3. Hukuk Dairesi 2023/5515 E. , 2025/3507 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2756 E., 2023/2943 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Çorlu 3. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/109 E., 2022/97 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin, davalıların murisi ...'dan 4 adet taşınmazı tapu memuru huzurunda yapılan işlemlerle ve satış tarihlerindeki rayiç bedellerini ödeyerek satın aldığını, bilahare muris tarafından açılan ve vefatı üzerine davalı mirasçılar tarafından devam edilen tapu iptali ve tescil davası sonunda, murisin ehliyetsiz olması sebebiyle davanın kabulüne dair verilen kararın kesinleştiğini, müvekkilinin devir tarihlerinde murisin ehliyetsiz olduğunu bilebilecek durumda olmadığını, taşınmazlar davalılar adına tescil edilmesine rağmen müvekkilinin geçersiz sayılan sözleşmeler sebebiyle ödediği satış bedellerinin ise iade edilmediğini, müvekkilinin bu taşınmazlar için ödediği bedel kadar davalıların zenginleştiğini ileri sürerek; taşınmazların davalılar adına tescil edildiği tarihteki rayiç değerlerinin tespiti ile şimdilik 50.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalılar vekili; davacı tarafın haksız yollarla elde ettiği vekaletnameleri kullanarak ve murisin hastalığından faydalanarak yaptığı hukuka aykırı işlemler ile yıllarca haksız kazanç elde ettiğini, davaya konu edilen taşınmazlar haricinde de murisin başkaca taşınmazlarının davacı tarafından hileli yollarla başkalarına satıldığını, satış bedellerinin ödendiği iddiasının hukuken geçerli bir belge ile ispatının gerektiğini, bu konuda tanık dinlenemeyeceğini, yalnızca ehliyetsizlik nedeniyle değil aynı zamanda vekaletin kötüye kullanılması nedeniyle de açılan tapu iptali ve tescil davasının kabulüne karar verildiğini, dava konusu edilen ... Mahallesi 42 pafta, 43 ada 41 parselde kayıtlı 1.700,00 m² yüz ölçümlü bahçeli ev ve ahır vasfındaki taşınmazın 1/5 hissesinin davacı tarafından murise vekaleten 3. bir kişiye satıldığını, sonrasında bir ay geçmeden 3. kişi tarafından davacıya tapuda satış göstermek suretiyle devredildiğini, bu taşınmaz yönünden satış bedelinin ödenmemiş olması hususu da dikkate alınarak tapu iptal ve tescil kararı verildiğini, davacının taşınmazlar için herhangi bir bedel ödemediğini, aksine murisin emekli maaşının dahi davacı tarafça harcandığını, aksinin kabulü halinde ise takas haklarını kullanmak istediklerini savunarak, davanın reddini istemişlerdir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; gerek tapuda yapılan işlemlerin ve gerekse murisin davacıya verdiği vekaletnamelerin murisin ehliyetsizliği karşısında hukuken yok hükmünde oldukları, işlem tarihlerinde ehliyetsiz olan murisin ortaya kabule şayan bir irade beyanı koyabilmesinin mümkün olmadığı, bu durumda bu belgelerde yazılı olan ve murise yapıldığı belirtilen ödemelere de itibar edilemeyeceği, davacının murise bu taşınmazlarla ilgili ödeme yapmış olduğu iddiasını ispatlaması gerektiği, her bir taşınmaz yönünden ödendiği iddia edilen bedellerin tanıkla ispat sınırının üstünde kaldığı, davacı tarafça ispata yarar yazılı bir delil de sunulamadığı, davacı tarafça yemin deliline dayanılmış ise de, yemine konu vakıanın kendilerinden sadır olmaması karşısında davalılara bu hususta yemin de teklif edilemeyeceği, tappu iptali ve tescil davasının görüldüğü Çorlu 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/398 Esas sayılı dava dosyasında bulunan delillere ve muris ile arasındaki ilişkiye göre davacının, murisin ehliyetsiz olduğunu bilebilecek durumda olmadığı yönündeki iddiasına da itibar edilmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; muris tarafından tapuda yapılan satış işleminin ehliyetsizliği nedeniyle geçersiz olduğu, davacı eldeki davayla tapuda yapılan satış nedeniyle fiil ehliyetine sahip olmayan murise ödeme yaptığını ileri sürmüş ise de, murisin fiil ehliyetine sahip olmaması nedeniyle borç altına giremeyeceği hususunun kesinleştiği, murise ödeme yapıldığının geçersiz kılınan tapu akit tablosu haricindeki belgeyle de ispat edilemediği gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; müvekkilinin taşınmazların tamamını tapu memuru huzurunda yapılan işlemler sonucunda ve satış tarihindeki rayiç bedeli ödeyerek satın aldığını, devir tarihinde murisin ehliyetsiz olduğunu bilebilecek durumda olmadığını, ehliyetsizlik sebebiyle iptal olunan satış senetlerinin delil olarak kabul edilmesi gerektiğini, ödemelerin elden yapıldığını, yemin deliline başvurulmadan hüküm kurulmasının doğru olmadığını ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davacı tarafından davalıların murisinden satın alınan taşınmazların, murisin satış tarihinde ehliyetsiz olduğu ileri sürülerek açılan tapu iptali ve tescil davasında verilen kararla tapularının iptal edilerek davalı mirasçılar adına tescil edilmesi nedeniyle, taşınmazların rayiç değerinin sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca tahsili istemine ilişkindir. 1. Davada ileri sürülen iade yükümlülüğünün sebepsiz zenginleşme hükümlerine tabi olmasına, bu itibarla iade sorumluluğunun kapsamının satış bedeli ile sınırlı bulunmasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir. 2. Dosyadaki bilgi ve belgelerden, dava konusu taşınmazlardan üçünün bizzat davalıların murisi ... tarafından davacıya satıldığı, ancak ... Mahallesinde kain 43 ada 41 parsel sayılı 1.700,00 m² yüz ölçümlü bahçeli ev ve ahır vasfındaki taşınmazın 1/5 hissesinin murise vekaleten davacı tarafından tapuda 12.000,00 TL bedelle 27.04.2009 tarihinde dava dışı ... isimli şahsa satıldığı, bu kişinin taşınmazı 06.05.2009 tarihinde davacıya satış suretiyle devrettiği, Çorlu 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 27.10.2017 tarihli ve 2009/398 E., 2017/208 K. sayılı davada davacı adına kayıtlı bu taşınmazın tapusunun iptali ile davalılar adına tesciline karar verildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, davacının ödediği bedeli satış sözleşmesinde akidi olan ...'dan talep edebilecektir. Hal böyle olunca, İlk Derece Mahkemesince; davacı tarafın 43 ada 41 parsel sayılı taşınmaza yönelik isteminin pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle reddine karar verilmiş olması, usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. 3. Somut olayda, davalıların murisi ...'in davaya konu edilen diğer üç taşınmazı davacıya tapuda düzenlenen resmi senetle satış suretiyle devrettiği tarihte fiil ehliyetinin bulunmadığı, dosya kapsamı ile sabittir. Nitekim, fiil ehliyeti yokluğu hukuksal sebebine dayalı olarak açılan dava sonucunda, davacı adına kayıtlı olan taşınmazların tapularının iptaline karar verilmiştir. "...Tamamıyla ehliyetsiz bir kimsenin bütün hukuki muameleleri faydalı olsun veya olmasın batıldır; ehliyetsiz kimse bilahare medeni hakların kullanılması salahiyetini iktisap etse bile bu muamelelerin butlanı devam eder. Kanuni mümessilin muvafakatı da hükümsüzdür. (...) Taraflardan birinin ehliyetsizliği dolayısile batıl olan ve binaenaleyh muteber bir muamelenin hükümlerini husule getirmiyen bir hukuki muamele diğer neticeler tevlit edebilir, ki bu neticeler için medeni hakları kullanmak salahiyeti ehemmiyet ve tesiri haiz değildir: 1-Ehliyetsiz bir kimse ile yapılan batıl bir akde istinaden yerine getirilen edalar iki tarafça istirtad edilebilir: Kasırın ferağ veya iktisapları hükümsüz olduğu cihetle evvela istihkak davası açılır; eğer bahis mevzu olan şey istihlak edilmiş veya diğer kimselerin eline geçmiş ise ve artık istirdadı mümkün değilse haksız iktisaba istinaden dava açılır. (...) umumi prensiplere göre, bu kaide akıl hastalığına tutulmuş bir kimsenin hukuki muamelelerine de tatbik olunur (Andreas von Tuhr:Borçlar Hukukununun Umumi Kısmı, Cilt:1-2, Cevat Edege Çevirisi, Ankara 1983, s.205-208). Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; davacı ile davalıların murisi arasında tapu sicil müdürlüğünde resmi şekilde düzenlenen taşınmaz satım sözleşmesinde, satıma konu taşınmazların bedeli ile bu bedellerin alıcı tarafından satıcıya ödenmiş olduğu, resmi memur önünde beyan edilmiştir. Şu durumda, davacının tapuda yapılan satış nedeniyle düzenlenen resmi senette ödendiği belirtilen satış bedellerini talep edebileceği kuşkusuzdur (Dairemizin 15.10.2015 tarihli ve 2015/10700 E., 2015/15907 K.; 31.05.2021 tarihli ve 2020/5849 E., 2021/5687 K. sayılı ilamları da aynı yöndedir). Buna göre, İlk Derece Mahkemesince; davacı ile davalıların murisi arasında tapuda yapılan resmi senette üç adet taşınmaz için ödendiği belirtilen satış bedellerinin, sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca davalı mirasçılardan tahsiline hükmedilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile istemin tümden reddine karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi Kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanunun 371. maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23.06.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Sayın Çoğunluğun, Bölge Adliye Mahkemesi kararının Ortadan Kaldırılarak İlk Derece Mahkeme kararının Bozulması yönündeki kararına muhalefet şerhimizin gerekçesidir. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 12/1. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahip olduğu düzenlendiği gibi, 48/1. maddesinde de herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetinin bulunduğu kabul edilerek kişilerin irade özgürlüğüne sahip olduğu temel ilke olarak benimsenmiştir. Borçlar hukukumuza hâkim olan “sözleşme serbestliği” ilkesinin kaynağı da irade özgürlüğüne dayanmaktadır. Sözleşme serbestliği ve özgürlüğünün; sözleşme yapıp yapmama, sözleşmenin karşı tarafını seçme, sözleşmenin içeriğini, tipini ve şeklini belirleme, sözleşmenin içeriğini değiştirme ve sözleşmeyi ortadan kaldırma gibi biçimleri bulunmaktadır. Sözleşme yapma özgürlüğünün bir sınırını da hukuki işlem ehliyeti oluşturur. Davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak elde edebilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Gerçek kişilerin hukuk sisteminde kazandırıcı (tasarruf) veya borçlandırıcı işlem yapabilme yeterliliği hukuki işlem ehliyeti olarak kabul edilir. Davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun “fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir" biçimindeki TMK 9. maddesi hükmüyle hak elde edebilmesi, borç (yükümlülük) altına girilebilmesini, fiil ehliyetine bağlamış, 10. maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin ( reşit ) olmayı kabul ederek "ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır." hükmünü getirmiştir. “Ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır. 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı hukuki işlemlere sonuç bağlanamayacağından karşı tarafın iyi niyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 11.6.1941 tarih 4/21) Diğer bir deyiş ile ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların hukuki işlem yapabilme/fiil ehliyeti yoktur. Davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile sözleşme yapma, senet düzenleme gibi hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri hukuki sonuç doğurmaz.818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 19/1. [6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 26.] maddesinde tarafların kanunda öngörülen sınırlar içinde, sözleşmenin içeriğini özgürce belirleyebilecekleri kabul edilmiştir. Akdin mevzuu kavramından anlaşılması gerekenin ne olduğu Kanun’da açıkça belirtilmemiş olmakla birlikte doktrinde tarafların yapmış oldukları sözleşme kapsamında, üzerinde anlaşmaya vardıkları her şeyin ( devri vaat edilen taşınmaz mülkiyeti ile karşılığını oluşturan bedelin kabulü vs. gibi ) sözleşmenin içeriğine dâhil olduğu ifade edilmektedir. Tarafların belirlediği edim veya edimler, bu edimlerin nerede ve ne zaman yerine getirileceği, yan edim ve yükümlülükler, sözleşmenin şekli, tarafların yapmaması gereken fiil ve davranışlar ile pek çok şey sözleşmenin içeriğine dâhildir. Sözleşmenin içeriğini belirleme ve serbestçe tayin etme özgürlüğüne getirilen temel sınırlama, davanın dayanağı 6098 sayılı Kanun'un 27. maddesinde " Kesin Hükümsüzlük " başlığı altında (6098 sayılı Kanun m. 27) " Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür. Sözleşmenin geçerliliğini önemli ölçüde etkileyen unsurların eksikliği durumunda butlan (kesin hükümsüzlük) söz konusu olur. Zira bu unsurlar sözleşmenin geçerliliği bağlamında oldukça önem arz etmektedir. Butlan yaptırımının söz konusu olduğu hâllerde sözleşmenin kurulmasında aranan unsurlar vazgeçilemez nitelikte olup bu unsurlar sadece sözleşme taraflarının menfaati yanında kamu düzeni için de tesis edilmiş olan geçerlilik koşullarıdır. Tam ehliyetsizlerin hukuki işlemleri de mutlak butlanla batıl olup baştan itibaren yok hükmündedir. (4721 sayılı TMK m 14, 15). Nitekim aynı ilkelere istikrar kazanan Yargıtay Genel Kurulunun 07/05/2014 tarihli ve 2013/1-2382 E.-2014/617 K.sayılı kararı ile Dairemizin emsal 14.03.2013 tarih, 2013/1801 E. 2013/4354 K. ve 20.10.2014 tarih, 2014/6729 E. 2014/13523 K. sayılı kararlarında da yer verilmiştir. Temyiz kudretine sahip olmayan kimsenin yaptığı işlemlerin, hiçbir hukuki hüküm ifade etmeyeceği, dolayısıyla butlan ile malul bulunduğu söylenebilir. Gerek doktrinde gerekse uygulamada benimsenen görüş de bu doğrultudadır. Bu düzenleme ve kabul tarzının, mutlak ehliyetsizlik hâli olarak da nitelendirilebilen, temyiz kudreti yoksunu (ayırt etme gücü bulunmayan) kişiyi korumaya yönelik olduğu muhakkaktır. Böyle bir korumanın gerekliliği de tartışılamaz. Bu şekilde taraflarından birisinin de davalının olduğu ve davalının ehliyetsizliği nedeniyle baştan itibaren geçersiz olan hukuki işlem mahiyetindeki tapuda yapılan resmi sözleşme baştan itibaren mutlak butlanla geçersiz olduğu için bu belge mündericatına dahil olan taraf edimlerinin hukuki zeminde meşruiyeti ve kanıtlayıcı fonksiyonu kalmaz. Butlan yaptırımı her zaman ileri sürülebilecek nitelikte olup bu unsurların eksikliği nedeniyle kesin hükümsüz olan bir sözleşmenin zamanla geçerli hâle gelme gibi bir durumu söz konusu olamaz. Bu çerçevede butlan hâli sadece sözleşmenin tarafları yanında sözleşmenin geçersiz hâle gelmesinde yararı bulunan tüm ilgililer tarafından her zaman ileri sürülebileceği gibi mahkemece resen dikkate alınması gerekir. Nitekim aynı hususlar Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 31.05.2023 tarihli ve 2021/11-922 Esas, 2023/548 Karar sayılı kararında da vurgulanmıştır. 6100 sayılı HMK 199 ve 200. maddelerine göre geçerli bir belge ve senet sayılmadığından bu geçersiz sözleşmede taraf olan ancak, başkaca delillerle sözleşme kapsamında karşı tarafa ödemede bulunduğunu kanıtlaması halinde ödediği bedeli sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri isteyebilir. TMK 6. maddesi hükmü uyarınca da; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını 6100 sayılı HMK hükümlerine uygun olarak kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde; gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere, ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimsenin, iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir. Bu meyanda olmak üzere mutlak butlanla batıl olan tapu müdürlüğünde düzenlenen satış sözleşmesi batıl olmakla sözleşme metninde yer alan satış bedeli karşılığında taşınmazın devredildiğine ilişkin hukuki işlem ehliyetinin olmadığı anlaşılan davalıların murisi olan satıcının bu beyanınında geçerliliği yoktur. "...Ehliyetsiz bir kimse ile yapılan batıl bir akde istinaden yerine getirilen edalar iki tarafça istirtad edilebilir: Kasırın ferağ veya iktisapları hükümsüz olduğu cihetle evvela istihkak davası açılır; eğer bahis mevzu olan şey istihlak edilmiş veya diğer kimselerin eline geçmiş ise ve artık istirdadı mümkün değilse haksız iktisaba istinaden dava açılır. (...) umumi prensiplere göre, bu kaide akıl hastalığına tutulmuş bir kimsenin hukuki muamelelerine de tatbik olunur (Andreas von Tuhr:Borçlar Hukukununun Umumi Kısmı, Cilt:1-2, Cevat Edege Çevirisi, Ankara 1983, s.205-208). Burada sebepsiz iktisaba göre istirdat için öncelikle geçersiz sözleşme kapsamında kalan tasarruf işlemi olan "eda" nın yapıldığının kanıtlanması gerekir. Beyanı bağlayıcı olmayan ehliyetsizin kabul ve ikrarı da bağlayıcı değildir. İfa kanıtlanmalı ki sözleşme iptali sonrası istirdat edilebilsin. Somut olayda, tapuda düzenlenen resmi senet ile davalıların murisinin bizzat davacıya taşınmazların satışını yaptığı gibi davacıya verilen vekalet yoluyla satışlar yapılmış ancak satıcı murisin bu satışlardan kısa bir süre sonrasında "Felç ve Akıl Hastalığı " sebepleriyle 10.09.2009 tarihinde vesayet altına alınarak kısıtlanmış olup vasi tarafından açılan tapu iptali ve tescil davasında da satışın yapıldığı sırada satıcının hukuki işlem / tasarruf ehliyetine sahip olmadığı anlaşıldığından, kesinleşen mahkeme kararı ile tapuların iptaline ve taşınmazların hisseleri oranında mirasçılar adına tesciline karar verildiği, bu kararın 01.12.2020 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Davacı yan, bu davada öncelikle tapuları iptal edilen taşınmazların rayiç değerleri tazminat olarak talep etmiştir. Satış sözleşmesinin hukuki işlem ehliyeti yokluğu nedeniyle ilk işlem tarihinden itibaren mutlak butlanla geçersiz olup mahkeme kararının açılan dava sonucunda iptal kararı vermesi tamamen tespit hükmündedir. Geçersizliği sözleşme tarihinden itibaren olan bir sözleşmenin iptali sonrası müspet tazminat niteliğinde olan satış konusu olan taşınmazın rayiç değerinin tazminat olarak verilmesi mümkün değildir. Buna rağmen daire çoğunluğu ise geçersiz sözleşme ile taşınmaz satışı için davalıya ödendiği iddia edilen sözleşmedeki bedelin davacıya ödenmesi gerektiği kabul edilerek mahkemenin ret kararı bozulmuştur. Davalılar murisinin taşınmazların tapuda yapılan satış ve devir işlemleri sırasında hukuki işlem ehliyetine sahip olmadığı kesinleşen tapu iptal kararı ile sabittir. Mutlak butlanla hükümsüz kabul edilen ve hukuki sonuç yaratması mümkün olmayan tapudaki resmi senet ilk işlem tarihinden itibaren kesin hükümsüz olduğuna göre kesin hükümsüz olan sözleşmenin bir kısım içeriğinin geçerli olduğunun kabulü ise hak adalet ve hakkaniyete açıkça aykırı olacaktır. Bu kesin hükümsüz sözleşme içeriğinde taşınmaz bedelini oluşturan paranın tapu memurunun huzurunda ehliyetsiz satıcıya teslim edildiğine ilişkin bir açıklamada olmadığına göre sırf taşınmazın satış değerinin belirtilmesi bu paranın satıcıya davacı alıcı tarafından teslim edildiği konusunda geçerli ve hukuki bir delil oluşturmaz. Dava dosyasında iptal edilen satış sözleşmesindeki satış bedelinin davalı murisine ödendiğine ilişkin iptal edilen sözleşme dışında davalılar murisinin savcılığa yaptığı dolandırıcılık şikayeti sonrası ceza soruşturmasındaki davacının savunma ve ifadelerinde bu paranın nasıl ödendiği açıklanmadığı gibi para ödenmesini kanıtlayacak başkaca bir delil ileri sürülmemiştir. Daire bozma kararı , tapuda yapılan resmi taşınmaz satış sözleşmesi ne dayanmaktadır. Davalı satıcının bu belgenin düzenlendiği tarih itibariyle hukuki işlem /tasarruf ehliyeti bulunmadığına göre sözleşmeler mutlak butlanla baştan itibaren geçersizdir. Tapuda yapılan ve geçersizliği kesinleşen sözleşmenin resmi akit tablosunda belirtilen satış değerinin satıcı tarafından alındığını göstermeyeceği gibi bu bedelin alındığına yönelik ehliyetsiz kişinin beyanı da borçlandırıcı sonuç doğurmaz. Ehliyetsizlikten başlangıçtan itibaren geçersiz sözleşmelerdeki para ödemesine ilişkin hukuki işlem ehliyeti olmayan taraf beyanlarına geçerlilik tanınması mümkün hukuken mümkün değildir. Buna göre sözleşmedeki satış değeri de hukuki işlem ehliyeti bulunmayan davalı beyanı hukuk düzeninde bağlayıcı olmadığından onu borçlandırmaz. Dava konusu edilen uyuşmazlık değeri 6100 Sayılı HMK 200. maddesindeki miktarın üzerinde olup, geçersiz sözleşmeye dayalı olarak yapıldığı iddia olunan ödeme bir hukuki işlem olup, ancak yazılı belge veya senetle kanıtlanabilir. Davalı tarafın açık muvafakatı bulunmadığından tanık delili ile de kanıtlanması mümkün değildir. İlk Derece mahkemesinin, satıcının tapudaki işlem tarihi itibariyle hukuki işlem ehliyetinin bulunmaması nedeniyle işlem tarihi itibariyle geçersiz olan ve sonradan daha önce verilen tapu iptal ve tescil kararının kesinleşmesi nedeniyle, sözleşme mutlak butlanla geçersiz hale geldiğinden, sözleşmedeki beyan edilen taşınmaza ilişkin bedelin tapu memuru huzurunda teslimi yapılmadığı gibi bu paranın satıcı tarafından teslim alındığına ilişkin delil bulunmadığından verilen ret kararı usul ve kanuna uygun olduğundan kararın ONANMASI gerektiği görüşündeyiz. 23.06.2025 SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! d2c0ac57807c19ca e74e116a3c73a30b