Yargıtay Kararları › Yargıtay 4. Hukuk Dairesi › Haziran 2025 › 2023/9171 E., 2025/9525 K.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2023/9171 E., 2025/9525 K. (17.06.2025) – Tazminat

Mahkeme
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/9171
Karar No
2025/9525
Karar Tarihi
17.06.2025
Konu
Tazminat

4. Hukuk Dairesi 2023/9171 E. , 2025/9525 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/764 E., 2023/1576 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 35. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/163 Esas 2022/28 Karar BİRLEŞEN ANKARA 8. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNİN 2020/99 ESAS SAYILI DOSYASI Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl davada davacı, birleşen davada davalı ... vekili ile asıl davada davalı ... ve birleşen davada davacı ... vekili tarafından temyiz edilmiş, incelemenin duruşmalı olarak yapılması asıl davada davalı ... ve birleşen davada davacı ... vekili tarafından istenilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 17.06.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.. Belli edilen gün ve saatte asıl davada davacı birleşen davada davalı ... vekili Avukat ... ile asıl davada davalı ... ile birleşen davada davacı ... vekili Avukat ... geldiler. Taraflar vekilinin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 17.06.2025 (gününde) Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; ... Milletvekili olan davalının 04.03.2020 tarihinde TBMM Genel Kurulunda yapılan basın toplantısında sarf ettiği söz ve ifadeler ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti Cumhurbaşkanı olan müvekkilinin kişilik haklarının saldırıya uğradığını, haksız şekilde somut olgu isnat edildiğini, ifade özgürlüğü sınırlarının aşıldığını belirterek 1.000.000,00 TL manevi tazminatın 04.03.2020 tarihinden işleyecek yasal faizi ile beraber davalıdan tahsili ile kararın yayınlanması talep edilmiştir. Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; davalı Türkiye Cumhuriyeti Devleti Cumhurbaşkanının 04.03.2020 tarihinde ... Grup Toplantısında sarf ettiği söz ve ifadeler ile ... Genel Başkanı olan müvekkilinin kişilik haklarının saldırıya uğradığını, ifade özgürlüğü sınırlarının aşıldığını belirterek 5 Kuruş manevi tazminatın davalıdan tahsili ile kararın yayınlanması talep edilmiştir.

II. CEVAP Davalı vekili asıl davaya ilişkin cevap dilekçesinde; 04.03.2020 tarihinde davacının ... Grup Toplantısında ... Genel Başkanı hakkında sarf ettiği söz ve ifadelere müvekkili tarafından yapılan basın toplantısı ile cevap verildiğini, konuşmanın görünür gerçeğe uygun olup yapılmasında kamu yararı bulunduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. Davalı vekili birleşen davaya ilişkin cevap dilekçesinde; konuşmada davacı açısından matufiyet bulunmadığını, eleştirilerin genel anlamda konuşmaya konu olan zihniyete sahip olan kişi ya da kişilere yöneltildiğini, davacıya yönelik hakaret içeren bir söz ve ifade kullanılmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl ve birleşen davaya konu olan söz ve beyanların ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın kısmen kabulü ile asıl davada 50.000,00 TL manevi tazminatın haksız fiil tarihi olan 04.03.2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile beraber davalıdan tahsiline; birleşen davada 0,05 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada davacı, birleşen davada davalı ... vekili ile asıl davada davalı ... ve birleşen davada davacı ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl davaya konu olan ve basın toplantısında dile getirilen konuşmanın ulaştığı kitlenin genişliği, sarf edilen sözlerin ağırlığı ve özellikle konuşma içeriğinde yer alan aşağılayıcı ve onur kırıcı ifadelerin defalarca tekrarlanmış olması, davalının bu nitelikteki söylemlerindeki yoğun ısrarı değerlendirildiğinde asıl davada hükmedilen manevi tazminatın az olduğu; birleşen davaya konu sözlerin sözlerin içeriği, sebebi, ağırlığı ve talep edilen miktarın niteliği değerlendirildiğinde 6098 sayılı TBK'nın 58/2 maddesine göre manevi tazminat yerine hukuka aykırılığın tespitine karar verilmesinin davacıda manevi huzuru gerçekleştirecek nitelikte olduğu gerekçesi ile asıl davada davalı ... ve birleşen davada davacı ... vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine; asıl davada davacı, birleşen davada davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl davanın kısmen kabulü ile 100.000,00 TL manevi tazminatın 04.03.2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ve kararın yayınlanmasına dair istemin reddine, birleşen davanın kabulü ile davalı tarafından kullanılan birtakım ifadelerin birleşen davada davacının kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu anlaşılmakla TBK'nın 58/2. maddesi gereğince manevi tazminat ödenmesi yerine hukuka aykırılığın tespitine, kararın yayınlanmasına dair istemin reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Asıl davada davacı, birleşen davada davalı vekili temyiz dilekçesinde; somut olayın özellikleri, saldırının ağırlığı ve davalının kusuruna göre asıl davada hükmedilen manevi tazminat miktarının az olduğunu, hükmedilen tazminatın caydırıcı olmadığını, asıl davada tam kabul kararı verilmesi gerektiğini; birleşen davada ise matufiyet koşulunun gerçekleşmediğini, eleştirilerin genel anlamda konuşmaya konu olan zihniyete sahip olan kişi ya da kişilere yöneltildiğini, davacıya yönelik hakaret içeren bir söz ve ifade kullanılmadığını, kararda matufiyet koşulunun gerçekleştiğine dair bir gerekçenin yer almadığını, birleşen davada talep edilen tazminat miktarı değerlendirildiğinde hakkın kötüye kullanılmasının söz konusu olduğunu, terörle mücadeleye zarar vermek isteyenlere cevap niteliğinde birleşen davaya konu sözlerin sarf edildiğini, birleşen davanın tümden reddedilmesi gerektiğini belirtmiştir. Asıl davada davalı vekili ve birleşen davada davacı vekili temyiz dilekçesinde; asıl dava yönünden müvekkilinin 04.03.2020 tarihinde davacının ... Grup Toplantısında ... Genel Başkanı hakkında sarf ettiği söz ve ifadelere cevap verdiğini, konuşmanın görünür gerçeğe uygun olup yapılmasında kamu yararı bulunduğunu, müvekkilinin politik düzlemde kalan ülke gündemine ilişkin olgusal dayanağı bulunan açıklamalarının hakaret niteliğinde bulunmadığını, ifade özgürlüğü sınırlarının aşılmadığını; birleşen dava yönünden de manevi tazminat yerine hukuka aykırılığın tespiti ile yetinilmesinin hatalı olduğunu, konunun uzun süre gündemde kalması nedeniyle yayın talebinin de kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; asıl davada, davalı ... Milletvekilinin 04.03.2020 tarihinde TBMM Genel Kurulunda yapılan basın toplantısında sarf ettiği söz ve ifadeler ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti Cumhurbaşkanı olan davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddiası ile manevi tazminat ve kararın yayınlanması; birleşen davada davalı Türkiye Cumhuriyeti Devleti Cumhurbaşkanının 04.03.2020 tarihinde ... Grup Toplantısında sarf ettiği söz ve ifadeler ile ... Genel Başkanı olan davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddiası ile manevi tazminat ve kararın yayınlanması talebine ilişkindir. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır. Anayasa'nın 26 ncı maddesi şöyledir: "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. ... Bu hürriyetlerin kullanılması, ... başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının ... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir...." AİHS'nin 10 uncu maddesi şöyledir: "1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. ... 2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ... başkalarının şöhret ve haklarının korunması ... için gerekli olan bazı ...sınırlamalara ... tabi tutulabilir." TMK'nın "Kişiliğin korunması" kısım başlıklı 24 üncü maddesi şöyledir: “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.” TBK’nın “Kişilik hakkının zedelenmesi” başlıklı 58 inci maddesi şöyledir: “Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.” Anılan anayasal ve yasal düzenlemeler ile Anayasa'nın 90 ıncı maddesinin beşinci fıkrasının son cümlesine göre ulusal hukukun bir parçası hâline gelmiş bulunan AİHS'nin 10 uncu maddesi uyarınca kişilik hakları zarara uğrayanların manevi tazminat isteme hakları vardır. Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil, onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin karşılığı manevi zarar olarak kabul edilerek keder ve acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için kanunlarımız manevi tazminat verilebilecek bazı olguları özel olarak düzenlemiştir. TMK'nın 24 ve TBK'nın 58 inci maddelerinde yer verilen kişilik haklarının korunması da bunlardan biridir. İfade özgürlüğü; haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilme, düşünce, tavır ve kanaatlerinden dolayı kınanmama ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilme, anlatabilme, savunabilme, başkalarına aktarabilme ve yayabilme imkânlarına sahip olma anlamlarına gelir. Muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve bu konuda başkalarını ikna çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için hayati önemdedir (Anayasa Mahkemesi (AYM); ..., B. No: 2014/12151, 04.06.2015; ..., B. No: 2013/9343, 4/6/2015). İfade özgürlüğü; aynı zamanda demokratik toplumun temelini oluşturan, toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel unsurlardan olup bu özgürlük, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil; incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü; yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); Von Hannover/Almanya, B. No: 40660/08). İfade özgürlüğü, temsil ettikleri seçmenlerinin kaygılarına dikkat çektikleri ve onların menfaatlerini savunmak zorunda oldukları için halkın seçilmiş temsilcileri bakımından özel bir öneme sahiptir (AİHM; Lombarda ve diğerleri Malta, B. No: 7333/06, 24.04.2007). Ancak belirtmek gerekir ki ifade özgürlüğü sınırsız değildir. Başta siyasi kişiler olmak üzere, en geniş hâlde dahi ifade özgürlüğünün, kişilerin itibarına zarar verecek boyuta ulaşmaması gerekir. Bu gereklilik, temel hak ve hürriyetlerin; kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva ettiğini belirten Anayasa'nın 12 nci maddesinin ikinci fıkrasından doğan bir zorunluluktur (AYM; .., B. No: 2013/1461, 12.11.2014). Bu itibarla, Anayasa'nın 26 ncı maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden biri de başkalarının şöhret ve itibarının korunmasıdır. Davalının söylediği sözlerin, ifade özgürlüğünün sınırlarını aştığını tespit ederken mahkemece ortaya konulan gerekçenin, bu özgürlüğü sınırlamak için yeterli ve ilgili olmasının yanında, ifade özgürlüğüne getirilecek sınırlamanın, demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik, ölçülü, orantılı ve istisnai nitelikte olması gerekir. Buna göre, ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez. Bu tür davalarda mahkemece yapılması gereken; kamuya mal olmuş kişilerin şöhret ve itibarı ile ifade özgürlüğünün çatışması hâlinde bu iki hak arasında makul bir dengenin kurulmasıdır. Dengeleme yapılırken her bir somut olay bakımından şu hususları göz önüne almak gerekmektedir: Dava konusu açıklamanın kamu yararına ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı, ilgili kişinin tanınırlığı, toplumdaki rolü ve işlevi ile yazıya konu olan faaliyetin niteliği, açıklama veya yayının konusu, kapsamı, şekli ve etkileri, ilgili kişinin daha önceki davranışları, bilgilerin elde edilme koşulları ve gerçekliği ile uygulanan yaptırımın niteliği. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, asıl ve birleşen davaya konu söz ve ifadeler bir bütün halinde incelendiğinde ifade özgürlüğü ve kişisel değer yargısı kapsamında değerlendirilemeyeceğinin, siyasetçiye yönelik eleştirilerin sınırları daha geniş kabul edilse de sert ve ağır eleştiri sınırlarının da aşıldığının, asıl davada davacının kişilik haklarına saldırı olduğu kabul edilerek manevi tazminata hükmedilmesinin ve olay tarihi, tarafların konumu, zararın ağırlığı, caydırıcılık hususu dikkate alındığında hükmedilen manevi tazminat miktarının yerinde olduğunun; birleşen davada talep edilen tazminat miktarı, saldırının ağırlığına göre tazminat yerine hukuka aykırılığın tespitine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğunun anlaşılmasına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Asıl davada davacı, birleşen davada davalı ... vekili, asıl davada davalı ... ve birleşen davada davacı ... vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, 32.000,00 TL vekalet ücretinin davalı ... ve birleşen davada davacı ...'ndan alınarak duruşmada vekille temsil olunan asıl davada davacı birleşen davada davalı ...'a verilmesine, Aşağıda yazılı temyiz harcının asıl davada davacı ve birleşen davalı ...'a yükletilmesine, Aşağıda yazılı temyiz harcının asıl davada davalı ... ve birleşen davada davacı ...'na yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 17.06.2025 tarihinde Üye ... ve Üye ...'in karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Asıl davada, davalı ... Milletvekilinin 04.03.2020 tarihinde TBMM Genel Kurulunda yapılan basın toplantısında sarf ettiği söz ve ifadeler ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti Cumhurbaşkanı olan davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddiası ile manevi tazminat ve kararın yayınlanması; birleşen davada, davalı Türkiye Cumhuriyeti Devleti Cumhurbaşkanının 04.03.2020 tarihinde ... Grup Toplantısında sarf ettiği söz ve ifadeler ile ... Genel Başkanı olan davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddiası ile manevi tazminat ve kararın yayınlanması talep edilmiştir. Matufiyet kelime anlamı olarak, "yöneliklik, yönelmiş olmaklık" olarak tarif edilmektedir. Özellikle kişilik haklarına saldırı nedeniyle tazminat istemini içeren davalarda söz konusu olan matufiyet şartı, açıkça kanunda yer almamakla birlikte, Yargıtay içtihatlarıyla hukukumuza girmiştir. Matufiyet şartı içtihatlarda adı, sanı, kimliği belli olmasa da ona yöneldiği konusunda kuşku bırakmayacak şekilde ithamlara, yönelimlere yer veren ifadeler olarak kabul edilmektedir. Matufiyet yargısal kararlarda kullanılan ifadeler ile şeref ve haysiyetine veya özel yaşamına dolayısıyla kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu iddia eden yönünden varlığı aranan önemli bir koşul olarak tarif edilmiş, matufiyetin varlığını kabul için o konuşmada, ya kişinin adından açıkça söz edilmesi ya da konumunun, sıfatının gösterilmesi veya bunlardan söz edilmese dahi konuşma içeriğinden bu kişinin amaçlandığı, sözlerin ona yönelik olduğunun anlaşılması veya anlaşılabilir olması şartları aranmıştır. Hukuka aykırı eylemde bulunan kişi mağdurun ismini açıkça belirtmemiş veya isnat ettiği fiili üstü kapalı bir biçimde geçiştirmişse, isnadın mahiyetinde ve mağdurun şahsına matufiyetinde tereddüt edilmeyecek derecede karineler varsa, hem isim zikredilmiş, hem de hakaret vaki olmuş sayılır (Hukuk Genel Kurulu 16.09.2015 gün ve 2014/4-85 E 2015/1774 K- 07.07.2010 gün ve 2010/4-377 E 2010/365 K). Bu ilke ve açıklamalar kapsamında; birleşen davada, davalı tarafından eleştirilerin genel anlamda konuşmaya konu olan zihniyete sahip, terörle mücadeleye zarar vermeye çalışan kişi yada kişilere yöneltildiği anlaşılmıştır. Bu durumda birleşen davada davalının ifadelerinin davacıya matuf olmadığının kabulü gerekir. Mahkemece, birleşen davanın matufiyet unsuru gerçekleşmediğinden tümden reddine karar verilmesi gerektiği kanaatinde olduğumuzdan dan sayın çoğunluğun birleşen dava yönünden onama kararına katılmıyoruz. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! c51a83fd3c25acce 978f19a78f892298

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi – Haziran 2025 kararlarının tamamı