10. Hukuk Dairesi 2024/2496 E. , 2025/2556 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/3355 E., 2023/3469 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Kemer 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi SAYISI : 2021/51 E., 2023/232 K. Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalıya ait olan Antalya ili Kemer ilçesi Tekirova Beldesinde bulunan Güral Premier otelde çalışmakta iken dekor amaçlı buz heykelinin güneşin altında bekletilerek ısınması ve cam platformun da bu heykelin üzerine konulması neticesinde cam platformun kırılması sonucu müvekkilinin el bileğinin kesilerek zedelenmesi kazasının 07.08.2010 tarihinde meydana geldiğini, kazadan sonra herhangi bir savcılık soruşturmasının yapılmadığını, belirtilen iş kazasında işverenin gerekli iş güvenliğini sağlamadığını, meydana gelen iş kazasında işverenin tam kusurlu olduğunu, anılan iş kazası sonrasında müvekkilinin sağ el bileğinde bir tanesi 5cm diğeri 8 cm olmak üzere iki adet kesik meydana geldiğini, bunun da müvekkilin ellerinde kuvvet ve efor kaybına neden olduğunu normal bir kişi gibi sağ elini kullanamadığını, mesleği gereği sağ elini diğer elinden daha fazla kullanması gerektiğini, tedaviler sonrasında tamamen iyileşeceğini umduğunu ve bu yüzden herhangi bir dava yoluna gitmediğini, fakat sağ elinde olan kuvvet kaybı ve sakatlığının yapılan tedaviler sonrasında iyileşmediğini, Abant İzzet Baysal Üniversitesi Hastanesinden almış olduğu raporda %26 oranında sakat kaldığını, alınan bu raporla birlikte Sosyal Güvenlik Kurumuna sürekli iş göremezlik maaşı almak için başvuruda bulunduğunu, SGK başkanlığı tarafından müvekkiline maluliyet derecesi %16 olarak belirlenilmiş Şubat 2015 tarihi itibariyle aylık 206 TL iş göremezlik maaşı bağlandığını, davacı vekili müvekkilinin daha önceden almış olduğu raporda maluliyet oranının %26 olduğunu bu oranın SGK tarafından keyfi olarak %16 olarak hesaplandığını, meydana gelen olayda müvekkilinin herhangi bir kusurunun bulunmadığını, işverenin iş güvenliği ve işçi sağlığı amacıyla hiçbir güvenlik önlemini almadığını, bu nedenlerle müvekkilinin aldığı iş göremezlik maaşının sürekli tam iş göremezlik oranlarında yeniden belirlenmesini, müvekkilinin elinde oluşan zarardan dolayı kariyerinde ilerleyemeyecek olması ve aşçı yardımcısı olduğundan bu mesleği bir daha yerine getiremeyecek olması duyduğu elemi karşılamak için manevi tazminata karar verilmesini, müvekkilinin yargılama harç ve masraflarını karşılayacak maddi durumu olmadığından, adli yardım kararı verilmesini, yapılacak olan yargılama sonunda müvekkiline kaza tarihi olan 07.08.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan 5.000,00 TL maddi 100.000 TL manevi tazminat ödenmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekilince davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle, "Mahkememizde yargılaması yapılan eldeki dosyanın davacının geçirmiş olduğu iş kazası nedeniyle uğramış olduğu maddi ve manevi zararın giderilmesine ilişkin olduğu anlaşılmıştır. Dosya kapsamından uyuşmazlığın iş kazası nedeniyle uğranılan maddi manevi zararın bulunup bulunmadığı, bulunuyorsa bunun ne kadar olduğu hususlarında olduğu anlaşılmıştır. Kaza gerçekleştikten hemen sonra SGK'ya iş kazası bildirimi yapıldığından anılan kazanın iş kazası olduğu hususunda taraflar ihtilaf bulunmadığı anlaşılmaktadır. İhtilafın davacının geçirmiş olduğu kaza nedeniyle uğradığı sürekli iş gücü kaybı, iş kazasının meydana gelişindeki kusur oranları ve uğranılan zararın parasal olarak belirlenmesi hususlarında olduğu anlaşılmaktadır. Mahkememizin önceki kararı istinaf incelemesi neticesinde ''...Bilindiği üzere, maluliyet durumunun tespitine ilişkin SGK kararına karşı yapılan itirazlar Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanır. Kural olarak Yüksek Sağlık Kurulunun kararı SGK'yı bağlayıcı nitelikte ise de diğer ilgililer yönünden bir bağlayıcılığı olmadığından, YSK kararına da itiraz edilmesi halinde, inceleme Adli Tıp Kurumu İlgili İhtisas Dairesi tarafından yapılmalıdır. Adli Tıp İhtisas Dairesinin raporu ile YSK kararı arasında görüş ayrılığı bulunduğu takdirde ise çelişkinin giderilmesi için dosyanın Adli Tıp İlgili Üst Kurulu'na gönderilerek, çıkacak sonuca göre karar verilmesi gerekir. Somut olayda, İzmir Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü Kurum Sağlık Kurulunun 21.05.2015 tarihli raporu ile davacının maluliyet oranının % 18,2 olarak tespit edildiği, devamında dosyanın İstanbul Adli Tıp Kurumuna gönderildiği ve 3. İhtisas Dairesinin 04.08.2014 tarihli raporunda aynı oranın bildirildiği, en son İstanbul Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan alınan 02.11.2017 tarihli raporda da aynı oranının bildirildiği, Mahkemece yukarıda açıklanan prosedürün işletilmediği ve ilk itiraz üzerine YSK'dan rapor alınmadığı anlaşıldığından, davalı tarafın bu husustaki istinaf başvurusu, açıklanan şekliyle, yerinde görülmüştür. Yapılması gereken, yukarıdaki prosedürün izlenmesi ve Yüksek Sağlık Kurulundan da rapor alınması ve maluliyet oranının tespit edilmesi ile ortaya çıkacak sonuca göre bir karar verilmesidir. Zira, YSK'dan çıkacak farklı bir oranı içeren karar SGK'yı bağlayıcı nitelikte olacağına göre ilk peşin sermaye değerli gelirde bir farklılık olabilecek, bu da zarar hesabını değiştirecektir. Kabule göre de SGK'dan gelen belgelerden davacıya geçici iş göremezlik ödeneği verildiği ve % 18,2 maluliyet oranı üzerinden peşin sermaye değerli gelir bağlandığı görülmesine rağmen, herhangi bir ödeme yapılmadığı ve aylık bağlanmadığı gerekçesiyle hesaplanan zarardan gerekli mahsup işlemi yapılmadan karar verilmesi hatalı olmuştur...'' gerekçesiyle kaldırılmıştır. Dosya kapsamında, davacının geçirmiş olduğu kazaya ilişkin olarak düzenlenen SGK müfettiş raporunda davacının kazanın meydana gelmesinde kusurunun olmadığı belirtilmiştir. Davacının geçirdiği iş kazasının meydana gelmesinde tarafların kusur tespiti için bilirkişi Ayhan Kayhan'a kazanın meydana gelişine uygun ve denetime elverişli rapor da hazırlatılmıştır. Anılan raporda özetle:1-... Seramik ve Tur San. A.Ş.-Güral Premier Tatil Köyüne ait işyerinde sigortalı olarak çalıştırılan davacı ...'nün işyerinde, ''Gala Gecesi'' hazırlığı sırasında otel havuzunun etrafında dekor amaçlı yapılmış olan buz heykelinin, üzerine konulduğu camın kırılması ile etrafa saçılan cam parçalarının sağ el bileğinde 2 farklı yerde kesil oluşturması nedeniyle yaralandığı, meydana gelen yaralanma olayının gerçekleşmesinde işveren olarak davalı ... Seramik ve Tur San. A.Ş.-Güral Premier Tatil Köyünün gerekli önlemleri almamış olmasından dolayı asli kusurlu olduğu kanaatine varıldığı, 2-Davacı ...'nün iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin olmaması, işin güvenli yapılabilmesi için ihtiyaç duyulan koruyucu donanımlarının bulunmaması, işin yapılması sırasında işverenin izleme, denetleme, uyarma yapmamış olmasından dolayı iş kazası meydana gelmesinde kusurunun olmadığı kanaatine varıldığı belirtilmiştir. Söz konusu olayın meydana gelişine uygun olan her iki raporda da davacının kusurunun olmadığı tespit edildiğinden ve aralarında çelişki olmadığından davacının söz konusu kazanın meydana gelişinde herhangi bir kusuru bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Dosyamızda SGK'dan, SGK Yüksek Sağlık Kurulundan ve İstanbul ATK'dan alınan raporlarda istikrarlı olarak davacının dava konusu kaza nedeniyle uğradığı maluliyet oranının %16 olduğu tespit edilmiştir. Kaldırma kararında belirtildiği kural olarak işletilecek sürecin SGK-SGK YSK- ATK olması gerekli ise de dosyamız daha öncesinde SGK- ATK'ya gönderilmiş her iki raporda da davacının maluliyet oranı %16 olarak tespit edilmiştir. Kaldırma kararından sonra SGK YSK'dan alınan raporda da maluliyet oranı %16 olarak tespit edildiğinden raporlar arasında çelişki bulunmaması ve usul ekonomisi gereği İstanbul ATK'dan yeniden rapor alınmasına gerek duyulmamıştır. Davacının maluliyet oranının ve davalının kusur oranının tespit edilmesinden sonra güncel zararın hesaplanması için dosyamız iş hukuku alanında uzman hesap bilirkişisine tevdi edilerek rapor alınmıştır. Hazırlanan raporda davacının TRH2010 hesap tablosuna göre uğradığı zararın 1.016.246,45 TL olduğu tespit edilmiştir. Bu zarar hesaplanırken davacıya SGK tarafından yapılan ödemeler de göz önüne alınarak mahsup edildiğinden ayrıca mahsup yapılmasına gerek görülmemiştir. Davacının manevi tazminat talebi yönünden dosyanın değerlendirilmesinde; tarafların sosyal ve ekonomik durumları, kaza nedeniyle duyduğu üzüntü, kazanın meydana geliş şekli, kazanın meydan geldiği tarih göz önünde bulundurulmuş, takdir edilecek manevi tazminat miktarı mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olması ve sebepsiz zenginleşmeye neden olmayacak miktarda olması gerektiği, yönleriyle değerlendirilmiş ve mahkememizce bildirilen gerekçelerle takdiren 15.000,00TL manevi tazminata hükmedilmesine kanaat getirilmiştir.
IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; hükmedilen manevi tazminatın davacının yaşadığı acı, elem ve ızdırabı karşılamaktan uzak ve düşük olduğunu belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını ve manevi tazminat yönünden talepleri doğrultusunda karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; SGK'nın açtığı rücu davasında davacının % 30 oranında kusurlu bulunduğunu, eldeki davada alınan kusur raporu ile SGK'nın açtığı davada alınan kusur raporu arasında çelişki bulunduğunu, bu çelişkinin giderilmesi gerektiğini, hükme esas alınan hesaplamayı ve hesaplamanın dayanağını kabul etmediklerini, davacının ücretinin asgari ücretten yüksek kabul edilmesinin doğru olmadığını, çıplak ücreti yerine giydirilmiş ücretin dönem asgari ücretine oranlanmasını kabul etmediklerini, kaldı ki yapılan oranlamanın da hatalı olduğunu, davacının maluliyetinin % 16 olduğu belirtilmesine karşın hiç iş göremez durumda olduğu varsayımıyla hesaplama yapılmasının usul ve kanuna aykırı olduğunu, 60 yaş sonrası pasif dönem için zarar hesabı yapılmaması gerektiğini, hesaplanan maddi tazminat tutarında Kurum'un bağladığı gelirin tamamının düşülmesi gerekirken rücu edilebilen miktarın düşülmesinin doğru olmadığını, davada kaçınılmazlık durumunun hiç incelenip değerlendirilmediğini, bunu da kabul etmediklerini, dava konusu olayın tamamen davacının kendi kusurundan kaynaklandığını, bunun da illiyet bağını kestiğini, davalıya kusur izafe edilemeyeceğini, yapılan maddi tazminat hesabının fahiş olduğunu, hükmedilen harçlar ve karşı taraf vekalet ücretinin hatalı tespit edildiğini, ikinci kez verilen artırım dilekçesinin dikkate alınmaması gerektiğini, bu davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, davacı yönünden adli yardımın şartlarının da oluşmadığını, dolayısıyla harcı yatırılmamış dilekçelerin dikkate alınmaması gerektiğini belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulüne dair ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, yerinde görülmeyen taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içerisinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21. maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesi 3. Değerlendirme Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; davalı ... Seramik ve Tur San. A.Ş.-Güral Premier Tatil Köyüne ait işyerinde dava dışı ... sigortalısı olarak çalıştırılan davacı kazalının işyerinde, ''Gala Gecesi'' hazırlığı sırasında otel havuzunun etrafında dekor amaçlı yapılmış olan buz heykelinin, üzerine konulduğu camın kırılması ile etrafa saçılan cam parçalarının sağ el bileğinde 2 farklı yerde kesil oluşturması nedeniyle yaralandığı, meydana gelen yaralanma olayının gerçekleşmesinde Mahkemece 22.10.2018 tarihli kusur raporu aldırıldığı aldırılan raporda işveren olarak davalı ... Seramik ve Tur San. A.Ş.-Güral Premier Tatil Köyünün gerekli önlemleri almamış olduğu gerekçesiyle %100 kusurlu bulunduğu, davacı kazalının ise kusurunun bulunmadığı, raporun hükme esas alındığı, Mahkemece Bölge Adliye Mahkemesi kaldırma ilamı öncesi aldırılan 30.04.2019 tarihli hesap bilirkişi raporunda davacının maddi zararının 220.070,74 TL hesaplandığı davacı vekilince rapor gibi 03.10.2019 tarihli talep arttırım dilekçesi sunduğu, Mahkemece 08.10.2019 tarihli kaldırma öncesi verilen karar ile davacı maddi tazminatının talep doğrultusunda kabulüne karar verildiği, anılan karara karşı taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmakla davacı vekilince sunulan istinaf dilekçesinde manevi tazminatın az takdir edildiğinin ileri sürüldüğü, davacı vekilinin davalı vekilince sunulan istinaf dilekçesine cevap dilekçesinde maddi tazminat yönünden kararın onanmasını talep ettiği, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf talebi gereği sürekli iş göremezlik oranına dair eksik inceleme nedeniyle mahkeme kararın kaldırıldığı, kaldırma ilamı gereği yerine getirilerek eksik incelemenin tamamlandığı davacının sürekli iş göremezlik oranının kaldırma öncesi kabul edilen oran ile aynı oran olan %16 oranı olarak tespit edildiği, dosyanın yeniden hesap bilirkişine tevdi edildiği, 05.03.2023 tarihli hesap raporunda ise bu kez bilinen dönemin ileriye çekilmesi ile TRH-2010 tablosunun uygulanması suretiyle davacının maddi zararının daha fazla 1.016.246,45 TL olarak hesaplandığı, davacı vekilince 20.02.2023 tarihli dilekçesi ile maddi tazminatın raporda belirlenen tutar üzerinden talep edildiği, Mahkemece temyize konu kararında davacının maddi tazminat talebinin kabulü ile 1.016.246,45 TL maddi tazminata hükmolunduğu anlaşılmıştır. 4857 sayılı Kanun'un 2. maddesine göre bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir. İş Kanunu'nun 2. maddesinin 7. fıkrasına göre bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur. 5510 sayılı Kanun'un 12/6. maddesi ile de asıl işveren, bu Kanun'un işverene yüklediği yükümlülüklerden dolayı alt işveren ile sorumlu tutulmuştur. 4857 sayılı Kanun'un 2/7. maddesi ile işçilerin İş Kanunu'ndan, sözleşmeden ve toplu iş sözleşmesinden doğan hakları, 5510 sayılı Kanun'un 12/6. maddesi ile de Kurumun alacakları ve işçinin sosyal güvenlik hakkı daha geniş koruma-güvence altına alınmak istenmiştir. Aksi halde 4857 veya 5510 sayılı Kanun'dan kaynaklanan yükümlülüklerinden kaçmak isteyen işverenlerin işin bölüm veya eklentilerini muvazaalı bir biçimde başka kişilere vermek suretiyle yükümlülüklerinden kaçması mümkün olurdu. Asıl işveren ile alt işverenin birlikte sorumluluğu "müteselsil sorumluluktur". Asıl işveren, doğrudan bir hizmet sözleşmesi bulunmamakla birlikte İş Kanunu'nun 2 nci maddesinin 6 ncı fıkrası gereğince alt işverenin işçilerinin iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle uğrayacakları maddi ve manevi zarardan alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur. Bu nedenle meslek hastalığına veya iş kazasına uğrayan alt işverenin işçisi veya ölümü halinde mirasçıları tazminat davasını müteselsil sorumlu olan asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte açabilecekleri gibi yalnızca asıl işverene veya alt işverene karşı da açabilirler. Alt işverenden söz edebilmek ve asıl işvereni, aracının borçlarından sorumlu tutabilmek için bir takım zorunlu unsurlar bulunmaktadır. a) İşyerinde işçi çalıştıran bir asıl işveren bulunmalıdır. Sigortalı çalıştırmayan “işveren” sıfatını kazanamayacağı için, bu durumdaki kişilerden iş alanlar da aracı sayılmayacak ve anılan madde kapsamında dayanışmalı sorumluluk doğmayacaktır. b) Bir başka işveren, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde iş almalı ve sigortalı çalıştırmalıdır. c) İşverenlik sıfatını, alınan işte ve o iş nedeniyle sigortalı çalıştırılması sonucunda kazanmış olması aranacaktır. Bu kişinin diğer bir takım işyerlerinde çalıştırdığı sigortalılar nedeniyle kazandığı işverenlik sıfatının sonuca etkisi bulunmamaktadır. d) İşverenden alınan iş, işverenin sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir işyeri olarak değerlendirilebilecek nitelikte olmamalıdır, aksi halde iş alan kimse aracı değil, bağımsız işveren niteliğinde bulunacaktır. e) İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, iş anahtar teslimi verildiğinde veya işveren kendi iştigal konusu olmayan bir işi kendisi sigortalı çalıştırmaksızın bölerek ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi (ihale makamı) Yasanın tanımladığı anlamda asıl işveren olmayacağından, bir alt-üst işveren ilişkisi bulunmayacaktır. f) Alt işverenin aldığı iş, işverenin asıl işinin bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi yada yardımcı işler kapsamında bulunmalıdır. Asıl işverenden alınan iş, onun sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa, işi alan kimse alt işveren değil, bağımsız işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici yön; yapılan işin, diğerinin bütünleyici, yardımcı parçası olup olmadığıdır. İş yerindeki üretimle ilgili olmayan ve asıl işin tamamlayıcısı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi halinde, alt işverenden söz etme olanağı kalmayacak, ortada iki bağımsız işveren bulunacaktır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.05.1995 gün ve 1995/9-273-548 sayılı kararı da aynı yöndedir.) Öte yandan, usuli kazanılmış hak davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrarı sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usulü müktesep hak, anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulü kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK). Kazanılmış haklar “Hukuk Devleti” kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasa'nın 2.maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez. Yargıtay İçtihatları ile kabul edilen “usulü kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Örneğin Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Usulü kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. (HGK.'nın 12.07.2006 T., 2006/4-519 E., 2006/527 K., 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Zira usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı) Somut olayda; Mahkemece tüm dosya kapsamından davalının işveren olduğu yönünde değerlendirme yapılarak karar verilmiş ise de verilen karar eksik inceleme ve araştırmaya dayalıdır. Şöyle ki davacının kaza tarihinde kayıtlı işverenin dava dışı ... olduğu , Mahkemece bu yönde herhangi bir tespit yapılmadığı gibi davalı ile dava dışı ... arasındaki hukuki ilişkinin niteliğine yönelik de değerlendirme yapılmadığı bu hali ile de işverenlik sıfatı yönünde yeterli inceleme ve değerlendirme yapılmaksızın hüküm tesis ettiği görülmekle verilen hüküm hatalı olmuştur. Ayrıca davacı vekilince kaldırma ilamı öncesi verilen İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik maddi tazminat alacağı yönünden istinaf isteminin bulunmadığı hatta maddi tazminat istemi yönünden istinaf cevap dilekçesinde kararın onanmasını talep ettiği görülmekle kaldırma ilamı sonrası bilinen dönemin ileriye çekilmesi ve kaldırma öncesi hükme esas alınan hesap raporunda PMF tablosunun kullanılmasının aksine TRH- 2010 tablosunun kullanılması suretiyle zararın daha fazla hesaplandığı 05.03.2023 tarihli hesap raporuna itibarla hüküm tesisi de davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hakkın ihlali niteliğinde olup bu husus da hatalı olmuştur. O halde Mahkemece yapılacak iş; taraflardan sorulmak suretiyle kazalı işvereni dava dışı ... ile davalı ... Seramik şirketi arasında imzalanmış olup da dava konusu kazaya ilişkin işi kapsayan sözleşme örneğinin dosya kapsamına alınması, var ise Kurumdan sorularak rücu dosyası örneğinin getirtilmesinden sonra davalılar arasındaki hukuki ilişkinin niteliği, bir başka ifade ile asıl işveren-alt işveren ilişkisinin var olup olmadığı ile 3.kişi sıfatıyla davalının sorumluluğunun bulunup bulunmadığının yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde usulünce incelenip değerlendirilmesi ile Kurum denetmen raporu , rücu ve ceza dosyasında aldırılan kusura ilişkin bilirkişi raporları da dikkate alınarak çelişkileri giderecek ve yukarıdaki hususları gözetecek şekilde İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği ile iş kazasının vuku bulduğu iş kolunda uzman bilirkişilerden kusur oran ve aidiyeti konusunda oluşa uygun kusur raporu almak, kusur oran ve aidiyetinin tereddüte yer bırakmayacak şekilde kesin olarak tespit edilmesinden sonra yeniden hesap raporunun alınmasının gerekmesi halinde davacı tarafça itiraza uğramayan 30.04.2019 tarihli hesap raporundaki verilerin aynen korunması suretiyle belirlenen kusur oranlarını uygulamak ve usuli kazanılmış hakları gözetecek şekilde oluşacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. SUCCESS ADALET_SUCCESS İşlem başarıyla gerçekleştirildi! İşlem başarıyla gerçekleştirildi! 05cf4c8d2c4a715e 3c2d1110bb92e4de