7. Hukuk Dairesi 2025/286 E. , 2025/3505 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/3587 E., 2024/2181 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Büyükçekmece 4. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2013/915 E., 2023/118 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; mülkiyeti Hazineye ait olan ... ilçesi, ... Köyünde kain 1317 ada 21 parsel numaralı taşınmazın, ... Belediye Encümeninin 06.09.2007 tarih ve 2007/786 8 sayılı encümen kararıyla imar uygulamasına tâbi tutulduğunu, yapılan imar uygulaması sonucu 1303,60 m2’sinin 1825 ada 27 parsele ve kalan 6522,85 m2’nin ise bedele çevrildiğini, akabinde 1317 ada 44 ve 51 parseller oluşturularak davalı adına kayıt ve tescil edildiğini, imar uygulamasının iptali için İstanbul 9. İdare Mahkemesinin 2010/381 Esas sayılı dosyası ile iptal davası açıldığını, Mahkemenin 2011/1001 Karar sayılı ilâmı ile imar uygulamasının iptaline karar verildiğini belirterek imar uygulaması sonucu 1317 ada 21 parselden oluşturulan dava 1317 ada 44 ve 51 parsel sayılı taşınmazların tapuların iptali ile 1317 ada 21 parselin imar öncesi eski hâle dönüştürülerek Hazine adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; yasa değişikliği nedeniyle uyuşmazlığın idareye başvuru yoluyla çözümlenmesi gerektiğinden davanın reddine karar vermiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile özetle; dava konusu uyuşmazlığın idareye başvuru yoluyla çözülmesi gerektiği, Kanun değişikliği nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, davacının davanın açıldığı tarihte kadastral parselin ihyasını talep etmekte haklı olup davalı lehine vekâlet ücretine karar verilemeyeceği gerekçesiyle davacı vekilinin davanın reddine ilişkin esas hükme yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine, vekâlet ücretine yönelik istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kanun değişikliği nedeniyle reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesi kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalılar lehine vekâlet ücretine hükmedilemeyeceğini ve yasa değişikliğinin dava açıldıktan sonra açıldığını, beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, kadastral parselin ihyası istemine ilişkindir. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacılar vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Harçlar Kanunu'nun 13/j maddesi gereğince Hazine harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09.09.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y Dava, kadastral parselin ihyasına yönelik tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Hemen belirtilmelidir ki; 20 Şubat 2020 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 14.02.2020 kabul tarihli 7221 sayılı Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 7. maddesiyle, 3194 sayılı Kanun'un 18. maddesine yirmi birinci fıkrasından sonra gelmek üzere; “Bu madde kapsamında yapılmış olan imar uygulamalarının kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla iptal edilmesi nedeniyle; davaya konu parselin imar planı kararları ile umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk gelmesi veya iptal edilen uygulama ile tahsis ve tescil edilmiş parsellerde hak sahiplerince yapı yapılmış olması ve benzeri hukuki veya fiili imkânsızlıklar nedeniyle geri dönüşüm işlemleri yapılarak uygulama öncesi kök parsellere dönülemeyeceğinin parselasyon planlarını onaylamaya yetkili idarelerin onay merciince tespiti halinde, öncelikle davaya konu parselin hak sahiplerinin muvafakati alınmak kaydıyla uygulama sahası içerisinde idarece uygun bir yer tahsis edilir veya anlaşma olmaması halinde davacı hak sahibinin kök parseldeki yeri dikkate alınarak uygulamadaki düzenleme ortaklık payı kesintisi düşüldükten sonraki taşınmazın rayiç bedeli üzerinden değeri ödenir” şeklinde fıkra eklenmiştir. Öncelikle,anılan bu düzenlemenin görülmekte olan davalar bakımından nasıl uygulanacağının çözümlenmesi gerekmektedir. Bilindiği üzere, imar hukuku düzenlemeleri kamu düzenine ilişkin olup, re’sen gözetileceği gibi, kamu düzenine ilişkin hususlarda da usulü kazanılmış haktan söz edilemez. Ayrıca, tapu sicilinin tutulması prensiplerinden biri tescil, diğeri sicilin aleniliği (güvenirliği), bir diğeri Hazinenin kusursuz sorumluluğu, sonuncusu ise geçerli bir hukuki sebebinin bulunması, yani kaydın illetten mücerret olmamasıdır. Diğer taraftan, yargı merciilerince verilen kararlar yöntemine uygun şekilde kesin hüküm niteliğini kazandığında "Lazım-ül icra" (uygulanması gereken) duruma gelirler. Öte yandan, idari yargıda esas olan iptal kararlarının geriye yürümesi, başka bir anlatımla iptal edilen idari işlemin, doğduğu andan itibaren yok sayılmasıdır. Bu açıdan, idari yargıdaki iptal kararları beyan edici (açıklayıcı) niteliktedir. Çünkü, sakat bir idari işlemin hukuk düzenine girmesi ile hukuka aykırı bir durum ortaya çıkar. Bu durumun giderilebilmesi için iptal kararı, hukuken sakat olan işlemi geçmişe etkili biçimde ortadan kaldırır ve hukuka aykırı işlem yapılmadan önceki duruma geri dönülür. Bu bağlamda, imar parsellerinin dayanağını teşkil eden idari işlemlerin idari yargı yerinde iptal edilip kesinleşmesi ile imar parsellerinin TMK'nin 1025. maddesinde ��ngörülen yolsuz tescil durumuna düşeceği açıktır. Öyleyse, idare mahkemesi tarafından verilen imar uygulamasının iptaline ilişkin kararın kesinleşmesiyle bu idari işlemle oluşmuş tüm uygulamalar iptal edilmiş sayılacağından, sicil kayıtlarının iptal edilen uygulama öncesine getirilmesi gerektiği tartışmasızdır. Davacı da eldeki dava ile, imar uygulamasının idari yargı yerinde iptali ile sicil kayıtları kendiliğinden eski haline dönmeyeceğinden, imar parsellerinin sicil kayıtlarının dayanağı olan idari işlemin idari yargı yerinde iptal edilerek yolsuz tescil durumuna düştüğü iddiasıyla imar düzenlenmesi öncesi duruma dönülmesi isteminde bulunmuştur. Kadastral parselin ihyasına yönelik tapu iptal ve tescil istemli böylesi bir davada, davacının imar düzenlemesi öncesi mülkiyet hakkının bulunup bulunmadığı, yapılan imar düzenlemesinin idari yargı yerinde iptal edilip edilmediği öncelikle araştırılıp, anılan hususların varlığı ortaya konulduktan sonra 3194 Sayılı Yasanın 18. maddesine eklenen yukarıdaki hüküm gereğince işlem yapılması gerekecektir. Bu bağlamda, anılan yasal düzenleme ile “davaya konu parselin imar planı kararları ile umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk gelmesi veya iptal edilen uygulama ile tahsis ve tescil edilmiş parsellerde hak sahiplerince yapı yapılmış olması ve benzeri hukuki veya fiili imkânsızlıklar nedeniyle geri dönüşüm işlemleri yapılarak uygulama öncesi kök parsellere dönülemeyeceğinin parselasyon planlarını onaylamaya yetkili idarelerin onay merciince tespiti halinde” şeklinde ön koşullar öngörüldüğünden mahkemece dava konusu taşınmazın imar durumu araştırılarak taşınmazın imar planına göre umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk gelip gelmediğinin açıklığa kavuşturulması ve yine ilgili idarenin kök parsellere dönülüp dönülemeyeceğine dair tespitinin olup olmadığının belirlenmesi gereklidir. Mahkemece yapılacak araştırma sonucunda dava konusu taşınmazın 3194 sayılı yasaya eklenen yeni hüküm kapsamında bulunmadığının belirlenmesi durumunda, davacının mülkiyet hakkının korunması gereği ve imar uygulamasının idari yargı yerinde iptali sonucunda yolsuz tescil durumuna düşen sicil kaydına tapu sicilinin tutulması prensipleri uyarınca değer verilemeyeceği dikkate alınarak işin esasının incelenerek bir karar verilmesi gerektiği açıktır. Diğer taraftan, çekişmeli taşınmazın imar planına göre umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk geldiğinin anlaşılması veya ilgili idarece kök parsellere dönülemeyeceği yönünde bir tespitin yapılması durumunda, yukarıda değinilen yasal düzenlemeyle “öncelikle davaya konu parselin hak sahiplerinin muvafakati alınmak kaydıyla uygulama sahası içerisinde idarece uygun bir yer tahsis edileceği veya anlaşma olmaması halinde davacı hak sahibinin kök parseldeki yeri dikkate alınarak uygulamadaki düzenleme ortaklık payı kesintisi düşüldükten sonraki taşınmazın rayiç bedeli üzerinden değerinin ödeneceği” hükme bağlandığından, davacıya ilgili idareye başvurması için olanak ve süre tanınması, başvuru sonucunda idare tarafından dava konusu taşınmaz bakımından yeni yasal hükmün koşullarının mevcudiyetinin tespitiyle davacı taraf ile anlaşma sağlanarak davacıya uygulama sahası içerisinde uygun bir yerin temlik edilmesi veya idarece davacıya taşınmaz değerinin ödenmesi halinde davanın konusuz kalacağının gözetilmesi gerekecektir. Ne var ki; getirilen yasal düzenlemenin gerekleri ilgili idare tarafından yerine getirilmediğinde, farklı bir ifadeyle koşulları oluşmasına rağmen davacı ile idarenin anlaşamaması ve davacıya idarece taşınmaz bedeli de ödenmemesi halinde, davacının usul kuralları uyarınca eldeki davayı anılan yeni kanun hükmü gereğince bedele dönüştürebileceği ve böylesi bir durumda da davaya tazminat davası olarak devam edilebileceği gözetilmelidir. Anılan hususlar, gerek yeni yasa hükmü, gerek usul kuralları –adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakları, usul ekonomisi, vd.- gerekse Anayasamızın 35. maddesiyle ve kanunlarımızla ve de AİHS’nin Eki Birinci Protokolün “Mülkiyetin Korunması” başlıklı 1. maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilemeyeceğine ilişkin hükümlerin gereğidir. Somut olayda; davacının kayden maliki olduğu 7826.45 m2 yüzölçümlü ve üzerinde sağlık ocağı, verem savaş dispanseri ile Kaymakamlık binalarının bulunduğu 1317 ada 21 parsel sayılı taşınmazda, Esenler Belediyesi tarafından 06.09.2007 tarih ve 786 sayılı Encümen kararı ile imar uygulaması yapılarak 6522,85 m2'sinin bedele dönüştürüldüğü ve kalanının 1825 ada 27 parsele gittiği; ayrıca anılan bu imar düzenlemesiyle 1317 ada 21 parsel sınırları kapsamında davalı Belediye adına -6534.66 m2 alan karşılığı Belediye aleyhine ipotek tesis edilerek- 1317 ada 43 ve 44 sayılı imar parsellerinin oluşturulduğu; ancak, bu uygulamanın davacı tarafından açılan dava sonucunda idari yargı yerinde iptal edildiği, sonrasında 03.10.2012 tarih ve 1791 ve 20.11.2013 tarih ve 2397 sayılı Belediye Encümen kararları ile yeniden imar düzenlemesine tabi tutulduğu, bu uygulamaların da İstanbul 8. İdare Mahkemesinin 22.03.2017 tarih ve 2015/1292 esas, 2017/674 karar sayılı ilamı ile “...Hukuka aykırı bulunan idari işlemler hakkında verilen iptal kararları; varlıklarını hukuka uygunluk karinesinden yararlanmak suretiyle sürdüren idari işlemleri tesis edildikleri tarihe kadar geriye yürür şekilde ortadan kaldırır. İptal kararlarının bu özelliği, dava konusu tasarruftan önceki durumun sağlanması gereğinden kaynaklanmaktadır. Bir başka ifadeyle, iptal kararları; iptal edilmiş olan işlemi hukuk aleminde hiç doğmamış hale getirmektedir... Bu durumda, davalı idarenin hukuka aykırılığı tespit edilmiş ve kesinleşmiş mahkeme kararına rağmen, mahkeme kararının dikkate alınmaksızın dava konusu encümen kararının alınmasında Anayasa’nın “Mahkemelerin bağımsızlığı” başlıklı 138. maddesinin 4. Fıkrası ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Kararların Sonuçları” başlıklı 28. Maddesine aykırılık taşıdığı sonucuna varılmıştır...” şeklindeki açıklamalara gerekçede yer verilmek suretiyle iptaline karar verildiği ve bu kararın da deracattan geçmek suretiyle kesinleştiği, Mahkemece eldeki dosyada alınan bilirkişi heyeti raporu ve krokisine göre de kadastral parsele ihyanın mümkün olabileceği anlaşılmaktadır. Hâl böyle olunca, 3194 sayılı Yasanın 18. Maddesine eklenen fıkranın eldeki davanın reddini öngörmediği, davacının imar düzenlemesi öncesi mülkiyet hakkı sahibi olup eldeki davayı açmakta halen devam eden hukuki yararının bulunduğu gözetilerek, yeni yasal düzenlemenin koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozma görüşünde olduğumuzdan Sayın Çoğunluğun onama kararına katılamıyoruz. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! b3d4cdc48497b919 d08bbe945105ba99