11. Hukuk Dairesi 2024/2411 E. , 2025/1869 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/145 Esas, 2024/334 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2017/436 Esas - 2020/253 Karar Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin "..." ibareli markasını suni deri üretimi, flok kaplamalı kumaş üretimi yapan sektörün öncü kuruluşlarından olduğunu, davalının 2003/01860 sayılı "Suni süet üretiminde katlı ve desenli flok yapıştırma tekniği" başlıklı patenti adına tescil ettirdiğini, hukuka aykırı patent tescili akabinde davacı şirkete ihtarname gönderilerek patent konusu teknik ile yapılan üretim ve satışın durdurulmasının ihtar edildiğini, Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2007/29865 hazırlık sayılı dosyası ile müvekkili aleyhine soruşturma başlatıldığını, Küçükçekmece 3. Sulh Ceza Mahkemesi'nin kararı gereğince müvekkili ürünleri hakkında arama ve el koyma kararı verildiğini, karar gereğince 05.09.2007 tarihinde müvekkili şirketin fabrikasında bulunan 807 top mamul kumaş ve 55 top yarı mamul muhtelif kumaşa el konularak yeddiemin olarak davalı şirkete bırakıldığını, müvekkilinin yaptığı itiraz üzerine Küçükçekmece 8. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 17.09.2007 tarih, 2007/116 D.iş sayılı kararı ile ürünlerinin müvekkili şirkete yeddiemin olarak teslim edildiğini, mahkeme kararı gereğince müvekkili şirketin üretim ve satışını durdurmak zorunda kalındığını, Bakırköy 1. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2008/81 E. 2013/360 K. sayılı dosyası kapsamında, dava konusu patentin tekniğin bilinen durumdan aşikar bir şekilde çıkarılabildiği ve buluş basamağı aşılmadığı gerekçesiyle, 17.09.2013 tarihli karar ile patentin hükümsüzlüğüne dair verilen kararın 28.04.2015 tarihinde kesinleştiğini, davalının hükümsüz kılınan kötüniyetli patent tesciline dayanarak yapmış olduğu eylemler nedeniyle müvekkilinin ticari faaliyetinin durduğunu, müvekkilinin maddi zarara uğradığını ileri sürerek davalı tarafından kötüniyetli, haksız ve hukuka aykırı olarak yapılan ve kesinleşmiş mahkeme kararıyla hükümsüzlüğüne karar verilen patent tescili dolayısıyla patent konusu teknikle ilgili müvekkilinin uğramış olduğu zararların bu aşamada 1.000,00 TL'sinin tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı şirketin incelemeli patent hakkına dayanarak ve haklı olarak patent konusu buluşu kullanan üç��ncü kişilere karşı mevzuattan kaynaklanan haklarını kullandığını, müvekkili adına tescilli olan patentin hükümsüzlüğüne dair verilen kararın Yargıtay onamasından geçerek kesinleştiğini, patentin müvekkili şirket adına tescil edilmiş olmasının müvekkilini kötü niyetli olarak göstermeyeceğini, aksine incelemeli patentin otoritelerce incelendiğini, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 139/2/a hükmü uyarınca müvekkilinden tazminat talep edilemeyeceğini, hükümsüzlüğüne karar verilen patentin kötüniyetli olarak tescil edildiğini kabul etmenin hakkaniyete uygun olmayacağını, müvekkili şirketin kusuru ve kötü niyeti bulunmadığından ve davacının tazmin edilmesi gereken bir zararı olmadığından somut olayda tazminat şartlarının bulunmadığını, yerleşik Yargıtay uygulamasına göre tescilli olduğu sürece patentin kullanılmasının haksız rekabet teşkil etmeyeceği ve tazminat yükümlülüğü doğmayacağını, aksini kabul etmenin hukuk güvenliğini zedeleyeceğini savunarak davanın reddini davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının 2003/01860 sayılı dava konusu patenti incelemeli olarak almış olduğu, bu çerçevede araştırma raporunun Danimarka Patent Ofisince düzenlendiği ve olumlu sonuç alındığı, yayınlanan araştırma raporuna davacı dahil on üç şirket tarafından itirazda bulunulduğu, itiraz sahiplerinin incelemenin Avusturya Patent Ofisince yapılmasını talep ettiği, başvuru sahibi/davalının istemlerinde değişiklik yapması üzerine, itiraz ve istem değişikliği ile birlikte incelemenin WİPO'nun 1997'den beri araştırma ve inceleme otoritesi olan Avusturya Patent Ofisi incelemenin yapılarak olumlu rapor verildiği, Türk Patent ve Marka Kurumu'nun da bu işlemler sonucunda 09.07.2007'de patent verilmesine yönelik olarak idari kararını verdiği, ayrıca davalı patent sahibinin Avusturya Patent Ofisi ve Almanya ve de Avusturya daki uzman kişilerden patentin hükümsüz olmadığına ilişkin görüş ve mütaalaların sunulduğu, patente ilişkin hükümsüzlük kararının ise, davalıya ait patentin tekniğin bilinen durumundan aşıkar bir şekilde çıkarılabileceği ve buluş basamağı olmaması nedeniyle verildiği, buluş basamağının patent başvurularında yenilikten farklı olarak tespiti daha zor bir kriter olduğu, davalı tacir sıfatına haiz olsa da bilirkişi raporunda da tespit olunduğu üzere patent vekilleri aracılığı ile ve uluslararası kuruluşlarca incelemeli patent almış olduğu dikkate alındığında, sonradan bu patentin hükümsüz kılınmasının kötüniyetli veya ağır ihmal ile davranmış olduğunun kabulünü gerektirmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, taraf vekillerince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetszlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, dava konusu patentin hükümsüz kılındığından bahisle davacı hakkında gerçekleştirilen el koyma işlemleri neticesinde uğradığı maddi zararının tazminini istemine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 17.03.2025 tarihinde kesin olarak oy çokluğuyla karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ Çoğunlukla ortaya çıkan uyuşmazlık, sulh ceza mahkemesince verilen el koyma (tedbir) kararının patente tecavüz sebebiyle verilen hukuken kesinleşmiş ve uygulanmış karar kapsamında olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre sonradan kesinleşmiş mahkeme kararı ile hükümsüz olan patente dayalı alınan tedbir kararı nedeniyle davalının zarardan sorumlu olup olmayacağı noktasında toplanmaktadır. Somut olayda davalı patent hakkına dayanarak davacı hakkında şikayette bulunmuş, ceza mahkemesince de el koyma (tedbir) kararı verilmiş, Anayasa Mahkemesinin patente tecavüz suçunu düzenleyen 551 sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (551 sayılı KHK) hükmünü iptal etmesi nedeniyle, patente tecavüzün ceza yönünden yaptırımsız kaldığı ceza mahkemesince belirtilmiştir. Ayrıca açılan hükümsüzlük davasında ise söz konusu patentin hükümsüzlüğüne karar verilmiş ve kesinleşmiştir. Hükümsüzlük kararının kesinleşmesi üzerine davacı el koyma (tedbir) kararının haksız olduğunu ileri sürerek tazminat isteminde bulunmuş, davalı ise patent hakkına dayanarak şikayette bulunduğunu, kötüniyetinin bulunmadığını ileri sürerek davanın reddini istemiştir. Mahkemece el koyma kararı alınmasında davalının incelemeli patent hakkını kullandığı ve dolayısıyla kütüniyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince de istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Ancak, davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan SMK'nın 139. maddesi (mülga 551 sayılı KHK m. 131) hükmü uyarınca, hükümsüzlük kararı geçmişe etkili sonuç doğurur ve dolayısıyla patent başvurusuna sağlanan koruma hiç doğmamış sayılır. Ancak patent sahibinin ağır ihmali veya kötüniyetli hareketi bulunmaması halinde, hükümsüzlüğe karar verilmeden önce, patente tecavüz nedeniyle verilen hukuken kesinleşen ve uygulanan kararlar hükümsüzlükten etkilenmez. Patent sahibinin ağır ihmali veya kötüniyeti bulunması durumunda ise patentin hükümsüzlüğü kesinleşen ve uygulanan kararları da etkiler ve dolayısıyla bu halde patent sahibi zarar görenlere karşı sorumlu olur. Hükümsüzlüğün etkisinin istisnasını düzenleyen bu hüküm, tecavüz nedeniyle verilen hukuken kesinleşmiş ve uygulanmış kararları kapsamakta olup el koyma (tedbir) kararlarını kapsamamaktadır. Aksi kabul geçici koruma niteliğinde olan el koyma (tedbir) kararlarına nihai karar niteliği kazandırmak olur ki bunun da hukuki dayanağı bulunmamaktadır. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesinin iptal kararı olmasaydı bile şikayetin dayanağı patentin hükümsüzlüğüne dair verilen kararın kesinleşmesi üzerine, ceza mahkemesince beraat kararı dışında bir karar verilebilme imkanı da kalmamıştır. Hal böyle olunca, patentin hükümsüzlüğüne ilişkin kararın kesinleşmesi ile birlikte davalının şikayeti üzerine ceza mahkemesince verilen el koyma kararının haksız olduğunun ortaya çıkmış olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Geçici hukuki koruma niteliğinde olan el koyma kararı, anılan madde metninde belirtilen patente tecavüz nedeniyle verilen hukuken kesinleşen ve uygulanan karar niteliğinde de olmadığına göre, somut olayda hükümsüzl��ğün geçmişe etkisinin istisnasını oluşturan bir durumdan söz edilmesi doğru olamaz. Ayrıca, belirtmek gerekirse kural olarak, ihtiyati tedbir kararından sorumluluk kusursuz sorumluluktur. Ancak, bu sorumluluğun doğması için ihtiyati tedbirin haksızlığının dava sonucunda saptanması, haksız ihtiyati tedbir nedeniyle bir zararın doğması ve zararla haksız ihtiyati tedbir kararı arasında uygun nedensellik bağının bulunması gereklidir. Tedbir kararının yargıç tarafından verilmiş olması ve tedbir kararı alınmasında davalının bir kusurunun bulunmaması doğan zarardan davalının sorumlu tutulmasını engellemez. Tedbir kararının haksız alındığının anlaşılması, ihtiyati tedbir nedeniyle uğranılan maddi zarardan sorumluluk için yeterli olup, tedbir kararı alanın ayrıca kusurlu bulunması şart değildir. İhtiyati tedbir isteminde dayanılan olayların doğru olmadığı, dayanakların hükümsüz olduğu asıl dava sonunda belirlenince ihtiyati tedbir kararı haksız alınmış demektir. Tüm Yargıtay içtihatları bu yöndedir. Somut olayda, davalının koruma tedbiri kararı aldığı ve davacının kumaş ve yarı mamul kumaşlarına el konularak yediemine teslim edildiği, davacı şirketin üretim ve satışının durduğu, davalının davaya konu el koyma-tedbir kararına esas alınan patentinin Bakırköy 1. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince, hükümsüzlüğüne karar verildiği ve kararın 28.04.2015 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. Hükümsüzlük kararı geçmişe etkili olduğundan, koruma tedbirine esas olan patent baştan itibaren hükümsüz olup, bu dava neticesinde davacı hakkında verilen el koyma kararının haksız olduğu ortaya çıkmıştır (Dairemizin 2012/17742 E., 2015/6915 K. sayılı kararı). Zira yukarıda belirtildiği üzere, tedbir niteliğindeki el koyma kararı tecavüz nedeniyle açılan davada verilen ve kesinleşen karar niteliğinde olmadığından, hükümsüzlüğün geçmişe etkili olduğu yönündeki kuralın istisnası somut olayda bulunmamaktadır. Bu nedenlerden dolayı haksız geçici hukuki koruma nedeniyle davacının uğramış olduğu zarardan davalının sorumlu olduğu gözetilerek, davacının zararının doğmuş olup olmadığı, doğmuşsa miktarı bilirkişi marifetiyle belirlenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, somut olayda uygulama yeri olmayan anılan hüküm uyarınca, İlk Derece Mahkemesince davalının kötüniyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine, Bölge Adliye Mahkemesince de istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesinin doğru olmadığı kanaatiyle, kararın bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun onama yönündeki görüşüne katılmamaktayız. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 6d8265f8178c4975 1ac3aa3414ecd485