Yargıtay Kararları › Yargıtay 11. Hukuk Dairesi › Mart 2025 › 2024/903 E., 2025/1499 K.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2024/903 E., 2025/1499 K. (04.03.2025) – Tapu

Mahkeme
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/903
Karar No
2025/1499
Karar Tarihi
04.03.2025
Konu
Tapu

11. Hukuk Dairesi 2024/903 E. , 2025/1499 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1989 Esas, 2023/2062 Karar HÜKÜM : Karar verilmesine yer olmadığına, davanın reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Kocaeli 2. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2021/109 E., 2022/352 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacılar vekili, duruşma istemi olmaksızın davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 04.03.2025 günü hazır bulunan davacılar vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat .... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. KARAR

I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkili ... aleyhine ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı icra takibi ve ilamsız takip açıldığını, işbu takip dosyalarının kesinleştiğini, davacının, takip dayanağı asıl kredi borç ilişkisine ipotek vermek veya kefil olmak iradesinin bulunmadığını, irade beyanında usulü eksikliklerin olduğunu, müvekkilinin damadı ... tarafından kandırıldığını, evinin satışı konusunda aracılık yaptığını söyleyerek müvekkilini bankaya ve tapu dairesine götürerek buralarda bir dizi evraka imza attırıldığını, diğer müvekkili ...'nin kredi ve ipotek işlemlerinden kesinlikle haberi olmadığını ve dolayısıyla da ne yazılı ne de sözlü olarak bu işlemlere herhangi bir şekilde muvafakat vermediğini, ...'ın evin satışının gerçekleşmediğini söylediğini, aradan yaklaşık 2 yıl süre geçtikten sonra müvekkilinin çocuklarının borçları için yine evini satmak istediğini ve yine ... tarafından müvekkili ... ve eşi ...'yi banka şubesine götürdüğünü, bir dizi imzalar attırıldığını, ancak öğrendiklerine göre evin satışının yapılmayıp müvekkillerine kredi ve ipotek belgeleri imzalatıldığını, iradesi fesada uğratılan ve uygun eş rızası alınmadan taşınmaz kayıtlarına ipotek konulduğunu ileri sürerek ilk kredi sözleşmesindeki kefalet ve takip dosyasındaki sözleşmede geçen 650.000,00 TL müteselsil kefaletin, işbu işlemlere dayanak olarak alınan irade beyanlarının, işbu kredi, kefalet ve ipotek sözleşmelerine dayanılarak açılan ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı takip dosyasının ve yine aynı kredi sözleşmesine dayanılarak, bahsi geçen ipotek dosyasındaki alacak ile ilişkilendirilmiş bulunan Kocaeli 5. İcra Dairesi'nin 2016/9945 E. sayılı icra takip dosyasının iptalini ve davacının bahsi geçen kişinin kredilerinden kaynaklı olarak, asıl borçlu, kefil veya üçüncü kişi lehine ipotek veren sıfatları başta olmak üzere, sair sıfatlarla borçlu ve yükümlü olmadığının tespitini talep etmiştir.

II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafın iddialarının asılsız olduğunu, davalı bankanın ...'tan olan alacağına kavuşamadığından ... aleyhine ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı takip başlattığını, ...'nin ipotek verdiğini, tahsilde tekerrür etmemek kaydıyla da ... ve kefil ... aleyhine ilamsız takip de başlatıldığını, ödeme emrinin davacıya tebliğ edildiğini, ancak tarafların hiç bir itirazının olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince, ipotek konusu binanın bulunduğu parselin arsa vasfında olduğu, taşınmaz üzerinde kat mülkiyeti veya kat irtifakı kurulmadığı, taşınmaz üzerindeki bina ile ilgili inşaat ruhsatı alınmışsa da iskân alınmadığı, kat mülkiyetine geçilerek dava konusu dairenin bağımsız bölüm tapusunun çıkarılmasının hukuki olarak daha uygun olacağı, 23.11.2021 tarihli harita mühendisi bilirkişi tarafından hazırlanan raporda kırmızı renkle işaretlenen bölümün aile konutu olduğu, takip dosyasında taşınmazın satışı sonucu davalı bankaya 256.000,00 TL ödendiği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 584. maddesinde eşlerin ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabileceğinin, bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olmasının şart olduğunun belirtildiği, bununla birlikte eş muvafakatının şekli konusunda Kanun'da hüküm bulunmadığı, bu haliyle eş muvafakatına dair imzanın beyaza imza şeklinde alınabileceği, beyaza atılan imzanın anlaşmaya aykırı doldurulduğu iddiası ancak yazılı delille ispat edilebileceğinden, davacıların kefil olarak ve eş rızasına dair imza inkârı da bulunmadığından yazıların yaş tayini konusunda bilirkişi incelemesine gerek görülmediği, davacı tanığının davacıların iradesinin dava konusu işlemin yapıldığı sırada fesada uğradığına ya da uğratıldığına ilişkin bir beyanda bulunmadığı, 13.01.2016 tarihli genel kredi sözleşmesi imzalanmasına ilişkin davacıların iradelerinin fesada uğratılmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile ipoteğin fekkine, tahsil edilen 256.000,00 TL'nin davalıdan alınıp davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince istinaf edilmiştir.

IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesince, dava konusu taşınmazın aile konutu olduğu kabul edilerek ipoteğin kaldırılmasının gerektiği, ancak taşınmazın satışının yapılmış olması nedeniyle taşınmaz bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmişse de; ipotek tesis edilen taşınmazın, dava tarihinden önce ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile yapılan takip sonucu 23.09.2020 tarihinde cebri ihale ile satıldığı, ihalenin feshi için açılan davanın reddedilerek 27.09.2021 tarihinde kesinleştiği, taşınmazın mülkiyeti cebri icra ile satılmakla, tapu kütüğüne tescil edilmemiş bile olsa mülkiyetin ihalenin yapıldığı andan itibaren alıcıya geçtiği, bu itibarla dava konusu taşınmaz üzerindeki ipoteğin işlevini yerine getirdiği ve hukuken ortadan kalktığı, varlığı karar tarihinden önce sona ermiş olan ipoteğin kaldırılmasına karar verilemeyeceği, bu halde davanın konusuz kaldığı, Mahkemece taşınmaz bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesinin hatalı olduğu, ancak taşınmazın ipotek tarihi itibariyle aile konutu olduğunun anlaşıldığı, davacı ...’nin ipotek yönünden muvafakatının bulunmadığı, muvafakat belgesinin kefalet yönünden olduğu, binanın 110m2’lik zemin katı yönünden davacıların dava tarihi itibariyle haklı oldukları anlaşıldığından ipoteğin kaldırılması talebine yönelik talep yönünden yargılama giderlerinden davalının sorumlu tutulduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, yerel mahkemenin kararının kaldırılmasına, ipoteğin kaldırılması yönündeki talep yönünden davanın konusuz kaldığı anlaşıldığından bu talep yönünden karar verilmesine yer olmadığına, diğer talepler yönünden davanın reddine karar verilmiş, karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

V. TEMYİZ A.Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, eş rızası bulunmadığı ve irade fesadı sebebiyle aile konutu üzerine konulan ipotek kapsamında borçlu olmadığının tespiti ve ipoteğin kaldırılması istemine ilişkin olup, ipoteğin satışı sonrası dava istirdat davasına dönüşmüştür. B.Değerlendirme ve Gerekçe 1.İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davacılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2.Taraflar arasındaki hukuki ilişkide, kullanılan kredi kapsamından mülkiyeti davacı ....'ye ait dava konusu taşınmaz üzerinde ipotek tesis edildiği, yapılan keşifte anlaşıldığı üzere söz konusu taşınmazın arsa vasfında olduğu, kat mülkiyeti veya kat irtifakı kurulmadığı, 23.11.2021 tarihli harita mühendisi bilirkişi tarafından hazırlanan raporda kırmızı renkle işaretlenen bölümün aile konutu olduğu, takip dosyasında taşınmazın satışı sonucu davalı bankaya 256.000,00 TL ödendiği anlaşılmıştır. İlk Derece Mahkemesince, taşınmazın satış bedeli 256.000,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmiş ise de; dava konusu taşınmazın zemin + 2 kat daireden oluştuğu, yalnızca zemin katın aile konutu vasfında olduğu, eşlerden birinin, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamayacağı, bu sebeple ipotek tesisinin geçersiz olduğu, dava devam ederken ipotekli taşınmazın satılması nedeniyle işbu dava istirdat davasına dönüşmüş ise de, tüm satış bedelinin iadesine karar verilmesi doğru olmadığı gibi Bölge Adliye Mahkemesince ipoteğin paraya çevrilmesi nedeniyle davanın konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına dair hüküm kurulmasının da doğru olmadığı, menfi tespit davası kendiliğinden istirdat davasına dönüştüğü için bu yönde değerlendirme yapılması gerektiği anlaşılmaktadır. O halde, cebri ihale ile satışı yapılan taşınmazın, arsa vasfında olduğu, kat mülkiyeti veya kat irtifakı kurulmadığı gözetildiğinde, taşınmaz arsa payı ve üzerindeki bağımsız bölümlerin bedelleri ayrı ayrı belirlenerek, aile konutu olduğu tespit edilen zemin katın arsa payı karşılığı bağımsız bölümün satış tarihi itibariyle rayiç değeri tespit edilerek bu tutar yönünden istirdat davasının kabulüne karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile sonuca varılması doğru olmamış, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir. 3.Bozma sebebine göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmiştir.

VI. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/2 hükmü uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, takdir olunan 28.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine, peşin alınan temyiz karar harçlarının istekleri halinde ilgililere iadesine, 04.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 4cec6d0310438c7e df13e3f1848f0e83

Metin Yargıtay'ın yayımladığı karar metninden alınmıştır. Dilekçede kullanmadan önce resmî metinle karşılaştırın.

Bu konuda başka emsal mi arıyorsunuz?

SmartHukuk'ta olayınızı kendi cümlenizle yazın; ilgili Yargıtay kararlarını künyesi ve dayanak maddeleriyle birlikte bulun.

Emsal karar ara

Aynı daireden yakın tarihli kararlar

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi – Mart 2025 kararlarının tamamı