalan taşınmazların kullanıcılarının kayıt maliklerinden farklı kişiler olmaları ve kayıt maliklerinin bu fıkradan yararlanmak istemeleri hâlinde, kullanıcılar bu Kanunda belirtilen şartları taşısalar dahi doğrudan satış hakkından yararlanamazlar. (2) Birinci fıkra kapsamında kalan taşınmazlardan orman sınırı dışına çıkartılacak yerlerde bulunan ve Hazine adına orman sınırı dışına çıkarıldığı gerekçesiyle tapu kütüklerine 2/B belirtmesi konulması gereken taşınmazların tapu kütüklerine 2/B belirtmesi konulmaz ve bunlar hakkında dava açılmaz. (3) Birinci fıkra kapsamında kalan taşınmazlardan tapuda Hazine adına tescilli olan taşınmazlar hakkında aynı fıkrada belirtilen süre içerisinde idareye başvurmayan ilgililerin hakları bu süre sonunda sona erer, bu kişiler idareden başkaca talepte bulunamazlar, hak ve tazminat talep edemezler ve dava açamazlar. Bu taşınmazlardan Hazine adına tescilli olanlar idarece satış dâhil genel hükümlere göre değerlendirilir. (4) Bu maddeye göre ilgililerine iade edilmesi gereken taşınmazlardan orman olduğu iddiasıyla Orman Genel Müdürlüğünce açılan davalar sonucunda orman niteliğiyle Hazine adına tescil edilen, fiilen orman niteliğinde olan veya bu nedenle dava açılması gereken, ağaçlandırılmak üzere Orman Genel Müdürlüğüne tahsis edilen, kamu hizmetlerine ayrılan veya bu amaçla kullanılan, özel kanunlar gereğince değerlendirilmesi gereken veya Maliye Bakanlığınca belirlenen taşınmazlar ilgililerine iade edilmez. Bu taşınmazların yerine, idarece belirlenen ve ilgililerince itiraz ve dava konusu edilmeksizin kabul edilen rayiç bedelleri ödenebilir veya rayiç bedellerine uygun taşınmazlar verilebilir.” düzenlemesi bulunmaktadır. Yukarıda izah edilen 6292 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi bir bütün olarak değerlendirildiğinde, idareye geniş takdir yetkisinin tanındığı görülmektedir. Zira, idarece iade başvurusu yerinde görülerek taşınmaz iade edilebileceği gibi onun yerine rayiç bedelini ödeyebileceği veya rayiç bedeline uygun başka taşınmaz verebileceği hatta idarenin kanunda belirtilen gerekçelerle taşınmazı iade etmeyebileceği anlaşılmaktadır. Bu noktada kısaca idari eylem ve idari işlemi tanımlamak gerekirse; idari eylem, kamu idare ve kurumlarının kamu görevine ilişkin, idare hukuku kural ve gereklerine göre yaptığı olumlu veya olumsuz davranış ve fiillerden ibarettir. İdari işlem ise, idari kanunlara dayanılarak yapılan muamelelerdir. İdarenin eylem ve işlemleri, onun kamu hukuku alanındaki kamu gücünü (kamu otoritesini) kullanarak, idare hukuku kural ve gerekleri uyarınca yaptığı faaliyetlerin, hukuki ve maddi hayattaki görünümleridir. Konuya ilişkin olarak yukarıda değinilen kanun hükümleri ve davacının eldeki davadaki talebi ile bunun dayanağı birlikte irdelendiğinde; dava konusu taşınmazın 6292 sayılı Kanun kapsamında bedelsiz olarak iade şartlarını taşıyıp taşımadığı, süresi içerisinde idareye başvurup başvurmadığı hususlarının saptanması ve sonrasında dayanak tapunun 7/1-a ve b bentlerinde belirtilen nitelikleri taşıyıp taşımadığı, tapu kaydı belirtilen nitelikleri taşısa bile, taşınmazın bedelsiz iade edilebilecek nitelikte olup olmadığı, taşınmazın yerine rayiç bedelin ödenmesi ya da rayiç bedele uygun taşınmaz verilip verilmeyeceği yönünden ayrıca bir belirleme yapılması şeklindeki faaliyetlerin birer idari işlem olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu durum karşısında; dava konusu taşınmazın 6292 sayılı Kanun kapsamında bedelsiz olarak iade şartlarını taşıyıp taşımadığı, süresi içerisinde idareye başvurup başvurmadığı hususlarının saptanması ve sonrasında dayanak tapunun 7/1-a ve b bentlerinde belirtilen nitelikleri taşıyıp taşımadığı, tapu kaydı belirtilen nitelikleri taşısa bile, taşınmazın bedelsiz iade edilebilecek nitelikte olup olmadığı, taşınmazın yerine rayiç bedelin ödenmesi ya da rayiç bedele uygun taşınmaz verilip verilmeyeceği yönünden ayrıca bir belirleme yapılması şeklindeki faaliyetlerin birer idari işlem olduğunun kabulü gerekmekte olup davacının, 6292 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi gereğince açtığı davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun (2577 sayılı Kanun) 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde belirtildiği üzere; “İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları” ve “İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları” kapsamında, idari yargı yerince çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Nitekim Uyuşmazlık Mahkemesinin 25.02.2019 tarihli ve 2018/820 Esas, 2019/117 Karar, yine 28.05.2020 tarihli ve 2020/56 Esas, 2020/309 Karar sayılı kararları da bu doğrultudadır. Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince, davanın, dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerekirken, esastan ret kararı verilmesi isabetsiz ise de, bu husus, yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 6100 sayılı HMK'nin 370/2-4 üncü maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesi kararının kararının kaldırılması suretiyle İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinin ve hüküm fıkrasının düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararının ORTADAN KALDIRILMASINA ve İlk Derece Mahkemesi kararının, 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun' un 438/son maddesi gereğince gerekçesinin açıklanan şekilde değiştirilmesi suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Peşin harcın istek halinde temyiz eden davacılara iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 25.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi – Şubat 2025 kararlarının tamamı