10. Hukuk Dairesi 2025/644 E. , 2025/7704 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/3474 E., 2024/1714 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 19. İş Mahkemesi SAYISI : 2022/84 E., 2022/422 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 01.05.1989 tarihinde sigortalı olarak çalışmaya başladığını, ...ın sahibi olduğu ve ilk ünvanı ... Gemicilik ve Ticaret A.Ş. olan, daha sonra unvanının .... Holding A.Ş. olarak 01.01.2015 tarihinden bu yana kesintisiz devam ettiğini, ayrıca bu firma ve şirketlerin tamamının .. .. ve ortaklarına ait aynı şahıslara ait ve birbiri içinde olan şirketler olduğunu, böylece sigortalılık hayatının hiç kesintiye uğramadığını, yaş şartını, sigortalılık süre şartını ve prim ödeme şartını sağladığı, 17.09.2021 tarihinde yaşlılık aylığı bağlanması için davalı Kuruma yazılı başvuru yaptığını, bu talebinin 2019/9 sayılı Genelge gereği ortak ve yönetim kurulu üyesi olduğu şirketteki 4/1-a kapsamında sigortalılığın iptali ile yatan primlerin 01.01.2005 tarihi itibari ile açılan 4/1/b kapsamında sigortalılığa ait prim borcuna aktarıldığı ve bu işleme bağlı olarak aylık talebinin reddedildiği, davalı Kurum işleminin iptaline yönelik talebinin de geri çevrildiği, 5510 sayılı Kanun'un geçici m.8 hükmüne göre 01.10.2008 tarihi öncesine 4/1-b kapsamında tescil yapılmasının da yasal olarak mümkün olamayacağı, önceden başlayan ve kesintisiz devam eden 4/1-a kapsamındaki sigortalılığa geçerlilik tanınması gerektiği, bu konuda Yargıtay tarafından verilmiş kararla olduğunu, bakiye talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla Kurumun yaptığı sigortalılık aktarımı işleminin iptalini, 4/1-a kapsamındaki sigortalılığın geçerli sayılarak 17.09.2021 tarihini takip eden aybaşından geçerli olmak üzere yaşlılık aylığı bağlanarak faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı Kurum vekili; davacının 4/a sigortalısı olduğu şirketin ortağı olduğunu, davacının ortak olduğu iş yerinde sigortalı olamayacağından müvekkil Kurumca tesis edilen işlemin yerinde ve hukuka uygun olduğunu, davacının 4/b sigortalılığının iptal edilip 4/a sigortalılığının geçerli hale getirilmesi talebinin yasal mevzuatlara göre mümkün olmadığını, dava dilekçesinde aleyhe hususları kabul etmediklerini, davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davada somut çalışmanın 4/1-a kapsamında olmaması nedeniyle baştan itibaren geçersiz sigortalılık bulunduğunu, davacının anonim şirkette ortaklığının ve yönetim kurulu üyeliğinin kesintisiz olarak devam ettiği, Kurum işleminin yerinde olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının anonim şirketin ortağı ve yönetim kurulu üyesi olması nedeniyle bu işyerindeki çalışmasının hizmet sözleşmesi kapsamında değerlendirilemeyeceği, davacı hakkında 01.01.2005 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 4/1-b kapsamında sigortalılık işlemi yapılmasına dair Kurum işleminin usul ve kanuna uygun olduğu anlaşılmakla, İlk Derece Mahkemesi tarafından yeterli inceleme ve araştırma sonucu hüküm kurulduğu, HMK'nın 355. maddesi ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve kanuna uygun olduğu anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun oy birliği ile esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde ;müvekkilinin ilk olarak ekli işe giriş bildirgesinde görüldüğü üzere ...’a ait şahıs firması olan Kıran Makine ve Gemi Sanayi iş yerine 01.05.1989 tarihinde girerek sigortalı olarak çalışmaya başladığı bu sebeple de SGK numarası olarak ... sigorta sicil numarası verildiği bu şahıs firmasında herhangi bir ortaklığı olmayıp hizmet akdine dayalı olarak çalıştığı, daha sonra çalışması bulunan ve ....’a ait şirketten 70/500 pay alarak ortak olduğu iş yerinde sigortasının kesintisiz olarak devam ettiği, davalı Kurumun davacının Anonim Şirket Yönetim Kurulu üyesi olması sebebiyle 01.01.2005 tarihinden itibaren 4/b Bağ-Kur sigortalısı olması gerektiğini beyanla bu tarihten itibaren tüm 4/a SSK sigortalılıklarını iptal etmiş ve bu tarihten sonra müvekkilini 4/b Bağ-Kur sigortalısı sayarak 4/a primlerini 4/b'ye aktarma yoluna gitmiş bu nedenle yaşlılık aylığı talebini reddetmesinin Anayasa'nın sosyal güvenlik ilkesine aykırı olduğu gibi hukukun temel ilkesi olan kazanılmış hak kavramına ve 5510 ve 6111 sayılı Kanun hükümlerine de aykırı olduğunu İlk Derece Mahkemesinin yanlış bir şekilde düzenlenmiş bilirkişi raporundaki yanlış değerlendirmeyi gerekçe yaparak taleplerinin reddine karar vermesinin hatalı olduğu gerekçeleriyle kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davacının kendi şirketinden bildirilen 5510 sayılı Kanun'un 4/a kapsamındaki sürelerin 4/b sigortalılık sayılmasına dair Kurum işleminin iptali ile davada talep davacının 4/a kapsamında aylık bağlanması talepli 17.09.2021 tarihli tahsis talebine istinaden yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti istemine ilişkindir. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harcının ilgiliden alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Üye ...'ın muhalefetine karşı, Başkan ..., Üyeler ..., ... ve ...'ün oyları ve oy çokluğuyla, 08.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. KARŞI OY GEREKÇESİ 1. Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık “01.05.1989 tarihinde aynı gruba bağlı şirkette 4/a kapsamında iş sözleşmesi ile çalışmaya başlayan ve 01.01.2005 tarihinde kurulan aynı gruba bağlı A. Şirketinde ortaklık payı verilen, ancak iş sözleşmesi kapsamında çalışmaya devam eden ve primleri de bu kapsamda Kurumca kabul edilen sigortalı davacının 4/a kapsamında 2021 yılında yaşlılık aylığı tahsis isteminde bulunması üzerine, Kurumca ortağı olduğu Anonim şirketten 4/a kapsamında sigortalı olunamayacağı, primlerin 4/b kapsamında kabul edildiği ve buna göre yaşlılık aylığına hak kazanmayacağı yönündeki Kurum işleminin yerinde olup olmadığı” noktasında toplanmaktadır. 2. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda "davada somut çalışmanın 4/1-a kapsamında olmaması nedeniyle baştan itibaren geçersiz sigortalılık bulunduğunu, davacının anonim şirkette ortaklığının ve yönetim kurulu üyeliğinin kesintisiz olarak devam ettiği, Kurum işleminin yerinde olduğu" gerekçesi ile davanın reddine dair karar verilmiş, tarafların istinaf etmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından davacının istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir. 3. Kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine çoğunluk görüşü ile kararın onanmasına karar verilmiştir. 4. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) “Dürüst davranma” başlıklı 2. maddesinde; “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre; dürüstlük kuralı, herkesin uyması gerekli olan genel ve objektif bir davranış kuralıdır. Genel olarak dürüstlük kuralı kişilerin tarafı oldukları hukuki ilişkilerde dürüst, namuslu, ahlâklı ve diğer kişilerde yaratılan güvenle tutarlı şekilde davranmalarını ifade eder. Buna göre belirli bir hukuki ilişkide dürüstlük kuralına uygun davranış; toplumdaki dürüst, namuslu ve orta zekâlı bir kişinin, genel ahlâk, doğruluk ve karşılıklı güven esaslarına uygun davranış biçimidir. Dürüstlük kuralına uygun bu davranışın belirlenmesinde, toplumda geçerli olan genel ahlâk kuralları, günün adet ve uygulamaları, davranışın söz konusu olduğu hukuki ilişkilerin içerik ve amaçları da dikkate alınacaktır (Dural, M./Sarı, S.: Türk Özel Hukuku, 6. Baskı, İstanbul 2011, s. 226-227). Bir hakkın dürüstlük kuralına aykırı olarak kullanılması suretiyle başkasına bir zarar verilmesi hakkın kötüye kullanımını oluşturur. TMK’nın 2/I. maddesi herkesin haklarını, toplumda geçerli doğruluk, dürüstlük ve iş ilişkilerinin gerektirdiği karşılıklı güven anlayışına uygun olarak kullanmasını emreder. 5. Bunun yanında aynı Kanun’un “İyiniyet” başlıklı 3. maddesinde de: “Kanunun iyi niyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyi niyetin varlığıdır.Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyi niyet iddiasında bulunamaz.” düzenlemesi yer almaktadır. Buna göre iyi niyet, bir hakkın kazanılması veya bir hukuki sonucun doğması yönünden mevcut bir engeli, bir eksikliği veya benzeri bir olguyu bilmemek ve hâlin gerektirdiği özen gösterilse dahi bilecek durumda olmamaktır. Ancak TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı, aynı Kanun'un 3. maddesinde düzenlenen iyi niyet ile birebir aynı niteliği de taşımamaktadır. TMK'nın 3. maddesinde düzenlenen iyi niyet “hakların kazanılması” ile ilgili olduğu hâlde, Kanun'un 2. maddesinde yer alan dürüst davranma “hakların kullanılması” ve “borçların yerine getirilmesinde” söz konusu olur. 6. Güven teorisi, her iki tarafın menfaatleri arasında denge kurmayı amaçlar ve kaynağını dürüstlük kuralından alır. Kendine özgü mahiyet arz eden güven sorumluluğu bir kişinin veya kuruluşun davranışlarıyla başkalarında yarattığı haklı beklentiler nedeniyle oluşan güven ilişkisinden kaynaklanır. Temeli Alman Borçlar Kanunu’nda yer alan, borçlar hukuku mevzuatımızda düzenlemesi bulunmamakla birlikte gerek Türk hukukunda gerekse İsviçre hukukunda kendisine uygulama yeri bulan bu teori bir kimsenin kendi yarattığı dış görünüşün meydana getirdiği sonuçlara kendisinin katlanmasının gerekliliği, aksi yönde bir düşüncenin iyi niyet kurallarına aykırılık teşkil edeceği kabulüne dayanır. Bu kapsamda yorum sırasında güven teorisinin uygulanması TMK'nın 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük ilkesinin gereğidir. Kanunun getirdiği güvenin korunmasına ilişkin hükümler yanında, tarafların sözlü veya yazılı davranışları bu güven ortamını sağlayabilir. Sağlanan güvenin, güven sorumluluğu kapsamında, hukuken korunması gerekir. Güven sorumluluğunda taraflar birbirlerinden bekledikleri güveni boşa çıkarmamalıdır. Bu itibarla güven teorisi hukuki güven, istikrar ve hakkaniyet düşüncesini esas alır. Hukukun bir amacı da kişilerin gerek birbirleriyle gerekse devletle olan ilişkilerde güven ve sürekliliği sağlamaktır. Kanuna aykırı sakat bir işlemin uzun bir süre sonra geri alınması adalet, hakkaniyet, kamu düzeni ve istikrar ilkelerine dolayısıyla hukuka aykırı olur. Topluma ve kişiye hizmetle yükümlü bir hukuk devleti kişiye haksızlık yapmamak ve kendisinin yararlandığı bir süreden kişiyi de yararlandırmak zorundadır. 7. Devletin, iyi niyetli vatandaşın sosyal güvenlik hakkını koruması önemli bir güvencedir. Sosyal güvenlik hakkı, bireylerin geleceğe güvenle bakmalarını sağlayan bir insan hakkı olup aynı zamanda sosyal hukuk devleti içerisinde yer alan ve bu ilkeyi oluşturan temel kavramlardan birisidir. Bu nedenle de sosyal güvenlik hukukundan kaynaklanan davalarda Kurum tarafından icra edilen işlemlerin anayasal bir hak olan sosyal güvenlik hakkını zedelememesine dikkat edilmelidir. Nitekim aynı esaslar Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 06.10.2020 tarih ve 2016/10-1602 Esas, 2020/711 Karar sayılı ilamında kabul edilmiştir. 8. Genel olarak idarenin, özel olarak da somut uyuşmazlıkta Sosyal Güvenlik Kurumun hukuki sorumluluğu idare işlevinden kaynaklanmaktadır. Varlık nedeni hizmet ve edim sunmak olan idare (Kurum), hizmetten yararlanan, hizmete katılan veya hizmetten etkilenen birey ile ilişkisini hukukun genel ilkeleri doğrultusunda hakkaniyet ve dürüstlüğü gözeterek hukuk çerçevesinde yürütmekle ve ortaya çıkan hak ihlallerini de mümkün olduğunca dava yoluna gidilmeden gidermekle yükümlüdür. 9. Yargıtay’ın 27.01.1973 gün ve E.1972/6, K.1973/2 sayılı İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı ile Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 22.12.1973 gün ve A.1968/8, K.1973/14 sayılı kararında belirtildiği gibi, çok ciddi ve ağır ölçüde hukuka aykırı olmaları nedeniyle hiçbir hukuki değere sahip olmayan ve hukuken yok hükmündeki idari işlemler, yönetilenlerin gerçek olmayan beyan ve bilgilerle idareyi aldatarak yaptırdıkları işlemler, hile ile elde edilmiş işlemlerle idare edilenlerin kolayca anlayabileceği açık hataya dayalı işlemler hukuka aykırı olacakları için bir hak doğurmazlar ve idarece her zaman geri alınabilir. 10. Sosyal Güvenlik Kurumunun 28.09.2008 tarih ve 27011 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 5510 sayılı Kanun Gereğince Sigortalı Sayılanlar, Sayılmayanlar, Sigortalılığın Başlangıcı, Kuruma Bildirilmesi ve Sona Ermesi Hakkındaki Tebliğinin “V. Sigortalılık Hallerinin Çakışması Başlıklı” bölümünün 9. maddesinde “01.10.2008 tarihinden önce 5510 sayılı Kanun'un 4. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında sigortalı oldukları halde, kendilerine ait veya ortak oldukları işyerlerinden bu Kanun'un 4. maddenin birinci fıkrasının (a) bendine tabi prim ödemesi olanların sigortalılıkları kesintiye uğrayıncaya kadar devam ettirilir.” şeklinde düzenleme ile 5510 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden önce başlayan sigortalılığın kesintiye uğrayıncaya kadar devam edeceği belirtilmiştir. 11. Somut uyuşmazlıkta davacının anonim şirketin kurucu ortağı olduğu ve anonim şirkette aynı zamanda 4/a kapsamında çalıştığı Kurumun 2005 yılında dahi bilgisi dahilindedir. Davacı sigortalı 1989 yılında aynı gruba bağlı şirkette iş sözleşmesi ile çalışmaya başlamış, 2005 yılında kurulan anonim şirkette ortak yapılmıştır. Ortağı olduğu şirkette aynı pozisyonda iş ilişkisi kapsamında çalışmaya başlamış ve Kurumca önceden başlayan 4/a sigortalılığı devam ettirilmiştir. Kurum 2005 yılında kurulan şirket ortaklığını bilmektedir. Bu tarihte şirket ortağı olduğunu belirterek 4/b kapsamında sigortalılığının başlatabilirdir. Ancak Kurum tarafından bu olgu bilindiği halde primler 4/a kapsamında tahsil edilmiş ve yaklaşık 16 yıl sonra yaşlılık aylığı tahsis isteminde bulunması üzerine Kurum tarafından hizmet akti ile çalışmadığı, şirket ortağı ve temsilcisi olduğu, bu nedenle 4/a kapsamında sigortalı olamayacağı, 4/b kapsamında sigortalı olması gerektiği, primlerin 4/b kapsamında değerlendirilerek buna göre yaşlılık aylığı şartlarını taşımadığı gerekçesi ile davacı sigortalının istemi reddedilmiş, alınan primler 4/b kapsamında işveren payı düşüldükten sonra değerlendirilerek aktarılmış ve borç çıkarılmıştır. 12. Davacının başlangıçta şirket ortağı ortak olduğu Kurumun kabulündedir. Davacının başlangıçta 4/a kapsamında değil, 4/a kapsamında sigortalı olacağı kabul edilse idi davacı sigortalı buna göre tutum alır ve 4/b kapsamında emeklilik şartlarını sonradan gerçekleştirebilirdi. Kurumun 506 sayılı Kanun döneminde kabul ettiği 4/a sigortalılığı, genelgesi ile ara verilmediği için genelge ile 5510 sayılı Kanun döneminde de kabul ettiği ve sigortalıda güven oluşturduğu sabittir. Kurumun güven oluşturup, kazanılmış bir durum yaratıktan yaklaşık 16 yıl sonra 4/a kapsamından çıkararak 4/b li kabul etmesi ve işveren payını çıkararak borç çıkarması hukuken korunacak bir davranış olmayacaktır. Zira davacının 4/a kapsamında ödediği primleri Kurum kabul etmiş ve değerlendirmiştir. 13. Diğer taraftan davacının şirket ortağı olması 4/b için yeterli değildir. Davacı iş sözleşmesinin unsurları olan iş görme, düzenli aylık ücret ve en önemlisi hukuki ve kişisel olarak bağımlı çalışan konumunda ise sigortalılığı 4/a kapsamında kabul edilmelidir. 14. Keza belirtmek gerekir ki 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 53/5 maddesine göre “Birinci fıkra hükmü saklı olmak üzere sigortalının, bu madde hükmüne göre sigortalı sayılması gereken sigortalılık halinden başka bir sigortalılık hali için prim ödemiş olması durumunda, ödenen primler birinci fıkraya göre esas alınan sigortalılık hali için ödenmiş ve esas alınan sigortalılık halinde geçmiş kabul edilir”. Anılan düzenlemede çok açık şekilde “başka sigortalılık hali için ödenen primin, esas alınan sigortalılık hali için ödenmiş ve bu halde geçmiş kabul edileceği” belirtilmiştir. Burada ödenen primin işçi veya işveren payına göre ayrılacağı açıklanmamıştır. Kaldı ki davacı sigorta bildirimleri yapılan şirkette ortaktır. Kişi-organ vasfındadır. Bu durumda bu kişi için primleri ödeyenin işveren olduğundan sözedilemez. 4/a kapsamında ödenen primlerin tamamının ayrım yapılmaksızın 4/b sigortalılığına aktarılması gerekir. 15. Kararın bu nedenle bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumdan çoğunluğun onama kararına katılınmamıştır. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 1e1497daba20cd54 ffe1bdfadfe1e4c2